Büyük Selçuklu Devleti baÅŸ veziri Nizamülmülk’ün Nizamiye medreselerini Gazali’ye devrederken aralarındaki konuÅŸmalar  büyük bir sırdan şüphelenmemize neden olabilir mi? Yazımdaki dipnotlar ile olayların gerçeÄŸe yakın olduÄŸunu fark edebilirsiniz aslında…İmam-ı Gazali‘nin ders okuttuÄŸu tekkenin dış kapısında, yüzü kıbleye dönük olduÄŸu hakde nöbet tutan genç mürit; yirmi-otuz adım ötede atından inen ve tekkeye doÄŸru yürümeye baÅŸlayan uzun boylu zatı fark ettiÄŸinde, yüreÄŸine korku ile karışık bir heyecan düştü. Hocasına haber vermekle yabancının gelmesini beklemek arasında kararsız kalmışken, “Hayır olsun inÅŸallah” diye dua etti.
Atının yularını, dış avluya epeyce uzak bir ağacın gövdesine bağlayan yabancı adam, etrafına korku salan ihtişamıyla yürümeye devam ederken; genç mürit, yüreğindeki titremenin hayra alamet olmadığını düşünmüş olmalı ki, kapının eşiğini hürmetle selamlayıp hızlıca avluya geçti. Elleri göbeğinin üstünde bağlı; gözlerini, talebeleriyle sohbet eden hocasının yüzüne kilitledi. Bakışlarını mescidin avluya açılan penceresine çeviren İmam-ı Gazali, heyecanına şahit olduğu müridine ne bir işaret veriyor, ne de müridinin tedirgin gözlerine bakıyordu. Az sonra, yüzünü tekrar rahlesinin üstündeki risaleye çevirdiğinde, genç müridin tedirginliği biraz olsun azaldı.
“Selamün ‘aleyküm!”
Sırtını mescide dönmeden avlunun dış kapısında doğru yürümeye başlayan genç mürit, hocasının göz hizasından çıktığında misafirinin yüzüne bakıp selamını aldı:
“Aleykümselam efendim.HoÅŸ geldiniz,safa getirdiniz!”
Genç mürit, yabancı adamın elbisesindeki zenginliği,ümeradan olmasına yorsa da; yüzündeki deruni ifadeyi şairliğine veya ilim meclislerinde çokça bulunmasına bağladı.
Hocasıyla rabıtalı, sık sık tekkeyi teşrif eden civar beldelerdeki ulemanın yüzlerine aşina olan mürit, ilk kez gördüğü haşmetli zatın yüzüne, hayranlığını belli eden gözlerle baktı.
“Nasılsın evladım?”
“Allah razı olsun efendim!”
“Ebu Hamid’in tekkesi burası mıdır?”
“Evet efendim.Kimlerdensiniz?”
“Horasan’dan, Ebu Hasan deyiniz!”
Genç mürit, konuştukça içindeki sıkıntıyı daha da hafifleten altmışlı yaşlardaki zatı, boynunu büküp elini kalbine götürerek selamladıktan sonra tekrar avluya geçti.
İmam-ı Gazali, göz göze geldikleri ilk anda tatlı bir tebessümle müridinin yüreğini ferahlattı. Bakışlarını, önce mescidin kapısına, sonra da en arka saftaki boş rahleye çevirmesi, misafirini buyur ettiğinin işareti olmalıydı.
“Efendi hazretleri sohbet halindeler. Sizinde iÅŸtirak etmenizi münasip gördüler.”
“SaÄŸ olasın evladım.Sen kimlerdensin?”
“Babam, Vezir Nizamülmülk’ün yetiÅŸtirdiÄŸi askerlerden Karaca İlhan’dır efendim.Yedi yıl geçti, nerede olduÄŸunu bilemiyoruz!”
Altmışlı yaşlardaki yabancı adam, genç müridin sözüne şaşkın gözlerle karşılık verdi:
“Vezir hazretlerine mektup yazsaydın ya evladım.Belki bir cevap gelirdi.”
“Anamın anlattığıdır efendim; vezir hazretleri dedemi, devlet-i ebed müddet için vazifeli kılmış.Dedemin vefatından sonra da babamı aynı vazife için yanına çağırmış.”
Kendisine tebessüm ederek bakan zatın, Horasan’dan Bizans’a kadar herkesin isminden korktuÄŸu, Büyük Selçuklu Devleti’nin kudretli veziri Nizamülmülk [1] olduÄŸunu bilse, heyecanı hiç yatışmayacak olan genç mürit;  “Vezir hazretlerinden beklediÄŸimiz bir mektup var efendim” dedi…“Babamdan sonra, beni de hizmete çağırsın diye dua ederim!”
Nizamülmülk, babasını anlatırken gururu gözlerine yansıyan müridin başını okÅŸadı, cübbesinin cebinden çıkardığı bir kese altını eline koymak istedi.Yüzündeki ifade bir anda deÄŸiÅŸen genç mürit, sol elindeki deÄŸneÄŸi avucunun içine bastırırken, “Bu benim hakkım deÄŸil efendim” diyerek geri çekildi.
“Olur mu evladım? Bunu, ilim tahsil ettiÄŸin için hediye ediyorum sana.Lütfen kabul buyur!”
“Bugün nöbet günümdür efendim.Nöbetçi olmasaydım ,altınlar benim olmayacaktı.Burada geçirdiÄŸim vaktin mükafatı, bir kese altının çok üstündedir.Åžayet altınları kabul edersem, bu mükafat azalacaktır.Lütfen bunları efendi hazretlerine veriniz.Efendi hazretleri, ilim tahsil etmekliÄŸimiz sebebiyle, altınları eÅŸit miktarda bizlere pay edecektir.”
[1] Nizamülmülk, 1064 ile 1092 yılları arasında, Büyük Selçuklu Devleti’nin en etkili ismi idi.Horasan Türkleri’nden olan büyük devlet adamı, kendi ismini taşıyan Nizamiye Medreseleri’nin de kurucusudur. Devlet hizmeti TuÄŸrul Bey’in zamanında baÅŸlayan Nizamülmülk, ÇaÄŸrı Bey’in oÄŸlu Alparslan’ın tahta geçmesiyle vezirlik makamına getirilmiÅŸ ve yirmi sekiz yıl boyunca hizmet etmiÅŸtir. Nizamülmülk, Horasan valisi olan Alparslan’ın Selçuklu tahtına geçmesi, Alparslan’ın ölümünden sonra da MelikÅŸah’ın sultan olması için büyük çaba harcamıştır. Selçuklular’ın istihbarat teÅŸkilatını da idare eden Nizamülmülk, Alparslan ve MelikÅŸah dönemlerinde ülkeyi yöneten asıl isim olarak tarihe geçmiÅŸtir. Malazgirt Zaferi O’nun zamanına kazanılmış; İslam dünyasının lideri konumundaki Abbasi Halifesi, Nizamülmülk’ün siyaseti sonrası Selçuklu sultanı MelikÅŸah’a, “doÄŸunun ve batının hükümdarı” sıfatını kazandıran iki kılıç göndermiÅŸtir.Nizamülmülk, kendi yetiÅŸtirdiÄŸi istihbarat elemanı Hasan Sabbah’ın adamları tarafından suikasta uÄŸramıştır.
“… Unutmamak lazım gelir ki; dilin gıybeti caiz olmadığı gibi, kalbin gıybeti de caiz deÄŸildir.KiÅŸinin, bir baÅŸkası hakkında diliyle dedikodu yapması, gıybet etmesi nasıl haram kılınmışsa, kalbiyle gıybet etmesi de haram kılınmıştır.Öyleyse, kamil bir Müslüman, insanların kusurlarını baÅŸkalarına söylemeyeceÄŸi gibi, kendi kendine de söylememek icap eder.”
Ders esnasında talebeleri rahatsız etmek istemeyen Nizamülmülk, bir süre kapının ardında efendi hazretlerinin sohbetini dinledi. İmam-ı Gazali‘nin sözünü tamam etmesinden sonra, mescidin tahta kapısını yavaşça aralayıp boÅŸ rahleye doÄŸru yürürken,ahÅŸap döşemenin çıkardığı ses, kudretli vezirin yüreÄŸini sızlattı. Nizamülmülk, mahçup yüz ifadesiyle, cübbesinin eteklerini toplayıp dizüstü oturdu.
İmam-ı Gazali, misafirinin yüzüne tebessüm ettikten sonra, dikkatli bakışlarını kendisinden ayırmayan talebelerine, “Anlatamadığım bir husus var mı?” diye sordu.
YaÅŸları on ile yirmi arasında deÄŸiÅŸen müritler, hep bir ağızdan “Allah razı olsun efendim” diye karşılık verdiler.İmam-ı Gazali’nin, seccadenin üstündeki rahleyi yan tarafa koymasıyla birlikte el açıp, ders sonunda okuduÄŸu dua cümlelerine “amin” dediler.
Nizamülmülk ile baÅŸ baÅŸa kalan İmam-ı Gazali, başındaki beyaz sarığı rahlenin üstüne bırakıp, mihrabın yanında asılı siyah sarığı başına koydu. Vezir hazretlerinin önünde hürmetle diz çöküp, kısık bir ses tonuyla “HoÅŸ geldiniz, safa getirdiniz efendim!” dedi.
“HoÅŸ bulduk evladım.Nasılsın, halin sıhhatin iyi midir?”
Nizamülmülk; çevresindeki birçok alimin kendisine hayran olduÄŸu,itikat ve mantık konusundaki ünü İslam beldelerine yayılan İmam-ı Gazali’nin gözlerine baktığında, otuz dört yaşındaki genç imam boynunu büktü.
“Elhamdülillah efendim.SaÄŸlığınız için duacıyız.”
“Talebelerin keyfi yerinde midir?”
“Bir eksikliÄŸimiz yoktur efendim.”
Gözleri dizlerinin ucunda, Nizamülmülk‘ün sorularını cevaplayan İmam-ı Gazali; talebelerinden birinin elindeki siniyle mescide girdiÄŸini görünce hemen ayaÄŸa kalktı.Sinideki kaselerden birini misafirine uzattı, diÄŸerini kendisi alıp tekrar rahlenin önüne oturdu.
“Temr-i hindi’dir efendim.Talebelerimizin ikramıdır.”
“SaÄŸ olsunlar.”
Nizamülmülk, demir hindi şerbetinden bir yudum içtikten sonra kaseyi rahlenin üstüne koydu:
“Ziyaretim, Hasan Sabbah’ın estirdiÄŸi terör sebebiyledir evladım” dedi.”Bugün anlatacaklarımın bir kısmı, muhtemel ki sizinde bilginiz dahilindedir!”
İmam-ı Gazali, elindeki kaseyi dizlerinin önüne bırakıp, dikkatli gözlerle Nizamülmülk’ü dinlemeye baÅŸladı. Belli ki vezir hazretleri, beklemediÄŸi bir hususta genç imamı vazifeli kılacaktı.
“TuÄŸrul Bey zamanında, halife hazretlerini baskı altına alan Büveyhiler üzerine sefer düzenledik.BaÄŸdat’ı Büveyhiler’in zulmünden kurtardık ve halife hazretlerine güven saÄŸladık.Bu seferdeki muvaffakiyet, Türk hakanı TuÄŸrul Bey’e, İslam emirleri içinde ayrı bir makam ve sorumluluk getirdi.O tarihten itibaren TuÄŸrul Bey, doÄŸunun ve batının hakanı oldu.”
“Babam, Ebu’l Hasan-ı Harakani’den rivayet ederdi efendim: Halife hazretlerinin gizli menÅŸuru, Gazneli Mahmut’ta imiÅŸ.Sultan Mahmut, bu menÅŸuru vefat etmeden önce TuÄŸrul Bey’e göndermiÅŸ.” [2]
“Bugün, bu hususu sana açıklamak için geldim evladım!”
Nizamülmülk’ün gözlerinde, kendisini esir alan farklı bir derinliÄŸi hisseden İmam-ı Gazali ; yüreÄŸini kaplayan heyecanı yatıştırmak istercesine derin bir iç çekti.
“Türk’ün, OÄŸuz Bey’den bu tarafa süregelen idari mirası, Kınık Boyu reisi Selçuk Bey’in elinde idi evladım.Bu miras, Selçuk Bey’den oÄŸlu Alparslan Bey’e,daha sonra da torunu TuÄŸrul Bey’e geçti.Lakin, bu davayı devam ettirmek, devlet-i ebed müddet için mücadele etmek, görünen iktidarın dışında gizli bir teÅŸkilatı gerekli kılıyor!”
“Evet efendim.”
“Bu teÅŸkilat, 1060 yılına kadar TuÄŸrul Bey’in kardeÅŸi ÇaÄŸrı Bey tarafından idare edildi.ÇaÄŸrı Bey döneminde, İslam halifesinin, doÄŸunun ve batının hükümranlığını simgeleyen iki hançeri TuÄŸrul Bey’e göndermesiyle TeÅŸkilat’ın vazifesi daha da geniÅŸledi.O günden beri, hem Türk’ün, hem de İslam’ın hükümranlık mirası, Selçuklu Hanedanı’na geçmiÅŸ oldu.”
Nizamülmülk; Gazneli Mesud‘un, tarihi menÅŸuru ve sancağı teslim ettiÄŸini söylerken, hırkasının cebinden mavi bir bez çıkardı. Bezi rahlenin üstüne koyup yavaşça açtığında, biri yeÅŸil diÄŸeri kırmızı renkteki iki sancağı İmam-ı Gazali‘ye anlatmaya baÅŸladı:
“Kırmızı sancak, Arslan Bey’den ÇaÄŸrı Bey’e bırakılan mirastır.YeÅŸil sancak, Halife El Kadir’in Gazneli Mahmut’a gönderdiÄŸi sancaktır!”
Kırmızı sancağı Nizamülmülk’ün elinde gören İmam’ı Gazali, babasından duyduÄŸu sözü hatırlamış olmalı ki, ÅŸaÅŸkınlığını ifade eden bakışlarıyla vezirin yüzüne baktı:
“Siz, son kurultayda, ÇaÄŸrı Bey’in mirasını….”
“Evet evladım.”
[2] İslam devletlerinin lideri konumundaki Abbasi Halifesi, Halife el-Kadir; Buhara, Horasan, Belh, Herat, Kabil’i fetheden ve BaÄŸdat’ta İslam’a karşı savaÅŸ açan Büveyhiler’i yenen Gazneli Mahmut’a bir sancak gönderir.Sancakla birlikte Sultan Mahmut’a teslim edilen menÅŸura göre, Gazneli Mahmut “Emirü’l Mü’minin” ilan edilmiÅŸtir.Bu menÅŸuru ve sancağı, Gazneli Mahmut’un oÄŸlu Mesud, Alparslan’dan sonra Büyük Selçuklu Devleti’nin sultanı olan MelikÅŸah’a gönderir.
Etiketler : abbasi, Büveyhiler, çağrı bey, hakan er, İmam-ı Gazali, melik şah, nizamülmülk, Selçuklu, stratejist, tuğrul bey, vezir
Henüz yorum yapılmamış.
Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.