Üç Arkadaş

 11. ve 12. yüzyıllarında tarihte en ilginç olaylar yaşanmıştır. Bu olayların başrollerinde olan üç arkadaş Hasan Sabbah, Nİzamülmülk ve Ömer Hayyam çok ilginç bir şekilde tasvir ediliyor.

Hasan Sabbah, Nizamülmülk, Ömer Hayyam üçlüsünün çok ilginç benzetmelerle anlatan Semerkant Yazması‘ndan alınmış bir mesel:

” Üç arkadaş İran’ın yüksek yaylalarında gezintiye çıkmış. Karşılarına bir pars çıkmış, dünyanın en yırtıcı yaratığıymış.

Pars üç adamı uzun uzun süzmüş, sonra üzerlerine doğru koşmaya başlamış.

Birincisi, en yaşlı, en zengin, en güçlüleriymiş. Haykırmış `Ben buraların hakimiyim, bana ait olan bu toprakları bir hayvanın mahvetmesine asla izin vermem.` Yanındaki iki av köpeğini parsın üzerine salmış. Köpekler parsı ısırmaya başlamışlar gerçi, ama bu yaptıkları yırtıcı hayvanı iyice azdırmış, köpekleri öldürdükten sonra efendilerinin üzerine atlamış ve karnını deşmiş. Nizamülmülk’ün payına bu düşmüş.

İkincisi şöyle demiş kendi kendine: `Ben bir ilim adamıyım, herkes bana saygı duyup itibar ediyor, niye kaderimi köpeklerle parsın arasındaki kavganın sonucuna bağlayayım?` Dövüşün sonunu beklemeden sırtını dönüp kaçmış. O zamandan beri yırtıcı hayvanın kendi izinde olduğunu düşünüyor ve mağaradan mağaraya, kulübeden kulübeye dolanıp duruyormuş. Ömer Hayyam’ın payına bu düşmüş.

Üçüncüsü bir inanç adamıymış. Ellerini açıp, hakim bakışlarını üzerine dikip, güzel sözler söyleyerek, parsa doğru ilerlemiş.`Bu topraklara hoş geldin` demiş. `Arkadaşlarım benden daha zengindi, onları soydun, benden daha gururluydular, onları alçattın.` Hayvan büyülenmiş, uysallaşmış bir halde dinliyormuş. Adam onun üzerinde egemenliğini kurmuş, onu evcilleştirmeyi başarmış. O zamandan beri hiç bir pars adama yaklaşmaya cesaret edememiş, insanlar da ondan uzak durmuşlar.”

Yazma, anlattığı kıssadan şu hisseyi çıkarır: “Kargaşa devri gelip çatınca kimse onu durduramaz, kimse ondan kaçamaz, ama bazıları onu kullanmayı becerir. Bu dünyanın yırtıcılığını, şiddetini Hasan Sabbah’dan daha iyi evcilleştirebilecek birisi çıkmadı. Alamu’ta çekildiğinde kendine küçücük bir huzur alanı yaratabilmek için dört bir yana korku saçtı.”

Tarihte yer edinmiş bu üç kişiyi gerçekten mükemmel bir şekilde betimlemişler.

Alamut Kalesinin Moğollar Tarafından Yakılıp Yıkılması

Bugün Cengiz Han denildiği zaman aklımıza yok edilen şehirler ve yapılan katliamlar gelir. Milyonlarca öldürülen insanlar, yok edilen dünya mirasları ve yeryüzünden silinen zamanının en güzel şehirleri…

alamut-kalesi-tasviriMoğollar islam alemine bir çok zarar vermiştir. Hatta önüne Memlüklüler çıkmasaydı dünyada islam şehri bırakmayacaklardı. Fakat islam alemini Hasan Sabbah’ın kurmuş olduğu ölüm makinesinden kurtaran yine Moğollardır.

Cengiz Han’ın başını çektği ilk dalga hiç kuşkusuz Doğu’nun başına çöken en yıkıcı afetti. Pekin, Buhara veya Semerkant gibi itibarlı şehirler yeryüzünden kazındı ve milyonlarca insan yok edildi.

Alamut’u silip süpüren dalga ise ikinci dalgaydı.Bu önceki kadar kanlı olmasa da, daha yaygın bir istilaydı. Moğol ordularının bir kaç arayla Bağdat’ı Şam’ı Polonya’da Krakow kentini ve Çin’de Sezuan eyaletini yakıp yıkabildikleri düşünülürse, o çağda yaşayanların nasıl bir dehşete kapıldıkları kolayca anlaşılır.

AlamutttYüz altmış altı yıl   boyunca her türlü istilacıya kafa tutmuş Alamut kalesi de teslim olmayı tercih etti! Cengiz Han’ın torunu olan Hulagu Han bu askeri inşaat mucizesini bizzat gelip gözleriyle gördü; efsaneye göre, orada Hasan Sabbah’ın devrinden bu yana el sürülmeden duran ve hiç bozulmamış erzak depoları buldu.

Hulagu Han askerlerine herşeyi yıkmalarını ve taş üstünde taş bırakmamalarını emretti. Yakılan yerlere Alamut’un kütüphanesi de dahildi. Bu kütüphanede binlerce hiç bir kopyası olmayan sayısız eser kül oldu.

Böylece Hasan Sabbah’ın kurmuş olduğu ölüm imparatorluğu sona erdi.