Büyük İskender Hakkındaki Söylenceler

Büyük İskender , gerçektende ismi gibi büyüktü. Yanlızca 33 yaşında ölmesine rağmen tarihe adını yazdırmayı başarabilmiştir. Zaten kendisinin istediği de buydu; unutulmamak.

Yaşadığı dönemde bir tanrı olarak kabul edilmiş ve Mısırlılar onu Firavun ilan etmiştir. Her ne kadar kendisi de inanmasa da bazıları onun Zeus‘un oğlu olduğunu söylemiştir. Bir çok halk onu kendilerinden saymıştır. Dünyayı fethetmek için yola çıkan ve bu dediğini kısmen gerçekleştirmiş olan  İskender hakkında bir çok söylence bulunmaktadır.

İranlılar İskender’i bir masal kralı ve bir İranlı yapmışlardır. Onların söylencelerina göre İskender babası olan Philip’in soyundan değil Akhaimenid hanedanından Kyros‘un (Kyros ilk Pers kralıdır) soyundan geliyordu. Öykünün gelişimine göre, İskender Karanlıklar Ülkesi‘ne girerek ve Fagfur ya da Çin İmparatoru ile savaşarak mucizelerini tamamlamak içinilerlemesine devam etmiştir. İskendername ya da Farsça İskender’in Öyküsü zamanla Firdevsi‘nin Şahname‘sinde de yerini alacaktı. Bir halk destanında halkına ışığı getirmek için bütün canavarları yenen ve bütün tehlikeleri aşan bir kahraman olarak varlığını sürdürüyordu. İskendername günümüzde İranlı çocuklarla yaşlıların gözde kitaplarından biri olmuştur.

İskender garip bir biçimde, belki de İran çeşitlemesi aracılığı ile, İsrail‘in eski geleneklerine sızmıştır. Burada, İskender’e “Benim çobanım ol” diyen İsrail’in tanrısı Yahova’nın hizmetlerinde olduğuna inanılmaktadır. Böylece İskender Hz. Davud‘un soyuna bağlı bir mesih-kral olarak ortaya çıkmıltır.

-Araba kabileleri imgelemlerinde ona hemen bir yer ayırarak İskender zülkarneyn, İki Boynuzlu İskender (Musa gibi) olarak korumuşlardır.

-Kızıl Deniz’in kıyısında yaşayan Etopyalılar İskender’i Hrstiyan bir aziz yapmışlardır. Bu söylencede İskender bir sefere çıkıyor ve insanları mucizevi bir şekilde iyileştirerek yoluna devam ediyordu.

-Zamanla evrensel bir gelenek haline gelen mucize öykülerden Ermeniler ve Suriyeliler de bir arça aldılar. Hatta incelikli Bizanslılar bile İskender’i Çin’e giden İpek Yolu‘nu açan kahraman kral olarak benimsediler.

Orta Çağ Avrupa’sının imgelemi İskender’i dünya zenginliklerini bir tarafa iten bir romans şovalyesine dönüştürmüştü.

Tarihteki en büyük komutanlardan biri olan  Büyük İskender, bir çok halk tarafından kendilerinden biri olarak görülmüş ve onların tarihlerinde müthiş bir kurtarıcı , kahraman olarak , bazılarında ise korkunç bir canavar olarak yerini almıştır.

Dünya Liderlerinin Atatürk Hakkında Görüşleri

John F.KENNEDY (A.B.D.Başkanı, 10 Kasım 1963)
“Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır… Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye’nin doğması yeni Türkiye’nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan ve o zamandan beri koruması, Atatürk’ün Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye’de giriştiği derin ve geniş inkılaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha basarı ile gösteren bir örnek yoktur.”


Franklin ROOSEVELT (A.B.D.Başkanı, 10 Kasım 1938)
“Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.


(General Mc ARTHUR)
“Asker-devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi, Türkiye’nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir.”


Franklin ROOSEVELT (1928, ABD Başkanı )
“Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine onun fikrince bütün Avrupa’nın en kıymetli ve en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa’nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.
(Albert LEBRUN, Fransız Cumhurbaşkanı)
“Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların tarihinde izlerini bırakacaktır. ”


BRIAND (Fransız Başbakanı, 1921)
“Yeni Türk Devleti ile Ankara Andlasması’nın imzalanması nedeniyle; “Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, Mustafa Kemallerle anlaştı” diyenlere Fransız Başbakanının Mecliste verdiği cevap: Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemal ve O’nun tüm askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir andlasma imzalamaktan gurur duyuyorum.”


Winston CHURCHILL (İngiltere Başbakanı, 1938)
“Savaşta Türkiye’yi kurtaran, Savaştan sonra da Türk Milletini yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın O’nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern Türkiye’nin Ata’sına değer bir görünümden başka bir şey değildir”.


Emanullah HAN (Afgan Kralı)
“O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi.”


Bayan Sucheta KRIPALANI (Hint Parlamento Heyeti Başkanı)
“Atatürk, yalnız Türk Milleti’nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O’nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.”


Ben Gurion (İsrail Başbakanı, 1963)
“Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılapçı olmuştur.”


Eyüp Han (Pakistan Cumhurbaşkanı)
“Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan’da, O’nu geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever…”


Kalinin (Sovyet Başbakanı)
“Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli başkanın yönetimi herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk Milleti’nin milli bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır.”


KERAMA (Lübnan Başbakanı, 10 Kasım 1963)
“Büyük adamlar, kuşaklarının başındadır. Türk Milleti’nin başındaki büyük ve dahi Atatürk, politika ve savaş alanlarında yılmayan büyük ve yurtsever bir insandı.”

Yavuz Sultan Selim’den Notlar

Mısır’ın fethinden sonra esir Memlük kumandanlarından Kayıtbay Yavuz Sultan Selim‘in huzuruna getirilmişti.

Aralarında şöyle bir konuşma geçti:

“- Söyle bakalım Kayıtbay, cesaret ve kahramanlığın ne işe yaradı?”

“- Cesaret ve kahramanlığım hâlâ var ey Sultan! Yalnız, bize ne yaptıysa ordunuzdaki toplar yaptı!”

“- Anlamadım!..”

“- Berberilerden biri, Venedik’ten top getirerek bize satmak istemişti de, Peygamberimizin, “ok ve kılıç kullanın” şeklindeki emrine aykırıdır diye satın almamıştık. O satıcı bize, “Yaşayan görecektir ki, memleketiniz top yüzünden elinizden çıkacaktır” demişti. Meğer  doğruyu söylemişmiş!”

“- Din kaidelerine böylesine bağlı idiniz de, Allah’ın, “Düşmanın silahına aynı silahla karşılık veriniz” emrine neden uymadınız? Bilmez misiniz ki, “Ok ve kılıç kullanın” demek “Başka silah kullanmayın” demek değildir. O zaman o silahlar varmış, şimdi de bu silahlar var!”

Kayıtbay başını önüne eğdi ve sustu.


Yavuz Sultan Selim Mısır seferinde

 

1517 yılında kazanılan Ridaniye zaferinden sonra kutsal topraklarda huzuru sağlayan Yavuz Sultan Selim ordusuyla birlikte İstanbul’a dönüyordu.

Yolculuk sırasında, İbn-i Kemal adıyla tanınan Anadolu Kazaskeri ve ünlü bilgin Kemal Paşazade’nin atının ayağından sıçrayan çamurlar Padişah’ın kaftanını kirletti.

Kemal Paşazade mahçup oldu, korktu ve ne diyeceğini şaşırdı.

O’nun bu halini gören Padişah tebessümlü bakışlarla süzdükten sonra şöyle teselli etti:

Senin gibi bir bilginin atının ayağından sıçrayan çamur benim için şereftir. Vasiyetimdir ki, öldüğüm zaman bu kaftan bu haliyle sandukamın üzerine konsun!”

Padişahın sırtından çıkardığı kaftanın çamurları temizlenmedi, öylece saklandı ve vasiyetine uygun olarak ölümünden sonra sandukasının üzerine örtüldü.

Fatih Sultan Mehmet Han’ın Namaz Hakkındaki Fermanı

Fatih Sultan Mehmet Han‘ın namaz kılınmasına dikkat edilmesi hususunda Rum vilayetlerine gönderdiği ferman şöyledir:

Fatih Sultan Mehmed“Allahü teala, emirlerinin yerine getirilmesini bize nasip ve müyesser eylesin. Bu hükümde bildirmek istediğim husus şudur: Rum diyarındaki şehir ve kasabalarda ve buraların köylerinde yaşayan müslüman ahali, İslam dininin emir buyurduğu farzları yapıp, sünnetlerine riayet etmekte, Kelam-ı kadime ve Furkan-ı mecide yani Kur’an-ı kerime, hadis-i şeriflere uymakta gevşeklik gösterip muhalefet ederler imiş. Allahü tealanın “Namazı ikame ediniz:” emrini çiğneyip; “Namaz dinin direğidir. Onu dosdoğru kılan dinini ikame etmiş olur. Terk eden dinini yıkmış olur.” hadis-i şerifine uymayıp, tuğyan yoluna sapanlar ve böylece mescit ve camileri viraneye ve harabeye döndürüp, fısk ve fücur, yani günah işlenen yerleri mamur ederler imiş. Bu ve buna benzer haberler bize ulaşıyor. Eğer bunlar doğru ise, emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münker eylemek üzerime vacip olduğundan, ileri gelen bir adamımı bu iş için vazifelendirdim. O inceleyip takip edecek. Şöyle emir eyledim ki: “Her kim namazı terk ederse, dövülmek ve mali cezaya çarptırılarak ta’zir eylemek meşru olduğundan, İslam dininin emri gereği artık Rum diyarında namazını geçirenler tespit edilip, tamam haklarından gelinsin. Halka namaz kılmaları tenbih edilip, kılmayanlar hakarete uğratılıp teşhir edilsin. Hiç kimse ne olursa olsun bu icraata mani olmaya!.. Rum sancağı beyleri ve kadıları ve subaşıları ve bunların emrindeki diğer memurlar gönderdiğim vazifeliyle bu hususta elbirlik edip yardımcı olalar. Böylece İslamiyet’in yüce ahkâmı, emri ve yasaklarını yerine getirmekte gevşeklik ve tenbelliğe asla meydan verilmeye, Öyle ki, mescitler dolacak, medreseler mamur edilecek ve din-i İslam kuvvetlendirilmiş olacaktır. Böylece müslümanlar refah, huzur ve saadet içinde olup, Padişahın devam-ı devletine ve kudretinin artmasına duacı olacaklardır. Bunu böyle bilesiniz. Alamet-i şerifeme (tuğrama) itimat kılasınız.”

İskender Düşman Kalesinde Tek Başına…

Tarihte bir çok efsane vardır. Bunlardan Cengiz Han, Timur ve daha sayabiliriz. Fakat bunların içinde en cesuru Büyük İskender‘di. Bütün savaşlarda ordunun en önde gideni oydu. Hatta öyleki bazı savaşların sonucunu onun korkusuz bir şekilde düşman saflarına saldırması belirlemiştir.

Yine İskender inanılmaz derece de cesurca, ordunun en önünde düşman hatlarına saldırıyordu. Makedon ordusu  Hindistan seferinin dönüşünde karşılarına çıkan yerli halkların direnişlerini bastırıyordu. Fakat Malli(Mahlova ya da Aratta) olarak adlandırılan bölgeye geldiklerinde inanılmaz bir direniş ile karşılaştılar. Bu, savaş yorgunu Makedonların morallerini kötü yönde etkiliyordu. Bu direnişi bir an önce bastırmak isteyen Makedonlar Mallileri köyden çıkararak, çölde avlamaya ve hızla öldürmeye başladılar. Günlükler ilk kez duvarlar arasında yaşayan bütün insanların katledildiğinden söz ediyordu. 

büyük iskenderArkasında örgütlü bir direniş bırakmama isteği, artık İskender’in bir takıntısı haline gelmişti. Saldırılarda devamlı olarak komutayı kendisi ele alıyordu. Yanında üç asker olduğu halde, planlarında gecikmeye yol açan kaleye merdiven kullanarak sura tırmanıyordu İskender. Çok sayıda askerin çullanması sonucu merdiven kırıldığında İskender ve diğer üç asker surların üstündeydi ve etraftaki kulelerden ateş altına alınmıştı.

Oklara açık hedef olmak istemeyen İskender surlardan içeri atlayınca diğer üç askerde onu izlediler. Saldırı karşısında sırtlarını duvara verip kendilerine siper oluşturmuşlardı. Kısa süre içinde askerlerden biri öldü ve İskender de akciğerine giren bir okla ağır bir yara almıştı(daha önceki savaşlarda da İskender bir çok defa yaralanmıştır ). Makedon ordusu içeri girinceye kadar diğer iki asker kalkanlarıyla İskender’i korumuşlardı.

Çok ağır yaralanan İskender hakkında öldüğü yönünde söylenti dolaşmaya başlamıştı. Orduya büyük bir hüzün çökmüştü. Ayrıca hiç bilmedikleri bir coğrafyadaydılar ve burdan İskender olmadan çıkamayacaklarını düşündüklerinde büyük bir korkuya kapılmışlardı. İskender’in yaşadığını söyleyen mektup geldiğinde bunun doğruluğundan kuşkulandılar. Çünkü bu mektubu generallerden birinin yazmış olabileceğini düşündüler.

İskender askerlerinin bir isyana kalkışabileciğini düşündüğünden kalacağı çadırın bir gemiye kurulmasını emretti. Böylece nehrin her iki yanındaki askerler onu görecekti ve onun ölmediğini anlayacaklardı.

İskender’in Generalini Öldürüşü

Büyük İskenderİskender bazen hiç umulmadık şekilde sinir nöbetine tutuluyordu. Böyle anlarda ne yapacağı önceden kestirilemiyordu. Yine böyle bir anında kendi generallerinden olan Kara Klitos’u (Granikos çayında yapılan savaşta İskender’in hayatını kurtarmıştı. Aynı zamanda babası Philip’in de generaliydi.)  öldürecekti.

İskender Zeus’un adında kurban sunulması emrini vermişti. Etrefında bulunan dalkavuklar “Batı kötüdür, doğu iyi” diyen şarkı söylemeye başladılar. İskender Kara Klitos‘u çağırtmıştı. İçkili olan Klitos “İşte İskender geldi İskender!” diye nara attı.

Kara Klitos geldiğinde “Batı kötüdür, doğu iyi” şarkısı tekrar yankılanmaya başladı. Bunun üzerine çok öfkelenen Klitos elindeki kadehi yere çaldı.  “Etraftaki tepelerde ölen insanlar, onlara gülen sizlerden çok daha iyi insanlardı.” diye bağırdı.

-“Kiminle konuştuğuna dikkat et ” diye yanıt verdi birisi.

Kadehini yeniden doldurup içen cüsseli Klitos gözünü İskender’e dikti:

-“Kouşsana, sende mi onlara(İskender’inilk yola çıkarkenki ordusundan bahsediyor) korkak diyorsun?”

-İskender, “Sakin ol!” diye bağıdı.

Klitos “Artık… özgür doğmuş olan bizler aklımızdakini söyleyemiyoruz.  Artık Philip’in oğluyla konuşamıyoruz…”

Etrafındakiler Klitos’u sakinleştirmeye çalıştılar.  “Geri çekilin” diye haykırdı ve kolunu sinirden kaskatı olmuş İskender’e doğru sallayarak, “Bu kol Granikos çayında İskender’i kurtarmaya yetecek kadar güçlüydü. Şimdiyse Klitos onunla konuşamıyor bile… “

alexajnder-“Konuşsana, söyleyeceğin şeyler için cezalandırılmayacaksın” dedi İskender kızgın bir şekilde.

Klitos ağır konuşmalarına devam etti. Bunun üzerine İskender kılıcını almak için sıçrayıp arkasına döndü. Ama kılıç taşıyıcısı dışarı çıkartılmıştı.

Etraftakiler Klitos ordan çıkardılar. Ama hepsi de İskender’in haykırışını duydular: “Klitos!”

Bunu duyan dev arkadaş çadırın kapısındaki perdeyi çekti ve “İşte, Klitos burda, İskender” dedi.

Muhafızın birinden kaptığı mızrağı sıçrayarak Klitos’a fırlattı İskender.

İskender arkadaşanın yanına gelip mızrağı çıkarmaya çalıştı. Subaylar kralın mızrakla kendini vurabileceğini düşündükleri için hemen mızrağı elinden aldılar. 

İskender bu olay üzerine günlerce yemek yemedi ve bundan dolayı uzun süre ağladı.

Bir Stoacı olan Romalı yazar Arrianus’un kuru satırlarıyla, İskender’in kendine yaptığı işkence biraz olsun anlaşılmaktadır.”Tez canlılığı ya da öfkesi nedeniyle İskender’in büyük hatalar yapmasını garip bulmuyorum. Ogençti ve kaderin itişiyle çok yükseklere çıkmıştı. Kendisine Pers krallarına davranıldığı gibi davranılmasınıı istemesi de garip bir şey değildir.

Etrafına topladığı arkadaşları gibi kralların her zaman arkadaşları olacaktır ve bu arkadaşlar onların üzerinde yanlışlara yönlendirecek etkilerde bulunacaklardır – hem de yaşamsal çıkarlarını düşünmeksizin.

Ama eminim ki eski krallar arasında, yaptığı yanlış işlerden büyük pişmanlık duyan krallardan birisidir. İnsanların çoğu yanlış yaptıklarında  onu sadece eylem olarak savunma hatasını da yapıyorlar. İskender böyle davranmayan tek kişidir.”

Büyük İskender adlı filmdeki bu sahneyi aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. 

 

Alparslan’ın Malazgirt’teki Nutku

Cuma namazından sonra Sultan Alparslan, ordusuna şöyle hitap etti:

Alparslan -Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olursa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım, ya şehit olur cennete girerim. Büyük bir inançla söylenen bu heyecanlı sözlere askerler hep bir ağızdan:

 -Ey Yüce Sultan! Her zaman senin emrinde ve seninle olacağız, nereye gidersen oraya gideceğiz, diye haykırdılar. Sultanın üzerinde beyaz bir elbise vardı. Düşmana hücum etmeden önce son söz olarak askerlerine şunları söyledi:

 -İşte şehitlik kefenim, savaş meydanında ölürsem beni bu elbise ile gömersiniz. Bundan sonra Türk ordusu hücuma geçti. Cuma günü öğleden sonra başlayan savaş akşam üzeri sona erdi. Tarihin en büyük meydan savaşlarından biri olan Malazgirt Savaşı Türk ordusunun kesin galibiyeti ile sonuçlandı. Büyük komutan Alparslan’ın üstün savaş taktiği ve Türk askerinin cesaret ve kahramanlığı sayesinde elli dört bin kişilik Türk ordusu, kendisinden kat kat fazla olan Bizans ordusunu birkaç saat içinde kesin bir yenilgiye uğratmış ve büyük bir zafer kazanmıştı. Bu savaşta Bizans imparatoru Romen Diojen de esir alınmıştı. İmparator, savaşın galibi Büyük Türk hakanı Alparslan’ın huzuruna çıkarıldı. Alparslan imparatora çok iyi davrandı. Sultan Alparslan, imparator Diojene:

 -Zaferi sen kazansaydın bana ne yapardın?, diye sordu. Diojen:

Malazgirt -Bir fırın hazırlatıp sana çok kötü davranacaktım, diye cevap verdi. Esir imparator, bu sözleri ile eline fırsat geçseydi ne kadar acımasız hareket edeceğini söylemekten çekinmemişti. Buna karşı bu büyük zaferin muzaffer komutanı Sultan Alparslan, Diojen‘i affetti ve yanına muhafızlar vererek onu memleketine gönderdi. Alparslan bu davranışı ile insanlığa çok önemli bir ahlak dersi vermiş, Türk milletinin sahip olduğu üstün özellikleri göstermiştir.

İskenderiye Feneri

-iskenderiye_feneriFenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede tunçtan yapılmış gizemli ayna duruyordu. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı.

Şimdi mimari bir harikadan söz edeceğiz; İskenderiye Feneri, her fener gibi denizcilerin limana güvenle dönmeleri için yapılmıştı. Çağında dünyanın en uzun yapısı olarak biliniyordu. Ama Fener’in gizemli yönü olan ünlü “Ayna” bilimcileri daha çok ilgilendirmektedir. Fenerin ışığını yansıtan aynanın 50 kilometre (35 deniz mili) uzaklıktan görüldüğünü kaynaklar yazmaktadır.

Yeri; İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.
Şimdiki İskenderiye kentinin önünde bulunan Pharos Adası (Faros Adası)‘nda. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiş olan far (mesela otomobil farı) kökü bu adanın adıdır.

Tarih; Büyük İskender’in ölümünden sonra kumandanlarından Ptolemy Soter, Mısır’ı bir dönem yönetti ve İskenderiye’nin kuruluşuna tanık oldu. Kentin kıyısını Pharos Adası yani Firavun Adası kapatıyordu. Kıyıda ve liman girişinde su altı çok tehlikeli olduğundan bir fenerin yapılması gerekliydi. . İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fenerin Tasarım ve ilk çalışmalar Ptolemy Soter’e aittir ama fener, oğlu Ptolemy Philadelphus tarafından bitirilmiştir. Euclid’in çağdaşı olan mimar Knidos’lu Sostratus, fenerin ayrıntılı hesaplarını vermektedir. Fener, koruyucu tanrılara, Ptolemy Soter’e ve karısı Berenice’e adanmıştı. Limanın girişini belirtiyordu. İçinde geceleri ateş yakılıyor, gündüzleri ise güneş ışığı bir ayna yardımıyla yansıtılıyordu. Fener, Eski Yunan ve Roma paralarında gösterilmektedir. Araplar Mısır’ı ele geçirince İskenderiye’yi ve iklimini çok beğendiler ve fener yanmaya devam etti. Ama başkent Kahire’ye taşınınca fenerin bakımı ihmal edildi ve kazayla dev ayna kırılınca da bir daha yenisi yapılamadı. MÖ 956’daki depremde fener zarar gördü ama yıkılmadı. Fakat 1303 ve 1223’te Memlük Sultanı Kayıtbay İskenderiye’nin savunulması için bir kale yaptırmaya karar vererek (Kayıtbay Kalesi), yıkık fenerin tüm taşlarının ve mermerlerinin kalenin yapımında kullanılması emrini verdi.

harikaTanımlama; Yok olan altı harikadan en sonuncusu İskenderiye Feneri’dir. Bugün yeri tam olarak bilinmiyor. Strabo’ya ve Romalı tarihçi Küçük Pliny’e göre, kulenin dışı tamamıyla beyaz mermerle kaplıydı. Gizemli aynaların yansıttığı ışığın onlarca kilometre uzaktan görüldüğünü yine bu tarihçiler yazıyor. Bazı efsanelerde aynanın yansıttığı güneş ışınıyla düşman gemilerinin yakıldığı da yazmaktadır. 1166’da Arap gezgini Ebu Haccac el-Endülüsi feneri gezdi ve uzun uzun tanımladı.

 Modern uzmanlar, bu kaynaklardan yola çıkarak, fenerin üç katlı olduğunu söylüyor. En alt kat 55.9 metre yükseklikte ve kare şeklindeydi. Ortası yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi veya şaft vardı. Karenin üstünde 18.30 metre eninde 27.45 metre yüksekliğinde sekizgen bir kule, onun üstünde de 7.30 metre yüksekliğindeki üçüncü kat bulunuyordu. Fenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede gizemli ayna duruyordu ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı. İskenderiye Feneri, sonraki yüzyıllarda yapılan birçok fenere mimari örnek teşkil etmiştir. . Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur. Bulunduğu adanın Pharos sözcüğü, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca’da “Fener” yerine kullanılmaktadır.Fenerin en büyük gizemi olan ayna hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor. Bu kadar büyük bir aynayı kimin, nasıl yapabildiğini ve hangi tekniğin kullanıldığını hala bilmiyoruz.

 www.bilgiportal.com ‘dan alıntıdır.

Sezar’ın Bilinmeyenleri

SezarAkdeniz’de büyük bir güç oluşturmuş birçok devlet vardır, lakin tüm Akdeniz’i kapsayan bir birlik oluşturabilmiş tek bir devlet olmuştur; Roma… Krallar İmparatorluğu Roma için, bazı tarihçiler şimdi ki medeniyetimizin hazırlayıcısı gözüyle bakarken, bazıları sömürgecilik faaliyetlerinden dolayı emperyalist bir güçten ileri gidemediklerini düşünür.

Böylesine tartışmalı bir imparatorluğun belki de en sansasyonel imparatoru Jül Sezar’dı. Aşkları, savaşları ve hatta sözleri bile asırlardır konuşulmakta. Kendi adına verilmiş bir ay bile mevcut. İşte bu imparatorun kamuoyunda pek de bilinmeyen yönleri;

-On yedi yaşında, dönemin radikal parti liderlerinden Cornelius’un torunu Cornelia ile evlenmiş, Diktatör Sulla’nın boşanma isteğini reddederek iktidar ile arasını açmıştı.

-Başarılı bir asker olan Sezar, aynı zamanda başarılı bir yazardı. Gramer ile evlenen Sezar’ın, Galya seferi ve iç savaş esnasında tuttuğu günlükler, bugün bile edebi değeri açısından örnek gösterilir.

-Büyük bir koleksiyonu vardı.

-Kariyeri ile parlayan ismi Caesar, kendisinden sonraki Roma imparatorlarına ve hatta diğer birçok hükümdara ünvan olarak verilmişti. Bunlara, Fatih Sultan Mehmed(Kayzeri Rum) ve Rus hükümdarlarına verilen Çar(czar) örnek olarak gösterilebilir.

-Kendisini kaçıran korsanların peşine düşmüş ve hepsini çarmıha gerdirmişti.

-Her ne kadar son sözleri “Sen de mi Brütüs?” olduğu iddia edilse de, bu hiçbir zaman kanıtlanamadı.

-Bugün kullandığımız 365 günlük devrik yıla dayalı takvim sistemi Sezar’ın eseridir. Yedi ayın 31 çekmesine Sezar karar varmiş, Senato da kendisini onurlandırmak için Temmuz’a Julius ismini vermiştir.

-Büyük aşk yaşadığı iddia edilen Mısır kraliçesi Kleopatra‘dan Cesarion isimli bir çocuk yapmıştı.

-Bir iddiaya göre Sezar doğduğunda annesi ölmüş, o da annesinin karnı kesilerek çıkartılmıştır. Bu yüzden kendisine “kesip çıkarılan” anlamına gelen Caeser ismi verilmişti. Bir diğer deyişle, günümüzdeki sezaryen işleminin de isim babasıdır.

www.farklitarih.com dan alıntıdır.

İskender’in Atının Çalınması

 Büyük İskender ve BukefalosTarihteki en ünlü at Büyük İskender’in atı Bukefalos’tur.

İskender’in meşhur atı Bukefalos Asya da Zadrakarta denilen şehirde hırsızlar tarafından çalınır. Bunun üzerine yerli halk Makedon askerlerinin aceleci bir saldırısına maruz kaldılar. 

İskender eğer siyah at geri verilmezse göçebelerin çadırlarını yakacağı haberini verir. Bunun üzerine Bukefalos’u çalan hırsızlar atı geri getirirler. Böylece yerli halk ile barış tekrar sağlanır. Beklenenin aksine İskender hırsızlara ödül vererek onları gönderir.

 Bukefalos’un ölümü:

Hindistan’da Kral Porus ile yapılan savaşta İskender’in üzerinden hiç inmediği sevgili atı yaralandı ve öldü (M.Ö.326). Atın öldüğü yerde bir mezar yaptırdı ve mezarın etrafına da bir şehir kurdu ve bu şehre atının ismini verdi (bugünkü Bukefaleia (Jhelum) şehri, Pakistan).