Haçlı Seferleri – Devam

Birinci Haçlı seferi

Papa bütün Avrupa ülkelerini 18 Kasım – 28 Kasım 1095 arası Fransa’da bir araya getirip onlara savaş talebinde bulunmuştur. Bu çağrıya bütün ülkeler kulak verip hazırlıklara başlamıştır ve ilk olarak 1097 yılında ilk haçlı seferini başlatmışlardır. İlk haçlı seferi Avrupalılar tarafından çok başarılı geçmistir. Çünkü Müslümanlar ve Yahudiler böyle bir saldırı beklemiyordu. Bu olaydan dolayı kadın, çocuk, yaşlı demeden çok insan kılıçtan geçirilmiştir. Dönemin Selçuklu hükümdarı 1.Kılıçarslan İznik’i haçlılara vermek zorunda kaldı ve aynı yıl Eskişehir’de yapılan savaşta ise haçlılara yenik düşmüştür. Sonradan Antakya’yı kuşatan haçlılar bir yıldır süren savaşın sonunda savaşı kazandılar. Yıl 1099’a gelindiğinde ise bu sefer haçlılar Kudüs’ü kuşattılar ve savaş sonunda herkesi katlettiler. Birinci haçlı seferinin sonucunda istediğini elde eden Avrupalılar orda kucuk devletler kurmaya başlamışlardır bunlardan biride Kudus Kralligi idi.

İkinci Haçlı Seferi

Haçlıların bölgedeki toprak kontrolleri giderek düşüyordu. Türkler her bir yandan saldırıyor ve buna dahil olan diğer Müslüman ülkeleri de haçlıları zor duruma düşürdüler. İkinci haçlı seferi bu sebeplerden dolayı 1147 – 1149 yılı arasında gerçekleşmiştir. Musul’un atabeyi 1. İmadeddin Zengi’nin ordusu büyük bir çaba ve beceri ile 1144 yılında Urfa’yı ele geçirmiş ve Haçlıların Urfa’daki konumuna son vermiştir. Haçlılar güç kaybedince hemen Avrupa’ya haber yollayarak yardım istemiştir. Almanya ve Fransa ordularını birleştirerek İkinci haçlı seferini düzenleyip Anadolu’ya girmiştir.

Fakat hesaba almadıkları cihat ordusu tarafından yenilgiye uğratılmışlardır.  Büyük bir dirençle karşılaşan haçlılar neye uğradıklarını anlamayıp çok güç kaybetseler de yine de küçük bir birlik ile Kudüs’e ulaşmışlardır. Bir yanda ilk haçlı seferinden kurulmuş olan ordu ile yeni gelen Haçlı ordusu güçlerini birleştirip Suriye’yi ele geçirmek istemişlerdir. Bu girişim sonucu istediğini elde edemeyen Haçlılar bir çoğu Avrupa’ya ve kutsal topraklara geri dönmüştür. İkinci haçlı seferi tam bir başarısızlık ile gecmistir.

Üçüncü Haçlı Seferi

“Yenilen Pehlivan güreşe doymaz” bu atasözü haçlı seferini anlatmak için bire bir uygundu. Avrupalılar yenilgiyi hazmedemeyip üçüncü bir hazırlığa başlamıştır. Bunun sonucunda 1189-1192 yılları arasında üçüncü haçlı seferini gerçekleşmiştir.

1187 yılına gelindiğinde tarihe ismini büyük harflerle yazdırmış olan Selahaddin Eyyubi ve ordusu Kudüs’u tekrar alarak, haçlılara büyük bir darbe vurmuştur. Bu darbe sonucu Alman İmparatorluğu 100.000 kişilik ordu ile Anadolu’ya girmiştir. Dönemin Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı 2. Kılıçarslan, haçlılarla girdiği savaşta onları alt edip büyük bir hezimete uğratmıştır. Bu durum üzerine bu sefer Fransa ila İngiltere Akdeniz yoluyla Akka’ya sefere çıkıp şehri zorla aldılarsada,  kutsal şehir olan Kudüs’ü alamadılar ve başarısız bir haçlı seferi daha gerçekleşmiş oldu. Bu olayda İngiltere Kralı rehin alınmıştır, bunun üzerine İngiltere bir miktar para ödeyip krallarını kurtarmışlardır.

Dördüncü Haçlı Seferi

Dördüncü Haçlı seferi 1200 ve 1204 yılları arasında geçti. Papa başarısızlıktan dolayı, yeni güç kurmak istemiş ve bir daha Avrupa ülkelerini savaşa dahil etmiştir. Büyük bir ordu kurulmuştur. Bu ordu önce Mısır’ı işgal edip oradan da Filistin’i yani kutsal toprakları alma niyetindeydi. Ordunun komutası İtalyanlara verildi. Papa orduları taşıması için Venedik ile gemiler karşılığında bir miktar para ile anlaştı.

Fakat yolculuk Mısır’a doğru gerçekleşmedi. Çünkü haçlılar Venediklilere ödeyeceği parayı bulamayınca vendekliler onlardan bir iki istekte bulundu. Bu seferin nakliyesini düzenleyen Venedik Dükü Enriko Dandolo onlardan önce Zara’yı almalarını sonra da Bizans İmparatorluğu’nun başına 2. İsaakios Angelos’un genç oğlu Alexios Angelos’u geçirmelerini istemişti. Bu durumda gereken para karşılanacaktı. Böylece haçlılar Konstantinopolis’e (İstanbul) doğru yöneldi. Haçlılar 1203’de şehir ele aldılar ve hemen Angelos’u kral ilan ettiler. Daha sonra geri çekilip yeni yardımların gelmesini beklediler. Fakat Angelos kaynak bulamayınca haçlılar orada kaldı. Bu durumdan memnun olmayan Bizanslılar isyan çıkarttılar. Bu isyan sonucu Alexis Dukas imparator oldu ve Angelos öldürüldü. Bu olaya çok kızan Venedik dükü Dandolo hemen haçlıları harekete geçirip Bizans’a saldırttı ve tarih 12 Nisan 1204’e gelindiğinde şehri işgal etti.

Bu işgal sonunda şehir tümüyle yakıldı ve çok kan döküldü. Şehirde bulunan önemli eserler Avrupa’ya götürüldü ya da yağmalandı. Sonradan Ortodoks olan Bizans İmparatorluğu’nun yerine Katolik Hristyanlığı kuruldu ve yeni adı da Frank idi. Bu seferden ne Avrupa ne de Bizanslılar, Venedikliler kadar kârlı çıktı. Çünkü Venedikliler birçok limana sahip olmuştu.

1261 yılına gelindiğinde Bulgar toprakları ve Konstantinopolis’inde içinde bulunduğu toprakları kaybeden Rumlar hemen yeni bir hükümdarlık kurdu. Bu hükümdarlığın adı İznik Rum İmparatorluğu idi. Sonradan bu imparatorluğun lideri Konstantinopolis’e gelerek asil Bizans İmparatoru oldu.

Beşince Haçlı Seferi

Papa yine gözünü kutsal şehir olan Kudüs’e dikmiş ve bu şehri almanın yolunun Mısır’dan geçtiğine inanmıştır. Yıl 1213’e gelindiğinde yeni bir haçlı çağrısı oldu ve çağrıya 1215 yilinda cevap bulundu. Ama ortada sorun vardı; batılılar bu konuda kararsızdı ve İtalyanlar da çekimser kalmıştı.

Bu olay üzerine 1217-1220 arası Jean de Brienne’nin komutanliginda hacli ordusu Nil nehrine doğru yol aldı. Hedefleri Kahire olan Haçlılar 1221’de etrafları sarılınca fidye verip geri gittiler.

Altıncı Haçlı Seferi

Altıncı haçlı seferi 1228 ve 1229 yılında gerçekleşmesi planlanıyordu. Papa seferi Roma Germen İmparatorluğu tarafından yapılmasıni beklenirken, bu imparaotrluk buna karşı çıktı ve savaşmadılar. Bu olay üzerine avrupalilar çeşitli tehditlerde bulunarak onları savaşa göndermek istedi. Ama Papa’nın tehditleri bile bu İmparatorluğu Müslümanlara karşı savaşa girmesine yetmemişti.

Yedinci Haçlı Seferi

Yedinci haçlı seferi 1248 ve 1254 yılında yapılmıştır ve Haçlılar adına hüsranla bitmiştir. Mısır ve ellerinde bulunan Dimyat’ta savaşa giren haçlılar kaybetmiş ve bu durum üzerine Haçlıların komutanı Fransa Kralı Louis Man-sure de esir düşmüştü. Dimyat’ı geri vermek kaydıyla serbest bırakılan kral 4 yıl sonra ülkesine geri döndü.

Sekizinci Haçlı Seferi       

Sekizinci ve son haçlı seferi de 1270 – 1272 arasında Fransa Kralı Sen ve Lui kardeşlerin Papa’yı kışkırtmasıyla başlamıştır. Bu haçlı seferinin hüsranla bitmesine sebep olan ise zamanının Tunus’ta bulunan Arap korsanları doğuya giden haçlı gemilerine zarar vermesiydi bu olay sonunda bu ordunun yarısı salgından öldü.

Çocuk haçlı Seferi

1212 yılında çocuklar bir araya toplandı ve çocukların Haçlı Seferini kurdu. Binlerce çocuk bu oluşuma katılmıştı ve Kudüs’e doğru yola çıkmışlardı ama yolda onları Venedikli tacirler yakaladı ve köle olarak sattılar.

Haçlı Seferleri

Haçlı seferi sekiz kez ordulu artı bir kezde çocuk haçlı seferi olmak üzere 1095-1270 arası düzenlenmiştir ve seferler çoğunlukla gayri hristiyanlara (hristiyan olmayan insanlara) karşıdır. Bu seferler 1095 ve 1270 arasında Avrupa’nın Katolik hristiyan kralı Papa tarafından vadedilen kutsal toprakları (Filistin) geri almak için düzenlenmiştir. Haçlı seferi ilk başta Ortadoğu’daki Müslümanlar ve Yahudilere karşı düzenlendiyse de sonradan Avrupa’daki hristiyan olmayan topluluklara ve sonradan başka bir hristiyan ülkesi olan Bizans’a (İstanbul’u almak için) karşı düzenlenmiştir. Haçlı ismide bu savaşa katılan hristiyanların giydiği elbiseden dolayı verilmiştir.

Haçlı seferinin oluşumu, sebeblerinden birede Türklerin Avrupa’yı almasından korkulduğu için oluşmuştur. Çünkü o donemde Türkler İslamiyet’i seçmiştir ve Bizans’a karşı Malazgirt Savaşı’nı kazanmıştır. Bu durumda Papa’dan yardım isteyen Bizans kralı 1. Alexsios onlara, Türkleri alt ettikten sonra Müslümanların kontrolünde olan kutsal toprakların (şimdiki Filistin toprağı) kapıları da sonuna kadar açıldığını söyleyerek Avrupa’yı savaşa dahil etmek istemiştir. Papa ise hem Türklerin Avrupa’ya girmesi korkusuyla hem de kutsal toprakları almak istemesiyle bu cevaba evet demiştir.

Bazı bilim adamları ve araştırmacılar haçlı seferi için pek çok neden ortaya koymuştur. Bunlardan biri Avrupalı hristiyanların, dinlerince kutsal sayılan Filistin’i Müslümanlardan almak istemeleri. Diğer sebep ise Avrupa’nın içinde bulunduğu fakirlik ve yoksulluğun insanları Ortadoğu’daki zenginliğe itmesiydi. Diğer bir inanış ise Müslümanlardan korkan Avrupa Türk ordularının Avrupa’yı tehdit etmesi ve Bizans’ın, Selçuklu Devleti’ne karşı Batı Avrupa’dan yardım istemesine yol açmıştır. Ticaret ise belirli sebeplerden biridir. Çünkü Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin ana hattı olan Ortadoğu’da Müslümanların kontrolünü kırmak ve ticaret yollarını ele geçirmek istemeleri.

İlk savaşta mutlu sona eren haçlılar bu mutluluğu bir daha tadamadılar. Çünkü yapılan her Haçlı seferi husranla bitmisti ve bu durum Müslümanların güç kazanmasini sagliyordu. 1187 yılına gelindiğinde ise Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü haçlılardan kurtarmıştı ve bu olay Haçlıların Ortadoğu’daki konumuna son vermiş idi.

Yazının uzmaması için yapılan haçlı seferlerinin detaylarını ayrı bir yazı olarak ele aldım. Devamı için tıklayın.

İftiralar ve Gerçekler

Son zamanlarda Fatih Sultan Mehmed hakkındaki eşcinsel iddalarıyla ilgili bir çok tartışmaya rastgeldim. O kadar saçma sapan yorumlar yapılıyorki inanamazsınız. Eşcinsellik ne kadar da basit bir şey gibi görülüyor.

Şurdaki yorumları okuduğumda resmen inanamadım. Bu kadar alçalmış olamayız. Artık sorun Fatih’in eşcinsel olup olmamasından çıkmış da, eşcinsel biri de İstanbul’u fethedebilirmiş saçma sapan şeyler işte… Aklı selim hiç bir insan Fatih Sultan Mehmed’in eşcinsel olduğuna inanmaz.

Allah eşcinsellik yüzünden kavimler yok ederken (Hz.Lut peygamberin halkı eşcinselliklerinden dolayı yok edilmiştir), Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş bir padişahın eşcinsel olduğu fikrine nasıl kapılırız. Bunlar zamanında Osmanlı’dan yana kuyruk acısı olan devletlerin(özellikle Avrupalı devletler) uydurmalarıdır. Yabancı kaynaklı bilgilere güvenip sakın Fatih Sultan Mehmed’in veya diğer Osmanlı padişahlarının eşcinsel olduğu fikrine kapılmayın arkadaşlar.

Fatih Sultan Mehmed eşcinsel olmadığı sonucuna kendimiz çok rahat varabiliriz. Bunun için tarih bilmeye dahi gerek yok. Sadece biraz düşünürsek bunun çok saçma bir uydurmaca olduğunu anlarız.

Benim şanlı soyuma çirkef atanlar; şeytan senin soyundan gelir. Tarihin nakşeddiği Fatih Sultan Mehmet Han’a eşcinsel diyenler, Abdullahamid’e vatan hayini diyenler insanlık ve haysiyetten bi haber zavallılardır.

90 Saniyede Son 5000 Yılda-Dinlerin Yayılışı

Aşağıdaki animasyon bize son 5000 yılda bilinen dinlerin(Hristiyanlık, Yahudilik, İslam, Budizm, Hinduizm) yayılışı hakkında genel bir görünüm sunmaktadır.

ANİMASYONU İNDİR

NOT: mapsofwar.com adresinden alınmıştır.

90 Saniyede 5000 Yıl – Ortadoğu İmparatorluklar Tarihi

Medeniyetin beşiği Ortadoğu. Tarihin en büyük devletleri arasında bulunan Osmanlı İmparatorluğu, Pers İmparatorluğu, Selçuklular ve diğerleri bu topraklar üzerinde kurulmuş ve uzun yıllar hükmetmişlerdir.

Bu animasyonda Ortadoğu’nun son 5000 yılda hangi devletlerin hakimiyetinde olduğu sırasıyla gösterilmiştir.

ANİMASYONU İNDİR

NOT:  mapsofwar.com adresinden alınmıştır.

Türk Destanları

bozkurt- destanıİlk insanlar, büyük toplum ve tabiat olaylarından çok etkilenirlerdi. Onları esrarengiz bulur; gök gürlemesini Tanrı’nın öfkesi sayarlardı .  Güneşe, ateşe, ulu ağaçlara, erişilmez dağlara tapar, kahramanlarını, önderlerini ilahi güç sahibi diye kabullenirdi. Yine insanlar önemli saydıkları her olayı hayallerle süsleryerek anlata anlata (ve dinleye dinleye )  yeni destanlar oluştururlardı.

Eski Türk Edebiyatı detanlarla başlar. Her destan, boy ve milletin din, kahramanlık ve erdeme dayalı, çoğu defa manzum hikayelerdir. İlhamını tarihten alan halk edebiyatı türü diyebileceğimiz bu örnekler halk ve saz şairlerince söylenirdi. Destanlarda toplumların inanışları, bilgece özellikleri, yiğitlikleri, sevdaları, duygu ve düşünceleri gezgin anlatıcılarla ustalıkla sunulur ve hayranlıkla izlenirdi.

-İslam Öncesi Türk Destanları


-İslam Sonrası Türk Destanları


Destanların bazıları gerçek olayları yansıtır, bazıları ise sadece kurgudur.Manas destanı Türklerin en uzun destanıdır.

Anzak Askerlerinin Türk Askerleri Hakkındaki Görüşleri

( Lord Casey, Avustralya Genel Valisi, 1940 )
“Biz Çanakkale Yarımadası’ndan Türklerle savaşarak ve binlerce insanımızı kaybederek, kahraman Türk Milleti’ne ve onun eşsiz vatan sevgisine duyduğumuz büyük takdir ve hayranlıkla ayrıldık. Bütün Avustralyalılar Mehmetçiği kendi evlâtları gibi sever, onun mertliği, vatan ve insan sevgisi, siperlerdeki dayanılmaz heybeti ve cesareti, bütün Anzakları hayran bırakan yurt sevgisi, insanlığın örnek alacağı büyük hasletlerdir. Mehmetçiğe minnet ve saygılarımla. ”


( Avustralyalı 94 yaşında Albert Roy Kyle )
“Cesur, girişken ve şakacıydılar. Jonny Türk’e ateş edip vuramadığımızda, tüfekle “ıskaladınız” işareti yapardı. Büyük lideriniz bize saygı ifade eden konuşmasından sonra duygu ve düşüncelerimiz değişti. O konuşma, yenen bir komutanın, yendiği düşmana yaptığı en büyük övgüdür. Nefret yok, saygı var. Olayın tümü bir trajedidir. Hiç olmaması gerekirdi. Cesur bir düşman ve sıcak dost bir ulusun anısını hep yaşatacağım. ”


( Yeni Zelandalı 100 yaşında Martin A. Brooke )
“Gelibolu’dan önce Türk’ü fazla tanımıyorduk. Ama herşey bitip savaş sona erince “Jonny Türk”ün hiç de fena bir insan olmadığını düşündüm. Karşı karşıya olup çarpıştığımız kuvvetler her zaman uyanık ve tetikteydiler. Onlara saygı duyuyorduk. ”


( Avustralyalı 96 yaşında H. W. Smith )
“Türk askeri cesurdu. Ölmekten korkmuyorlardı.”  


 ( Avustralyalı 97 yaşında Arthur T. Beezley )
“Şunu söyleyebilirim ki, Kanlı Sırt Çarpışmaları, Çanakkale Savaşları’nın en şiddetli çarpışmalarındandı. 8.000 Türk ve 2.000 Avustralyalı öldü. Ne korkunç insan ve can kaybı. Türkler’in cesareti ve dirençleri saygı yarattı.”


 ( Yeni Zelandalı Cedric Stpolyion Smith )
“Türkler dürüst savaşçıydılar. Türkler hakkındaki düşüncelerim değişmedi. Almanlara karşı duyduğumuz nefreti, onlara karşı dumuyorduk.”


 ( Avustralyalı 96 yaşında Ernest George Guest )

“Türklere asker olarak saygı duyduk. Çünkü donanımca çok yetersiz olmalarına rağmen sıkı çarpışıyor ve iyi nişancılık yapıyorlardı. Gelibolu büyük ve korkunç bir hataydı.”


( Avustralyalı 94 yaşında Thomas William Epps )
“Ülkeme, Türk’e asker olarak savaş yeteneği için ve bir dereceye kadar da yaşam biçimlerine saygı duygularımla döndüm.”  


 ( Yeni Zelandalı 96 yaşında Alfred Douglas Dusley )
“Savaşın sonlarına doğru izlenimimiz, onların kolay yenilmeyen sıkı savaşçılar olduğu şeklindeydi.”


( Yeni Zelandalı 97 yaşında Arthur Barleet )
“Türkler iyi ve dürüst savaşçıydılar. Cephede şartlarımız kötü, su azdı. Herkese günlük bir litreden az su veriliyordu. ”


 ( Avustralyalı 92 yaşında John Henry Norris )
“Savaş bitip ülkeme evime döndüğümde memnundum. Fransa’da ikibuçuk yıl çarpıştıktan sonra Türkler hakkında daha iyi şeyler düşünür oldum.”


( Avustralyalı 97 yaşında C. J. Hazlitt )
“Gelibolu’da kaldığım süre içinde Türkler’in herhangi bir çirkin ya da alçakça tutum ve eylemini işitmedim. Oysa daha sonra gittiğim Fransa’da deneyimlerim çok farklı oldu.”


(Russel John James Weir -Yeni Zelanda 1894 doğumlu . Gelibolu’ya çıkarma ile geliyor. 21 Haziran 1915’e kadar kalıyor. Yaralanınca geri yollanıyor. Çıkarma, Serçe Tepe, Bomba Sırtı, Kirte muharebelerine katılmış)
“Türkler ve Türkiye hakkında hiçbir bilgim yoktu. Mısır’da 4 ay eğitim gördükten sonra, ilk çarpışmanın nerede olacağını bilmiyorduk. Hayır. Eğer tam ve içten cevabımı isterseniz söyleyeyim. Biz Çanakkale’ye Türklerle savaşmak için gittik, arkadaşlık yapmaya değil.
Türklerle çarpıştığımız sürece, onlar hakkında şahsi bir fikir edinemedim. Onları göremiyorduk bile.
Siperlerde üşüyor ve sadece tek bir şey yapmaya uğraşıyorduk: Sağ kalmak.
Onların dürüst, Almanlardan daha dürüst savaşçı olduklarını düşünüyorum. Ayrıca savaşa, istememelerine rağmen, Almanlar tarafından sokulduklarını düşünüyorum. Bunlar, bir zaman ki düşüncelerim. Şimdi herşey bitti…
Sadece (eski) Türk askerlerinden biriyle tanışmak isterdim. Türkler de aynı şeyi yapıyor, ülkelerini savunuyorlardı.”


(C.J.HAZLITT – Avustralyalı 1884 doğumlu. 28. Birlikden Gelibolu Yarımadasına Temmuz 1915’te çıkmış. Kasım sonunda şiddetli dizanteri nedeniyle hastalanmış. Conkbayırı çarpışmalarına katılmış.)
“Avustralya’yı terk ettiğimizde Türkiye’ye gideceğimizi bilmiyorduk. Gerçekte, Fransa’ya gideceğimizi düşünüyorduk. Ben işaretçi ve koşucu idim. Normal bir 24 saatlik yaşamımız vardı. Türklerle bizzat temasım olmadı. Türklerin dürüst savaşçılar olduklarını düşündüm. Esirlere de çok iyi bakıyorlardı. Gelibolu’da kaldığım süre içinde Türklerin herhangi bir çirkin ya da alçakça tutum ve eylemini işitmedim. Oysa daha sonra gittiğim Fransa’da deneyimlerim çok farklı oldu. Tüm harekâtın, iki taraftan da binlerce kaliteli genç insanın katliamı olduğunu bir sonuç vermediğini düşünüyordum. Savaş da zaten budur.”


(E.W.BARTLETT – Avustralya, 1891 doğumlu. 11. Hafif Süvari Birliğinden. Yüz yaşında. Yarımadayı son ikiyüz kişiyle terk edenlerden. Bir çok mücadeleye katılmış. Çeşitli çarpışmalarda görev almış.)
“Onlar da bizim gibi ülkeleri için savaşıyorlardı. İyi ve dürüst savaşçılardı. Hayır. Çok dürüst çarpıştılar ve bizim gibi dürüst kuvvettiler. (Savaşta) Her iki taraftan da değerli insanlar kaybedildi.”


(J.J.RYAN – Avustralyalı, 1895 doğumlu. 4. Piyade Taburundan. 25 Nisan 1915’te çıkarmayla gelip, 20 Ağustos 1915’te ayrılıyor. Bomba Sırtı, Serçe Tepe, Kanlı Sırt çarpışmalarına katılıyor.)
“İyi dürüst ve cesur askerdiler. Nereye gittiğimizi bilmiyorduk. Ne Türkiye, ne de Türkler hakkında bilgimiz yoktu. Türk askerleri cesurdu, ölmekten korkmuyorlardı. Sivil Türk ile temasımız olmadı. Askerler silah donanımı ve beslenme açısından yetersiz görünüyorlardı.Türkiye’yi ve Türkleri de hiç tanımıyorduk. Çıkartıldığımızda bile askeri yöneticiler bize hiç bilgi vermemişlerdi. Hedefimiz, amacımız neydi onu bile tam bilmiyorduk.”

Osmanlı Padişahlarının Resulullah Sevgisi

Osmanlı padişahları Kuran’da emredilen ahlakı yaşadıkları ve bunu uygularken Hz. Muhammed (sav)‘i örnek aldıkları için başarılı birer yönetici olmuşlardır. Onların önderlik yaptığı toplumlar tarihte çok büyük bir refah içinde yaşam sürmüşlerdir.

“İstanbul mutlaka feth olunacaktır. O’nu feth eden komutan ne güzel komutan ve O’nu feth eden asker ne güzel askerdir.” Peygamberimizin bu müjdesine nail Fatih Sultan Mehmed İstanbul fethi için inşa ettirdiği Rumeli Hisarı’nı Hz. Muhammed’in (S.A.V) isminin arapça yazılışına göre inşa ettirdi ve hatta inşaat sırasında kendisi de taş taşıdı. Fatih’in fetihten kısa süre önce dile getirdiği şu sözlerle peygamberimize olan sevgisini ifade ediyordu: “Avn-ı ilahi ve imdad-ı peygamberi ile (Allah’ın ve Hz. Peygamber’in(S.A.V) yardımı ile) beldeyi düşman elinden alacağız.”

Fatih’in babası Sultan II. Murat Han, her üç gecede bir Hz. Peygamber’i rüyasında görür, eğer göremezse kendisini bir odaya hapsedip sabahtan akşama kadar ağlardı.

“Allah rızası için tüm dünyayı feth etmek istiyorum.” diyen Yavuz Sultan Selim ordusunu da peygamber ordusu olarak adlandırmıştır. İçinde büyük bir peygamber sevgisi olan Yavuz Sultan Selim Mekke’yi fethederek Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)‘in halifesi olma şerefine ulaşmıştır. O’nun Resulullah’a olan sevgisinin göstergelerinden biri de  Peygamberimiz’den hatıra ve emanet kalan Kutsal Emanet’leri Topkapı Sarayı‘nın Hırka-i Saadet Dairesi‘ne getirtmesidir. Ayrıca kutsal yerleri fethederken söylediği şu sözler de O’nun Peygamberimize olan eşsiz sevgisinin hürmete dönüştüğünün göstergesidir: “Biz, mukaddes yerlerin hakimi değil; hadimiyiz! (hizmetçisiyiz) “. Yavuz Sultan SElim yaptığı sefer ve savaşlardan önce Allah’tan yardım dilemiştir : “Ya Rabbi! Senin kudret ve himayeni diliyor, Hz. Muhammed’in ümmetine yardımını niyaz ediyorum.”

Osmanlı eserlerinde Kanuni’nin rüyasında Hz. Muhammed(S.A.V)’i gördüğü ve kendisine şöyle emrettiği nakledilmektedir : “Belgrad, Rodos ve Bağdat kalelerini fethedesin sonra benim şehrimi imar edesin.”

Mekke ve Medine’ye bir çok hizmet yapmış ve İslam’ın yayılması için çalışmış olan Sultan I. Ahmet Peygamerimizin mübarek ayak izi bulunan taşı yani Kadem-i Şerif ‘i Mısır’dan İstanbul’a getirtmiştir. Sultan Ahmet rüyasında Peygamberimizin divanında yargılandığını görür. Memlük Sultanı kendisini Peygamber efendimize şikayet etmekte ve Kademi-i Şerif resmini geri istemektedir. Peygamber Efendimiz de bunun alındığı yere verilmesi gerektiğini hüküm verirler. Bunun üzerine Sultan I. Ahmet emanetin geri gönderilmesine karar vermiştir. Ancak kendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed‘in  mübarek ayak izi bulunan Kadem-i şeklinde bir sorguç yaptırmış ve bunu Cuma ve bayram günlerinde  hilafet sarığına takmıştır. İyi bir şair olan Sultan Ahmet bir tahta üzerine nakşedilen Kadem-i Şerif‘in kenarına şu meşhur kıtayı yazmış ve bu şiiri ölünceye kadar kavuğunda taşımıştır :

N’ola tâcum gibi başımda götürsem daim (Her zaman başımda taç gibi taşısam)
Kadem-i nakşını ol hazret’i şah-ı Resul’ün…(Peygamber (S.A.V)’in ayak resmini)
Gül-i gülzar-ı nübüvvet O kadem sahibidür,(Gül yanaklı Peygamberimiz (S.A.V)’in ayak izidir o)
Ahmedâ durma yüzün sür kademine ol gülün!..  (Ahmed durma hemen yüzünü sür o gülün ayağına)”

Hz. Muhammed (S.A.V) ‘e ve onun davasına en fazla gönül verip uğruna ömrünü harcayan padişahlardan biride Sultan II. Abdülhamid‘dir. O’na olan bu sevgisini islam beldelerine götürdüğü hizmet ve islamı yaymak için gösterdiği çaba ile göstermiştir.

Yabancı Düşünürlerin Osmanlı’ya Bakışı

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük impartorluklarından biri olan Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllar boyunca büyük bir coğrafyada hüküm sürmüştür. Bu başarısı yabancılar tarafından büyük hayranlık uyandırmıştır.  Adı, tarihteki büyük kumandanlar arasında anılan Napolyon Bonaparta, Saint Helena adasında hapiste bulunduğu sırada “Kimler büyük adamdır?” diye sormaları üzerine, o, Fatih Sultan Mehmedi kastederek: “Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam. ‘Neden?’ derseniz, bana pek acı gelen bir gerçeği açıklamam icap eder ki, o da şudur: Ben kılıçla fethettiğim yerleri, hayatta iken geri vermiş bir bedbahtım. O ise, fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır. demiştir.

Osmanlı

Yabancı düşünürlerin Osmanlı hakkındaki görüşleri :

-Corci Zeydan  : “Müslümanların gösterdiği adalet, hoşgörü, ibadet ve takva, büyük başarılarının en büyük sebeplerindendir.”

-Çiro Truhelka : “Müslüman Türklerle vahşet isnat edenler, onları kıskananlar ve çekemeyenlerdir. Bu milletin Balkanlarda ve Avrupa’da vahşet göstermiş olduğu iddiası, iftiraların en iğrencidir. Müslüman Türkler Avrupa’ya mazbut bir din ve gayet mükemmel bir devlet teşkilatlarıyla gelmiş, yerleştirdikleri ülkerleri medenileştirmişlerdir.”

-Grenard            : ” Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu insanlık tarihinin en hayrete değer ve en büyük olaylarından biridir.”

-Gibbons            : ” Hoşgörüleri, ister siyâset, ister hâlis insaniyet neticesiyle meydana gelmiş olsun, Osmanlıların, yeni zaman içinde milliyetlerini tesis ederken dîni, hürriyet ilkesinin siyâsetinin temel taşı olarak kabul eden ilk millet olduğu îtiraz kabul etmez bir durumdur. Hıristiyan dünyâsındaki arası kesilmeyen din savaşları ve engizisyona rağmen, Osmanlı idaresinde Hıristiyan ve Müslümanlar, ahenk ve uygunluk, içerisinde yaşıyorlardı.”

-D’ohsson            : “Kur’ân-ı kerîmi tanıyanların zihnine ve hâfızasına nakşedilmiş olan prensipler, onları yeryüzündeki insanların en insâniyetlisi en hayırseveri hâline getirmiştir. Bütün bu faziletlere rağmen Ecnebilerin (Avrupalıların) barbar demesi, yırtıcı bulması, savaşlarına göre hüküm vermesinden ileri gelir. Gerçekten Müslümanlar canlarını esirgemeden savaşırlar, düşmanları aynı zamanda dinlerinin de düşmanıdır. Bu şecâat Türklere sâdece dinlerinden değil, aynı zamanda millî karakterlerinden gelir. Ama bir milletin gerçek karakteri savaş alanının silah gürültüleri arasında tayin edilemez. Türkleri gerçekten tanımak isteyenler, onların faziletlerini değerlendirmeli, törelerin karakter ve fiillerindeki tesirlerini muhâkeme etmeli, onları barış zamânındaki örf ve âdetleri içinde incelemelidir. Filhakika Türkler, savaşta ne kadar sert, ne kadar mağrûr ve yırtıcı iseler, barışta da o kadar sâkindirler. En büyük kahramanlıkları gösteren, gözlerini kırpmadan ateşe atılan bu insanlar, günlük hayatlarına döndükleri zaman gerçek karakterlerini alırlar. O zaman onların beşerî duygularla dolu hayırsever kimseler olduğu anlaşılır. İçlerinde en kötüsü en hasisi bile yine de bir vazife olarak iyilik etmekten çekinmez.”

-Toynbee             : “Osmanlı Türklerinin bu kadar küçük bir başlangıçtan, o kadar elverişsiz şartlar altında, bu derece sürekli bir devlet haline erişmesi, dünya tarihinin en fevkalede tezahürlerinden biridir. Osmanlıların Yakın Doğu’da yerlerine geçen Avrupalı veya yerli hiç bir devlet, bu bölgeyi Osmanlılar kadar iyi idare edememiştir. Avrupa devletleri Osmanlılardan aldıkları ülkeleri ancak zulümle yönetebilmişlerdir. “

-Benoist Mechin : “Sultan Süleymân öyle bir orduyu emri altında bulunduruyordu ki; kuruluşu ve silahları bakımından, dünyânın bütün diğer ordularından dört asır ilerideydi… Her Türk askeri yalnız başına seçkin bir Avrupa taburuna bedeldi.”

-Edmondo da Amicis : “Paşasından sokak satıcısına kadar istisnâsız her Türk’te vakâr, ağırbaşlılık ve asillik ihtişamı vardır. Hepsi derece farkları ile, aynı terbiyeyle yetiştirilmişlerdir. Kıyâfetleri farklı olmasa, İstanbul’da bir başka tabakanın olduğu belli değildir… İstanbul’un Türk halkı, Avrupa’nın en nâzik ve kibar cemâatidir. En ıssız sokaklarda bile bir yabancı için küçük bir hakârete uğrama tehlikesi yoktur. Namaz kılınırken bile bir Hıristiyan, câmiye girip Müslüman ibâdetini seyredebilir. Size bakmazlar bile, küstahça bir bakış değil, sizinle ilgilenen mütecessis bir nazar dahi göremezsiniz. Kahkaha ve kadın sesi duyamazsınız. Fuhuşla ilgili en küçük bir tezâhüre şâhit olmak imkân dışıdır. Sokaklarda bir yerde birikmek, yolu tıkamak, yüksek sesle konuşmak, çarşıda bir dükkânı lüzûmundan fazla işgâl etmek, ayıp sayılır.”

Osmanlı Tarihinde İlkler

Biraz araştırdıktan sonra Osmanlı Devleti’nde yaşanan ilklerden dikkat çekenleri aşağıda sıraladım.

-İlk barış anlaşması, 1330 yılında Orhan Gazi ile Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos arasında imzalanmıştır.

-İlk daimi ordu 1328 yılında Orhan Gazi Bey in emriyle kurulmuş olup bu orduya “Yaya” adı verilmiştir.

-Osmanlı tarihinde ilk şair padişah Fatih Sultan Mehmed in babası İkinci Murad dır.

-Osmanlı padişahlarından İstanbul u ilk kuşatan Yıldırım Bayezid dir (1391).

-Osmanlı tarihinde savaş meydanında şehid olan ilk (ve tek) padişah Birinci Murad dır (1389). (1. Kosovo Savaşı)

-“Valide Sultan” adıyla anılan ilk padişah anası, İkinci Selim in hanımı ve Üçüncü Murad ın anası olan Nur Banu dur.

-Osmanlı’nın ilk toprak kaybettiği Antlaşma 1611 İran’la yapılan Nasuh Paşa Antlaşmasıdır.

-Avrupa’ya ilk defa öğrenim için öğrenci gönderilmesi, II. Mahmut

-Yeniçeriler ilk defa 1444 yılında 2. Murat’ın tahtı terk etmesi üzerine isyan etmişlerdir. (Buçuk tepe isyanı)

-İlk kapitülasyonlar Fatih tararından Venediklilere verilmiştir.

-Hindistan’a sefer düzenleyen ilk Osmanlı padişahı Kanuni’dir.

-Osmanlı tarihinde ilk savaş,1284 yılında Bizans tekfurlarıyla yapılan Ermeni Beli savaşıdır.

-İlk portresi yapılan padişah, Fatih Sultan Mehmet (1479).

-İlk tren seferi İzmir’den başladı(1856).

-İlk posta pulu 1862’de kullanıldı.

-İlk halife Yavuz Sultan Selim(1517).

-İlk defa ordusu başında savaşa katılmayan Sultan, II.Selim(1574).

-İdam edilen ilk sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa(1453).

-İlk büyük kütüphane Orhan Gazi döneminde kuruldu.

-İlk resmi gazete 1 Kasım 1831 Salı günü çıktı. Takvim-i Vakayi, haftalık basılıyordu.

-İlk mizah dergisi 1872’de yayımlandı;(Diyojen).

-İlk telgraf 9 Eylül 1855 Pazar günü çekildi (İlk telgraf haberinde Sivastopol şehrinin düşman tarafından işgal edildiğini bildiriyordu).

-İlk dış borçlanma 1855 yılında Sultan Abdülmecid dönemine rastlar. İngiltere ile Fransa’dan 5 milyon İngiliz altını alınmıştır.

-İlk defa Avrupayı ziyaret eden padişah Sultan Aziz’dir. Ziyaret 21 Haziran 1867’de başlar ve 44 gün sürer(Fransa ve İngiltere).

-İlk cami, medrese ve imaret Orhan Gazi tarafından İznik’te yaptırıldı (1331).

-İlk meşrutiyet padişahı II. Abdülhamid.

-İlk uçuş VI. Murat döneminde oldu. Hezarfen Ahmet Çelebi, yapma kartal kanatlarıyla Galata Kules’inden uçup Üsküdar Doğancılar Meydanı’na indi.

-İlk askeri okul 1727’de III.Ahmet  zamanında İstanbul’da açıldı.