<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TARİHTEN NOTLAR &#187; Medeniyetler Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.tarihtennotlar.com/category/medeniyetler-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tarihtennotlar.com</link>
	<description>&#34;Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir!&#34; - M.K.Atatürk</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Jan 2012 09:05:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Türk Kültüründe Nevruz Geleneği</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturunde-nevruz-gelenegi/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturunde-nevruz-gelenegi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Mar 2011 18:06:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serkan Köse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=2185</guid>
		<description><![CDATA[Nevruz Bayramı, Türk Milleti&#8217;nin yüzyıllar ötesinden devam edip gelen geleneksel bayramlarından biridir. Nevruz Bayramı, Türk Milli Kültürü&#8217;nde baharın müjdecisi, gece ile gündüzün eşit olduğu ve tabiatın en adaletli günü olarak kabul edilir. Türkler&#8217;in yaşadığı en uzak bölgelerde dahi 21 Mart, Nevruz Bayramı olarak çeşitli yöresel etkinliklerle kutlanır. Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı [...]

<br>
Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/nevruzun-anlami/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Nevruz’un Anlamı'>Nevruz’un Anlamı</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-birligi-ve-ataturk/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Birliği ve Atatürk'>Türk Birliği ve Atatürk</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturu-uzerine-bir-ani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Kültürü Üzerine Bir Anı'>Türk Kültürü Üzerine Bir Anı</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nevruz Bayramı, Türk Milleti&#8217;nin yüzyıllar ötesinden           devam edip gelen geleneksel bayramlarından biridir.</p>
<p>Nevruz Bayramı, Türk Milli Kültürü&#8217;nde baharın müjdecisi, gece ile gündüzün         eşit olduğu ve tabiatın en adaletli günü olarak kabul edilir. Türkler&#8217;in         yaşadığı en uzak bölgelerde dahi 21 Mart, Nevruz Bayramı olarak çeşitli         yöresel etkinliklerle kutlanır.</p>
<p><a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2011/03/nevruz11.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2197" src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2011/03/nevruz11-300x158.jpg" alt="" width="300" height="158" /></a>Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı &#8220;ana&#8221; olarak vasıflandıran         Türk Düşünce Sisteminde &#8220;Baharın gelişi&#8221; elbetteki önemli bir yere sahip         olacaktı.</p>
<p>Kaşgarlı Mahmut, &#8220;Bayram&#8221; kelimesinin anlamını Divan-ı Lügat-it Türk&#8217;te &#8220;Bedhrem, halk arasında gülme ve sevinme, bir yerin ışıklarla ve çiçeklerle         bezenmesi ve orada sevinç içinde eğlenilmesi&#8221; olarak tarif eder.</p>
<p>Bayramlar, insanlar arasında karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği         günlerdir.</p>
<p>Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları,         kardeşçe kucaklaştıkları gündür.</p>
<p>Bayramlar, toplumlarda milli birlik ve beraberliğin, bir arada yaşama arzusunun         kuvvetlendiği günlerdir.</p>
<p>Bayramlar, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulandığı,         sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği         günlerdir.</p>
<p>Eski Türkler&#8217;le İranlılar&#8217;ın &#8220;yıl-başı&#8221; kabul ettikleri gün, Farsça bir         kelime olan &#8220;Nevruz&#8221; terimiyle ifade olunmaktadır. Ancak kelime anlamı         bakımından &#8220;yeni gün&#8221; demektir. Araplar&#8217;a İranlılar&#8217;dan geçen bu adet,         başta Oniki Hayvanlı Türk Takvimi&#8217;nde görüldüğü üzere Türkler&#8217;de çok eskiden         beri bilinmekte ve bugün törenlerle kutlanmaktadır.</p>
<p>Türkler&#8217;de çok eskiden beri baharın gelişi, tabiatın canlanışı, destanlarda masallarda,         türkülerde şiirlerde, aşıkların kopuzlarında terennüm edilir ve bahardan coşkunlukla         söz edilirdi. Baharın gelişi; suların çoğalması, dünyanın nefesinin ısınması         yani havaların ısınması, türlü çiçeklerin açılması, yeryüzüne yemyeşil bir ipek         kumaşın serilmesi, hayvanların çoğalması olarak yorumlanmaktadır.</p>
<p>Türk topluluklarında Nevruz geleneği yaygındır. Türkler, Nevruz&#8217;u &#8220;Nevruz-ı Sultani,         Sultan Nevruz&#8221; veya Orta Asya Türk topluluklarında görüldüğü üzere &#8220;Sultan Navrız&#8221;         olarak kutlamaktadırlar. Türkler&#8217;de Nevruz&#8217;la ilgili görülen rivayetlerin en         önemlisi bu günün bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir. Bu bakımdan bu         gün Ergenekon veya Bozkurt Bayramı olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Ergenekon Destanı&#8217;na göre düşmanları Türkleri bir hile ile yenerler ve çoğunluğu         öldürülür yada tutsak düşer. Kurtulanlar kimsenin bilmediği dağlık ,verimli bir         <img src="http://www.akintarih.com/yazilar/nevruz/er.jpg" alt="" hspace="10" vspace="10" width="220" height="294" align="left" />yer olan Ergenekon&#8217;a gelirler. Zamanla nüfusları çoğalınca buradan çıkmak istediklerinde         etrafın demir dağlarla çevrili olduğu görülür. Bunun için büyük ateşler yakıp         dağları eritirler ve tekrar eski yurtlarına dönerler. İşte Türk Kültürüne göre         Nevruz , takvim başlangıcı olan Ergenekon&#8217;dan çıkış günüdür. Bu adet Türkler&#8217;deki         demirciliğin milli sanat olması ve demir kültü ile açıklanabilir. İşte Türk Kültürüne         göre Nevruz, takvim başlangıcı olan Ergenekon&#8217;dan çıkış günüdür.</p>
<p>O günden beri yeni yılın başladığı gece Kök-Türkler&#8217;de adettir, o günü bayram         sayarlar. Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar. Önce Kağan bunu kıskaçla         tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra beyler de öyle yaparlar. Bunu mukaddes         bilirler, böylece Tanrı&#8217;ya şükretmiş olurlar.</p>
<p>Nevruz, Türkler&#8217;in tabiatın dirilişini alkışladığı, yıl esaslı zaman değişiminin         başlangıcı saydığı, değişmeler için Tanrıya şükrünü ifade ettiği özel bir törendir.         Bu kutlama sarı, kırmızı, yeşilin   yan yana gelmesiyle oluşan sembolleşme ile         tamamlanır gibidir.</p>
<p>Sarı, kırmızı ve yeşili bir inanış ve varlık dünyasını yorumlayış sonucunda yeşili;         dirilik, tazelik gençlik, sarıyı; merkez, hükümranlık, kırmızıyı; Tanrı, koruyucu         ruh, ocak (ev), dirlik, bağımsızlık, hürriyet anlamlarının sembolü halinde yorumlayan         sadece Türk kökenli halkalardır.</p>
<p>Türk boyları, söz konusu bayramda çeşitli eğlenceler düzenlemekte ve bir çok         pratiği de yerine getirmektedirler. Mesela; Nevruz&#8217;da pişirilen özel yemekler,         oynanan oyunlar, güreş müsabakaları, yarışmalar, musiki makamları, şiir söyleme         gelenekleri gibi faaliyetler yüzyıllardan beri yapılmaktadır. Nevruz, bu özellikleriyle         Türk boyları arasında tam manasıyla sanat, edebiyat, spor ve musiki erbabının         hünerlerini gösterdikleri bir bayram haline dönüşmüştür.</p>
<p>Tarihi bakımdan Hun, Göktür, Uygur, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet  döneminde         Nevruz, bir örfi bayram olarak kabul edilmiş, çeşitli eğlence ve merasimlerle         idrak edilmiştir.</p>
<p>Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk&#8217;ün önderliğinde 1922, 1923, 1924         ve 1926 yıllarında Ergenekon Bayramı adıyla kutlanmış, daha sonraki         yıllarda bu kutlamalar mahalli seviyede olmuştur.</p>
<p>Ülkemizin Batısında Mart Dokuzu, Hıdrellez veya  Kakava Şenlikleri adıyla kutlanan         Nevruz Bayramı, bizleri birbirimize daha çok yaklaştırır. Ortak bir kültüre,         birlik ve beraberlik içinde sahip çıkar ve aynı kültürün insanları olarak kaynaşmamıza,         birbirimizi sevmemize yardımcı olur.</p>
<p>Nevruz geleneği ne Sunilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan bağlantısı         olmayan, İslamiyetten çok öncelere giden bir gelenektir. Yani bir dinin ve mezhebin         bayramı değildir. Bu yüzden herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına,         bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi, bir ayrılık unsuru         olarak takdim edilmeye çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine         aykırıdır.</p>
<p>Milli Kültürü yozlaştırmak, yok etmek, milli kültür unsurları üzerinde şüphe         yaratmak, milli tarih konularında spekülatif yayınlarda <a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2011/03/ergenekon.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2198" src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2011/03/ergenekon-235x300.jpg" alt="" width="235" height="300" /></a>bulunmak bugün Türklük         düşmanlarının en çok takip ettikleri metod bulunmaktadır. Kaleleri içerden ele         geçirmek yani ülkeleriparçala, böl, sonra yok et prensibi emperyalist politikaların         hedef seçtikleri ülkelere karşı uyguladıkları genel bir stratejidir. Bu strateji         içinde milli kültür düşmanlığı, milli kültürün dejenere edilmesi, milli kültür         değerleri üzerinde başka sahipler aranması en geçerli bir silah olarak kabul         edilmektedir. Özellikle yurt dışında Türkiye ve Türklük aleyhine faaliyet gösteren         Marksist-Leninist ve bölücü unsurlar sun&#8217;i bir topluma mal edilmeye çalışılan         Ergenekon/ Nevruz Bayramı&#8217;nı Türk kültürü bünyesinden koparmak istemekte ve bu         konuda gayret göstermektedirler. Bu durumda bizlere düşen görev tarihimizi ve         kültürümüzü daha iyi öğrenip sahiplenmek, bu müjde bayramını dostça kardeşçe kutlamaktır.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün tarih öğrenmenin önemi üzerine söylemiş olduğu şu söz yukarıda izah         etmeye çalıştığımız konunun önemini daha iyi açıklamaktadır.</p>
<p>&#8220;TÜRK ÇOCUĞU ECDADINI TANIDIKÇA DAHA BÜYÜK İŞLER YAPMAK İÇİN KENDİNDE KUVVET         BULACAKTIR.&#8221;</p>
<p>Nevruz, Türk insanını   birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon&#8217;dan demir         dağları eriterek dirilen ataların ruhuyla yanan bir ateştir. Bu  ateş hiç sönmeden         binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak         ortak kültür ocağında binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya&#8217;nın, Türk aleminin Nevruz         toyu kutlu olsun, Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın.</p>
<p>21 Mart Nevruz Bayramı, genç nesillerimize mutlaka öğretilmeli ve dünya durdukça         Türk Milleti&#8217;nin geleneksel bayramı olarak yaşatılmalıdır.</p>
<p>NİCE NEVRUZLARDA BULUŞMAK DİLEĞİYLE!</p>
<p>KAYNAKLAR:</p>
<ol>
<li>Meydan Larousse &#8220;Nevruz&#8221; maddesi</li>
<li>Atatürk Diyor ki</li>
<li>Reşat GENÇ:Türk İnanışları İle Milli Geleneklerinde Renkler ve Sarı-Kırmızı-Yeşil</li>
<li>Abdulhaluk M.ÇAY:Türk Ergenekon Bayramı Nevruz</li>
<li>Bahaeddin ÖGEL:Türk Kültürünün Gelişme Çağları</li>
<li>Mehmet Emin BATUR:Nevruz 22 Mart 2004</li>
<li>İsa ÖZKAN:Uygur Efsanelerinde Nevruz</li>
<li>Enver MUHAMMET:Uygurlar&#8217;da Nevruz Geleneği,    Türksoy Dergisi, Mayıs 2003</li>
<li>Hatice Emel AŞA:Nevruz&#8217;un Türk Dünyasındaki İsimleri-Türk Kültüründe         Nevruz, Yeni Avrasya Dergisi Mart-Nisan 2000</li>
</ol>


<br><p>Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/nevruzun-anlami/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Nevruz’un Anlamı'>Nevruz’un Anlamı</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-birligi-ve-ataturk/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Birliği ve Atatürk'>Türk Birliği ve Atatürk</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturu-uzerine-bir-ani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Kültürü Üzerine Bir Anı'>Türk Kültürü Üzerine Bir Anı</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturunde-nevruz-gelenegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nevruz’un Anlamı</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/nevruzun-anlami/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/nevruzun-anlami/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Mar 2011 17:04:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alexander</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[nevruzun anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=2180</guid>
		<description><![CDATA[Türk dünyasının tamamında ve Türk dünyasına komşu olan coğrafyalarda kutlanan Nevruz, eski takvimlere göre yılın ve baharın ilk günüdür. Yeni takvime göre ise gece ve gündüzün eşit olduğu martın yirmi birine rastlamaktadır. Coğrafya, tabiat şartları, insan meşguliyetleri takvimlerin oluşmasında birinci derece önemli unsurlardır. Türkler genellikle orta iklim kuşağı veya ılıman iklim kuşağı (30°-60° enlemler arasında) [...]

<br>
Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturunde-nevruz-gelenegi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Kültüründe Nevruz Geleneği'>Türk Kültüründe Nevruz Geleneği</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk dünyasının tamamında ve Türk dünyasına komşu olan coğrafyalarda kutlanan Nevruz, eski takvimlere göre yılın ve baharın ilk günüdür. Yeni takvime göre ise gece ve gündüzün eşit olduğu martın yirmi birine rastlamaktadır.</p>
<p>Coğrafya, tabiat şartları, insan meşguliyetleri takvimlerin oluşmasında birinci derece önemli unsurlardır. Türkler genellikle orta iklim kuşağı veya ılıman iklim kuşağı (30°-60° enlemler arasında) adı verilen bir coğrafyada yaşayan, yirminci yüzyılın başlarına kadar genellikle tarım ve hayvancılıkla geçinen bir millettir. Takvimleri de bucoğrafya, tabiat şartları ve meşguliyetlerinden doğmuş ve gelişmiştir. Doğal olarak Nevruz, bütün Türk devlet ve topluluklarında bilinmektedir. Bir başka ifade ile Nevruz‘u tanımayan, yaşatmayan, uygulaması bulunmayan herhangi bir Türk devleti veya topluluğu yoktur. Bu yönüyle Nevruz; birlik, beraberlik ve barışı ifade etmektedir.</p>
<p>Türkiye’de Yılsırtı, Mart Dokuzu, Mart Bozumu, Sultan Nevruz, Gün Dönümü, Yeni Gün, Ölüler bayramı, Nevruz isimleriyle bilinmektedir.</p>
<p>Diğer Türk devletleri ve topluluklarında durum şöyledir: Altay Türkleri Cılgayak bayramı; Azerbaycan Novruz, Ergenekon bayramı, Bozkurt bayramı, Ölüler bayramı; Başkurt Türkleri Ekin bayramı, Doğu Türkistan Yeni Gün, Baş Bahar, Gagavuzlar İlkyaz; Karaçay-Malkar Türkleri Gollu, Gutan, Saban Toy, Tegri Toy; Kazakistan Türkleri Navruz, Nevruz bayramı, Nevruz Köce, Ulus Günü; Kazan Türkleri ve Karapapaklar/Terekemeler Ergenekon bayramı; Kırgızistan Türkleri Noruz; Kumuk Türkleri Yazbaş; Nogay Türkleri Navruz, Saban Toy; Özbekistan Türkleri Nevroz; Tatarlar Nevruz; Türkmenler Teze Yıl; Uygur Türkleri Yeni Gün adlarıyla bu güne özel bir önem vermektedirler.</p>
<p><a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2011/03/nevruz1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2184" title="nevruz1" src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2011/03/nevruz1-300x178.jpg" alt="" width="300" height="178" /></a>Nevruz diğer isimlerle Yılsırtı, Mart Dokuzu, Mart Bozumu, Sultan Nevruz, Gün Dönümü, Yeni Gün‘ün Türk tarihinde ve kültüründe köklü bir geçmişi bulunmaktadır. Türklerin Ergenekon‘dan çıkış gününün yirmi bir marta rastladığı kabul edilmektedir. On İki Hayvanlı Türk Takviminde yıl başı da aynı güne rastlamaktadır . Oğuz Kağan‘ın bu günü kutsal saydığını ve bayram gibi törenlerle karşıladığı bilinmektedir. Türklerin Nevruz kutlamaları Eski Uygur Dönemi nesimlerine de konu olmuştur. Selçuklu Sultanı Sultan Celaleddin Melikşah, devrin uzay bilimcilerini Selçukluların başkenti İsfahan’da toplamış, kendi adıyla anılan Celali Takvimi’ni yaptırmıştır . Şemsi Takvim adıyla İran ve Afganistan’da kullanılan bu takvime göre yılbaşı yirmi bir marttır. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, Nevruz gününü yılbaşı kabul etmiş, vergileri buna göre düzenlemiştir. Sultan kelimesinin Nevruzla birlikte kullanılması, padişahların halkla birlikte Nevruz kutlamalarına katılmasıyla ilgilidir. Ertugrul Gazi Törenleri, II. Abdülhamid zamanına kadar ( eski takvime göre) mart dokuzu yani Nevruz günü yapılmaktaydı.</p>
<p>Bu tarihi derinlik Divan edebiyatında da işlenmiş, şairler tarafından gazel ve kaside tarzında Nevruziyeler yazılmış, devrin hükümdarlarına ve devlet adamlarına sunulmuştur. Halk şairlerinin Nevruz‘u anlatan Nevruziyeleri ise konuya halkın bakışını yansıtmaktadır. Bunlar içerisinde halk şairi Zaralı Ozan Ali Nebi (Zara Akören köyü 1725-1810)’nin Nevruz Semahı, NevruzIa ilgili pek çok konuyu 18.. yüzyılda gözler önüne sermesi ilgi çekicidir:</p>
<blockquote><p>Bu gün dağlar yeşillendi<br />
Sultan Nevruz safa geldin<br />
Cümle kuşlar hep dillendi<br />
Sutan Nevruz safa geldin</p>
<p>Bu gün bahar eyyamıdır<br />
Nevruz Türk‘ün bayramıdır<br />
Gönülerin sultanıdır<br />
Sultan Nevruz saja geldin</p>
<p>Allah deyü öten kuşlar<br />
Dua eyler dağlar taşlar<br />
Yeşillendi hep ağaçlar<br />
Sultan Nevruz safa geldin</p>
<p>Geçti şita (kış) döndük yaza<br />
Ali Nebi’m vurur saza<br />
Kızanlar düştü alaza (alev)<br />
Sultan Nevruz safa geldin</p></blockquote>
<p>(Adnan Mahiroğulları, Dünden Bugüne Zara, Sivas 1996, s. 1 73)</p>
<p>21 Mart 1919′da Konya’da Ergenekon bayramı’nın kutlandığını devrin gazetelerinden ögrenmekteyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Ankara Keçiören’de 21 Mart 1922′de Ergenekon bayramı ismiyle düzenlenen bir törene katılmıştır. Sovyetler Birligi’nin dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri’nde 21 Mart 1991′den itibaren Nevruz resmi bayram ilan edilmiş ve bayram kutlamaları devlet töreni durumuna getirilmiştir.</p>
<p>Nevruz kutlama ve uygulamaları Türk dünyasında genel olarak ortaklık arz etmektedir. Ateş kültü, su kültü ve atalar kültütemel inanışlardır. Sabahleyin ilk iş olarak ateş yakmak, dışarıda yakılan ateşin üzerinden atlamak gibi uygulamalar ateş kültü ile ilgilidir. Nevruz günü ikinci uygulama olarak çeşmeden su alınıp yola ve eve serpilmesi, geri kalan suyun ev halkınca içilmesi; ırmak, göl ve akarsuların kenarında törenler yapılması, su üzerinden atlanması ise su kültünü yansıtmakladır. Atalar kültü çerçevesinde bu günde eve uğurlu sayılan yaşlı bir kişi davet edilmekte, büyüklere ziyarete gidilmektedir. Mezarlıkta kutlamalar yapılıp atalar anılmaktadır.</p>
<p>Birkaç gün önce evlerin temizlenmesi, özel yemeklerin hazırlanması, yeni elbiseler alınması; Nevruz günü törenler çerçevesinde yapılan yarışmalar ve sportif karşılaşmalar, halk oyunları ve geleneksel seyirlik oyunlarının oynanması yine Türk dünyasının ortak uygulamalarıdır.</p>
<p>İranlılar bu günü Saka Türklerinden alırken kendi dillerinden bir kelime olan Nevruz (yenigün) ismiyle adlandırmışlardır. Türk ve İran kültürünün etkileşimi olan yörelerde bu bayramın Türkçe isimleri arka plana itilmiş, Nevruz ismi genelleşmiş ve öne çıkmıştır. Bütün bunlar dikkate alındıgmda Nevruz‘un Türkler tarafından diger kültürlere geçtigi ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Bu inanış ve uygulamalar binlerce yıl devam etmiştir. Ancak çok çeşitli sebeplerden dolayı 1920- 1 980 yılları arasında, halk kültürü araştırmacıları hariç, Türk Dünyasında ve dolayısıyla Türkiye’de pek gündeme taşınamamış; ihmal edilmiştir. Gündeme gelememesi ve ihmal edilmesi sebebiyle aydınlar ilgisiz kalmış, devlet töreni olarak kutlanmamıştır. Bu gelişmeleri fırsat sayan bazı çevreler Nevruz‘u olumsuz noktalara çekmeye çalışmışlardır. Fakat Türk halkı bu bayramı gönlünde ve köyünde yaşatmaya devam etmiştir.</p>
<p>Türkiye’de Nevruz‘la ilgili en ayrıntılı araştırma, ilk baskısı I985′te yapılan Prof.Dr. Abdulhalük M.Çay’ın Türk Ergenekon bayramı Nevruz adlı eseridir. Diğer Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıgını ilan ettiği 1991′den beri Türkiye’de Nevruz konusunda bilimsel çalışmalar artmıştır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi ve Kültür Bakanlığı tarafından Başbakan ve diğer bazı bakanların da katıldığı bilgi şölenleri düzenlenmiş, bildirilerle konu ayrıntılarıyla incelenmiştir. Sunulan bildiriler ve makaleler kitap ve dergi halinde tüm dünyanın hizmetine sunulmuştur. TRT tarafından her yıl Nevruz ile ilgili programlar düzenlenmekte, diğer Türk Cumhuriyetlerindeki törenler naklen yayımlanmaktadır. Türkiye’nin hemen her ilinde Valiliklerce düzenlenen konferanslarda halk Nevruz konusunda bilgilendirilmektedir. Üniversitelerde paneller yapılmakta, Milli Egitim Bakanlığına bağlı okullarda günün anlam ve önemini anlatmak için törenler düzenlenmektedir.</p>
<p>Bütün bu çalışmalarla Nevruz (diger isimleriyle Yılsırtı, Mart Dokuzu, Mart Bozumu, Sultan Nevruz, Gün Dönümü, Yeni Gün); birlik, beraberlik ve bir kültür günü olarak Türk dünyasının hayatında layık oldugu yeri almaya başlamıştır.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Kaynak: Nail TAN,TÜRKSOY Dergisi, Mayıs 2003</strong></span></p>


<br><p>Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturunde-nevruz-gelenegi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Kültüründe Nevruz Geleneği'>Türk Kültüründe Nevruz Geleneği</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/nevruzun-anlami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AHİLİK &#8211; CÖMERT KARDEŞLER</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/ahilik-comert-kardesler/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/ahilik-comert-kardesler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 21:04:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nycaglar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihe Yön Verenler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ahi evran]]></category>
		<category><![CDATA[ahilik]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=2080</guid>
		<description><![CDATA[CÖMERT KARDEŞLER Öyle bir bina kurulsun ki temelinde kardeşlik olsun. Öyle bir bina düşünün ki bütün tuğlalar kardeşlikle birbirine tutunsunlar, dahası o binanın tüm tuğlaları evet tüm tuğlaları kardeş olsun. Şimdi sormak istiyorum. Sizce böyle bir bina kolay kolay yıkılabilir mi? Böyle bir bina yüzyıllarca ayakta kalmaz mı? Felsefesi kardeşlik olan, “kardeşim” anlamına gelen “ahi” [...]


Benzer konu bulunamadı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CÖMERT KARDEŞLER</p>
<p>Öyle bir bina kurulsun ki temelinde kardeşlik olsun. Öyle bir bina düşünün ki bütün tuğlalar kardeşlikle birbirine tutunsunlar, dahası o binanın tüm tuğlaları evet tüm tuğlaları kardeş olsun. Şimdi sormak istiyorum. Sizce böyle bir bina kolay kolay yıkılabilir mi? Böyle bir bina yüzyıllarca ayakta kalmaz mı? Felsefesi kardeşlik olan, “kardeşim” anlamına gelen “ahi” kelimesini örgütlerinin adı kabul eden bir topluluk&#8230; İşte bu topluluk yüzyıllar boyunca varlığını devam ettirmiş, başta ticaret olmak üzere, toplumun her alanında da söz sahibi olmuştur.</p>
<p>Kardeşlik, Ahilik kurumunun temelinde tasavvufi değerlerin yer alması sonucunda vazgeçilmez bir kural olmuştur. Evet, Ahilik kurumunun her bir ferdi kardeşti, onlar kardeştiler. Kardeşlik demek sadece bir anadan doğmak değildir. Sadece aynı kanı taşımak demek, aynı soydan gelmek demek değildir. Ahiler, kardeşliği, cömertliğe, yardımlaşmaya ve dostluğa dayanan bir duygu olarak nitelendirmişler ve yaşatmışlardır. Dini, mesleki, karakterli bir kurum olan “Ahilik”, görüşlerini bilhassa kişiler arasındaki düşmanlıkların kalkmasını ve bu düşmanlıkların yerine kardeşlik duygusunun hakim olmasını teşvik eden Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den ve Hz. Muhammed&#8217;in hadisi şeriflerinden alır. Ahiler benimsedikleri görüş çerçevesinde tüm insanlar arasında dayanışma ve yardımlaşma kurmaya çalışmışlardır.</p>
<p>Ahiliğin temel öğeleri din ve meslektir. Daha doğrusu Ahilik dini kurallar çerçevesinde mesleki yapılanmadır. Ahilikte temel meslek sahibi olmayan bir ahi tasvir edilemez. Her şahıs, becerisine, imkânlarına göre bir mesleğin maharet ve hünerlerini kazanır, o işin piri olur ve hem kendine hem de topluma katkı sağlar. Mesleği olmayan birinin ne kendine ne topluma faydası olur.<br />
Ahilik gibi bir kurumun oluşturulmasındaki temel amaç insanlığa hizmet etmektir.</p>
<p>Mükemmel toplumlara ancak ahlakla yoğrulmuş, kardeşlikle pişmiş fertler yetiştirerek ulaşabilirsiniz. Fertler mükemmel olursa onlardan meydana gelen topluluklar da mükemmel olur.Bunu gerçekleştirdiğiniz zaman dünyayı düzene sokabilirsiniz. Bu yüzden Ahilikte öncelik,  fertlerin kişiliklerini bir düzene sokmaktadır.</p>
<p>Ahi olmayı seçen birinin üç şeyi bağlanır, üç şeyi açılır: gözü harama, ağzı günah söze, eli zulme bağlanır; kapısı konuklara, kesesi ihtiyacı olanlara, sofrası aç olanlara açılır.</p>
<p>Aslında ahilik başlı başına bir yaşam biçimi oluşturmuştur. Temel ilkeleriyle 300’e yakın görgü kurallarıyla her millete örnek olacak bir yaşam biçimi.</p>
<p>Ahilik; kardeşliktir, adalettir, yardımseverliktir, insan haklarına saygı duymaktır. . Ahilik devletini ve tüm insanları seven, kudretli, şefkatli, çalışkan, yardımsever, ekmeği bol ve sofrası açık iyi insanların birliğidir.</p>
<p>Günümüz dünyasının yükselen onlarca değerinin önemli bir kısmının temelinde ahiliğin ana ilkeleri bulunmaktadır. Tüketici hakları, sivilleşme, kooperatifçilik,  gibi kavramları dünyaya aktaran birikim, ahilik kültürüdür. Bu yönüyle de ahilik, yalnızca Türk Milletinin değil, dün olduğu gibi bugün de bütün dünya toplumlarının örnek alması gereken bir ahlak sistemidir.</p>
<p>Yazımı kardeşliği, eşitliği, Mevlana’nın “Ne olursan ol yine gel!” görüşünü kendisine temel edinmiş güzel bir ahi sözüyle bitirmek istiyorum:</p>
<blockquote><p>“Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir,<br />
Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir.”</p></blockquote>
<p>Yavuz ÇAĞLAR</p>


<p>Benzer konu bulunamadı.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/ahilik-comert-kardesler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hangi Türkçe? Dombıra</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/hangi-turkce-dombira/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/hangi-turkce-dombira/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 11:11:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Er - Stratejist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[azerbeycan]]></category>
		<category><![CDATA[dombıra]]></category>
		<category><![CDATA[dombra]]></category>
		<category><![CDATA[dombra şarkısı]]></category>
		<category><![CDATA[dombra türküsü]]></category>
		<category><![CDATA[hakan er]]></category>
		<category><![CDATA[kazakça]]></category>
		<category><![CDATA[kazakistan]]></category>
		<category><![CDATA[kırgızistan]]></category>
		<category><![CDATA[kktc]]></category>
		<category><![CDATA[oktay sinanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[özbekistan]]></category>
		<category><![CDATA[stratejist]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[türki cumhuriyetler]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=1863</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba.Dün ofisimde Dombıra şarkısını dinliyordum.Bizim eleman “Abi bu hangi dilde söylüyor?” diye bir soru yöneltti.Ben de “Türkçe” dedim. Şaşırdı..”Sen şimdi konuştuğunu Türkçe’mi sanıyorsun evladım” dedim ve güldüm. Madem öyle birde kaleme dökelim dedim bende. Bu yazımda size Türklerin efsanevi çalgısı Dombıra ve bunun Türkü&#8217;sünden ve tabii konuştuğumuz Türkçe ile bir de diğer Türki cumhuriyetlerdeki Türkçe’den [...]

<br>
Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturu-uzerine-bir-ani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Kültürü Üzerine Bir Anı'>Türk Kültürü Üzerine Bir Anı</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba.Dün ofisimde Dombıra şarkısını dinliyordum.Bizim eleman “Abi bu hangi dilde söylüyor?” diye bir soru yöneltti.Ben de “Türkçe” dedim. Şaşırdı..”Sen şimdi konuştuğunu Türkçe’mi sanıyorsun evladım” dedim ve güldüm. Madem öyle birde kaleme dökelim dedim bende. Bu yazımda size Türklerin efsanevi çalgısı Dombıra ve bunun Türkü&#8217;sünden ve tabii konuştuğumuz Türkçe ile bir de diğer Türki cumhuriyetlerdeki Türkçe’den bahsedeceğim.</p>
<p>Dombıra <strong>Kazak Türklerinin</strong> en yaygın çalgısıdır bildiğiniz üzere. Birde şarkısı vardır..</p>
<p>Dombıra şarkısını bir orijinal dilinde bir de bizim Türkçe’de karşılaştıralım.Aşağıdaki resimde sol taraftaki mavi bölüm orijinal dili; sağ taraftaki turuncu yer bizim Türkçe.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://img30.imageshack.us/img30/7799/dombrayazs.jpg" alt="" width="600" height="800" /></p>
<p>Çok büyük bir fark gördünüz mü? Şahsen ben göremiyorum.Bazı kelimeler öğrenilse ufak harf ve söyleyiş değişiklikleri yapılsa <strong>BİLDİĞİMİZ TÜRKÇE!</strong> Diyeceğim o ki farklı dilleri konuşmuyoruz, yabancı bir dil değil hani..Aynı kökten geliyor ancak zamanla bazı değişiklikler olmuş. <strong>ÖZÜ bir.</strong>.. Bugün <strong>Türkiye Türk’ü de Kırgız, Özbek, Türkmen, Kazak,Azerbeycan, KKTC Türk’ü de</strong> aynı dili konuşuyor(uz).</p>
<p>Sayın <strong>Oktay Sinanoğlu’nun</strong> Boston konferasında anlattığı bir anısında da belirttiği gibi:</p>
<p>Ruslarla karşılaşmış Sinanoğlu.Dil konusunda anlaşamışlar.Ruslar “Kazakça biliyor musun? O dilde konuşalım” demişler.Sinanoğlu demiş ki:  “Tamam siz Kazakça konuşun.Ben anlarım.” Sinanoğlu Kazakça bilmediği halde  anlaşmışlar.</p>
<p>Diyeceğim o ki; özü bir kardeşlerimiz ile konuştuğumuz dil de aynı ve <strong>ÖZÜ BİR..TÜRKÇE!</strong></p>
<p>Sizleri bu ufak yazının sonunda o muhteşem şarkıyla <strong>“Dombıra”</strong> ile baş başa bırakayım..</p>
<p>Sevgiler&#8230;</p>
<p>Hakan Er - <a href="http://www.twitter.com/aynaninsirri">www.twitter.com/aynaninsirri</a> , www.aynaninsirri.tumblr.com</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xd29bh" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xd29bh" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>


<br><p>Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturu-uzerine-bir-ani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Kültürü Üzerine Bir Anı'>Türk Kültürü Üzerine Bir Anı</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/hangi-turkce-dombira/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkler Belgeseli</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/turkler-belgeseli/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/turkler-belgeseli/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jul 2010 15:06:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Er - Stratejist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[alperen]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[attila]]></category>
		<category><![CDATA[bilge ve kültigin]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon destanı]]></category>
		<category><![CDATA[hakan er]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl elma]]></category>
		<category><![CDATA[oğuz kağan]]></category>
		<category><![CDATA[osman gazi]]></category>
		<category><![CDATA[satuk buğra han]]></category>
		<category><![CDATA[stratejist]]></category>
		<category><![CDATA[türeyiş destanı]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türk bilge hakan]]></category>
		<category><![CDATA[türk tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[ulubatlı hasan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=1847</guid>
		<description><![CDATA[Bu videoyu izlediğinizde tüyleriniz diken diken olacak. Türkleri yaratılışından bu yana kısa kısa anlatan etkileyici bir belgesel olmuş. Belgesel ekibine sonsuz teşekkürler. Hakan Er &#8211; www.twitter.com/aynaninsirri , www.aynaninsirri.tumblr.com Ve dediler ki bir gün; binlerce yıl aldı senin yolculuğun. Bir suyun sesi vardı,birde rüzgarın. Tarihe,tarih denmeden önce ! Ol dendiğinde çamur kıpırdandı,balçığa gün vurdu,ışığa çıkmak istedi [...]

<br>
Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturu-uzerine-bir-ani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Kültürü Üzerine Bir Anı'>Türk Kültürü Üzerine Bir Anı</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-kurulus-ve-seckin-uyeler/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler'>Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-birligi-ve-ataturk/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Birliği ve Atatürk'>Türk Birliği ve Atatürk</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Bu videoyu izlediğinizde tüyleriniz diken diken olacak.</p>
<p>Türkleri yaratılışından bu yana kısa kısa anlatan etkileyici bir  belgesel olmuş.</p>
<p>Belgesel ekibine sonsuz teşekkürler.</p>
<p>Hakan Er &#8211; www.twitter.com/aynaninsirri , www.aynaninsirri.tumblr.com</p>
</div>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="512" height="322" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="AllowScriptAccess" value="always" /><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="flashVars" value="id=20678362&amp;vid=7810687&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/15397/110180104.jpeg&amp;embed=1" /><param name="src" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" /><param name="flashvars" value="id=20678362&amp;vid=7810687&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/15397/110180104.jpeg&amp;embed=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="512" height="322" src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" flashvars="id=20678362&amp;vid=7810687&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/15397/110180104.jpeg&amp;embed=1" bgcolor="#000000" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></div>
<hr />Ve dediler ki bir gün; binlerce yıl aldı senin yolculuğun.<br />
Bir suyun sesi vardı,birde rüzgarın.<br />
Tarihe,tarih denmeden önce !<br />
Ol dendiğinde çamur kıpırdandı,balçığa gün vurdu,ışığa çıkmak istedi canlı.<br />
Suyu emdi,kuru toprağa kök saldı.Güneşi emdi göğe dal saldı.<br />
Balçıkta kalanlar vardı !<br />
Işığı görmek istedi,göz verildi.<br />
Işıktan kaçmak istedi,akıl verildi.<br />
Aklıyla öğündüğü gündü,tarihin başladığı gün.<br />
Aklını yönetenler,o gün bir destan yazdılar.<br />
<strong>Türeyiş Destanı</strong> dediler adına !</p>
<p>Yazıları,kitapları yoktu;çocuk belleklerine yazdılar destanı.<br />
Ama isimleri vardı.<br />
Diline geleni taşa kazımayı öğrendiğinde tarih,ismini de yazdı !</p>
<p>Dağ eğildi de üzengi oldu asıldık,çeliği pek tutacak suyumuz vardı.<br />
Toynaklarında kıvılcımlı nalları atlarımızın,sağrılarında çok bilişli ak kızlarımız,oğlanlarımızla bir oynaştı pusatlarımız.<br />
Yanıbaşımızda er kurumlu evdeşlerimiz,kısraklarımızda bir nakışlı eğerlerimiz,kopuzlarımızda iç çekişli mut yırlarımız&#8230;<br />
Yol tuttuk,iz sürdük,yurtlandık.<br />
Destanın başında <span style="color: #000000;"><strong>Oğuz Kağan</strong></span>’dı adımız !<br />
Gün doğumunu sırtlanıp yürüyüverdik,<strong> <span style="color: #000000;">Attila</span></strong><span style="color: #000000;"> </span>koyduk destanımızın adını.</p>
<p>Bumin ve İstemi Atalarından birlik öğüdü görmüş, <span style="color: #000000;"><strong>Bilge ve Kültigin</strong>.</span><br />
Dirlikmiş,birliğin ödülü.<br />
Ben Tanrı’dan olma,<span style="color: #000000;"><strong>Türk Bilge Hakan !</strong></span><br />
Sözlerimi iyice işitin !<br />
Önce siz; kardeşlerim,oğullarım,birleşik boyum ve ileride gün doğusuna,güneyde gün ortasına,geride gün batısına,kuzeyde gece ortasına kadar,halkım.<br />
Türk Milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım.<br />
Kardeşim Kültigin’le ölesiye,yitesiye çalıştım,çabaladım.<br />
Halkı ateş ve su gibi birbirine düşman etmedim.<br />
Çıplak halkı giyimli kıldım,fakir halkı zengin kıldım.<br />
Güçlü devleti olandan,güçlü hakanı olandan daha iyi kıldım.<br />
Türk Milletini düşmansız kıldım.<br />
Ey Türk Milleti, işit:<br />
<span style="color: #000000;"><strong>Üstteki mavi gök çökmedikçe,alttaki yağız yer delinmedikçe,senin ilini ve töreni kim bozabilir </strong>!</span></p>
<p>Çökmedi mavi gök,delinmedi yağız yer,güneş yaktı toprağı,güneş yaktı suları.<br />
İnsan göğe bakındı,insan yere bakındı&#8230;<br />
Tanrı beni unuttu mu ?<br />
Bir lokmaya bin ağız açıldı,bir yuduma ölüyorlardı.<br />
Göç,göç diyen kuşlar uyuyorlarmış,gagaları kanatlarına gömülmüş,tekin.<br />
Gün beğleri oturdu danıştılar.<br />
Bir susuz kara aygırlarına,bir sütü kesik analarına,bir meyve vermez ağaçlarına,<br />
bir kıraç yere bakındılar…<br />
Su isterdiler; Tanrı&#8217;nın suyundan bir yudum su.<br />
Bakır bakışlıydı güneş,demir göz alıyordu,çocuğun kirpiğinde toz,kadının saçında beyaz,adamın sakalında güneş sarısı&#8230;<br />
Rüzgara tuttular yüzlerini,gözlerini göğe diktiler de öyle yürüdüler.<br />
Taşları yalarken,gökteydi bakışları.<br />
Ala çadırlar azaldı,kor ocaklar azaldı,kara aygırlar düşüp kaldı,kuru bebeler toprak oldu.<br />
Yağmuru bulduklarında,uzun bir yoldan gelmişlerdi.<br />
Uzun bir savaşa durdular.<br />
Yağmurun sahibi vardı,paylaşmıyorlardı !<br />
Ben <span style="color: #000000;"><strong>Satuk Buğra Han !</strong></span><br />
El aldım Atam Bilge Kül Kadir Han’dan !<br />
Uzun yoldan yağmura geldim,yağmuru düşümde gördüm.<br />
Dudaklarıma serin serin değiverdi,alnımı bir aydınlık okşadı,sordum kimsin ?<br />
<span style="color: #000000;"><strong>Muhammed</strong> </span>deyiverdi,şehadetle…<br />
Yağmuru aldım,paylaştım.<br />
Alp&#8217;tım,<span style="color: #000000;"><strong> Alperen</strong></span> oldum !<br />
Soyuma el verdim,soyuma Yasa&#8217;mı verdim.</p>
<p>Rüzgarla koştu okları,nefesle yetti atları,yandım deyene vardılar,yetiş deyene yettiler&#8230;<br />
Bir denizden bir denize,bir nehirden bir nehire at sürerek çoğaldılar.</p>
<p>Selçuk Atam hediyesi,Ertuğrul Babam emaneti,Domaniç yaylağıma gelin,Söğüt kışlağıma gelin.<br />
Meğer ki saraylar kurdunuz,meğer ki şaraplar içtiniz,meğer ki atlaslar giydiniz,kan rengi yüzükler taktınız,altın kabzalar kuşandınız,Anadolu çilesinden&#8230;<br />
Ki biz,ki Kağı Beğleri Oğuz&#8217;un,Anadolu&#8217;nun,<br />
toprak donumuzu giyeriz,demire su verir,çalarız çeliği mermer otağımıza.<br />
Çün biz var idik,çün biz varız !<br />
Ben Ertuğrul oğlu<strong> <span style="color: #000000;">Osman</span>,</strong><br />
Anadolu Beğlerinin Beği <strong><span style="color: #000000;">Osman </span>!</strong><br />
Hele gelin !</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Devlet-i ebedi müddet</strong></span>, sonsuza kadar adalet,sonsuza kadar devlet,sonsuza kadar hürriyet,sonsuza kadar Millet !</p>
<p>Sancağa Hilal&#8217;i nakşeden kim ?<br />
Denize karadan yürüyen kim ?<br />
Alevi semadan düşüren kim ?<br />
Çağ açıp,çağ kapayan,Toy kurup Tuğlar diken,<br />
Fethedip <strong>İstanbul&#8217;u</strong>,Osmanlı kılan,<br />
Türk kılan kim ?</p>
<p>Açtığımız kapı,bize muşkulanmıştır.<br />
Kilidi kıran ele kutlular olsun !<br />
O el nerededir ?<br />
O el toplarımızla döğdüğümüz hisarda,hisarın kana boyanmış enkazında,hala sımsıkı tutar kılıcı.<br />
Şehadetler üstüne dudakları,armağan olsun elin sahibine !<br />
<span style="color: #000000;"><strong>Ulubatlı Hasan</strong>&#8216;</span>ı veren Anadolu&#8217;ya !<br />
Çün İstanbul onundur artık.<br />
Bu kapıdan yürüsün güneşe,bu kapıdan yürüsün geleceğe.<br />
Batı&#8217;dan Doğu&#8217;ya,Doğu&#8217;dan Batı&#8217;ya.<br />
İlmimizle geldik,ilmimizle.<br />
İnancımızla geldik,inancımızla.<br />
Kanunumuzla geldik,kanunumuzla,<br />
Adımızla geldik,adımızla yaşayalım !</p>
<p>Atam Oğuz&#8217;un oğulları,durup oturmadı.<br />
Güneşi sırtlanıp Batı&#8217;ya yürüdüler.<br />
Serin rüzgarı göğüsleyip,Kuzey&#8217;e yürüdüler.<br />
Suyun kokusunu alıp,güneye yürüdüler.<br />
Vedalaştıkları yerde,sözcüler bıraktılar.<br />
Tarihe tanık,bekçiler bıraktılar.<br />
Dört yöne tanıklar bıraktık.<br />
Gün geldi,dört yönden kuşatıldık !<br />
Can evimizden vurmaktı niyetleri,asırları hafızamızdan silmekti.<br />
Şah damarında cenge tutuştuk Osmanlı&#8217;nın,tırnaklarımızla yırtıyorduk boğazımıza uzanan pençeleri.<br />
Demir parmakları kırıp,suya gömerken,tarihe ;<br />
<span style="color: #000000;"><strong>Mustafa Kemal</strong></span> adını yazdık !</p>
<p>Atlılar,atlılar hiç uyumadılar.<br />
Karakalpaklarını alınlarına düşürdüler,yolun sonuna baktılar,gördüler !<br />
Arkadaşlarını yol üstünde bir ağacın yamacına,kardeşlerini buz tutmuş siperlerde,çocuklarını öfke yutmuş düşman elinde,analarını iki elleri Tanrı&#8217;ya açılmış bıraktılar,babalarıyla zaten cephede helalleşdilerdi !<br />
Hiç ağlamadılar,hiç uyumadılar !<br />
Bir soğuktan gözleri yaşardı,birde alevli güneşten.<br />
And içmişlerdi,titrek elleriyle Sevr&#8217;e gidip,kelle kurtarmak için imza atanlara,zavallı canı için Ata Yurdu&#8217;nu İngiliz&#8217;e,Yunan&#8217;a,Fransız&#8217;a,İtalyan&#8217;a peşkeş çekenlere,utanmadan dönüp gelenlere,hesap sormaya&#8230;<br />
And İçmişlerdi !<br />
Rütbelerini İstanbul&#8217;da bıraktılar,artık Mustafa Kemal&#8217;in ordusuydular.<br />
Türk&#8217;ün ordusuydular !<br />
Değilmi ki son kurşunu kuşaklarına sokup,kurşunu yoksa yabasını sırtlayıp,orağını-tırpanını bileyip,Kuvva oldular,artık<br />
halkın ordusuydular !<br />
<span style="color: #000000;"><strong>Ankara</strong></span>&#8216;nın ordusuydular.<br />
<strong><span style="color: #000000;">Türkiye Büyük Millet Meclisi</span>&#8216;</strong>nin ordusuydular.<br />
Rütbelerini,Başkomutan&#8217;dan aldılar !</p>
<p>Ve dedilerki bir gün,dönüp geriye baktığında meçhul gölgeler görmeyeceksin !<br />
Yol yürünmüş,ayak izlerin kalmıştır.<br />
Kurd&#8217;un gölgesi Batı&#8217;ya uzandığında,ayağında zincir yüklü soydaşımı anlattım oğluma.<br />
Diline pranga vurulmuş ozanların türküsü için hayır diledim.<br />
Manas&#8217;ı çığırırken niye ağlıyorlar anlattım,gücüm yettiğince !<br />
<span style="color: #000000;"><strong>Ergenekon</strong></span> niye yasak,bir bir anlattım oralarda&#8230;<br />
Başkomutanın özgürlük aşkıyla hatırladım,Ata topraklarımı !<br />
Toprak,Kızıl Elma&#8217;ya uyandığında,dile gelip konuştu:<br />
Bir ağaca öz su verdim dedi,dallarına sızdırdım,sızan özün kokusundan tanışasınız diye !<br />
Binlerce yıllık birlikte,birkaç günlük ayrılık nedir ki ?<br />
Bir ağacın yaprağı sararıp dökülsede,dibine düşer.<br />
Bir ağacın yapraklarıyız biz,yazı-kışı birlikte yaşadık,birlikte yaşarız !</p>
<p>Ve dediler ki köşe başlarındaki pusular,güneş altındadır.<br />
Yol arkadaşlarından geride kalanlarda olacak,<br />
hala ayaklarına dolananlarda !</p>
<p>Batı&#8217;ya çıkan yolu,yürüyüp gelen sensin.<br />
Kuzeyde üşüyen,güneyde terleyen sensin.<br />
Doğu&#8217;dan yürüyüp gelen de sen değil miydin ?<br />
Geldiğin yolda,senin için işaretler var !<br />
Şimdi daha hızlı yürümelisin !<br />
Yorulana bakıp,üzülme !<br />
Yoluna çıkana bakıp,umudunu yitirme !<br />
Bu güne kadar herşey yazıldı,şimdi sen yazıyorsun,<br />
Tarihi en büyük Türk&#8217;le,<span style="color: #000000;"><strong> Atatürk&#8217;le</strong></span> yazıyorsun</p>
<p>Ve dedi ki:</p>
<blockquote><p><span style="color: #000000;"><strong>&#8220;Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir..!&#8221;</strong></span></p></blockquote>


<br><p>Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-kulturu-uzerine-bir-ani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Kültürü Üzerine Bir Anı'>Türk Kültürü Üzerine Bir Anı</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-kurulus-ve-seckin-uyeler/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler'>Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/turk-birligi-ve-ataturk/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türk Birliği ve Atatürk'>Türk Birliği ve Atatürk</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/turkler-belgeseli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yecüc ve Mecüc Türklerdir</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/yecuc-ve-mecuc-turklerdir/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/yecuc-ve-mecuc-turklerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2010 21:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>damarli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Gog]]></category>
		<category><![CDATA[İncil]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Magog]]></category>
		<category><![CDATA[Mecüc]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Yecüc]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=1755</guid>
		<description><![CDATA[Yecüc ve Mecüc Türklerdir. İnsanlar üç ırk olarak incelenir. Bunlar sarı, beyaz ve siyah ırktır. Türkler sarı ırka mensupturlar. Bunlara Hun Türkleri denilmekteydi. Sonradan öncü boy olan Kayı boyu beyaz ırka dönüştü. Anadolu’ya yerleşenler beyaz ırka dönüşenlerdir. Başka hiçbir milletin kafatası yapısı dolikosefalden, brakisefale dönüşmemiştir. Bu durumda iki Türk halkının varlığını tespit etmiş oluyoruz. Bunlar [...]


Benzer konu bulunamadı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yecüc ve Mecüc Türklerdir.</p>
<p>İnsanlar üç ırk olarak incelenir. Bunlar sarı, beyaz ve siyah ırktır. Türkler sarı ırka mensupturlar. Bunlara Hun Türkleri denilmekteydi. Sonradan öncü boy olan Kayı boyu beyaz ırka dönüştü. Anadolu’ya yerleşenler beyaz ırka dönüşenlerdir.<br />
Başka hiçbir milletin kafatası yapısı dolikosefalden, brakisefale dönüşmemiştir. Bu durumda iki Türk halkının varlığını tespit etmiş oluyoruz. Bunlar orta Asya Türkleri ve Anadolu Türkleridir. Anadolu Türkleri Oğuz soyunun Kayı boyundan gelmektedirler. Yani Oğuz’un ilk karısından olan ilk oğlunun, ilk oğlu olan Kayı’nın soyu… Kendilerine çok önemli görevler verilmiştir. Bu görevlerini gerçekleştirdikleri ilahi program da başka yazımızda ele alınacaktır.</p>
<p>Şimdi gelelim Kutsal kitaplarda sözü edilen Yecüc ve Mecüc’e… Kutsal kitaplarda adı geçen Yecüc halkı Anadolu Türkleridir. Mecüc halkı da Orta Asya Türkleridir. Bu iddiamızı Tevrat’ta destekliyor. Bir göz atalım:</p>
<blockquote><p><span style="color: #000000;"><em>BAP:10<br />
2 Yafetin oğulları: Gomer, ve Mecüc, ve Maday, ve Yavan, ve Tubal, ve Meşek, ve Tiras.<br />
Tevrat/Tekvin</em></span></p></blockquote>
<p>Bu ayetten anlaşılacağı gibi Mecüc, Yafet’in oğullarından biridir, Yecüc&#8217;den söz edilmez çünkü Yecüc sonradan oluşmuştur. Tekrar ediyoruz bunlar Türkiye Cumhuriyetini oluşturan Türk halkıdır. Bu arda tamamen Arap milliyetçiliğine dayandırılan ve şu andaki geleneksel İslam anlayışını sürdürenlerin kimi uydurma hadislerine değinmeden geçemeyeceğim.<br />
Said İbn Müseyyeb’den aktarılan rivayeti aynen yazıyorum:</p>
<p><strong><span style="color: #000000;">”Nuh’un üç oğlu, onlardan her birinin de üçer oğlu vardır. Nuh’un oğulları Sam, Ham ve Yafes adlarında idi. Arap, Fars ve Rum, Sam’ın oğulları olup her biri hayırlıdır. Yafes’in oğulları Türk, Saklep, Ye’cüc ve Me’cüc olup, bunlardan hiçbirinde hayır yoktur.”</span></strong></p>
<p>Bu uydurma hadise göre; Arap, Fars ve Rumlar hayırlı, biz Türkler ise hayırsızmışız. Bu konuyu burada sonlandırıp bir başka konumuza geçelim. Peki Avrupalılar hangi ırk derseniz, bunlar da beyaz ırktır. Fakat, Sami ırkı değildir. Bunlar Kabil’in soyudur, dilleri de literatüre, Hint-Avrupa diller gurubu olarak girer. Dolayısıyla Hintliler de Kabil soyudur. Kabil, Ademoğullarının ilk üreyen neslidir. Hintlilerin bir başka özelliği de bulundukları yarımada dışında hiçbir bölgeye gitmemeleridir. Aynı köke dayanan Avrupalılar ise bulundukları bölgeyi terk ederek, Avrupa kıtasına yerleşmişlerdir. Avrupa’ya gelen bu topluluğa Keltler deniyordu. Keltler de tıpkı aynı soydan geldikleri Hintliler gibi ölülerini toprağa gömmüyorlar, yakıyorlardı. Şimdi bu gerçeği yansıtan Tevrat ve Kur’an ayetlerine bir göz atalım:</p>
<blockquote><p><span style="color: #000000;"><em>Bölüm:4<br />
6Ve Kain, kardeşi habile söyledi. Ve vaki oldu ki, kırda oldukları zaman, Kain, kardeşi Habile karşı kalktı, ve onu öldürdü.<br />
Tevrat / Tekvin</em></span></p></blockquote>
<p>Bu olay Kur&#8217;an&#8217;ın Maide suresinde de geçmektedir ve her iki kitap arasında herhangi bir çelişki yoktur. Şunu da hatırlatalım İslami kaynaklarda Kain adı, Kabil olarak geçer. Ancak Kur’an’da bu olay anlatılırken herhang ibir isim zikredilmez. Olayın Adem’in iki oğlu arasında geçen olay olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p><em>30 Nefsi onu, kardeşini öldürmeğe çağırdı, (o da nefsine uyarak) onu öldürdü, ziyana uğrayanlardan oldu.<br />
31 Derken Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (karganın yaptığını görünce): “ Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim (ben)” dedi ve pişman olanlardan oldu!<br />
Kur’an / Maide</em></p>
<p>Dikkat edilirse Tevrat’ta yazmayan ama Kur’an’ın Maide suresinin 31. ayetinde geçen ilginç bir olaydan söz edilmektedir. Kabil öldürdüğü kardeşini gömmeyi dahi bilmediği için onun cesedini yok etmek için yakmıştır. Yukarıdaki açıklamamızda bilinen nedenle Kabil’in Habil’i öldürdüğünü yazmıştık. Bu bilinen nedeni başka bir yazımızda ele alacağız. Şimdi Yecüc ve Mecüc hakkında daha ayrıntılı bilgileri kapsamlı olarak ele alalım.</p>
<p>Yecüc ve Mecüc hakkındaki bilgiye Kur’an’ın Kehf ve Enbiya surelerinde rastlamaktayız. Bu iki suredeki ayetlere değinmeden önce eski ahit ve yeni ahite göz atmakta yarar vardır diye düşünüyorum. Çünkü Kur’an’dan önceki kutsal kitaplar olan Tevrat ve İncil’de de bu konu hakkında bilgi verilmiştir. Eski ahit yani Tevrat’ın yaratılış bölümündeki ayeti yazımın başında ele almıştım. Bu ayeti ele alırken de Mecüc olarak çevirilen meali verdim. Bir çok çeviride Yecüc (Gog), Mecüc de (Magog) olarak geçer. Tevrat’ın Yaratılış bölümündeki ayetin tekrarı 1. Tarihler bölümünde de aynen yer alır.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000000;"><em>1.Tarihler 1,5 : Yafet&#8217;in oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yâvan, Tuval, Meşek, Tiras.</em></span></p></blockquote>
<p>Yazımızın başında belirttiğimiz gibi Magog (Mecüc) Yafet’in oğullarından biri olarak sayılmaktadır. Yecüc’den yani Gog’dan bu bölümde de söz edilmez. Bu isme gene 1. Tarihler bölümünün şu ayetinde rastlamaktayız.</p>
<blockquote><p><em>1.Tarihler 5,4-6: Yoel&#8217;in soyu: Şemaya Yoel&#8217;in, Gog Şemaya&#8217;nın, Şimi Gog&#8217;un, Mika Şimi&#8217;nin, Reaya Mika&#8217;nın, Baal Reaya&#8217;nın, Beera Baal&#8217;ın oğluydu. Rubenliler&#8217;in önderiydi.</em></p></blockquote>
<p><em></em><br />
Yazılış tarihinden de anlaşılacağı gibi Gog, Magog’dan sonra ortaya çıkmıştır. Nutuk&#8217;un Gizli Şifresi adlı yazıya yaptığım yorumda &#8220; Türkler seçilmiş bir ulustur&#8221;  Ergenekon olayından bahsetmiş; Kıyan ve Nüküz ailelerinden söz etmiştik. Kıyan’ın da Kayı olduğunu vurgulamıştık. Kayı boyu Orta Asya’dan çıkıp Anadolu’ya yerleşen tek  Türk boyudur. Tevrat’a geri dönelim.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000000;"><em>Hezekiel 38,2 : ‹‹İnsanoğlu, yüzünü Magog ülkesinden Roş&#8217;un, Meşek&#8217;in, Tuval&#8217;ın önderi Gog&#8217;a çevir, ona karşı peygamberlik et.</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em>Hezekiel 38,3 : De ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roş&#8217;un, Meşek&#8217;in, Tuval&#8217;ın önderi Gog, sana karşıyım.</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em>Hezekiel 38,14 : ‹‹Bu yüzden, ey insanoğlu, peygamberlik et ve Gog&#8217;a de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: O gün halkım İsrail güvenlik içinde yaşarken bunu farketmeyecek misin?</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em>Hezekiel 38,16 : Ülkeyi kaplayan bir bulut gibi halkım İsrail&#8217;in üzerine yürüyeceksiniz. Son günlerde, ey Gog, seni ülkeme saldırtacağım. Öyle ki, ulusların gözü önünde kutsallığımı senin aracılığınla gösterdiğim zaman beni tanıyabilsinler.</em></span></p></blockquote>
<p><span style="color: #000000;">Bu Tevrat ayetlerine göre İsrailoğulları Gog’un saldırılarına uğrayacaktır. Üstelik bunu İsrailoğullarının Tanrısı istemektedir. Daha sonraki ayette ise İsrail’in Tanrısı karar değiştirecek ve  Gog saldırdığı için öfkelenecektir.<em></em></span></p>
<blockquote><p><span style="color: #000000;"><em>Hezekiel 38,18 : ‹‹ ‹Gog İsrail ülkesine saldırdığı gün öfkem alevlenecek. Egemen RAB böyle diyor.Bundan sonra ise bir kargaşadan söz edilmektedir, herkesin birbirine kılıç çektiği kargaşadan.</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em>Hezekiel 38,21 : Bütün dağlarımda Gog&#8217;a karşı kılıcı çağıracağım. Egemen RAB böyle diyor. Herkes birbirine kılıç çekecek.</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em>Hezekiel 39,6 : Magog&#8217;un ve kıyıda güvenlik içinde yaşayanların üzerine ateş yağdıracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar. Tuval&#8217;ın baş önderi››.</em></span></p></blockquote>
<p>Buna benzer ayet İncil’in Vahiy bölümünde de bulunmaktadır. Okuyalım:<br />
<em>Vahiy 20,8 : Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları -Gog&#8217;la Magog&#8217;u- saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.</em></p>
<p>Tevrat’ta ve İncil’de sözü edilen Gog ve Magog düşman olarak gösterilmektedir. Tevrat ve İncil’de tahrifat yapıldığından ve çoğu ayet insan yazması olduğu için tam olarak gerçeği yansıtmamaktadırlar. Kur’an’ın Kehf suresinde geçen olayı yine Nutuk&#8217;un Gizli Şifresi adlı yazıya yaptığım yorumda ( Türkler seçilmiş bir ulustur adlı yazımda) açıklamaya çalımıştım. Bazı İslam yorumcularına göre Yecüc ve Mecüc barbar bir topluluktur. Bunu da Kehf suresindeki ayete dayanarak söylerler. Oysa o ayet dikkatle okunsa belli bir süreye kadar zaptedilen topluluk olduğu ve vaat günü geldiğinde o topluluğun önündeki engellerin kaldırılacağı anlaşılmaktadır. Zaten Enbiya suresinde bu olaya tam anlamıyla açıklık getirilmektedir.</p>
<blockquote><p><span style="color: #000000;"><em>96 Ye&#8217;cûc ve Me&#8217;cûc&#8217;ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler.</em></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><em>97 Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkâr edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. &#8220;Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik!&#8221; derler.</em></span></p></blockquote>
<p>Bu ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi zalim olan topluluk Yecüc ve Mecüc değildir. Zalimlerin ise inkarcılar olduğu açıkça anlaşılmaktadır.<br />
Başa dönersek; Yecüc Anadolu Türkleridir, Mecüc Orta Asya Türkleridir. İşte bu iki Türk topluluğunun bir araya gelmesiyle oluşacak birlik, Türklerin Dünyayı yeniden şekillendirmesine ön ayak olacaktır.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Araştırmacı Yazar</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ahmet Hüseyin DAMARLI</strong></span></p>


<p>Benzer konu bulunamadı.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/yecuc-ve-mecuc-turklerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>34</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bab-ı Ali Baskını</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/bab-i-ali-baskini/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/bab-i-ali-baskini/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 00:12:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Er - Stratejist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[bab-ı ali]]></category>
		<category><![CDATA[bab-ı ali baskını]]></category>
		<category><![CDATA[baskın]]></category>
		<category><![CDATA[çerkez nazım paşa]]></category>
		<category><![CDATA[enver paşa]]></category>
		<category><![CDATA[hakan er]]></category>
		<category><![CDATA[ittahat ve Terraki]]></category>
		<category><![CDATA[ömer naci]]></category>
		<category><![CDATA[sapancalı hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[stratejist]]></category>
		<category><![CDATA[yakup cemil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=1687</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba. Bu yazımızda da Bab-ı Ali Baskını&#8217;nı bir kesit olarak sizlere aktardıktan sonra bir süre dinlenmek istiyorum. Rumeli ordularının eridiği, koleranın Çatalca&#8217;daki kılıç artıklarını yere serdiği ve elde kalabilen birkaç batarya topun son mermilerini attığı şartlar Osmanlı&#8217;yı barışa zorlamış durumdaydı. Mütarekeyi Londra Konferansı takip etti. İttihatçılar karşısında kaplan kesilen Kamil Paşa, Batı karşısında süt dökmüş [...]

<br>
Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/ittihat-ve-terakki-kuruluskollarsistem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İttihat ve Terakki Kuruluş &#8211; Kollar &#8211; Sistem'>İttihat ve Terakki Kuruluş &#8211; Kollar &#8211; Sistem</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-kurulus-ve-seckin-uyeler/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler'>Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/silinen-bilincimiz/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Silinen Bilincimiz'>Silinen Bilincimiz</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba. Bu yazımızda da Bab-ı Ali Baskını&#8217;nı bir kesit olarak sizlere aktardıktan sonra bir süre dinlenmek istiyorum.</p>
<p><a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/05/enver-paşa-bab-ı-ali-baskını.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1719" title="enver paşa bab-ı ali baskını" src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/05/enver-paşa-bab-ı-ali-baskını-300x194.jpg" alt="" width="263" height="170" /></a>Rumeli ordularının eridiği, koleranın Çatalca&#8217;daki kılıç artıklarını yere serdiği ve elde kalabilen birkaç batarya topun son mermilerini attığı şartlar Osmanlı&#8217;yı barışa zorlamış durumdaydı. Mütarekeyi <strong><span style="color: #000000;">Londra Konferansı</span></strong> takip etti. İttihatçılar karşısında kaplan kesilen <span style="color: #000000;"><strong>Kamil Paşa</strong></span>, Batı karşısında süt dökmüş kediye dönüyordu. Edirne elden çıkıyor, halk açlıktan kırılıyordu. Tarihler <span style="color: #000000;"><strong>23 Ocak 1913</strong></span>&#8216;ü gösteriyordu, hükümet <span style="color: #000000;"><strong>Bab-ı Ali</strong></span>&#8216;de toplanmıştı, büyük devletlere nota verilecekti. Notanın Fransızca&#8217;ya çevrilen metni gözden geçiriliyordu. Üyelerden hiçbiri bilmiyordu ki, bu onların son toplantısıydı. Türk tarihinin akıl almaz, bilim kurgu filmlerine taş çıkartacak sahneleri boy göstermek üzereydi. <strong><span style="color: #000000;">Bab-ı Ali Darbesi</span></strong>&#8216;nin ayak sesleri geliyordu.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>&#8220;Hükümet Edirne&#8217;yi Bulgarlar&#8217;a teslim ediyor, bütün Rumeli&#8217;den vazgeçiyor!&#8221;</strong></span> söylentisi İttihatçı subayların çılgına dönmesi için yeterli sebepti. Ecdat kanı ile sulanmış, Evlad-ı Fatihan diye zikredilen topraklar düşmana nasıl verilebilirdi? Eşkıya boşuna mı kovalanmış, Anadolu yiğitleri bunun için mi buralara kadar gelip şehit olmuştu?<span style="color: #000000;"><strong> &#8220;Ya devlet başa ya kuzgun leşe!&#8221;</strong></span> şuuruyla yetişen İttihatçılar&#8217;ın ileri gelenleri bir toplantıya karar verdiler.</p>
<p>Toplantı Vefa&#8217;da <span style="color: #000000;"><strong>İttihat ve Terakki</strong></span>&#8216;nin önemli isimlerinden <span style="color: #000000;"><strong>Emin Beşe Bey</strong></span>&#8216;in evinde yapıldı. Enver Bey, bir tümeni denetlemek için İzmir&#8217;e gittiğinden toplantı hiçbir karar alınamadan dağıldı.</p>
<p>Bu girişimin en büyük mimarı olan <span style="color: #000000;"><strong>Talat Bey</strong></span>, toplantıda konuşulanları İzmitli Mümtaz aracılığıyla Enver Bey&#8217;e bildirmişti. Çok geçmeden Enver Bey İzmir&#8217;den döndü ve ikinci toplantıya geçildi.Katılımcılar şunlardı: <span style="color: #000000;"><strong>Sait Halim Paşa, Talat Bey, Enver Bey, Hacı Adil Bey, Ziya Gökalp, Albay İsmail Hakkı Bey, Fethi Bey (Okyar), Mithat Şükrü Bleda,Cemal Paşa, Kara Kemal,Doktor Nazım Bey,Mustafa Necip Bey</strong></span>.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/05/enver-pasa.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1720" title="Enver Paşa" src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/05/enver-pasa-211x300.jpg" alt="" width="211" height="300" /></a>Enver Bey</strong></span> arkadaşlarına diyordu ki:</p>
<p>-Arkadaşlar! Geçen seferki toplantınızda verdiğiniz karardan haberdar oldum, ne yazık ki şaşırdım.Bin türlü bahane bularak hükümete ilişmeyi uygun bulmamışsınız. Bu karara nereden vardınız, bilmiyorum.Yalnız size bir şey soracağım: Memleketin geleceğini bu hükümetin kurtarabileceğine inancınız var mı? Cevabınız &#8220;Evet!&#8221; ise bir sorun yok, burada boş yere çene patlatmayalım. Herkes dağılsın ve işine baksın.Yok, eğer bu adamlara inanmıyorsanız, teorilere takılıp kalmayalım, icraata geçelim. Bu adamlardan kurtulmanın tek çaresi bu hükümeti devirmektir.</p>
<p><span style="color: #000000;">-Hayır, hükümete kesinlikle güvenmiyoruz!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">-O halde ne duruyoruz, hemen yarın işe başlayalım.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">-Fakat bu işi kim yapacak, hükümeti kim devirecek?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">-Ben bu işi, yanıma alacağım altmış fedakar arkadaşımla rahatlıkla başarabilirim.</span></p>
<p>Karar alınmıştır, -Ziya Gökalp ve Fethi Okyar&#8217;a rağmen- bir darbe ile hükümet devrilecektir. Plan yapıldı, her şey en ince ayrıntısına kadar düşünüldü, gerekli yerlere ve kilit noktalara Teşkilat&#8217;ın adamları yerleştirildi. İttihaçıları düşündüren tek kişi vardı: <span style="color: #000000;"><strong>Çerkez Nazım Paşa</strong></span>. İri kıyım, sert, gaddar, hırslı, ne yapacağı belli olmayan bu adamı bertaraf etmek işin en zor yanıydı.</p>
<p>Darbenin günü <span style="color: #000000;"><strong>23 Ocak 1913</strong></span>&#8216;tü, saati ise <span style="color: #000000;"><strong>15.00</strong></span>&#8216;di. Gözü pek ve fedakar altmış yiğite haber uçuruldu, hepsi belirlenen saatte <span style="color: #000000;"><strong>Bab-ı Ali</strong></span>&#8216;de olacak, baskın hükümet toplantıda iken yürürlüğe konulacaktı. Baskın çabuk olmalıydı ki, kan dökülmesin. Yürüyüş İttihat ve Terakki&#8217;nin Nuruosmaniye&#8217;deki kulübünden başlayacaktı.</p>
<p>Ve <span style="color: #000000;"><strong>23 Ocak Perşembe</strong></span>, saat <span style="color: #000000;"><strong>13:00</strong></span> Talat Bey ve Sapancalı Hakkı, hazırlıkları denetlediler. Bab-ı Ali civarında toplanma merkezi olarak tesbit edilen kahvehane, gazino, otel salonu gibi yerleri gözden geçirdiler. Nedendir bilinmez, baskın için orada bulunması gereken hiçbir militan ortada yoktu. Soğuk hava, inceden inceye yağan yağmur hakimdi Bab-ı Ali&#8217;ye.</p>
<p>Bu sırada Hüsamettin Ertürk, birkaç arkadaşı ile birlikte baskının sızmasını engellemek için polis müdürlüğü, merkez komutanlığı, posta ve telgraf idaresi gibi hayati noktaları ele geçirmek için tetikte bekliyordu. Estern kablo idaresi işgal edilecek, Büyükdere Rus Konsolosluğu&#8217;nun bahçesindeki telsiz istasyonu ele geçirilecekti. Nihayet Emir geldi ve Hüsamettin Bey ve ekibi harekete geçti. Öte yandan Teşkilat&#8217;a bağlı subaylar da <span style="color: #000000;"><strong>Bab-ı Ali</strong></span> civarındaki devriyeleri kaldırdılar.</p>
<p>Öte yandan Kurmay Binbaşı <span style="color: #000000;"><strong>Enver Bey</strong></span> ve arkadaşları Teşkilat&#8217;ın askeri müfettişliğinde, Talat Bey&#8217;den gelecek haberi beklemekteydiler.Yüzbaşı <span style="color: #000000;"><strong>Yakup Cemil, Mustafa Necip ve İzmitli Mümtaz</strong></span> tabancalarını kuşanmışlar, Enver Bey&#8217;in yanında yerlerini almışlardı. Saat iki buçuğu geçerken <span style="color: #000000;"><strong>Sapancalı Hakkı, </strong>Menzil Müfettişliği</span>&#8216;ne geldi ve;</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>-Haydi her şey hazır ve tamam, çıkınız! dedi.</strong></span></p>
<p>Bu haberi sabırsızlıkla bekleyen Binbaşı Enver Bey şimşek gibi yerinden fırladı ve kaşla göz arasında kapının önünde kendisi için bekletilen kır ata bindi. Şimdi o bir savaş kahramanı gibi heybetli ve göz alıcı görünüyordu. Aheste aheste Nuruosmaniye&#8217;den Bab-ı Ali&#8217;ye doğru ilerleyen bu mağrur adamın iki yanında Filibeli Hilmi ve İzmitli Mümtaz vardı. Bab-ı Ali&#8217;nin tenha sokakları, kır atını üstünde tunç bir heykel gibi dikilen, masal kahramanlarını andıran, erkek güzeli bir yiğidi, geleceğin paşasını temaşa ediyordu.</p>
<p>Ama yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. <span style="color: #000000;"><strong>Bab-ı Ali</strong></span>&#8216;nin önü boştu, altmış fedakar adamdan hiçbir ortada yoktu. Az sonra <span style="color: #000000;"><strong>Enver Bey</strong></span> köşeden -bugünkü İran Konsolosluğu&#8217;nun bulunduğu- sokağın başından göründü. Karşılaştığı manzara genç binbaşının hiç de hoşuna gitmedi, yanında beliren <span style="color: #000000;"><strong>Yakup Cemil ve Mustafa Necip</strong></span>&#8216;e rağmen, keskin bakışlarını<span style="color: #000000;"><strong> Sapancalı Hakkı</strong></span>&#8216;ya yöneltti. Sanki:</p>
<p><span style="color: #000000;">-Her şey hazır, dediğiniz bu muydu? Beni ateşe düşürdünüz, dercesine öfkeyle bakıyordu.</span></p>
<p>Çok geçmemişti ki, her yaştan insan<span style="color: #000000;"><strong> Bab-ı Ali </strong></span>yokuşuna yığılmaya, kalabalık artmaya başladı. Enver Bey&#8217;in ve Yakup Cemil&#8217;in hedefi Bab-ı Ali binası, toplantı halindeki hükümettir.</p>
<p>Peki binayı koruyan askerler neredeydi? Bab-ı Ali&#8217;yi korumakla görevli Uşak taburu ne yapıyordu? Uşak taburu binanın önünde silah çatmış şekilde beklemektedir. Ne hikmetse geliyorum diyen tehlikeye karşı tabur kılını bile kıpıdatmamaktadır. Tabur İttihatçılar tarafından elde edilmişti. Yoksa dünya tarihinde bir olmazı gerçekleştiren darbecilerin böyle bir maceraya atılması mümkün değildi. Eğer atılsalar bile, baskın, başlamadan bitecek,başta<span style="color: #000000;"><strong> Enver Bey</strong></span> olmak üzere bütün kader arkadaşları ölecekti. İttihatçılar her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesap etmiş, önlerine çıkacak en büyük tehlikelerden birini bertaraf etmişlerdi.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Enver Bey</strong></span> şaşkınlık içindeydi ki, imdada<span style="color: #000000;"><strong> Ömer Naci</strong></span> yetişti.<span style="color: #000000;"><strong> İttihat ve Terakki Teşkilatı</strong></span>&#8216;nın bu ateşli ve ünlü hatibi, <span style="color: #000000;"><strong>Ömer Seyfettin</strong></span>&#8216;le beraber olay yerine gelmişti. <span style="color: #000000;"><strong>Bab-ı Ali</strong></span>&#8216;nin merdivenlerinden <span style="color: #000000;"><strong>Ömer Naci</strong></span> şöyle haykırıyordu:</p>
<p><span style="color: #000000;">-Vatandaşlar! Kamil Paşa hükümeti, Edirne&#8217;yi Bulgarlara bugün resmen terk ediyor. Şu dakikada Bab-ı Ali&#8217;de notalar imzalanıyor.</span></p>
<p>Büyük Türk Milleti bunu hiçbir zaman kabul etmeyecektir. İttihat ve Terakki buna ne pahasına olursa olsun izin vermeyecektir. Yaşasın Büyük Türk Milleti, yaşasın İttihat ve Terakki!</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ömer Naci</strong></span> kitleleri öylesine etkiliyordu ki Bab-ı Ali yokuşu her geçen dakika biraz daha kalabalıklaşıyor, Ömer Naci’nin etrafını sarıyordu. Ömer Naci devam ediyordu: <span style="color: #000000;">“İşte Hürriyet Mücahidi Enver Bey Bab-ı Ali’ye yürüyor. İşte kapının önünde arkadaşlarımız,yüzlerce sivil ve subay ellerinde tabanca, içeri girme hazırlığındalar. Onlarla birlik olunuz, bu beceriksizler idaresine son veriniz!”</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ömer Naci</strong></span> bu sefer Uşak Taburu’na hitap ediyordu: <span style="color: #000000;">“ Evlatlar! Elinizdeki silahları millet size kullanmanız için vermiştir. Düşman Çatalca’dadır. Kutsal vatan topraklarını kirli ayaklarıyla çiğneye çiğneye oraya kadar gelmiştir. Biz milli şerefi, milli namusu korumak, mukaddes aile yurdumuzu kurtarmak istiyoruz. Siz başka türlü düşünüyorsanız, işte sinem açıktır, ateş ediniz..”</span></p>
<p>Bu nutuk! Uşak taburunu büyülemiş, askerin gözünde Enver Bey’i bir mitoloji kahramanı haline getirmişti. <span style="color: #000000;"><strong>Enver Bey</strong></span> ve yanındakiler şimdi dış kapıyı aşmış, Bab-ı Ali’nin avlusundaydı.</p>
<p>Manastır Askeri Lisesi’nde Mustafa Kemal’e vatan fikrini, Namık Kemal’in vatan edebiyatını aşılayan, kabına sığmaz bir yiğit adam olan Ömer Naci, gerektiğinde silahşorluk bile yapmış, İran şahına kafa tutmuş bir inanç ve ülke adamıydı. <span style="color: #000000;"><strong>“Kardeşlerim!”</strong></span> diye haykırınca havada şimşekler çaktıran, etrafı inim inim inleten bu adamın Bab-ı Ali darbesindeki rolü inkar edilecek gibi değildir.</p>
<h2><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">Çerkez Nazım Paşa&#8217;nın Vuruluşu</span></span><br />
</span></h2>
<p>Kalabalık bir çığ gibi büyüyor, Bab-ı Ali’ye doğru akıyor, <span style="color: #000000;"><strong>Enver Bey</strong></span>’e yardım etmek için koşuyordu. Bab-ı Ali’nin önü tam bir ana baba günüydü. Kalabalığı ancak Doktor Ağabeydin Bey’in, “Kapıları hemen kapatınız. İçeriye görevlilerden başka hiç kimse girmesin.” Emri durdurabildi ve kapılar kapandı.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Enver Bey</strong></span>’in yanında<span style="color: #000000;"><strong> Yakup Cemil</strong></span> vardı, peşlerinden İzmitli Mümtaz, Filibeli Hilmi Mustafa Necip, Sapancalı Hakkı geliyor. En arkada Talat Bey ve Mithat Şükrü (Bleda) vardı. Salonun ve holün güvenliğini sağlanması gerekiyordu. Bu görevi Yakup Cemil ve Sapancalı Hakkı üstlendiler. Sapancalı Hakkı, nöbetçileri görür görmez komutunu verdi:</p>
<p><span style="color: #000000;">-Selam dur, yolu aç ve geri çekil!</span></p>
<p><a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/05/bab-ı-ali-2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1721" title="Bab-ı Ali " src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/05/bab-ı-ali-2.jpg" alt="" width="292" height="203" /></a>Olaylar öyle hızlı akıyordu ki, askerler komuta hemen uymuş,<span style="color: #000000;"><strong> Enver Bey</strong></span>’i ve arkadaşlarını mihaniki bir şekilde selamlamak zorunda kalmışlardı.Gürültüden ve baskından ilk haberdar olan Sadaret Yaveri Nafiz Bey oldu. Misafiri ile odasında çay içen Nafiz Bey masanın gözündeki tabancasını kaptığı gibi salona fırladı, Şeyhülislam Cemalettin Efendi’nin korumalarından birinin cesedini görünce rasgele ateş etmeye başladı. Nafiz Bey fazla ateş edemedi, vücüduna isabet eden kurşunlarla yere yığıldı. Bu arada Harbiye Nazırı Nazım Paşa’nın yaveri Kıbrıslı Tevfik Bey, Yakup Cemil’in ve İzmitli Mümtaz’ın kurşunlarıyla cansız olarak yere düştü. Baskının ikinci kaybı Tevfik Bey’di. Derken bir asker daha öldü.</p>
<p>İttihatçılar’ın tek kaybı ise, İzmitli Mümtaz tarafından yaralanan, ölmek üzere olan Nafiz Bey tarafından vurulan Mustafa Necip’ti.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Bab-ı Ali</strong></span> bir savaş alanıydı,insanlar ölüyor, her yeri kan götürüyordu. Silah seslerini duyan Nazım Paşa, karşısındakine tepeden bakan haliyle, iri cüssesiyle elleri cebinde salona çıktı. Karşısında Enver Bey’i, İzmitli Mümtaz’ı, Filibeli Hilmi’yi ve Sapancalı Hakkı’yı görünce önce şaşırdı. Sonra öfkeyle:</p>
<p><span style="color: #000000;">-Bu ne cüret! Burada ne arıyorsunuz asi herifler? Aklınızca sadareti mi basacaksınız!</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Enver Bey</strong></span> birden kusursuz bir esas duruşa geçti, her zamanki utangaç ve nazik tavrı ile;</p>
<p><span style="color: #000000;">-Efendim, diye söze başladı. Millet Kamil Paşa Hükümeti’nin istifasını istiyor.Vatanı satanlara ordu izin vermeyecektir.</span></p>
<p>Enver Bey sözünü bitirmemişti ki Serasker Nazım Paşa tekrar bağırmaya, karşısındakini azarlamaya başladı. İşte ne olduysa o anda oldu. Yakup Cemil koluyla Paşa’yı kavradı.</p>
<p>Paşa’nın sağ şakağına tabancayı dayadı ve ateşledi. Nazım Paşa birden düştü, ağzından kan boşaldı ve can çekişmeye başladı. Yakup Cemil öyle kritik bir atış yapmıştı ki, eğer kurşun bir milim kaysa, Sapancalı Hakkı ölecekti. Herkes bir tarafa sıvışmış, ortalık boşalmış durumdaydı.</p>
<p>İşin ciddiyetini ilk kavrayan <span style="color: #000000;"><strong>Enver Bey</strong></span> oldu, heyecanla:</p>
<p><span style="color: #000000;">-Yakup ne yaptın, buna gerek varmıydı? Diye bağırdı.</span></p>
<p>Ama Yakup Cemil serinkanlılığını bozmuyordu. <span style="color: #000000;">“Bu heriflere laf anlatılmaz”</span> dedi ve ölmek üzere olan <span style="color: #000000;"><strong>Nazım Paşa</strong></span>’ya bir kurşun daha sıktı. Bu sırada olay yerine <span style="color: #000000;"><strong>Talat Bey</strong></span> de geldi, ama gördüklerinden hiç de memnun değildi.<span style="color: #000000;"> “Arkadaşlar!”</span> diye söze girdi.<span style="color: #000000;"> “Böyle olmayacaktı, kavlimizde bu yoktu. Eğer böyle devam ederse ben bu işte yokum. Her şeyi bırakır, çeker giderim.”</span> Sonunda ortalık durulur gibi oldu.</p>
<p>Subayların bundan sonraki ilk işi Sadrazam Kamil Paşa’yı bulmak oldu. Kamil Paşa Meclis-i Vükela salonunda yapayalnızdı, çünkü bakanların hepsi kaçmıştı.Karşısında Enver Bey’i,Yakup Cemil’i,Talat Bey’i ve diğer isimleri gören Kıbrıslı Kamil Paşa sakin bir tarzda sordu:</p>
<p><span style="color: #000000;">-Ne istiyorsunuz Evlatlarım? Sonra Enver Bey’e döndü ve konuşmasını sürdürdü:</span></p>
<p><span style="color: #000000;">-Eğer bu hareketi yapmasaydınız ülkemiz barışa kavuşacaktı. Bu baskın olmasaydı Bulgarlar,Sırplar,Yunanlılar işgal ettikleri yerleri geri vereceklerdi. Madem mührü istiyordunuz, alınız!</span></p>
<p>Paşa bunun ardından istifa dilekçesini yazdı:</p>
<blockquote><p>“Padişahın yüksek huzuruna, ahali ve askerler tarafından yapılan teklif üzerine istifamı yüksek huzurlarınıza arzını mecbur olduğumu yüksek bilgilerinize sunmakla…”</p>
<p><strong><span style="color: #000000;">23 Ocak 1913</span></strong></p></blockquote>
<p>Artık hükümet devrilmiş, darbe başarı ile tamamlanmıştır. Bundaki en büyük pay da Yüzbaşı Yakup Cemil’e aittir. O&#8217;nun kurşunları olayların akışını bir anda değiştirmiştir.</p>
<p>Herkesin korktuğu, en büyük engel olarak görülen <span style="color: #000000;"><strong>Çerkez Nazım Paşa</strong></span> onun korkusuzluğu, atıcılığı sayesinde aşılmıştır.</p>
<h2><span style="text-decoration: underline;">Darbenin Anatomisi</span></h2>
<p>“<strong><span style="color: #000000;">Bab-ı Ali Baskın&#8217;ı</span></strong>” diye bilinen hükümet darbesi, planlanışı ve uygulanışı açısından aklın alamayacağı ölçüde cüretkar, adeta bir macera diye <a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/05/babı-ali.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1722" title="Bab-ı Ali BAskını" src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/05/babı-ali-300x146.jpg" alt="" width="300" height="146" /></a>adlandırabilecek bir girişimdir. Eğer günümüzün en gelişmiş bilgisayarlarını kullanarak darbenin başarı şansın ölçmeye kalksaydık, her halde başarı oranı çok düşük olurdu. Kelimenin tam anlamıyla iki elin parmağını geçmeyecek sayıdaki cesur ve idealist adam bir imkansızı başarmış, yirminci yüzyıl Türk siyasi tarihinin en önemli başarılarından birine imza atmıştır. Talat Bey’in örgütçülüğünü, Ömer Naci’nin kitleleri gayelana getirmesi, <span style="color: #000000;"><strong>Enver Bey</strong></span>’in cesareti, <span style="color: #000000;"><strong>Yakup Cemil</strong></span>’in akıllara durgunluk veren eylemi belki de darbenin başarılmasında olmazsa olmaz unsurlardır. Dahası Teşkilat’ın militan gücü olmasaydı bunlar başarılabilir miydi? Elbetteki hayır.</p>
<p>Başarı şansı neredeyse hiç olmayan böyle bir darbenin hiç beklenmeye bir şekilde sonlanmasında, amaca ulaşmasında beş tane önemli etmen görüyoruz:</p>
<ol>
<li><strong><span style="color: #000000;">Kamil Paşa Hükümeti’nin bütün baskı ve yıldırmalarına karşı Teşkilat’ın inancını koruyabilmesi, ayakta kalabilmesi. Dahası fedai ve silahşorlarının Teşkilat’a ölümüne bağlılıkları.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;">Örgütün lider yapısının kaliteli olması.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;">Teşkilatının her şeyden önce iktidara gelmeyi istemesi, en zor koşullarda bile amacından sapmaması, dahası lobi faaliyetleri</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;"> Baskının çok iyi planlaması, en küçük bir ayrıntının bile göz ardı edilmemesi. Dahası zamanlamanın iyi seçilmesi.</span></strong></li>
<li><strong><span style="color: #000000;">Teşkilat’ın eyleme yığınsal bir görünüm vermesi, kitlelerin psikolojisine hitap edecek hatiplere sahip olması.</span></strong></li>
</ol>
<p>Her şeyden de önemlisi, Teşkilat,<span style="color: #000000;"><strong> “Vatanın menfaati uğruna babamı öldürmezsem namerdim!”</strong></span> diyen Yakup Cemil’e sahiptir. En kritik bir zamanda, iradelerin mefluç olduğu anlarda kaç kişi silahına sarılıp, herkesin kabusu bir paşayı bertaraf edebilir ki.</p>
<p>Hakan Er &#8211; www.twitter.com/aynaninsirri , www.aynaninsirri.tumblr.com</p>


<br><p>Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/ittihat-ve-terakki-kuruluskollarsistem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İttihat ve Terakki Kuruluş &#8211; Kollar &#8211; Sistem'>İttihat ve Terakki Kuruluş &#8211; Kollar &#8211; Sistem</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-kurulus-ve-seckin-uyeler/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler'>Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/silinen-bilincimiz/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Silinen Bilincimiz'>Silinen Bilincimiz</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/bab-i-ali-baskini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İttihat ve Terakki Kuruluş &#8211; Kollar &#8211; Sistem</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/ittihat-ve-terakki-kuruluskollarsistem/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/ittihat-ve-terakki-kuruluskollarsistem/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 18:08:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Er - Stratejist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[cemiyet]]></category>
		<category><![CDATA[enver paşa]]></category>
		<category><![CDATA[hakan er]]></category>
		<category><![CDATA[hilal]]></category>
		<category><![CDATA[hilal-i ahmer]]></category>
		<category><![CDATA[hüsamettin ertürk]]></category>
		<category><![CDATA[ittihat ve terakki]]></category>
		<category><![CDATA[masonik]]></category>
		<category><![CDATA[meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[milli istihbarat teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[mit]]></category>
		<category><![CDATA[ömer naci]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı hürriyet cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[selanik]]></category>
		<category><![CDATA[stratejist]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman askeri]]></category>
		<category><![CDATA[talat paşa]]></category>
		<category><![CDATA[talim ve terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[teşkilat-ı mahsusa]]></category>
		<category><![CDATA[türk ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[yakup cemil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=1677</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba. Bir önceki yazımızda Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;ya kısaca değinmiştik.Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;yı yazıpta İttihak ve Terakki&#8217;yi yazmamak olmaz diye düşündüm. Bu yazımızda İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nden kısaca bahsedelim. Kısaca bahsedelim diyorum çünkü bu iki örgütü anlatmak kitaplar gerektirir. Benim yazdığım sadece fragman.. İttihat ve Terakki&#8217;nin kökeni 1860&#8242;lı yıllara kadar uzanır.Cemiyet&#8217;in düşünsel kökeni Yeni Osmanlılar&#8216;a dayanır. 1860&#8242;tan 1918&#8242;e kadar [...]

<br>
Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-kurulus-ve-seckin-uyeler/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler'>Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/bab-i-ali-baskini/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bab-ı Ali Baskını'>Bab-ı Ali Baskını</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/silinen-bilincimiz/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Silinen Bilincimiz'>Silinen Bilincimiz</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba. Bir önceki yazımızda Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;ya kısaca değinmiştik.Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;yı yazıpta İttihak ve Terakki&#8217;yi yazmamak olmaz diye düşündüm.</p>
<p>Bu yazımızda İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nden kısaca bahsedelim. Kısaca bahsedelim diyorum çünkü bu iki örgütü anlatmak kitaplar gerektirir. Benim yazdığım sadece fragman..</p>
<p>İttihat ve Terakki&#8217;nin kökeni 1860&#8242;lı yıllara kadar uzanır.Cemiyet&#8217;in düşünsel kökeni <span style="color: #000000;"><strong>Yeni Osmanlılar</strong></span>&#8216;a dayanır. 1860&#8242;tan 1918&#8242;e kadar uzanan süreçten sonra İttihatçılık ruhu miadını tamamlamış görünse de Cumhuriyet dönemi <span style="color: #000000;"><strong>Kemalizm&#8217;inin</strong></span> ideolojisine esin kaynağı olmuştur. Biz burada örgütün mazisine fazla girmeyecek, <strong>20. yüzyılın</strong> başındaki İttihat ve Terakki&#8217;ye ve onun yan kuruluşlarına kısaca değinmekle yetineceğiz.</p>
<p><strong>Rumeli</strong>, Avrupa&#8217;nın büyük devletlerinin çıkar çatışmasına girdiği, at oynattığı bir coğrafyadır.Buna, <span style="color: #000000;"><strong>&#8220;Emperyalizmin Rumeli Programı&#8221;</strong></span> demek daha yerinde olur.Bu anlamda<strong> Selanik</strong>, Türk yenilikçi hareketlerinin yeşerdiği, doğduğu bir yerdir.Öyle ya, bu kötü manzara karşısında kim eli kolu bağlı durmak ister ki?</p>
<p>Selanik, canlı bir ticari hayata sahip olduğu gibi, siyasal akımları tolere edebilecek bir kentti.İttihat ve Terakki Cemiyeti Eylül 1906&#8242;da, <span style="color: #000000;"><strong>&#8220;Beş Çınar&#8221;</strong></span> denen bir bahçede <span style="color: #000000;"><strong>&#8220;Osmanlı Hürriyet Cemiyeti&#8221;</strong></span> adı altında kuruldu.Kurucuların başlıcaları şunlardı:</p>
<ul>
<li>Mithat Şükrü Bleda</li>
<li>Askeri Rüştiye Müdürü Bursalı Mehmet Tahir Bey</li>
<li>Rüştiye Fransızca öğretmeni Naki Bey</li>
<li>Rahmi Bey (Geleceğin İzmir Valisi)</li>
<li>Kazım Nami Bey (Üçüncü Ordu Müşavirlik Yaveri)</li>
<li>İsmail Canbolat Bey (Daha sonra Atatürk&#8217;e suikastten dolayı idam edilmiştir)</li>
<li>Ömer Naci Bey (İttihat ve Terakki&#8217;nin ünlü hatibi)</li>
<li>Yüzbaşı Edip Servet Bey ve Talat Bey (Geleceğin Osmanlısının Sadrazamı Talat Paşa)</li>
</ul>
<p>Cemiyet <strong>hücre</strong> tarzında örgütlenmişti. Hücre mensuplarının dışında kimse birbirini tanımıyordu. (Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;daki aynı sistem) Cemiyete üye kaydı <strong>Masonik</strong> tarzda yapılıyordu. Önce kuruculardan biri üye yapmak istediği kimseyi merkeze tanıtıyor, merkezin bu konudaki kararını bekliyordu. Merkez gerekli incelemeleri yapıp o kişiyi üyeliğe kabul ederse, yemin merasiminin yapılacağı adayın gözleri bağlanıyor,şaşırtmak için aday biraz dolaştırılıyor,sonra da yemin merasiminin (buna tahlif deniliyordu) yapılacağı eve geliniyordu. Evin kapısında bulunan bir yetkili, kılavuzun<strong> &#8220;Hilal&#8221;</strong> parolasını duyunca kapıyı açıyor ve aday içeri alınıyordu. İçerde bir odada Cemiyet&#8217;e girip girmemekte ısrarlı olup olmadığı soruluyor, onay alındıktan sonra da yemin (tahlif) merasimi başlıyordu. Aday gözleri bağlı olduğu halde bir masanın karşısındaki iskemleye oturtulup, sağ eli <strong>Kur&#8217;an-ı Kerim</strong>&#8216;in sol eli de <strong>tabanca</strong>nın üzerine konarak yemin ettiriliyordu. Tören sırasında adayın karşısında kırmızı cüppeli beş kişi vardır. Ortadaki tok ses karşıdaki adayı tepeden tırnağa süzdükten sonra sorar:</p>
<p><strong><span style="color: #000000;">-Otuz üç senedir bünye-i milleti hain kurt gibi kemiren istibdad idaresine karşı mazlum milletin intikamını almaya hazır mısınız?</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">-Evet, tamamı ile..</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">-Verdiğiniz sözü önünüzde gördüğünüz Kur&#8217;an-ı Kerim,tabanca ve hançerle teyit ve bunların üzerine yemin eder misiniz?</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">-İşte Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e el basarak yemin ediyorum ki sizlere ihanet edecek olursam hançer ve tabancanıza layık olayım. Meşrutiyet&#8217;i istihsal edinceye kadar Abdülhamit idaresine karşı gücümün yettiği kadar fedakarca itaat edeceğime; şayet bu mukaddes maksadın istihsalinden evvel tevkif  olunursam, Cemiyet&#8217;in esrarına dair etlerim kemiklerimden ayrılıncaya kadar işkenceye maruz kalsam dahi hiçbir şey ifşa etmeyeceğime dinim,şerefim ve namusum üzerine yemin ederim.</span></strong></p>
<p>-Yeni üye Cemiyet&#8217;e, &#8220;<span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"><strong>Kardeşim seni tebrik ederim. Bundan sonra aramızda kardeşlikten başka bir his lmayacaktır.Allah Cemiyet&#8217;imize muvaffakiyet ihsan etsin. Cemiyet&#8217;imizin nizamnamesine göre numaranız &#8230;..dir</strong></span>.</span>&#8220;  sözleriyle kabul edilir, merasim noktalanırdı.İttihat ve Terakki&#8217;ye girmek her üye için bir gurur vesilesiydi. En küçük hatanın, gafletin, ağızdan kaçırılacak bir tek kelimenin, görevi savsaklamanın, tereddüdün <strong>ölümle</strong> noktalanacağını bildiği halde hiç bir üye bu durumdan şikayetçi olmamıştır. Bu uğurda ölmek onlar için ölümlerin en şereflisiydi çünkü.</p>
<p><a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/04/talat-pasa.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1684" title="Talat Paşa" src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/04/talat-pasa-275x300.jpg" alt="" width="275" height="300" /></a>Yeni üye yemininin ardından gözleri açıldığında karşısında <span style="color: #000000;"><strong>siyah maskeli,sadece gözleri açık, baştan aşağı kırmızı pelerine sarılmış</strong></span> üç kişiyi görüyordu.Artık bundan sonra çıkış yoktur.Aksi takdirde ihanetle yargılanacak, hiç tereddütsüz ölümle cezalandırılacaktır.İ lk toplantıda<strong> Talat Bey&#8217;</strong>in şu sözleri İttihat ve Terakki&#8217;nin amacını, hedeflerini ortaya koyar gibiydi.</p>
<p><strong><span style="color: #000000;">-&#8221;Cemiyetimiz baş verecek, fakat sır vermeyecektir. Netice istihsal edilinceye kadar ve ondan sonra bile herkes Cemiyet&#8217;in sırrına bağlı kalacaktır. Aksi mümkün değildir,müsaade edilmez,yani buna izin de verilemez. Cemiyete girecek arkadaş yalnız kendi rehberini ve iki arkadaşını tanıyacaktır.Diğerlerini bilmeyecek, bilemeyecektir. Bizler de bunu kimseye söylememeye yemin edeceğiz.</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Şu anda birbirimizin adını unutuyoruz. Cemiyete kaydedilenler gözleri bağlı olarak tahlif odasına alınacaktır. Tahlif odasına geliş rehber vasıtası ile olacak. Yemine gelecek olan üyenin gözleri yemin yerine gelmeden çok önce bağlanacaktır. Yani nerede yemin ettiğini bilmeyecektir. Rehber tahlif odasında yeni üyenin gözlerini açtığı vakit üye şunları görecektir: Yeşil çulha kaplı bir masa,masanın köşesinde Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in yanında bir tabanca ve bayrak.Yemin ettirecek üç aza, ki bunlar masanın gerisinde hususi kıyafetler içinde olacaklar ve yalnız gözleri görünecektir. Tahlif odasında usulümüz gereğince yemin eden aza Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e,silaha,bayrağa el bastıktan sonra artık Cemiyet için hayatını vermeye hazır demektir. Verilecek emri tatbik etmeyerek savsaklayan veya Cemiyet&#8217;in sırlarını her ne şart altında olursa olsun anlatmaya kalkan aza, tabancanın başına sıkılmasını kabul etmiş demektir. Usul budur.&#8221;</span></strong></p>
<p>Talat Bey&#8217;in bu nutku, sanki İttihat ve Terakki&#8217;nin manifestosu gibidir. Toplantılar çeşitli evlerde yapılıyordu. Daha sonra ise Alatini Köşkü ile Tramvay deposu arasında küçük bir ev tutuldu. Ev Ömer Naci üzerinde görünüyordu.</p>
<p>Cemiyet üyelerinin birbirini tanıması için bir işaret sistemi vardı. Temel ilke &#8220;<strong>Kelime-i Mukaddese: Muin, Kelime-i Murur: Hilal&#8221;</strong> sözcükleriydi. Üye sağ elin üç parmağını büküp, bir hilal halinde kalbine götürdüğünde işaret tamam sayılacaktı. Bundan sonra karşılıklı olarak<strong> &#8220;Mim&#8221;, &#8220;Ayn&#8221;, &#8220;Ye&#8221;</strong> harfleri söylenecekti. Bu harfler Arapça <strong>&#8220;Muin&#8221; (Yardım eden,yardımcı)</strong> anlamına geliyordu.</p>
<p>Cemiyet üyelere bir numara veriyordu. İlk on numara kuruculara aitti. Yaş sırasına göre ilk on üyenin numaraları şöyle sıralanıyordu:</p>
<ul>
<li>Bursalı Tahir Bey 1</li>
<li>Naki Bey 2</li>
<li>Rahmi Bey 3</li>
<li>Mithat Şükrü Bleda 4</li>
<li>Talat Bey 5</li>
<li>Kazım Nami Bey 6</li>
<li>Ömer Naci Bey 7</li>
<li>İsmail Canbolat Bey 8</li>
<li>Hakkı Baha Bey 9</li>
<li>Edip Servet Bey 10</li>
</ul>
<p><a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/04/ittahat-ve-terraki.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1685" title="ittahat ve terraki" src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/04/ittahat-ve-terraki-300x187.jpg" alt="" width="300" height="187" /></a>Cemiyet daha sonra, <strong>Paris&#8217;te</strong> <strong>Dr.Nazım</strong> ve <strong>Dr. Bahattin Şakir</strong> tarafından kurulan<strong> İttihat ve Terakki Örgütü</strong> ile ilişki kurdu. İlişkiyi müteakip <strong>&#8220;Osmanlı Hürriyet Cumhuriyeti&#8221; adını &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; olarak</strong> değiştirdi.Cemiyet daha sonra Anadolu&#8217;da -özellikle İzmir&#8217;de- örgütlenmeye başladı.<strong> Mustafa Kemal</strong> ve <strong>Enver Bey&#8217;</strong>in katılımlarıyla çığ gibi büyüyen Cemiyet, Osmanlı&#8217;nın paylaşımını masaya yatıran<strong> Reval</strong> görüşmelerinden sonra harekete geçti. Cemiyet&#8217;in ilk eylemi Mustafa Necip kanalıyla gerçekleşti. Nazım Bey Selanik Merkez Kumandanı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nin en büyük düşmanı idi. Onu Enver Bey&#8217;in eniştesi olmasıda kurtaramamış, ölümden kıl payı kurtulmuştu.</p>
<p>Ardından Resneli Niyazi Bey ve Enver Bey dağa çıkmıştı.Onları takip ve ele geçirmekle görevlendirilen Arnavut Şemsi Paşa, Teğmen Atıf Kamçıl Bey tarafından öldürüldü. Bunlar İttihak ve Terakki&#8217;nin önünü açıyor, Cemiyet halk için ümit kaynağı oluyordu.Şemsi Paşa&#8217;nın yerine gönderilen Tatar Osman Paşa&#8217;nın da <strong>Eyüp Sabri</strong> tarafından dağa kaldırılması Saray&#8217;ın sona yaklaştığını gösteriyordu. 1908&#8242;de <strong>II. Meşrutiyet</strong>&#8216;i ilan ettiren, 1909&#8242;da Sultan <strong>Abdülhamit Han</strong>&#8216;ı tahttan indiren Cemiyet, 1913<strong> Bab-ı Ali Baskını</strong> ile yönetimi el koydu ve kesintisiz 5 yıl 9 ay 7 gün Osmanlı&#8217;nın kaderine hükmetti.</p>
<p>Yurt düzeyinde örgütlenmeyi, İttihak ve Terakki kulüpleri kanalı ile gerçekleştiren Cemiyet <strong>1908-1918</strong> yılları arasında 4 gizli olmak üzere 9 kongre yaptı. 1909-1918 yılları arasında Cemiyet&#8217;in başkanlıklarını sırası ile Emrullah Efendi,Halil Bey,Seyit Bey,Sait Halim Paşa ve Talat Paşa yürüttü.</p>
<p>İlk kurulduğu günden itibaren gizliliği esas alan Cemiyet&#8217;in bir çok yan kuruluşu vardı.Bunlar;</p>
<ul>
<li><strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong> (Günümüz <strong>Milli İstihbarat Teşkilatı</strong>&#8216;nın çekirdeği)</li>
<li>Türk Ocağı</li>
<li>Köylü Bilgi Cemiyeti</li>
<li>Osmanlı Maarif Cemiyeti</li>
<li>Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti</li>
<li>Halka Doğru Cemiyeti</li>
<li>Osmanlı Sanatkaran Cemiyeti</li>
<li>Kalaycı Esnafı Cemiyeti</li>
<li>Hilal-i Ahmer</li>
<li>Donanma Cemiyeti</li>
<li>Bakü Müslüman Cemiyeti</li>
<li>Müdafa-i Milliye Cemiyeti</li>
<li>Türk Gücü Cemiyeti</li>
<li>Osmanlı Genç Dernekleri</li>
</ul>
<p>Görüldüğü gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti toplumun her kademesine nüfuz etmiş, mükemmel bir örgütlenme örneği göstermiştir.Bunda hiç şüphe yok ki, tam bir örgüt adamı olan <strong>Talat Paşa</strong>&#8216;nın büyük rolü vardır.</p>
<p>İttihak ve Terakki bir <strong>aysbergi</strong> andırır.<strong> Onun bir de görünmeyen yüzü vardı</strong>.Bu bölümün büyük bir kısmını <strong>fedai</strong> ve militanlardan oluşan kadro tamamlıyordu. <strong>&#8220;Fedai-i Zabıtan&#8221;</strong> diye de anılan bu kadro ordunun en genç, gözü pek subaylarından oluşuyordu.İdelalizm ve gönüllülük bu subayların ortak paydasıydı.</p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;nın temel taşını oluşturan bu kadro <strong>Süleyman Askeri Bey</strong>,Halim Paşa,Cevat Paşa,Dr. Nazım,Dr. Bahattin Şakir,<strong>Atıf Kamçıl</strong>,Rusül Bey,<strong>Yarbay Hüsamettin Ertürk</strong>,<strong>Eşref Kuşçubaşı</strong>,Sami Kuşçubaşı,<strong>Ömer Naci</strong>,Nuri Paşa (Kıllıgil-Enver Paşa&#8217;nın kardeşi),<strong>Ohrili Eyüp Sabri</strong>,<strong>Sapancalı Hakkı</strong>,<strong>İzmitli Mümtaz</strong>,<strong>Yakup Cemil</strong> Bey&#8217;i bünyesinde barındırıyordu.</p>
<p>Sevgilerimle.</p>
<p>Hakan Er &#8211; www.twitter.com/aynaninsirri , www.aynaninsirri.tumblr.com</p>


<br><p>Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-kurulus-ve-seckin-uyeler/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler'>Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/bab-i-ali-baskini/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bab-ı Ali Baskını'>Bab-ı Ali Baskını</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/silinen-bilincimiz/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Silinen Bilincimiz'>Silinen Bilincimiz</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/ittihat-ve-terakki-kuruluskollarsistem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-kurulus-ve-seckin-uyeler/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-kurulus-ve-seckin-uyeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 17:44:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Er - Stratejist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ali rıza]]></category>
		<category><![CDATA[enver bey]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[eşref]]></category>
		<category><![CDATA[hakan er]]></category>
		<category><![CDATA[ittihat ve terakki]]></category>
		<category><![CDATA[kuşçubaşı]]></category>
		<category><![CDATA[mareşal mustafa kemal paşa]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sapancalı hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[stratejist]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman askeri]]></category>
		<category><![CDATA[teşkilat-ı mahsusa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=1665</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba arkadaşlar.Bu yazımızda Teşkilat-ı Mahsusa&#8216;nın kuruluşuna çok kısaca değinip ardından  Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;nın üyesi olup yakın tarihimizde büyük işler yapan üyelerini sıralayalım. 1.Dünya savaşı&#8217;nın başladığı günlerde seferberlik ilan edilmiştir.Seferberliğin ilan edildiği 11 Kasım gecesi İttihat ve Terakki Teşkilatı Genel Merkezi&#8216;nde tarihi bir toplantı vardı ve üyelerin hepsi hazırdı.Toplantı önemli bir karar gebeydi: Enver Paşa&#8217;nın önerisiyle Teşkilat-ı [...]

<br>
Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-yi-enver-pasa-kurmadi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Teşkilat- ı Mahsusa&#8217; yı Enver Paşa Kurmadı'>Teşkilat- ı Mahsusa&#8217; yı Enver Paşa Kurmadı</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/ittihat-ve-terakki-kuruluskollarsistem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İttihat ve Terakki Kuruluş &#8211; Kollar &#8211; Sistem'>İttihat ve Terakki Kuruluş &#8211; Kollar &#8211; Sistem</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/bab-i-ali-baskini/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bab-ı Ali Baskını'>Bab-ı Ali Baskını</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/04/teskilat-i-mahsusa.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1674" title="teskilat-i-mahsusa" src="http://www.tarihtennotlar.com/wp-content/uploads/2010/04/teskilat-i-mahsusa.jpg" alt="" width="265" height="199" /></a>Merhaba arkadaşlar.Bu yazımızda <strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong>&#8216;nın kuruluşuna çok kısaca değinip ardından  Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;nın üyesi olup yakın tarihimizde büyük işler yapan üyelerini sıralayalım.</p>
<p>1.Dünya savaşı&#8217;nın başladığı günlerde seferberlik ilan edilmiştir.Seferberliğin ilan edildiği 11 Kasım gecesi <strong>İttihat ve Terakki Teşkilatı Genel Merkezi</strong>&#8216;nde tarihi bir toplantı vardı ve üyelerin hepsi hazırdı.Toplantı önemli bir karar gebeydi: Enver Paşa&#8217;nın önerisiyle Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;nın temelleri atılacaktı.Alınan kararda şöyle deniliyordu: <strong><em>&#8220;İster savaşa katılalım, ister katılmayalım ordularımızın ileride düşman topraklarındaki hareketlerini kolaylaştırmak için bir Teşkilat-ı Mahsusa kurulmalıdır.Bu teşkilat sayesinde silahlandırılacak çeteler savaş sırasında düşman topraklarına girecekler, düşmanın hareketi ve sayısı hakkında ordularımıza gerekli bilgiyi vereceklerdir.&#8221;</em></strong></p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa yaptıkları, en zor şartlarda bile imza attığı inanılmaz eylemlerle bir döneme mührünü vuran bir örgüttür.Öyle ki dünyanın<strong> en gizli</strong> teşkilatları arasındadır.Hücre sistemiyle çalışmıştır ve hücre evleri günümüzde dahi belirlenememiştir.Teşkilat&#8217;ın kuruluş tarihi hakkında çeşitli görüşler vardır: <strong>Cemal Paşa</strong> hatıralarında Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;nın 1913 yılında <strong>Batı Trakya&#8217;daki </strong>faaliyetlerinden söz eder.<strong>Doktor Philip Hendrick Stoddard</strong> (Teşkilat-ı Mahsusa kitabının yazarı) da Ağustos 1914&#8242;te Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;nın illegal olarak çalıştığını 5 Ağustos 1914&#8242;te resmi bir kimliğe büründüğünü belirtir.Kaynakların ortak görüşü ise şudur:</p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa Enver Paşa&#8217;nın ve mesai arkadaşı <strong>Binbaşı Süleyman Askeri</strong>&#8216;nin yönettiği ve İttihat Terakki Genel Merkezi&#8217;nin Batı Trakya ile ilgili kararlarını uygulamakla görevli bir örgütün büyüyüp gelişmesiyle oluşmuştur.<strong>Kuşçubaşı Selim Sami ve Eşref kardeşler,Çerkez Reşit,Hüsrev sami</strong> gibi isimlerin aktif olarak çalıştığı teşkilat, yakın tarihimizin en başta gelen gizemli bir örgütüdür.</p>
<p>Teşkilat&#8217;ın kuruluş amacı şuydu:</p>
<p>-Bütün Müslüman alemini bir bayrak altında toplamak, yani İslam birliğini gerçekleştirmek.Bunun yanında bütün Türk Dünyası&#8217;nı da siyasi birliğe kavuşturmak, yani Turan Ülküsü&#8217;nü gerçek kılmak.Önemli bir İslam büyüğü Emiri efendi ve Türkçülük&#8217;ün ideologu   <strong>Ziya Gökalp </strong>Teşkilat&#8217;ın fikirlerinden esinlenmiş, Teşkilat-ı Mahsusa Osmanlı coğrafyasında geniş bir yelpazeye yayılmış, büyük bir ümit kaynağı olmuştur.</p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa başlangıçta oldukça iyi işler yapmış, ama Arap isyanları ve İngiliz altınları zamanla bütün dengeleri değiştirmiştir.Balkanlar&#8217;da ve Osmanlı&#8217;nın değişik yörelerinde İttihat ve Terakki&#8217;nin fedakar subayları sayesinde ayaklanmalar çıkmış, İtilaf devletleri&#8217;ni oldukça uğraştırmıştır.</p>
<p>Enver Paşa&#8217;nın emri ile Teşkilat-ı Mahsusa&#8217;nın başına geçen Kurmay Binbaşı Süleyman Askeri&#8217;nin emrinde seçme subay ve askerlerden  oluşan <strong>Osmancık Gönüllü Alayı </strong>vardı.Yüzbaşı Hayri,Filibeli Halim Cavit,Yüzbaşı Lütfü,Piyade Teğmeni Şehreminili Sadık gibi mümtaz subaylar, Binbaşı Süleyman Askeri Bey&#8217;in işini oldukça kolaylaştırıyordu.Burada Teşkilat-ı Mahsusa emrinde çalışan ve yakın tarihimizde önemli işler yapan bazı subayların listesini vermeyi faydalı görüyorum:</p>
<ol>
<li><strong>Yüzbaşı Yakup Cemil</strong></li>
<li>Emir Abdulkadir el-cezayir&#8217;in oğlu, Meclis-i Mebusan İkinci başkanı Emir Ali Paşa</li>
<li>Osmanlı Meclis-i Mebusan üyesi Abdulkadir Gannavi</li>
<li>Dr.Abdurrahman Bey</li>
<li>Yüzbaşı Ali</li>
<li>Müstakbel İstiklal Mahkemesi Başkanı ve Cumhuriyet Dönemi Nafia Nazırı Miralay Ali Çetinkaya</li>
<li><strong>Başbakan Binbaşı Ali Fethi Okyar</strong></li>
<li>İşkodralı Ali Rıza</li>
<li>Teğmen İskeçeli Arif</li>
<li><strong>Teğmen Atıf Kamçıl</strong></li>
<li>Binbaşı Mısırlı Aziz Ali</li>
<li>Padişahın saray görevlilerinden Besim Ağa</li>
<li>Gazzeli Cemal Bey</li>
<li><strong>Mustafa Kemal&#8217;in yaverlerinden Cevat Abbas</strong></li>
<li>Yüzbaşı Hacı Emin</li>
<li><strong>Geleceğin Harbiye Nazırı Enver Paşa</strong></li>
<li>Enver Paşa&#8217;nın kardeşi Nuri Kıllıgil</li>
<li>Enver Paşa&#8217;nın kayınbiraderi Yarbay Nazım</li>
<li>Enver Paşa&#8217;nın amcası Kurmay Binbaşı Halil Kut</li>
<li><strong>Enver Paşa&#8217;nın yaveri İzmitli Mümtaz</strong></li>
<li>Trablus Mebusu Ferhat Bey</li>
<li><strong>Sapancalı Hakkı</strong></li>
<li><strong>Türk Hava Kurumu başkanı Binbaşı Fuat Bulca</strong></li>
<li>Deli Fuat Paşa&#8217;nın oğlu Teğmen İslam</li>
<li>Deli Fuat Paşa&#8217;nın oğlu Şehit Reşit</li>
<li><strong>Topçu Yüzbaşı İsmail Hakkı</strong></li>
<li>Jandarma Yüzbaşı Kadri</li>
<li><strong>Kuşçubaşı Eşref</strong></li>
<li>Miralay Neşet</li>
<li><strong>Ünlü Hatip Ömer Naci</strong></li>
<li>Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam</li>
<li>Şeyh Salih eş-Şerif et-Tunusi</li>
<li>Trablusgarplı Süleyman el-Baruni</li>
<li>Askeri Temyiz Mahkemesi Başkanı Bingazili Yusuf Şetvan</li>
<li>Halepli Ethem Paşa</li>
<li>Şeyh Abdulaziz Savaş</li>
<li>Yarbay Çorumlu Aziz</li>
<li>Teşkilat-ı Mahsusa Siyasi Büro Müdürü Dr. Bahaeddin Şakir</li>
<li><strong>Teşkilat-ı Mahsusa Sİyasi Büro Müdürü Mithat Şükrü Bleda</strong></li>
<li>Dördüncü ordu müftüsü Esat Şukayr</li>
<li><strong>Ohrili Eyüp Sabri</strong></li>
<li><strong>Ünlü komitacı Fuat Balkan</strong></li>
<li><strong>Süvari binbaşı Eyüplü Hüsamettin Ertürk</strong></li>
<li>Manastırlı Hüsrev Sami Kızıldoğan</li>
<li>Topçu Yüzbaşı İhsan</li>
<li><strong>Türkistan&#8217;daki Teşkilat-ı Mahsusa harekatının idarecilerinden Kuşçubaşı Selim Sami</strong></li>
<li>Kolağası Trabzonlu Rıza</li>
<li>Balkan Savaşı&#8217;nda Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinden İsmail Canpolat</li>
<li>TBMM üyesi Edremitli Necati Bey</li>
<li><strong>Yüzbaşı Kırkkiliseli (Kırklarelili) Ali Rıza</strong></li>
<li>Yüzbaşı Üsküdarlı Muhtar</li>
<li><strong>İstiklal Savaşı paşalarından Dağıstanlı Nuri</strong></li>
<li>Çerkez Ethem&#8217;in kardeşi Tevfik</li>
<li>Eğinli Hasan Rıza</li>
<li>Meclis-i Mebusan Bursa Mebusu Talip Bey</li>
<li>TBMM üyesi Yüzbaşı Giritli Ruşeni</li>
<li>Fas&#8217;ta Ticani Hücresi Reisi Hoca Abbas</li>
<li>Tunus Devlet Başkanı Habib Burgiba&#8217;nın babası Şerif Burgiba</li>
<li>Arabistan&#8217;ın ünlü şeyhlerinden İbnü&#8217;r-Reşit</li>
<li><strong>İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy</strong></li>
<li><strong>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu Mareşal Mustafa Kemal Paşa</strong></li>
</ol>
<p>Sevgilerimle..</p>
<p>Hakan Er &#8211; www.twitter.com/aynaninsirri , www.aynaninsirri.tumblr.com</p>


<br><p>Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-yi-enver-pasa-kurmadi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Teşkilat- ı Mahsusa&#8217; yı Enver Paşa Kurmadı'>Teşkilat- ı Mahsusa&#8217; yı Enver Paşa Kurmadı</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/ittihat-ve-terakki-kuruluskollarsistem/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İttihat ve Terakki Kuruluş &#8211; Kollar &#8211; Sistem'>İttihat ve Terakki Kuruluş &#8211; Kollar &#8211; Sistem</a></li>
<li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/bab-i-ali-baskini/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bab-ı Ali Baskını'>Bab-ı Ali Baskını</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/teskilat-i-mahsusa-kurulus-ve-seckin-uyeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haçlı Seferleri &#8211; Devam</title>
		<link>http://www.tarihtennotlar.com/hacli-seferleri-devam/</link>
		<comments>http://www.tarihtennotlar.com/hacli-seferleri-devam/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 16:44:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aydın Kaplan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[haçlı seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[haçlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihtennotlar.com/?p=1269</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Haçlı seferi Papa bütün Avrupa ülkelerini 18 Kasım &#8211; 28 Kasım 1095 arası Fransa’da bir araya getirip onlara savaş talebinde bulunmuştur. Bu çağrıya bütün ülkeler kulak verip hazırlıklara başlamıştır ve ilk olarak 1097 yılında ilk haçlı seferini başlatmışlardır. İlk haçlı seferi Avrupalılar tarafından çok başarılı geçmistir. Çünkü Müslümanlar ve Yahudiler böyle bir saldırı beklemiyordu. [...]

<br>
Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/hacli-seferleri-2/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Haçlı Seferleri'>Haçlı Seferleri</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birinci Haçlı seferi</strong></p>
<p>Papa bütün Avrupa ülkelerini 18 Kasım &#8211; 28 Kasım 1095 arası Fransa’da bir araya getirip onlara savaş talebinde bulunmuştur. Bu çağrıya bütün ülkeler kulak verip hazırlıklara başlamıştır ve ilk olarak 1097 yılında ilk haçlı seferini başlatmışlardır. İlk haçlı seferi Avrupalılar tarafından çok başarılı geçmistir. Çünkü Müslümanlar ve Yahudiler böyle bir saldırı beklemiyordu. Bu olaydan dolayı kadın, çocuk, yaşlı demeden çok insan kılıçtan geçirilmiştir. Dönemin Selçuklu hükümdarı 1.Kılıçarslan İznik’i haçlılara vermek zorunda kaldı ve aynı yıl Eskişehir’de yapılan savaşta ise haçlılara yenik düşmüştür. Sonradan Antakya’yı kuşatan haçlılar bir yıldır süren savaşın sonunda savaşı kazandılar. Yıl 1099’a gelindiğinde ise bu sefer haçlılar Kudüs’ü kuşattılar ve savaş sonunda herkesi katlettiler. Birinci haçlı seferinin sonucunda istediğini elde eden Avrupalılar orda kucuk devletler kurmaya başlamışlardır bunlardan biride Kudus Kralligi idi.</p>
<p><strong>İkinci Haçlı Seferi</strong></p>
<p>Haçlıların bölgedeki toprak kontrolleri giderek düşüyordu. Türkler her bir yandan saldırıyor ve buna dahil olan diğer Müslüman ülkeleri de haçlıları zor duruma düşürdüler. İkinci haçlı seferi bu sebeplerden dolayı 1147 &#8211; 1149 yılı arasında gerçekleşmiştir. Musul’un atabeyi 1. İmadeddin Zengi’nin ordusu büyük bir çaba ve beceri ile 1144 yılında Urfa’yı ele geçirmiş ve Haçlıların Urfa’daki konumuna son vermiştir. Haçlılar güç kaybedince hemen Avrupa’ya haber yollayarak yardım istemiştir. Almanya ve Fransa ordularını birleştirerek İkinci haçlı seferini düzenleyip Anadolu’ya girmiştir.</p>
<p>Fakat hesaba almadıkları cihat ordusu tarafından yenilgiye uğratılmışlardır.  Büyük bir dirençle karşılaşan haçlılar neye uğradıklarını anlamayıp çok güç kaybetseler de yine de küçük bir birlik ile Kudüs’e ulaşmışlardır. Bir yanda ilk haçlı seferinden kurulmuş olan ordu ile yeni gelen Haçlı ordusu güçlerini birleştirip Suriye’yi ele geçirmek istemişlerdir. Bu girişim sonucu istediğini elde edemeyen Haçlılar bir çoğu Avrupa’ya ve kutsal topraklara geri dönmüştür. İkinci haçlı seferi tam bir başarısızlık ile gecmistir.</p>
<p><strong>Üçüncü Haçlı Seferi</strong></p>
<p>“Yenilen Pehlivan güreşe doymaz” bu atasözü haçlı seferini anlatmak için bire bir uygundu. Avrupalılar yenilgiyi hazmedemeyip üçüncü bir hazırlığa başlamıştır. Bunun sonucunda 1189-1192 yılları arasında üçüncü haçlı seferini gerçekleşmiştir.</p>
<p>1187 yılına gelindiğinde tarihe ismini büyük harflerle yazdırmış olan Selahaddin Eyyubi ve ordusu Kudüs’u tekrar alarak, haçlılara büyük bir darbe vurmuştur. Bu darbe sonucu Alman İmparatorluğu 100.000 kişilik ordu ile Anadolu’ya girmiştir. Dönemin Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı 2. Kılıçarslan, haçlılarla girdiği savaşta onları alt edip büyük bir hezimete uğratmıştır. Bu durum üzerine bu sefer Fransa ila İngiltere Akdeniz yoluyla Akka’ya sefere çıkıp şehri zorla aldılarsada,  kutsal şehir olan Kudüs’ü alamadılar ve başarısız bir haçlı seferi daha gerçekleşmiş oldu. Bu olayda İngiltere Kralı rehin alınmıştır, bunun üzerine İngiltere bir miktar para ödeyip krallarını kurtarmışlardır.</p>
<p><strong>Dördüncü Haçlı Seferi</strong></p>
<p>Dördüncü Haçlı seferi 1200 ve 1204 yılları arasında geçti. Papa başarısızlıktan dolayı, yeni güç kurmak istemiş ve bir daha Avrupa ülkelerini savaşa dahil etmiştir. Büyük bir ordu kurulmuştur. Bu ordu önce Mısır’ı işgal edip oradan da Filistin’i yani kutsal toprakları alma niyetindeydi. Ordunun komutası İtalyanlara verildi. Papa orduları taşıması için Venedik ile gemiler karşılığında bir miktar para ile anlaştı.</p>
<p>Fakat yolculuk Mısır’a doğru gerçekleşmedi. Çünkü haçlılar Venediklilere ödeyeceği parayı bulamayınca vendekliler onlardan bir iki istekte bulundu. Bu seferin nakliyesini düzenleyen Venedik Dükü Enriko Dandolo onlardan önce Zara’yı almalarını sonra da Bizans İmparatorluğu’nun başına 2. İsaakios Angelos’un genç oğlu Alexios Angelos’u geçirmelerini istemişti. Bu durumda gereken para karşılanacaktı. Böylece haçlılar Konstantinopolis’e (İstanbul) doğru yöneldi. Haçlılar 1203’de şehir ele aldılar ve hemen Angelos’u kral ilan ettiler. Daha sonra geri çekilip yeni yardımların gelmesini beklediler. Fakat Angelos kaynak bulamayınca haçlılar orada kaldı. Bu durumdan memnun olmayan Bizanslılar isyan çıkarttılar. Bu isyan sonucu Alexis Dukas imparator oldu ve Angelos öldürüldü. Bu olaya çok kızan Venedik dükü Dandolo hemen haçlıları harekete geçirip Bizans’a saldırttı ve tarih 12 Nisan 1204’e gelindiğinde şehri işgal etti.</p>
<p>Bu işgal sonunda şehir tümüyle yakıldı ve çok kan döküldü. Şehirde bulunan önemli eserler Avrupa’ya götürüldü ya da yağmalandı. Sonradan Ortodoks olan Bizans İmparatorluğu’nun yerine Katolik Hristyanlığı kuruldu ve yeni adı da Frank idi. Bu seferden ne Avrupa ne de Bizanslılar, Venedikliler kadar kârlı çıktı. Çünkü Venedikliler birçok limana sahip olmuştu.</p>
<p>1261 yılına gelindiğinde Bulgar toprakları ve Konstantinopolis’inde içinde bulunduğu toprakları kaybeden Rumlar hemen yeni bir hükümdarlık kurdu. Bu hükümdarlığın adı İznik Rum İmparatorluğu idi. Sonradan bu imparatorluğun lideri Konstantinopolis’e gelerek asil Bizans İmparatoru oldu.</p>
<p><strong>Beşince Haçlı Seferi</strong></p>
<p>Papa yine gözünü kutsal şehir olan Kudüs’e dikmiş ve bu şehri almanın yolunun Mısır’dan geçtiğine inanmıştır. Yıl 1213’e gelindiğinde yeni bir haçlı çağrısı oldu ve çağrıya 1215 yilinda cevap bulundu. Ama ortada sorun vardı; batılılar bu konuda kararsızdı ve İtalyanlar da çekimser kalmıştı.</p>
<p>Bu olay üzerine 1217-1220 arası Jean de Brienne’nin komutanliginda hacli ordusu Nil nehrine doğru yol aldı. Hedefleri Kahire olan Haçlılar 1221’de etrafları sarılınca fidye verip geri gittiler.</p>
<p><strong>Altıncı Haçlı Seferi</strong></p>
<p>Altıncı haçlı seferi 1228 ve 1229 yılında gerçekleşmesi planlanıyordu. Papa seferi Roma Germen İmparatorluğu tarafından yapılmasıni beklenirken, bu imparaotrluk buna karşı çıktı ve savaşmadılar. Bu olay üzerine avrupalilar çeşitli tehditlerde bulunarak onları savaşa göndermek istedi. Ama Papa’nın tehditleri bile bu İmparatorluğu Müslümanlara karşı savaşa girmesine yetmemişti.</p>
<p><strong>Yedinci Haçlı Seferi</strong></p>
<p>Yedinci haçlı seferi 1248 ve 1254 yılında yapılmıştır ve Haçlılar adına hüsranla bitmiştir. Mısır ve ellerinde bulunan Dimyat’ta savaşa giren haçlılar kaybetmiş ve bu durum üzerine Haçlıların komutanı Fransa Kralı Louis Man-sure de esir düşmüştü. Dimyat’ı geri vermek kaydıyla serbest bırakılan kral 4 yıl sonra ülkesine geri döndü.</p>
<p><strong>Sekizinci Haçlı Seferi       </strong></p>
<p>Sekizinci ve son haçlı seferi de 1270 – 1272 arasında Fransa Kralı Sen ve Lui kardeşlerin Papa’yı kışkırtmasıyla başlamıştır. Bu haçlı seferinin hüsranla bitmesine sebep olan ise zamanının Tunus’ta bulunan Arap korsanları doğuya giden haçlı gemilerine zarar vermesiydi bu olay sonunda bu ordunun yarısı salgından öldü.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Çocuk haçlı Seferi</strong></span></p>
<p>1212 yılında çocuklar bir araya toplandı ve çocukların Haçlı Seferini kurdu. Binlerce çocuk bu oluşuma katılmıştı ve Kudüs’e doğru yola çıkmışlardı ama yolda onları Venedikli tacirler yakaladı ve köle olarak sattılar.</p>


<br><p>Benzer konular:<ol><li><a href='http://www.tarihtennotlar.com/hacli-seferleri-2/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Haçlı Seferleri'>Haçlı Seferleri</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tarihtennotlar.com/hacli-seferleri-devam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

