Noel baba ve DEDE Korkut

Bu makalemde  iki adamın hayatını  aktaracağım.

Noel babanın gerçek adı piskopz nikoladır  Nikola’dır.Demrede doğmuştur.Roma zamanında hristiyan olduğu için tutuklanmış.Sonra bırakılmıştır . Peki  bu adamın tonton çoçuklara yardım eden dede ünü nerde doğmuştur. Bu şöyle anlatılır’Patara’da(Demrede) önceleri çok zengin olan bir şahıs fakirleşmiş ve kızlarının çeyizini yapamayacak duruma gelmiştir. Çaresizlikten kızlarını satmayı bile düşündüğü bir anda, Nicholaos durumu görerek onlara yardım etmeye karar verir. Kendini belli

etmemek ve aynı zamanda gururlarını kırmamak için kızların evine gece gider. Onlar uykuda iken büyük kızın açık olan penceresinden çeyizine yetecek olan bir kese altını içeri atar. Sabah parayı bulan büyük kız çok sevinir ve kötü durumdan kurtulur.

Daha sonra ortanca ve küçük kızın çeyiz paralarını da karşılamak isteyen Nicholaos, pencereleri kapalı olduğu için bacadan atar. İşte Noel Baba’nın

yılbaşında hediye bırakma öyküsü böylece doğar. İkonalarda ve resimlerde de Nicholaos’ın üç altın top ile gösterilmesi bu yüzdendir.Hem piskopos Nicola   bir aziz yani hristiyanlıkta evliya gibi bir şeydir. peki Dede korkut kimdir? Dede korkut ise  bir halk ozanıdır.Oğuznamede  295 yıl yaşandığı söylenir.GENE Oğuznamede  hz.Muhammed’e elçi olarak geldiği söylenir. Sir derya nehrinin  aral gölüne döküldüğü yerde doğduğu Ürgeç dede diye   oğlu olduğu söylenir.Dede Korkut anladığımız kadarıyla Hakanların danışmanıdır.570-632 yıllarında yaşadığı rivayet edilir. Şimdi mukayese edebiliriz.Noel  baba bir  hristiyan  aziz dir. Dede Korkut ise bir danışman bir evliyadır. Bu makaleyi yazmamın sebebi Noel babanın  hristiyanlar için kutsi olduğu belirtmek içindir.Dede Korkutun ise bilinip hatırlanmasıdır.

TİMUR’UN 12 DÜSTURU

  1. Allahın dinini yaydım. Her zaman her yerde  islamı tuttum.
  2. Etrafımındaki adamları 12 ye ayırdım. Fethettim yerlerin idaresi konusunda onlara danıştım.
  3. Düşman ordularını mağlup ve eyaletleri fethetmekte alimlerle istişare ihtiyat uyanıklık ve faaliyet bana çok yardım etti. Devlet idaresinde  tahamül insaniyet ve sabırla hareket ettim.
  4. Kurallara ve kanunlara uymak benim iktidarımı o kadar sağlamlaştırdi ki  vezirler emirler askerler ve halk  üst sınıfa geçmek için can atar değildi.
  5. Subay ve asklerlerimi gayretlendirmek için  onlara altın ve kıymetli şeyler dağıtmaktan çekinmedim. Onları kendi soframa oturttum . Onlarda benim için can verdiler.
  6. Adalet ve tarafsızlık ile yüce ALLAH(C.C)kullarının iyiliklerini isteyen bir kişi oldum. Suçsuzlara olduğu kadar kabahatlilere de iyi davrandım. Mazlumu zalimin elindenn kurtardım.
  7. Seyittlere ilim adamlarına fakihlere düşünürlere ve tarihçiler farklı muamelede bulundum.
  8. Her teşebüsümü sonuçlandırmakta  sabırlıydım. Bir fikri bir kere kabul etimmi bütün zihnim ona yönelirdi.
  9. Halkımı halini iyi anlardım. Büyüklere kardeşim küçükler çoçuğum gibi davrandım.
  10. Bir kabile veya bir Arap ve İran göçebesi benim nüfusm altına girrmek isteyince  şerefle kabul ettim. İyililerine iyilikle ve kötülerine ise fenalık ettim.
  11. Oğul torun dost mütefik benimle bağlılığı olan herkes kazandı. Benim şanve şöhret olmam  onları unuturmadı.
  12. Gerek leh veya aleyhte hareket etsin. Her zaman askerlere  hürmet ettim. Ebedi saadeti çabucak geçen  adamlara şükretmek borçtur.

İşte bunlar Timurun 12  kanunudur.

NOT : Kanunların bazıları çok uzun olduğu için tamamını yazmadım.

Yahya Kemal’in Ziya Gökalp’a Verdiği Sert Cevap

Yahya Kemal Beyatlı son dönem yakın tarihimiz açısından oldukça önemli simalardan bir tanesidir. O, daha çok şiirleri ve şiire olan bağlılığı ile tanınır. Nitekim onun en yakın dostları kendisinin vefatından sonra kaleme aldıkları hatıralarda bu meseleye çok kez temas etmişlerdir.

Fakat şiire olan yakınlığının yanında onun tarihe olan merakı daha çok ikinci planda kalmıştır. Yine onun yakın dostları, Yahya Kemal’in şahsi kütüphanesinde, sadece İstanbul’un fethiyle alâkalı olmak üzere ve yalnızca Fransızca yazılmış onlarca kitaptan bahsederler.  Bununla beraber şairin, siyasî anlamda da ön planda olması, aynı zamanda Beyatlı’nın son dönem mühim portreleriyle olan samimi dostluğuna tekaddüm eder. Bunlardan bir tanesi de İttihad ve Terakki’nin “fikir babası” olarak kabul gören  Ziya Gökalp’tır…

Sadece Yahya Kemal hakkında hatıralar, monografiler yazılmamıştır. Bizzat Yahya Kemal de yaşadıklarını kimi zaman kaleme almıştır. Bunlardan bir tanesi de, günün birinde Ziya Gökalp ile yaşadığı, biraz gergin ve biraz da derin mânâlar içeren bir bir sükûnet ile sona eren diyaloğudur.

Yer, “Yat Kulüb”dür ve sohbet oranın oyun salonu olan “Lobi Evi”nde devam etmektedir. Beyatlı, Gökalp ve Cafer Bey beraberdirler. Bir ara sofranın verdiği heyecandan olsa gerek, Ziya Gökalp, Yahya Kemal’e dönerek:

-Mesela sen bu harb uğrunda (I. Dünya Savaşı’nı kastediyor) kendini halk nazarında yıpratır endişesi ile bir yazı yazmaktan korkarsın! der.

Çünkü Ziya Gökalp, muhatabının Enver Paşa hakkında pek de olumlu diyemeyeceğimiz görüşlerini bilmektedir ve böyle bir şeyi söyleme cür’etini kendisinde sonuna kadar bulmaktadır. Devam ederek:

-Korkarsın! Mesela Enver Paşa hakkında bir yazı yazmaktan çekinirsin!

Yahya Kemal, latife sınırını aşan bu sözler karşısında artık dayanamaz ve cevaben şunları söyler:

yahya kemal tarihYahya Kemal

-Ziya Bey! Ya ben korkağım, yahut da siz korkaksınız! Bunu yarın tecrübe edelim.Ben bu akşam odama kapanacağım. Enver hakkında ne düşünüyorsam yazacağım.

Türk milletini Enver Paşa’nın kendi hırsına nasıl feda ettiğini, Alman ittifakına eli kolu bağlı attığını, dövüşmesi katıyyen icab etmeyen cephelerde kırdırdığını, Mısır’ın, Kafkas’ın daha bilmem nerelerin fethi gibi, bugün Türk milletinin asla kudreti ve ihtiyacı olmayan bir macerada tepelediğini, üstelik bizzat kendi, bu cidâlde hiç bir askerî kıymet gösteremediğini, en güzîde ve muvaffak kumandanlarımızın şereflerini ketmettiği (sakladığı) halde akrabasını öne sürdüğünü, bu dakikada vatan vaziyetinin bir facia olduğunu, lâkin bununla kalmayıp bu zât yüzünden devletin batacağını, ben bu akşam yazacağım! Yani Enver hakkında arzu ettiğiniz gibi korkmayarak fikrimi söyleyeceğim! Yazacağım bu makaleyi, yarın sabah size teslim edeceğim!

Siz bu makaleyi “Tanin”de yahut başka bir gazetede neşretmelisiniz. Eğer neşretmezseniz korkaksınız!

ziya gökalp tarihZiya Gökalp

Bu sözlerin de akabinde Yahya Kemal konuşmasını şu şekilde sürdürür: Ziya Bey söylediklerimi derin bir teessürle dinledikten sonra donmuş gibi bana bakıyordu. Aramızda aşılmaz bir uçurum açıldığını, orada üçümüz de hissediyorduk. Cafer Bey kımıldanıp, kalktı, çekildi. İkimize de birden bire ağır bir sükûn çökmüştü. Kadehlerimizden birkaç yudum daha içtik, konuşamıyorduk. Az sonra Ziya Bey titrek bir sesle: “Vakit geç, artık gidelim” dedi. Kalktık, dalgın dalgın bahçe kapısına kadar gittik. Ayrılmamız dakikası gelmişti. Ziya Bey buna nasıl bir şekil vereceğini düşünür gibi müteredditti (tereddütteydi). Kapı önünde acı bir gülümseme ile elimi sıktı:

-“Bu akşam rahat edelim; yarın ben inmeyeceğim, sizi ararım… Biraz gezmeye çıkarız!” dedi.

Bibliyografya:
Yahya Kemal, Siyasî ve Edebî Portreler

Devamı için tıklayın:

BİR ÖYKÜ

Bu öykü çok manidar güzel bir öykü: kuyucu murad paşa (celali kasabı ) celaliler ile çarpışırkırken  sipahi atı terkisinde bir sabi çoçuk görür.Paşa ona sorar :

-Sen ne yerdensin  celali arasına  nasıl düştün ?

-Falan yerdenim  aç kaldık babam beni aldı bunlara(celalilere)katıldık boğazımızın tokluğuna çalıştık .

-Baban ne iş yapar

-Çalgıcıydı şeştar  çalardı.

Paslı demir gipi merhametsiz  amansız vezir acı acı güldü.

-“Demek baban saz çalar celalileri aşka getirdi ha.” dedi ve celladlara işaret verdi.Yirmiden fazla  celladın hiç biri çoçuğu katledmedi. biz çoçuk başı kesmeyiz dediler.Paşa sonra yeniçerilere emretti. Yeniçerilerde geri çekilip biz cellad değiliz kaldı ki bu çoçuğun başınıcelladlar bile vurmadılar dedi.Paşa kendi içoğlanlarına emretti.Onlarda geri çekildiler.İhtiyar yerinden kalkıp sırtından postunu çıkarttı.Oğlanı yakasına yapışıp bir kuyunun başına getirdi. Koskaca elleri ile çoçuğu kuyuya attı .Sonra şu sözü söledi: “Karayazıcı (eşkiya) Deli Hasan(eşkiya) Kalenderoğlu(eşkiya)  ve binlerce şaki anasını karnında AT ÜSTÜNDE ELİ MIZRAKLI DOĞMADI HEP BÖLE SABİ İDİLER SONRA BÜYÜDÜLER ALEMİ FESAD ATEŞİNE VERDİLER.

KAYNAK

DAĞ PADİŞAHLARI SF.40

SONUÇ ŞU KİMSE EŞKİYA VE ŞEREFSİZ DOĞMAZ AMA  EĞİTİLMEZSE ÖYLE OLUR!!!!!!!