TARİH VE İNSAN

Birgün üç veli, üç Allah dostu yolda karşılaşır ve arkadaş olurlar. Derler ki gelin uzaklarda bir kuytu yer bulalım ve orada Rabbimize  doya doya ibabet edelim. Nihayet uzaklarda bir mağara bulurlar ve orada inzivaya çekilirler. Günlerce ibadet ederler. Belki içlerindeki iradenin sınanması adına belki samimiyetlerinin imtihanı adına belki ulaştıkları  amudi zirvenin bir kendilerine gösterrilmesi adına belki de ne benim ne de sizlerin bilmediği bir sebepten koca bir kaya parçası gelir de mağaralarının girişini kapatır. Üçü sırt sırta verir de kayayı yerinden oynatamazlar. Değil üçü otuz üç kişi de el ele verse kaya yerinden oynayacak gibi değildir. Ne yapacaklarını bilmeksizin dakikalar saatler geçer. Ümitsizliğin yes’in korkunun adeta bir atmosfer gibi kendilerini çepeçevre sardığı bu anlarda sınanan irade ortaya çıkar. İçlerinden biri der ki gelin bugüne kadar sırf Allah rızası için yaptığımız bir olayı anlatalım, anlatalım da anlattıklarımızı bir peyk, bir vesile kılalım anlattıklarımız bir burak olsun da uçup gidelim bir kaya parçası da kim oluyor ki bizim mağaramızın önünü kapasın.

Birisi anlatmaya başlar. Vaktiyle yanımda bir çoban çalışırdı. Hayvanlarımı otlatır çeşitli işler görürdü ben bunun karşılığında ona belli bir ücret öderdim. Neden birgün sebepsiz gitti gelmedi. Ben de alacağını hesap ettim alacağına karşılık onun adına bir koyun aldım kendi sürümüm içine koydum. Neden sonra çıktı geldi hakkını istedi ben de bu sürünün tamamı senin dedim. İnanmadı benim ki olsa olsa bir tane olabilir dedi. Ben de dedim seninkini nemalandırdım bütün bu sürü senindir dedim. Çoban memnun ayrıldı gitti. Allah’ım bunu sırf senin rıza için yapmıştım ne olur şu kaya çekilsin mağaramızın önünden der. Der demez kaya bir parça kayar fakat hala bir insanın çıkmasına yeterli değildir.

İkincisi anlatır. Birgün birisini görmüştüm öyle güzeldi ki aklımı başımdan almıştı kalbimi çepeçevre sarmıştı. Nihayet evlendim onunla. Vaka bir zaman sonra o sevdiğim aşık olduğum kadın anne babama eziyet etmeye onları hor görmeye başladı, onları istememeye başladı. Birgün dedi ya onlar gider ya ben giderim . Kalbim nefsim arzularım bana anne babandan vazgeç diyordu. Fakat ben senin rızan için nefsime arzularıma uymadım anne babamı nefsime ve arzularıma tercih ettim. Allah’ım benim bu tercihimde sırf senin rızan vardı ne olur gitsin şu kaya der. Ve kaya bir miktar daha gider. Fakat hala yeterli değildir.

Üçüncüsü anlatmaya başlar. Gençken çok yakışıklı idim. Hem çok zengin hem de itibarlı bir ailenin evladıydım. Her kadının hayranlığını celbedecek biriydim. Birgün bir kadın misafirimiz olmuştu. Bakışları bakışlarımı bulandıracak kadar güzeldi. Beni haram bir işe davet ediyordu. Nefsim bu haram davete koşar adım gitmekteydi. Bir anda yanyana geldik o haramın vuku bulmasına ramak kalmıştı ki  senin rızan aklıma geldi hemen kendime geldim doğruldum, utandım rızanı kaybetmekten ürperdim. Allah’ım ben o haram daveti sırf senin rızan için reddettim. Ne olur gitsin şu kaya der. Ve kaya o anda tuzla buz olur.

İşte tarihin kaydettiği üç civanperver ve tarihin benliklerini bozmaya güç yetiremediği üç insan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir