Büyük İskender Hakkındaki Söylenceler

Büyük İskender , gerçektende ismi gibi büyüktü. Yanlızca 33 yaşında ölmesine rağmen tarihe adını yazdırmayı başarabilmiştir. Zaten kendisinin istediği de buydu; unutulmamak.

Yaşadığı dönemde bir tanrı olarak kabul edilmiş ve Mısırlılar onu Firavun ilan etmiştir. Her ne kadar kendisi de inanmasa da bazıları onun Zeus‘un oğlu olduğunu söylemiştir. Bir çok halk onu kendilerinden saymıştır. Dünyayı fethetmek için yola çıkan ve bu dediğini kısmen gerçekleştirmiş olan  İskender hakkında bir çok söylence bulunmaktadır.

İranlılar İskender’i bir masal kralı ve bir İranlı yapmışlardır. Onların söylencelerina göre İskender babası olan Philip’in soyundan değil Akhaimenid hanedanından Kyros‘un (Kyros ilk Pers kralıdır) soyundan geliyordu. Öykünün gelişimine göre, İskender Karanlıklar Ülkesi‘ne girerek ve Fagfur ya da Çin İmparatoru ile savaşarak mucizelerini tamamlamak içinilerlemesine devam etmiştir. İskendername ya da Farsça İskender’in Öyküsü zamanla Firdevsi‘nin Şahname‘sinde de yerini alacaktı. Bir halk destanında halkına ışığı getirmek için bütün canavarları yenen ve bütün tehlikeleri aşan bir kahraman olarak varlığını sürdürüyordu. İskendername günümüzde İranlı çocuklarla yaşlıların gözde kitaplarından biri olmuştur.

İskender garip bir biçimde, belki de İran çeşitlemesi aracılığı ile, İsrail‘in eski geleneklerine sızmıştır. Burada, İskender’e “Benim çobanım ol” diyen İsrail’in tanrısı Yahova’nın hizmetlerinde olduğuna inanılmaktadır. Böylece İskender Hz. Davud‘un soyuna bağlı bir mesih-kral olarak ortaya çıkmıltır.

-Araba kabileleri imgelemlerinde ona hemen bir yer ayırarak İskender zülkarneyn, İki Boynuzlu İskender (Musa gibi) olarak korumuşlardır.

-Kızıl Deniz’in kıyısında yaşayan Etopyalılar İskender’i Hrstiyan bir aziz yapmışlardır. Bu söylencede İskender bir sefere çıkıyor ve insanları mucizevi bir şekilde iyileştirerek yoluna devam ediyordu.

-Zamanla evrensel bir gelenek haline gelen mucize öykülerden Ermeniler ve Suriyeliler de bir arça aldılar. Hatta incelikli Bizanslılar bile İskender’i Çin’e giden İpek Yolu‘nu açan kahraman kral olarak benimsediler.

Orta Çağ Avrupa’sının imgelemi İskender’i dünya zenginliklerini bir tarafa iten bir romans şovalyesine dönüştürmüştü.

Tarihteki en büyük komutanlardan biri olan  Büyük İskender, bir çok halk tarafından kendilerinden biri olarak görülmüş ve onların tarihlerinde müthiş bir kurtarıcı , kahraman olarak , bazılarında ise korkunç bir canavar olarak yerini almıştır.

İskender Düşman Kalesinde Tek Başına…

Tarihte bir çok efsane vardır. Bunlardan Cengiz Han, Timur ve daha sayabiliriz. Fakat bunların içinde en cesuru Büyük İskender‘di. Bütün savaşlarda ordunun en önde gideni oydu. Hatta öyleki bazı savaşların sonucunu onun korkusuz bir şekilde düşman saflarına saldırması belirlemiştir.

Yine İskender inanılmaz derece de cesurca, ordunun en önünde düşman hatlarına saldırıyordu. Makedon ordusu  Hindistan seferinin dönüşünde karşılarına çıkan yerli halkların direnişlerini bastırıyordu. Fakat Malli(Mahlova ya da Aratta) olarak adlandırılan bölgeye geldiklerinde inanılmaz bir direniş ile karşılaştılar. Bu, savaş yorgunu Makedonların morallerini kötü yönde etkiliyordu. Bu direnişi bir an önce bastırmak isteyen Makedonlar Mallileri köyden çıkararak, çölde avlamaya ve hızla öldürmeye başladılar. Günlükler ilk kez duvarlar arasında yaşayan bütün insanların katledildiğinden söz ediyordu. 

büyük iskenderArkasında örgütlü bir direniş bırakmama isteği, artık İskender’in bir takıntısı haline gelmişti. Saldırılarda devamlı olarak komutayı kendisi ele alıyordu. Yanında üç asker olduğu halde, planlarında gecikmeye yol açan kaleye merdiven kullanarak sura tırmanıyordu İskender. Çok sayıda askerin çullanması sonucu merdiven kırıldığında İskender ve diğer üç asker surların üstündeydi ve etraftaki kulelerden ateş altına alınmıştı.

Oklara açık hedef olmak istemeyen İskender surlardan içeri atlayınca diğer üç askerde onu izlediler. Saldırı karşısında sırtlarını duvara verip kendilerine siper oluşturmuşlardı. Kısa süre içinde askerlerden biri öldü ve İskender de akciğerine giren bir okla ağır bir yara almıştı(daha önceki savaşlarda da İskender bir çok defa yaralanmıştır ). Makedon ordusu içeri girinceye kadar diğer iki asker kalkanlarıyla İskender’i korumuşlardı.

Çok ağır yaralanan İskender hakkında öldüğü yönünde söylenti dolaşmaya başlamıştı. Orduya büyük bir hüzün çökmüştü. Ayrıca hiç bilmedikleri bir coğrafyadaydılar ve burdan İskender olmadan çıkamayacaklarını düşündüklerinde büyük bir korkuya kapılmışlardı. İskender’in yaşadığını söyleyen mektup geldiğinde bunun doğruluğundan kuşkulandılar. Çünkü bu mektubu generallerden birinin yazmış olabileceğini düşündüler.

İskender askerlerinin bir isyana kalkışabileciğini düşündüğünden kalacağı çadırın bir gemiye kurulmasını emretti. Böylece nehrin her iki yanındaki askerler onu görecekti ve onun ölmediğini anlayacaklardı.

İskender’in Generalini Öldürüşü

Büyük İskenderİskender bazen hiç umulmadık şekilde sinir nöbetine tutuluyordu. Böyle anlarda ne yapacağı önceden kestirilemiyordu. Yine böyle bir anında kendi generallerinden olan Kara Klitos’u (Granikos çayında yapılan savaşta İskender’in hayatını kurtarmıştı. Aynı zamanda babası Philip’in de generaliydi.)  öldürecekti.

İskender Zeus’un adında kurban sunulması emrini vermişti. Etrefında bulunan dalkavuklar “Batı kötüdür, doğu iyi” diyen şarkı söylemeye başladılar. İskender Kara Klitos‘u çağırtmıştı. İçkili olan Klitos “İşte İskender geldi İskender!” diye nara attı.

Kara Klitos geldiğinde “Batı kötüdür, doğu iyi” şarkısı tekrar yankılanmaya başladı. Bunun üzerine çok öfkelenen Klitos elindeki kadehi yere çaldı.  “Etraftaki tepelerde ölen insanlar, onlara gülen sizlerden çok daha iyi insanlardı.” diye bağırdı.

-“Kiminle konuştuğuna dikkat et ” diye yanıt verdi birisi.

Kadehini yeniden doldurup içen cüsseli Klitos gözünü İskender’e dikti:

-“Kouşsana, sende mi onlara(İskender’inilk yola çıkarkenki ordusundan bahsediyor) korkak diyorsun?”

-İskender, “Sakin ol!” diye bağıdı.

Klitos “Artık… özgür doğmuş olan bizler aklımızdakini söyleyemiyoruz.  Artık Philip’in oğluyla konuşamıyoruz…”

Etrafındakiler Klitos’u sakinleştirmeye çalıştılar.  “Geri çekilin” diye haykırdı ve kolunu sinirden kaskatı olmuş İskender’e doğru sallayarak, “Bu kol Granikos çayında İskender’i kurtarmaya yetecek kadar güçlüydü. Şimdiyse Klitos onunla konuşamıyor bile… “

alexajnder-“Konuşsana, söyleyeceğin şeyler için cezalandırılmayacaksın” dedi İskender kızgın bir şekilde.

Klitos ağır konuşmalarına devam etti. Bunun üzerine İskender kılıcını almak için sıçrayıp arkasına döndü. Ama kılıç taşıyıcısı dışarı çıkartılmıştı.

Etraftakiler Klitos ordan çıkardılar. Ama hepsi de İskender’in haykırışını duydular: “Klitos!”

Bunu duyan dev arkadaş çadırın kapısındaki perdeyi çekti ve “İşte, Klitos burda, İskender” dedi.

Muhafızın birinden kaptığı mızrağı sıçrayarak Klitos’a fırlattı İskender.

İskender arkadaşanın yanına gelip mızrağı çıkarmaya çalıştı. Subaylar kralın mızrakla kendini vurabileceğini düşündükleri için hemen mızrağı elinden aldılar. 

İskender bu olay üzerine günlerce yemek yemedi ve bundan dolayı uzun süre ağladı.

Bir Stoacı olan Romalı yazar Arrianus’un kuru satırlarıyla, İskender’in kendine yaptığı işkence biraz olsun anlaşılmaktadır.”Tez canlılığı ya da öfkesi nedeniyle İskender’in büyük hatalar yapmasını garip bulmuyorum. Ogençti ve kaderin itişiyle çok yükseklere çıkmıştı. Kendisine Pers krallarına davranıldığı gibi davranılmasınıı istemesi de garip bir şey değildir.

Etrafına topladığı arkadaşları gibi kralların her zaman arkadaşları olacaktır ve bu arkadaşlar onların üzerinde yanlışlara yönlendirecek etkilerde bulunacaklardır – hem de yaşamsal çıkarlarını düşünmeksizin.

Ama eminim ki eski krallar arasında, yaptığı yanlış işlerden büyük pişmanlık duyan krallardan birisidir. İnsanların çoğu yanlış yaptıklarında  onu sadece eylem olarak savunma hatasını da yapıyorlar. İskender böyle davranmayan tek kişidir.”

Büyük İskender adlı filmdeki bu sahneyi aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. 

 

İskenderiye Feneri

-iskenderiye_feneriFenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede tunçtan yapılmış gizemli ayna duruyordu. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı.

Şimdi mimari bir harikadan söz edeceğiz; İskenderiye Feneri, her fener gibi denizcilerin limana güvenle dönmeleri için yapılmıştı. Çağında dünyanın en uzun yapısı olarak biliniyordu. Ama Fener’in gizemli yönü olan ünlü “Ayna” bilimcileri daha çok ilgilendirmektedir. Fenerin ışığını yansıtan aynanın 50 kilometre (35 deniz mili) uzaklıktan görüldüğünü kaynaklar yazmaktadır.

Yeri; İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.
Şimdiki İskenderiye kentinin önünde bulunan Pharos Adası (Faros Adası)‘nda. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiş olan far (mesela otomobil farı) kökü bu adanın adıdır.

Tarih; Büyük İskender’in ölümünden sonra kumandanlarından Ptolemy Soter, Mısır’ı bir dönem yönetti ve İskenderiye’nin kuruluşuna tanık oldu. Kentin kıyısını Pharos Adası yani Firavun Adası kapatıyordu. Kıyıda ve liman girişinde su altı çok tehlikeli olduğundan bir fenerin yapılması gerekliydi. . İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fenerin Tasarım ve ilk çalışmalar Ptolemy Soter’e aittir ama fener, oğlu Ptolemy Philadelphus tarafından bitirilmiştir. Euclid’in çağdaşı olan mimar Knidos’lu Sostratus, fenerin ayrıntılı hesaplarını vermektedir. Fener, koruyucu tanrılara, Ptolemy Soter’e ve karısı Berenice’e adanmıştı. Limanın girişini belirtiyordu. İçinde geceleri ateş yakılıyor, gündüzleri ise güneş ışığı bir ayna yardımıyla yansıtılıyordu. Fener, Eski Yunan ve Roma paralarında gösterilmektedir. Araplar Mısır’ı ele geçirince İskenderiye’yi ve iklimini çok beğendiler ve fener yanmaya devam etti. Ama başkent Kahire’ye taşınınca fenerin bakımı ihmal edildi ve kazayla dev ayna kırılınca da bir daha yenisi yapılamadı. MÖ 956’daki depremde fener zarar gördü ama yıkılmadı. Fakat 1303 ve 1223’te Memlük Sultanı Kayıtbay İskenderiye’nin savunulması için bir kale yaptırmaya karar vererek (Kayıtbay Kalesi), yıkık fenerin tüm taşlarının ve mermerlerinin kalenin yapımında kullanılması emrini verdi.

harikaTanımlama; Yok olan altı harikadan en sonuncusu İskenderiye Feneri’dir. Bugün yeri tam olarak bilinmiyor. Strabo’ya ve Romalı tarihçi Küçük Pliny’e göre, kulenin dışı tamamıyla beyaz mermerle kaplıydı. Gizemli aynaların yansıttığı ışığın onlarca kilometre uzaktan görüldüğünü yine bu tarihçiler yazıyor. Bazı efsanelerde aynanın yansıttığı güneş ışınıyla düşman gemilerinin yakıldığı da yazmaktadır. 1166’da Arap gezgini Ebu Haccac el-Endülüsi feneri gezdi ve uzun uzun tanımladı.

 Modern uzmanlar, bu kaynaklardan yola çıkarak, fenerin üç katlı olduğunu söylüyor. En alt kat 55.9 metre yükseklikte ve kare şeklindeydi. Ortası yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi veya şaft vardı. Karenin üstünde 18.30 metre eninde 27.45 metre yüksekliğinde sekizgen bir kule, onun üstünde de 7.30 metre yüksekliğindeki üçüncü kat bulunuyordu. Fenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede gizemli ayna duruyordu ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı. İskenderiye Feneri, sonraki yüzyıllarda yapılan birçok fenere mimari örnek teşkil etmiştir. . Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur. Bulunduğu adanın Pharos sözcüğü, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca’da “Fener” yerine kullanılmaktadır.Fenerin en büyük gizemi olan ayna hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor. Bu kadar büyük bir aynayı kimin, nasıl yapabildiğini ve hangi tekniğin kullanıldığını hala bilmiyoruz.

 www.bilgiportal.com ‘dan alıntıdır.

İskender’in Atının Çalınması

 Büyük İskender ve BukefalosTarihteki en ünlü at Büyük İskender’in atı Bukefalos’tur.

İskender’in meşhur atı Bukefalos Asya da Zadrakarta denilen şehirde hırsızlar tarafından çalınır. Bunun üzerine yerli halk Makedon askerlerinin aceleci bir saldırısına maruz kaldılar. 

İskender eğer siyah at geri verilmezse göçebelerin çadırlarını yakacağı haberini verir. Bunun üzerine Bukefalos’u çalan hırsızlar atı geri getirirler. Böylece yerli halk ile barış tekrar sağlanır. Beklenenin aksine İskender hırsızlara ödül vererek onları gönderir.

 Bukefalos’un ölümü:

Hindistan’da Kral Porus ile yapılan savaşta İskender’in üzerinden hiç inmediği sevgili atı yaralandı ve öldü (M.Ö.326). Atın öldüğü yerde bir mezar yaptırdı ve mezarın etrafına da bir şehir kurdu ve bu şehre atının ismini verdi (bugünkü Bukefaleia (Jhelum) şehri, Pakistan).

Tarihte Petrolün Bilinen İlk İncelemesi

Pers İmparatorluğunu yıkan Büyük İskender fetihlerine devam ediyordu.  Perslerin başkentlerinden olan Ektabana‘ya gelmişti.

Burda İskender’e hiç sönmeyen ateşi tanıttılar. Topraktaki yarıklardan fokurdayarak çıkan koyu renkli sıvı hiç durmaksızın yanan bir havuza dökülüyordu. Kayaların arasındaki çukurlardan alevler parlıyor ve dumanlar çıkıyordu.Neft ile zifte benzemesine karşın Makedonyalı bilim adamları onun yeni bir element olduğunu düşünüyorlardı. Havada yanan bir çubuk tutulduğunda sıvı hemen alev alıyordu.

Sıvı ile gazın bu yanıcı karışımıyla Makedonlar deneyler yaptılar, bu suretle belki de petrolün bilinen ilk incelemesi gerçekleştirildi.

İskender Darius’un Peşinde…

Gaugamela savaşını kazanan İskender daha sonra ilk amacı Darius’u yakalamaktı.

İskender ve ordusu hiç mola vermeden çölün içinde ilerliyorlardı. Gün boyu askerlerin sayısı azalıyordu. Askerler öğle sıcağında sanki robotmuş gibi ilerliyorlardı. Hiç suları kalmamıştı artık. Gözcülerden bazıları küçük bir tulum ya da tolga içinde biriktirdikleri suyu getirmişlerdi. Getirdikleri suyu İskender’e uzattılar.

“Kime getirdiniz bunu?” diye sordu.

“Size.”

Gözleri suya dikili yüzlerce adam toplanmıştı etrafa. Hiç kimse konuşmuyordu. İskender suyu kızgın kuma döktü. “Tek kişinin içmesinin hiçbir yararı olmaz” dedi.

Öğleden sonra yolda kaçakların kaldırdığı toz bulutunu gördüler. Çölde yürüyüş kırk yedi mil sürmüştü. Ama Darius’tan hiçbir işaret yoktu. Göründüğü kadarıyla içinde insan olmayan bir araba bir çift katır tarafından az ilerilerine çekilmişti. Susuz hayvanlar su arıyorlardı ve bir kaynağa doğru gidiyorlardı. Askerler seher vakti bu arabanın içinde kendi subayları tarafından öldürülen Darius’un cesedini buldular. Abartılı jestlerinden biriyle İskender, Büyük Kral(Darius)’un cesedini peleriniyle örttü.

İskender’in suyu yere dökmesi onun askerleriyle adeta bütünleşmiş olduğunun göstergesidir. Şüphesiz İskender askerleri tarafından çok seviliyordu.

Persepolis’in Yakılışı

perseolisPersepolis Pers Kral’ı I.Darius tarafından M.Ö yaklaşık 400 yıllarında kurulmuştur. Persepolis Büyük Kral Darius’un krallığı döneminde yapmış olduğu en görkemli faaliyettir. Persepolis zamanının en mükemmel, en güzel şehriydi. Öyleki o zamanda Yunanlılar böyle bir güzeliği rüyalarında dahi göremezdi diye tasvir edilir.

Persepolis kuruluşundan yaklaşık 1 asır sonra Büyük İskender zamanında yakılmıştır. Genel kabul Persepolisi İskender’in yaktığıdır. Bugünkü İran’da hala bu görüş kabul görmektedir. Otoriteler bunu tekrarlayıp duruyor ve asırlar boyunca ezberletildiği için, Persepolis’i İskender’in yakmış olduğu İskender ile ilgili genel kabul görülen olaylardandır.

Eğer İskender Persepolis saraylarının yakılması emrini verdiyse bunu niçin yapmış olabilirdi? Babil, Susa ve daha sonra Ektabana’da böyle bir şey yapmamıştır.

Yunanlı ve daha sonra da Romalı tarihçilerin bu yangın hakkında değişik bir çok yorumu vardır. Thais (İskender’in subaylarından Ptolemaios’un Atinalı  metresi)’i ön plana çıkaran romantik versiyon, savaş alanlarındaki olaylardan daha çok, insan ruhunun işleyiş mekanizmalarıyla ilgilnen yetenekli yazar Plutarhos tarafından çok iyi sunulmaktadır.

persepolisPersepolis’te bulunan İskender , sevgililerini de getirmelerine izin verdiği içkili bir toplantıda subaylarını ağırladı. Bu kızların en ünlüsü, daha sonra Mısır Kralı olan Ptolemaios’un metresi  Thais’ti.Ziyafet sürerken Thais bir Atinalı olduğu için hoş görülebilecek cüretli bir konuşma yaptı. Pers saraylarında içki içiyor olmasının, Asya’da binbir güçlükle orduyu takip etmesinin bir ödülü olduğunu söyledi. Ancak eline bir meşale alıp, daha önce Atina’yı yakan Kserkses(Eski Pers Kralı)’in içinde oturdukları salonunu yaksaydı çok daha iyi olacaktı. O anda orada bulunan herkes kızın kaprislerini alkışladı. Kral kafasına bir çelenk koyduktan sonra eline bir meşale aldı. Kalabalık İskender’in peşinden dans ederek ve şarkı söyleyerek salonu dolaşmaya ve tavandan sarkan kumaşları tutuşturmaya başladı. Sarayın dışındaki Makedonlar olanları gördüklerinde ellerinde meşalelerle içeri daldılar. Bu yıkımda, krallarının barbarlar arasında kalmak için istekli olmadığını ve eve dönmeye eğilimli olduğunun işaretini gördükleri için büyük bir zevkle onlarda yangını yaktılar.

Bu manzara yüzyıllar boyunca şairlerle oyun yazarlarının ilgisini çekmiştir.

Bu olaya  daha sonraları mantıksal bir açıklma getirmeye çalışan diğer yaklaşımlar, ya yüzyıl önce Yunanistan’ın yıkılmasının öcünü almak istediğini yada Persepolis’i, Asyalıların moralini bozmak veya eski Pers hanedanın uzaklaştırıldığını ve yeni bir kralın egemenliğini tanımaları gerektiğini anlamaları için yaktığı ileri sürülmektedir.

İskender ve Diyojen Arasında Geçen Konuşma

İskender Thebai şehrini yıkıp yeryüzünden sildikten sonra Yunanlıların Asya’ya fetih düzenlemek için oluşturdukları Helen Birliğinin başına geçmek için Korint şehrine gitti.

Babasının ölümünden sonra bu görevi (Helen Birliği’nin liderliği) tekrar alabilmeyi başarmıştır.

İskender'in Diyojenle karşılaşma anıBir gün İskender ve beraberindekiler Korint’teki tiyatronun üstündeki bir tepeye tırmanırlarken, rüzgârın ulaşmadığı bir köşede, bir taşın üzerine oturmuş paçavralar içindeki bir adamın yanından geçmişlerdi.İskender’in yanındakiler bu kişinin yanlızlığı seven Diyojen olduğunu söylediler.Münzevi mizaçlı adama yaklaşan İskender hakkında çok konuşulan filozofa, güneşten yanmış kiniğe dikkatle baktı. Diyojen huzursuzca kımıldadığında, “İstediğin bir şey var mı?” diye sordu.

Diyojen kafasını kaldırarak hiçbir heyecan göstermeden suratına baktı İskender’in. “Evet” dedi, “gölge etme, başka ihsan istemem.

Etrafta bulunanlar gülüşürlerken İskender ağzını açıp tek laf söylemeden yürüdü. Ancak Korint konseyinde Diyojen’in nasıl sadece güneşi görmek istediğini hatırladı.

Gaugamela Savaşı

AlexanderDaha önce yazdığım İskender’in İssos zaferi adlı yazıda İskender’in Persleri nasıl yendiğini anlatmıştım. Bu defa ise İskender’in Perslerle olan ikinci büyük savaşı anlatacağım. Bu savaş Gaugamela savaşıdır ve bu yer bugünkü Kuzey Irak sınırları içindeki Erbil kentindedir.

Perslerin kralı Darius savaştan önce savaş arabalarının rahat hareket edebilmesi için bütün alanı düzleştirmiştir. Ordusunun sayısı hakkında çeşitli rakamlar söylenmekte ama bana en mantıklı 250 bin geldi. Perslerin yaklaşık 250 bin kişilik ordusuna karşılık İskender’in ordusu yaklaşık 45 bin civarındaydı. Fakat buna rağmen saldıran taraf İskender olmuştur.

İlk bakıldığında İskender için birçok dezavantaj vardır. İskender de ütün bunların farkındadır. Fakat İskender savaşın kaderinin Perslerin kralı Darius’un cesaretine bağlı olduğunu bilmektedir. Bundan dolayı taktiklerini Darius üzerine kurmuştur.

Ordusunu diagonal olarak yerleştirir. Bunu gören Darius ordusunu kanatlara doğru göderirken merkezi zayıf bırakmıştır ve bu İskender’in olmasını istediği şeydi. Böylece İskender askerlerine merkeze doğru saldırmalarını emreder. Bunu gören Darius korkuya kapılarak savaştan kaçar.

İssos savaşı

Darius savaştan kaçınca kısa sürede Pers orduları dağıldı.

İskender tarihin kaydettiği en inanılmaz savaşlardan birini kazanmıştır. Bunu başaran İskender’in askeri taktiklerinin yanında çok inanmış olmasıdır. Savaş günü uyandığında savaşı çoktan kazandıklarını askerlerine söylemiştir.

Savaşın taktiksel detayları için videoyu izleyin.