CEM SULTAN HAYATI

cem sultan
Avrupalıların "Zizim" dediği Cem Sultan

Cem Sultan 1459 yılında Edirne sarayında doğdu. Babası Fatih Sultan Mehmet annesi Çiçek Hatun’dur. İlk terbiyesini saraya hocalarından aldı. Beş yaşına gelince, bir hocaya verilerek Kastamonu sancakbeyliğine gönderildi. Eğitim ve öğrenimine burada da devam etti. Fatih Sultan Mehmet, büyük oğlu Mustafa’nın vefatı üzerine (1474) Cem’i Karaman eyaletine gönderdi. 1481’de Mısır Seferine çıktığı tahmin edilen Fatih Sultan Mehmet Gebze’de hastalanarak vefat edince, babasının yerine tahta çıkan İkinci Bayezid’e kardeşi Cem Sultan muhalefet etti. Cem, Bayezid’in aksine, babasının padişahlığı zamanında doğduğunu, bu yüzden Uzun Hasan Seferi sırasında babasına vekâlet ettiğini belirterek, asıl kendisinin tahta geçmesi icap ettiğini iddia ediyordu. Bu sebeple harekete geçen Cem Sultan, bir ara Bursa’ya hâkim olduysa da, Gedik Ahmet Paşanın Sultan İkinci Bayezid’le birleşmesi üzerine Konya’ya çekilmek zorunda kaldı. Daha sonra Kahire’ye giden Cem Sultan burada Sultan Kayıtbay tarafından merasimle karşılandı. Cem, 20 Aralık 1481’de hac farizasını yerine getirmek üzere Mekke’ye gidip, 12 Mart 1482’de Kahire’ye geri döndü. Bu arada eski Karaman beyi olan Kasım Bey, Cem’i tahrik ederek Karaman beyliğini yeniden kurma düşüncesindeydi. Aynı zamanda Ankara sancakbeyini de yanına çekmeyi başarmıştı. Bu durum üzerine bir defa daha şansını denemeye karar veren Cem Sultan’ın, Konya ile Ankara’ya karşı bizzat

topkapidaki-elbisesi
Topkapı Sarayında Muhafaza Edilen Cem Sultana Ait Elbise

giriştiği taarruz başarısızlıkla neticelendi. Bunun üzerine önce Akşehir’e sonra da Kasım Bey ile birlikte Taşeli’ne çekilmek zorunda kaldı. Konya Ereğlisi’ne gelen Sultan İkinci Bayezid’le yeniden müzakerelere girişti. Ancak bu müzakereler de diğerleri gibi neticesiz kaldı. Çünkü onun Kudüs’te oturmasını teklif eden Sultan İkinci Bayezid’e karşılık Cem Sultan, Osmanlı topraklarında hâkim olacağı bir bölgenin kendisine tahsis edilmesi hususunda ısrar ediyordu. Bunun üzerine kardeşi ile uğraşan Sultan İkinci Bayezid’in kendisine bazı tavizlerde bulunacağını Ümit eden Kasım Beyin teşviki ile Cem Sultan, nihayet Rodos şövalyelerine müracaat etmeye karar verdi. 29 Temmuz 1482 günü, Rodos limanında karaya ayakbastı. Talihsiz şehzade için, 12 yıl 7 ay sürecek ve sonu ölümle noktalanacak olan acı gurbet hayatı başlamış oluyordu.

Rodos şövalyelerinin başı Pierre d’Aubusson daha önce imzaladığı bir senetle Cem Sultan’a istediği zaman Rodos’tan ayrılabilme hakkını tanımıştı. Ancak bu sözünü çabuk unuttu. Şehzadeyi elde tutmakla Sultan Bayezid Hana istedikleri yolda anlaşma yapmaya ve adalarını Osmanlıların fethinden kurtarmaya, aynı zamanda para koparmaya muvaffak olabileceğini umuyordu. Ancak Cem Sultan’ın Türk topraklarına yakın olan bu adada bırakılması tehlikeli olacaktı. Böylece Cem Sultan, maiyetiyle birlikte bir müddet Nis’de, bir müddet de Şambri ve Puy kalelerinde ikamet etti. Öte yandan d’Aubusson ile Sultan İkinci Bayezid arasında bir antlaşma imzalandı.7 Aralık 1482 tarihli bu antlaşmaya göre Cem Sultan’ın bakım masrafı olarak, Rodos’a her yıl 45000 duka altını ödeyecektir.

Şövalyeler 6,5 yıl ellerinde tutmaya muvaffak oldukları Cem Sultan’dan azami derecede istifadeye bakıyorlardı. Bu arada Avrupa’da Cem Sultan’ı elde edebilmek için yoğun siyasi faaliyetler vardı. Fransa, Macaristan, Venedik ve hatta Memlûk Sultanlığı bu gaye ile şövalyelere cazip tekliflerde bulunuyorlardı. Nihayet Cem Sultan’ın Alman İmparatorluğunun eline düşmesi ihtimalinin belirmesi üzerine endişeye düşen Fransa, onun Papa’nın himayesine verilmesini kabul etti. Bu faaliyetlerden şüphelenen Cem Sultan, Bayezid’e gönderdiği bir mektupta kendisini küffar elinde bırakmamasını istedi. Nihayet Toulan’dan yola çıkan Cem Sultan ve maiyeti, Mart 1489’da Roma’ya vardı. Burada büyük bir törenle karşılanarak Vatikan Sarayına yerleştirildi. Papa 8. İnnocent (Innocentius), 14 Mart’ta merasim elbiselerini giymiş bir vaziyette Vatikan Sarayı’nın kabul salonunda Cem Sultanı karşıladı. merasimde Roma’daki elçilerle Roma’nın kardinalleri de hazır bulundular. Daha önce protokol görevlileri, imparatorların bile papanın ayaklarını öptüklerini, kendisininse biraz olsun eğilmesini istediler. Düşman elinde esir olmasına rağmen asalet ve vakarından asla taviz vermeyen Cem Sultan;

“Dediğiniz kimseler, Papa’dan mağfiret umdukları için ayaklarını öperlermiş. Halbuki ben, mağfireti yalnız Allah’ımdan bekler ve umarım. Bu hususta papaya hiç bir ihtiyacım yoktur. Ölüme razı olurum; ama dinime ihanet etmem ve dinime zarar verecek hiç bir harekette bulunmam. Ben, aranıza ahit ile gelmiş yalnız bir kimseyim. Bunca müddettir beni zulüm ile hapsettiniz. Nihayet; “Seni papa çağırıyor!” diyerek buraya getirdiniz. Artık bundan sonrasını nasıl isterseniz öyle yapınız! ” dedi .

Zizim-jem-cem-sultan-rodosta
Rodos Şovalyelerinin Lideri, Büyük Üstad Pierre d'Aubusson Cem Sultan İle Yemekte

Teşrifat memurunun bütün ısrarlarına rağmen kavuğunu çıkarmaya ve diz üstü çökmeye razı olmayarak, doğru Papa’nın yanına gidip ona ve yanındaki kardinallere başıyla selâm verdi. Papa da, onu kucaklayıp öptü. Papa onu sarılarak karşılasa da o Müslümanlığının gereğini yapmıştır. Ne de olsa bir Müslüman Papa’nın önünde diz çökmez, ondan medet ummazdı. Papa ile görüşmelerinde Avrupa’ya ne maksatla geldiğini anlatarak, artık Mısır’a gidip ailesiyle beraber olmaktan başka bir emeli kalmadığını açıklayan Cem Sultan, Papa’nın aracılığını istedi. Ancak Cem Sultan’ın üzüntüsüne iştirak etmiş görünüp onunla birlikte gözyaşı döken Papa, hakikatte onu âlet ederek Osmanlılar üzerine bir Haçlı seferi açmak emelinde olduğundan, Macaristan’a gitmek tavsiyesinde bulundu. Cem Sultan’ın böyle bir hareketin, İslâm âleminde lânetle karşılanacağını belirtmesi üzerine de, Papa Lâtince ağır bir cümle kullandı. ] Papa’nın, Latince anlamadığı zannettiği Cem Sultan’a: “Öyleyse burada it gibi sürün!” demesine karşılık olarak Cem Sultan, Papa’ya şöyle dedi: “Sizin elinize düşen, itten beter olmayacaktır da ya nice olacaktır” diye cevap verdi. Aynı dili bildiği anlaşılan Cem Sultan’ın mukabelesinde papayı mahcup ettiği görüldü. O devirde bir Osmanlı şehzadesinin aldığı eğitimi Papa’nın bile tahmin edememesi elbette ki Osmanlı Devleti’nin ilim ve eğitim olarak ne kadar ilerde olduğunun bariz bir göstergesidir. Papa Innocent, Cem Sultan’ı, Hıristiyan yapabilirse, Haçlı seferinin gerçekleşeceğini ve Osmanlıları Avrupa’dan atmanın mümkün olabileceğini sanıyordu. Bu sebeple bir gün, kendisiyle görüşürken Hıristiyan olmasını resmen teklif etti. Ama yanılmıştı. Cem Sultan, kendisine değil, Osmanlı padişahlığı, hatta bütün dünyanın padişahlığı payesi verilse, dininden dönmeyeceğini sertçe bildirdi. Onlar Osmanlı’ya sığındığında tüm benliğini de teslim edebilirken ama bir şehzadenin dinine zarar gelmemesi için bırakın padişahlığı cihanı verseler elinin tersiyle itmesi onun ne kadar yüksek karakterde olduğunu gösteriyor.

Papa Innocent’in 1492 yılında ölümü üzerine yerine Altıncı Alexandre Burgia seçildi. 1494 yılında İtalya sınırını aşarak Roma’ya giren Fransa Kralı Sekizinci Charles, papa ile anlaşarak Cem Sultan’ı yanına aldı. Cem Sultan 28 Ocak günü Fransız ordusu ile Roma’dan ayrılarak Fransızların Napoli seferine iştirak etti ve birçok kalelerin zaptına şahit oldu. Napoli Krallığının mukavemetinin kırıldığı sıralarda Cem Sultan’da hastalık belirtileri ortaya çıktı. Bir müddet sonra, hastalık daha da ilerleyerek, yüzü ve boynu şişti. Artık ata binecek hâli kalmadığından sedye ile naklediliyordu.

Cem Sultan böyle bir durumda bile daima, “Ya Rabbi! Eğer bu kâfirler beni bahane edip Müslümanlar üzerine yürümeye kalkarlarsa, beni o günlere eriştirme, canımı al!” diye dua ediyordu. Nihayet 25 Şubat 1495 Çarşamba sabahı, şehâdet getirerek ruhunu teslim etti. Cem Sultan o sırada 35 yaşındaydı.

Cem Sultan’ın hastalık veya zehirlenme neticesinde öldüğüne dair muhtelif rivayetler vardır. Osmanlı müellifleri genellikle papa tarafından gönderilen bir berberin zehirli ustura ile Cem Sultan’ı tıraş ettiğini ve ölümüne sebep olduğunu bildirmektedir. Papa’nın tüm Hıristiyanlığın hem dini hem siyasi lider olma arzusu ellerinde Osmanlı’ya karşı tek koz olan Cem Sultan’ın da ellerinden kayıp gitmesine neden olmuştu.

Haberin İstanbul’a ulaşmasından sonra, Sultan Bâyezid’in emriyle dükkânlar, çarşılar kapatıldı, fakirlere para dağıtıldı. Ülkedeki bütün camilerde gaip cenaze namazı kılındı. Tabutu ise ancak 1499 yılı Ocak ayında ülkeye getirildi. Bursa’ya götürülerek Fatih Sultan Mehmet’in büyük oğlu Mustafa’nın yanına gömüldü.
Cem Sultan, vefat etmeden önce maiyetindeki beyleri yanına çağırarak bir vasiyetname hazırlatmıştı. Vasiyetname, şöyleydi;

Allah-u Teâlâ’nın emri vaki olduğu zaman, haberi kardeşime bildiresiniz. Ne vech ile olursa olsun, benim tabutumu kâfir memleketlerinde komasın! Ehl-i İslam memleketine çıkarsın ve bütün borçlarımı ödesin. Annemi, kızımı ve diğer yakınlarım ile hizmetimde bulunan adamlarımı himaye eylesin.

Cem Sultan gibi birinin yakınındakileri Hıristiyan ellerde bırakmayacağı aşikardı elbette. Ama yinede oğlunun canını korumak amacıyla gönderememesi de şüphesiz ki büyük bir talihsizliktir. Sultan Bâyezid, kardeşinin bu vasiyetine uyup adamlarının her birine memuriyet vererek gönlünü aldı.Cem’in Rodos’a sığınmış oğlu olan Murat, 1522’de adanın alınmasından sonra oğlu ile birlikte öldürülmüş, iki kızı ve karısı, İstanbul’a götürülmüştür. Cem’in Kahire’de bulunan ve oğlunu kurtarmak için yıllarca çaba gösteren annesi Çiçek Hatun da 1498 yılındaki veba salgını sırasında vefat etmiştir.

Fiziksel Görünümü ve Kişiliği

Cem Sultan
Batılıların, Djem yada Zizim Dedikleri Sultan Cem

Cem Sultan, uzun boylu, mavi gözlü, uzun kirpikli, çoğunlukla sola doğru büktüğü dudakları kalınca, babası gibi doğan burunlu, kulakları ve çenesi küçük, [9] tıknaz, hafif sakallı, vakur ve çevik bir gençti. Ölçülü ve ağır davranışlıydı. Sözünün eri, atılgan bir insandı. Fransa kralı 8. Charles ile görüşmelerinde yanında bulunan Sanuto, Cem Sultan’ın müthiş bir harp adamı olduğunu anlayarak;

Bu Şehzade’nin Osmanlı tahtına geçmeyişi, Hıristiyan âlemi için Tanrı’nın lütfüdür.

Demekten kendini alamamıştır. Cem Sultan’ın kişiliği ve yiğitliğinin bu cümlelerle teveccüh edilmesi kâfi midir bilinmez ama eğer tahta çıkmış olsa ve kardeşi esir olmuş olsaydı, kardeşi gibi yapmayacağı ve tüm Avrupa’yı biran evvel fethetmek için uğraş vereceği en başından bellidir. Onun gibi cesur ve atılgan birinin Avrupa’nın kardeşini bir tehdit olarak kullanması onun Türk-Cihan Hâkimiyeti emellerine engel olamazdı.

CEM SULTAN’IN SOYU

George Alexander Said-Zammit adındaki tarihçi Fatih Sultan Mehmet’in hayatı romanlara ve filmlere konu olan bahtsız şehzadesi Cem Sultan’ın soyundan geldiğini iddia ediyor, iddiasını asırlar öncesinden kalma noter ve arşiv belgeleriyle ispata çalışıyor ve Osmanoğlu ailesinin kendisini tanımasını istiyor. George Alexander Said-Zammit, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultanın yani 13 senelik ızdırap dolu gurbeti romanlara ve filmlere kadar konu olan bahtsız şehzadenin soyundan geldiğini söylüyor. İddiasını doğrulayabilmek için arşivlerde özellikle de 16. yüzyılın noter arşivlerinde o dönemden kalma belgeler arıyor, buldukları arasında bağlantılar kurmaya çalışıyor ve sonra bütün bu çalışmalarını kitap haline getirip kendisinin ve ailesinin Cem Sultanın soyundan geldiğini ve 17. göbekten torunu olduğunu ispata uğraşıyor. Cem’in üç oğluyla iki kızı vardı. Oğullarından Şehzade Abdullah ve kızlarından Ayşe Sultan, küçük yaşta öldüler. Büyük oğlu Oğuz Han babası sürgündeyken İstanbul’daydı ve 1483 Şubat’ında daha dokuz yaşındayken nizam-ı âlem için’, yani devletin başına bir iş açmaması maksadıyla amcası Bâyezid tarafından boğduruldu. Mısır’da yaşayan kızı Gevher Melike ise 1505’te İstanbul’da öldü.

Cemin hayatta tek bir oğlu kalmıştı: Şehzade Murat babasının sürgünü sırasında Rodos’a gidip yerleşti ve Maria Concetta Doria adında bir İtalyan kadınla evlendi. Daha sonra çok garip bir iş etti, Müslümanlığı bırakıp Hristiyan oldu, vaftiz edildi, ‘‘Pierre’’ adını aldı ve Papa 6. Alexander tarafından ‘‘Prens’yapıldı. Dininden ve adından vazgeçmesi Avrupa’yı çok memnun etmiş olacak ki, Napoli Kralı’ndan bir başka asalet unvanı, Roma Senatosu’ndan da ‘vatandaşlık’’ aldı. Rodos’ta çoluk-çocuğa karıştı ve Kanuni Süleyman’ın adayı fethetmesine kadar burada ‘‘Prens’’ olarak yaşadı. Ama Rodos’un 1522 kışında Türklerin eline geçmesinden hemen sonra, 27 Aralık günü boğduruldu. İdamında 48 yaşındaydı.

İşte, Türk ve Vatikan tarihleri buraya kadar hep aynı bilgileri veriyorlar ama aralarında bundan sonra önemli bir ihtilaf çıkıyor: Türk tarihleri Cem Sultan’ın oğlu Murat’ın ‘Cem’’ adındaki çocuğuyla beraber idam edildiğini yazarken Malta, Rodos ve Vatikan arşivleri küçük Cemin öldürülmediğini, Nicola ismini aldığını, Malta’ya yerleştiğini ve 1536’daki ölümüne kadar burada yaşadığını söylüyorlar.

George Said-Zammit, ailesinin işte bu Prens Pierrein ve oğlu Nicolanın soyundan geldiğini, Cem’in çocuklarının aile ismi olarak ‘‘Saytus’’u seçtiklerini, ‘Saytus’’un zamanla ‘‘Sait’’, ‘‘Sayd’’ ve nihayet ‘‘Said’’ olduğunu anlatıyor. İşin çok daha ilginç olan tarafı ise şu: Malta arşivlerinde Cem Sultan’ın oralarda ‘‘Nicola Saytus’’ diye bilinen torunu küçük Cem’le ilgili belgeler bulunuyor ve bu belgelerden Nicola Saytusun 1530’larda hayatta olduğu anlaşılıyor.

Hanedanın cevabı:” Siz Osmanlı değil, Papalık prensisiniz.”

Cem Sultan’ın soyundan geldiğini söyleyen George Said-Zammit, bundan iki ay önce Osmanoğlu ailesinin yani Osmanlı Hanedanı’nın New York’ta yaşayan reisi Şehzade Osman Ertuğrul Efendi’ye bir mektup yazdı ve aile tarafından ‘‘tanınma’’ istedi. Said-Zammit, mektubuna arşivlerden topladığı Cem Sultan’ın nesliyle ilgili belgeleri de iláve etmişti.

Hanedan reisi Osman Ertuğrul Efendi, Said-Zammit’in mektubuna şık bir cevap verdi. İddianın doğru olabileceğini ancak tarihçilerin yapacağı geniş bir araştırmaya ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Said-Zammit ailesinin Osmanoğlu ailesi tarafından ‘‘tanınması’’ konusunda ise titiz davrandı ve ‘‘Sizi bir ‘Osmanlı Şehzadesi’ olarak kabul edemem. Zira, büyük dedeleriniz Papa Altıncı Alexander’in verdiği ‘Prens’ unvanını kabul ettiklerine ve bu unvanı birkaç nesil boyunca kullandıklarına göre artık ‘Osmanlı’ değil, ‘Papalık Prensi’ sayılırsınız’’ dedi.
Cem Sultan’ın soyu devam edebilir ama Osmanlı sülalesinden birilerinin Hıristiyanlığı kabul edip benliğini yitirmesi kabul edilemez. Bundan dolayı hanedanın cevabını bende destekliyorum. Cem Sultan’ı Hıristiyan yapmak için Papa’nın o kadar çabası olmuş, yine de Cem Sultan Müslümanlıktan vazgeçmemişken torunun Hıristiyan olması ve soyunu öyle devam ettirmesi atalarına layık bir evlat olmadığını göstermesi büyük bir talihsizliktir hatta Cem Sultan’ın esir olmasından bile daha vahim bir olaydır.

Cem Sultan’dan birkaç güzel beyit :

I. Beyit

Şîrin tudagun “Çeşme-i Hayvân” olacakdur
Rengin, yanağun gün gibi tâbân olacakdur

Anlamı: (Ey sevgilim,) senin o şirin dudağın, beni ölümsüzlüğe ulaştırıp, yanaklarının rengi, (tıpkı) gün gibi ışıl ışıl parlayacaktır.

II. Beyit

İd ayı mıdur yoksa kemân mı kaşun iy dost;
Her neyse, gönüli onlara kurbân olacakdur

Anlamı: Ey dost, kaş(lar)ın bir bayram ayında görülen o hilal mi yoksa yay mıdır? Her neyse (ikisinden hangisi olursa olsun), onlar, benim gönlüm, onlara (o kaşlara, kaşların o duruşuna) fedâ olacaktır.

Yayınlayan

kaiser

5 Aralık 1987 yılında Kayseri'nin İncesu ilçesinin Kızılören kasabasında doğdu. İlköğretim ve liseyi Adana'da okudu. YÜksek öğrenimini Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği'de tamamladı. Şu anda atama bekleyen binlerce öğretmen adayından birisi.

“CEM SULTAN HAYATI” için 7 yorum

  1. bende kayseriliyim saygıdeğer hocam anlattıklarınız öbür sitelerden farklı olarak olayları daha ayrıntılı ve daha doğru bilgiler içereriyor.Çok faydalandım teşekkür ederim…Bu konuda aklımdaki soru işaretlerinin çoğunu çözdü…Tekrardan saygılar ve teşekkürlerimi sunuyorum hocam…

  2. Tarihe merakli biri olarak cok ilgimi ceken konular sevkle okuyorum ve anlatimlar cok guzel.Bu siteye enegi gecen herhese sonsuz tesekkurler, ellerinize gönüllerinize saglik.
    Saygilar

  3. Keşke 2.Beyazıd yerine tahta Cem sultan geçseymiş.Adımızı bütün dünyaya duyururduk ne güzel bide zengin bir ülke olurduk xd !!

  4. Cem Sultan ve Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Mustafa , Osmanlı İmparatorluğunun tahta geçemeyen talihsizliklerimizdir.
    Gerçi Cem Sultan tahta geçse Kanuni geçemeyeceğinden Mustafa Sultan da olamayacaktı
    Kimi tercih ederdiniz? Cem Sultan mı? Kanuni mi merak ediyorum.
    Bence uzak ara Cem Sultan olmalıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir