NECİP FAZIL KISAKÜREK VARLIK MUHASEBESİ

Bazen bazı olaylar, nesneler, fikirlerle karşılaşırız. Biz karşılaştığımız olayın, nesnenin veya fikrin iç yüzünü görebildiğimizi sanır meseleyi anladığımızı düşünürüz. Oysa bu gerçekte böyle midir? Yani bizler her gerçeği tüm yönleriyle kavrayabiliyor muyuz? Meseleler gerçektende tüm esrarını çözmemize izin veriyor mu?

Burada bir muhasebeden bahsedeceğiz. Bu büyük bir meselenin büyük bir muhasebesi olacak. Bu muhasebe bir iç hesaplaşmaymışçasına bizi kendi gerçeğimizle karşı karşıya bırakacak.

Bazen gördüğümüz şey algıladığımız şey olmayabilir, algımız gördüğümüz şeyi kavramaya yetmeyebilir. Bazen gördüğümüz şeyin arkasındaki esrarı göremeyebiliriz, yanılabiliriz, farkedemeyebiliriz, yanılırız da yanıldığımızın farkında olmaya biliriz. Bazen gerçek o kadar büyük olur ki cüz-i olan biz gerçeğin karşısında küçük kalabiliriz. Oysa birçok kimseler, hocalarımız, ailemiz, arkadaşalrımız, sevdiklerimiz, nefret ettiklerimiz bizi ve bize ait olan gerçekleri hükümlere bağlamada görünüşün esrarengiz yanıltıcılığından vazgeçmemektedirler.

Oysa biz insanlara gerçek model olan insanlar böylemiydi? Necip Fazıl Kısakürek mesela. O’nun gerçeği anlayışıyla bizlere bugün gerçeği anlatmaya çalışanlar arasında anlamak ve anlamamak arasındaki fark kadar fark yok mu sizcede? Yani fikirler beynimizde oluklar açmadan, her yeni fikrin en acıyan yerimize deymeden, her gerçeği anlamanın birer sancı olup sabahlara kadar bizi kıvrandırmadan, geceleri sıcak yataklarımıza değil de cam kırığı döşeli mermerlerde büzülmeden gerçekleri ne kadar anlayabiliriz? Eğer gerçekler karşısında her yanılışımız bizi bir bozguna uğratmıyorsa, her yanılmadan sonra karşımıza çıkan yeni gerçek karşında yanılmama, bu defa madalyonun doğru olan yüzünü görme, ilk defa yanılma karşında kazanmayı nasıl başaracağız?

Öyleyse bugünü bir milad kabul edelim ve gelin kendimize sessizce söz verelim,diyelim ki ”Bundan böyle meseleleri, olayları,  kişileri, fikirleri görünüşleriyle hükme bağlamayacağım, işin esrarına ulaşmadan konuşmayacağım, meselenin gerçeği anlamadan söylemeyeceğim, dilimin kementleri elime alacağım ve her gerçeği anladığımı düşündüğümde acaba kaçırdığım bişey var mı düşüncesiyle susacağım, susup  bir daha düşüneceğim ve her şeyin gerçeğini anlayamayacağımı anlayınca o zaman birşeylerin gerçeğini anladığımı herkese söyleyeceğim”

MUHASEBE

Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi gelip çattı birden! Tos! ! !
Sen, cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos!
Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle…
Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi?
Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
İçimde homurtular, inanma diye gülen…
İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş…
Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
Mukaddes emanetin dönmez dâvacısıyım!
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.

“NECİP FAZIL KISAKÜREK VARLIK MUHASEBESİ” için 4 yorum

  1. “Hiç kimse başarı merdivenine eli cebinde tırmanmamıştır”.
    Sen de bu yolda, sana layık olan şekilde emin adımlarla ilerliyorsun.Başarın daim yolun açık olsun…

  2. şiir eksik eklenmiş,

    devamı:

    Zaman, korkunc daire; ilk ve son nokta nerde?
    Bazi geriden gelen, yuzbin devir ilerde!
    Yeter senden cektigim, ey tersi donmus ahmak!
    Bir saman kagidindan, butun is kopya almak;
    Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.
    Mavallari bastirdi devrim isimli masal.
    Yeni cirkine mahkum, eskisi guzellerin;
    Allah kuluna hakim, kullari heykellerin!
    Bulustururlar bizi, elbet bir gun hesapta;
    Lafini cok dinledik, simdi is inkilapta!
    Bekleyin, gorecektir, duranlar yuruyeni!
    Sabredin, gelecektir, solmaz, porsumez Yeni!
    Karayel, bir kivilcim; simsiyah oldu ocak!
    Gun dogmakta, anneler ne zaman doguracak?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir