Sitemizin adı tarihten notlar, içerik olarak buna uygun yazılar yazmam gerektiÄŸini çok iyi biliyorum. Ancak ÅŸunu da ifade etmeliyim. Tarihin sadece 5-6.000 yıla sığdırılamayacağı inancını taşıyorum. Tarih öncesi olarak adlandırılan dönem de kısa bir zaman dilimini kapsamaktadır. Arkeologların bulguları tarihi biraz daha uzun zamana yaymaktadır ama benim için bu da yeterli deÄŸildir. Bana göre tarih ya da tarih demeyelim varoluÅŸ, herÅŸeyin açıklamasını yapabilmelidir. Bilim dalları ayrı ayrı inceleme alanlarındadırlar. Tarihçi, ayrı çalışır, arkeolog ayrı, astronom ayrı, fizikçi vs. ayrı. Bu da bilimin kaçınılmazıdır. Yani her bölüm kendi alanında çalışmalıdır. Bilimsel çalışmalar hiç bir zaman elde ettiÄŸi bulguların dışına çıkmaz. Somut deliler olmaksızın da herhangi bir açıklama yapmaz. Bir deneyin aynı yerde aynı sonucu bir kaç kez verip vermediÄŸine bakar. Din adamları ise kitapta yazanların dışına çıkmaya çekinirler. Tamamen dogmatiktirler. HerÅŸey deÄŸiÅŸir ama Allah’ın vahyi asla deÄŸiÅŸmez onlara göre. İncil’de yazmamasına raÄŸmen 1000 yıl boyunca insanları dünyanın tepsi ÅŸeklinde ve öküzün boynuzunda olduÄŸuna öküzün başını sallayınca dünyada depremler olduÄŸuna inandırmışlardır. Ama bilim kilisenin kapısına bu öğrettiklerinin düzmece olduÄŸunu yapıştırmıştır. Eski çaÄŸlarda bilim adamları da öyle önyargılıydı ki, Yunan düşünürü Demokritos (İ.Ö. 460-350), maddenin bölünemeyecek en küçük parçasını düşünmüş ve buna Yunanca bölünemez anlamına gelen atoma adını vermiÅŸtir. Ama günümüzde biliyoruz ki deÄŸil atom, onun nötron, proton ve elektronlarının bile parçalanabidiÄŸi bilinmektedir.
Ben yazılarımda ne bilime karşı ne de din adamlarına karşı bir tutum sergileyeceÄŸim. Benim mücadelem dogmatizme karşıdır. Aynı zamanda da önyargıya… Amacım araÅŸtırmalarımın sonucunu herkesle paylaÅŸmaktır. Konu baÅŸlıkılarımı seçerken bir kural doÄŸrultusunda haraket etmeyi düşündüm. Bu kural da ” BaÅŸlangıç ve Son” olarak özetlenebilir. Bundan kastım. Evrenin varoluÅŸu ya da yaratılışı ile evrenin sonu… İlk yazım ( Yecüc ve Mecüc Türklerdir ) son ile ilgiliydi, ikincisi ise ( Yaratılış Ya Da VaroluÅŸ ) ilk ile ilgili. Bu yazımda son günlerde ortaya çıkacak olan MahÅŸerin dört atlısını ele alacağım. İlk yazımda da kıyamettten önce ortaya çıkacak olan Yecüc ve Mecüc hakkında bilgi vermeye çalışmıştım. Ben araÅŸtırmalarımı önyargılardan uzak, her kaynağı araÅŸtırarak yapmaktayım. Dogmatik görüşlerden kurtulamayanlar elbette beni yadırgayacaklardır. Bunu da gayet doÄŸal karşılıyorum.
MahÅŸerin Dört Atlısı, İncil’de adları geçen, kıyamet gününde ortaya çıkacaklarına inanılan 4 sembolik atlıdır. İncil’in vahiy bölümü de zaten sembolik anlatımlardan ibarettir. 4 İncil’den birinin yazarı olan Yuhanna‘nın Patmos Adası’nda gördüğü bir rüyetten çıkmıştır. Åžimdi İncil’in Vahiy bölümüne biz göz atalım.
Var olan, var olmuÅŸ ve gelecek olan, Her Åžeye Gücü Yeten Rab Tanrı, ‹‹Alfa ve Omega Ben’im›› diyor. İsa’ya ait biri olarak sıkıntıda, tanrısal egemenlikte ve sabırda ortağınız ve kardeÅŸiniz olan ben Yuhanna, Tanrı’nın sözü ve İsa’ya tanıklık uÄŸruna Patmos denilen adada bulunuyordum. Rab’bin gününde Ruh’un etkisinde kalarak arkamda borazan sesine benzer yüksek bir ses iÅŸittim. Ses, ‹‹Gördüklerini kitaba yaz ve yedi kiliseye, yani Efes, İzmir, Bergama, Tiyatira, Sart, Filadelfya ve Laodikya’ya gönder›› dedi. Bana sesleneni görmek için arkama döndüm. Döndüğümde yedi altın kandillik ve bunların ortasında, giysileri ayağına kadar uzanan, göğsüne altın kuÅŸak sarınmış, insanoÄŸluna benzer birini gördüm. Başı, saçı ak yapağı gibi beyaz, kar gibi bembeyazdı. Gözleri alev alev yanan ateÅŸti sanki. Ayakları, ocakta kor haline gelmiÅŸ parlak tunca benziyordu. Sesi, gürül gürül akan suların sesi gibiydi. SaÄŸ elinde yedi yıldız vardı. AÄŸzından iki ağızlı keskin bir kılıç uzanıyordu. Yüzü bütün gücüyle parlayan güneÅŸ gibiydi. O’nu görünce, ölü gibi ayaklarının dibine yığıldım. O ise saÄŸ elini üzerime koyup şöyle dedi: ‹‹Korkma! İlk ve son Ben’im. Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama iÅŸte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir. Bunun için gördüklerini, ÅŸimdi olanları ve bundan sonra olacakları yaz.
(Dikkat edilirse İncil’de sözü edilen 7 kilisenin yedisi de Anadolu’dadır.) Yuhanna’nın vahyinden aldığımız bu kısa bilgiden sonra MahÅŸerin dört atlısıyla ilgili ayetlere bir giriÅŸ yapalım.
MahÅŸerin dört atlısının İsa’nın yeryüzüne tekrar geliÅŸini gösteren alametlerle ilgisi vardır. Bu kısa bir dönemi kapsar. Bu dönemde neler olacağını İncil bize haber vermektedir.
Luka 21. bölüm:
Onlar da:
Peki, öğretmenimiz, bu dediklerin ne zaman olacak? Bunların gerçekleşmek üzere olduğunu gösteren belirti ne olacak? diye sordular.
İsa:
Sakın sizi saptırmasınlar dedi. Birçokları, Ben O’yum ve Zaman yaklaÅŸtı diyerek benim adımla gelecekler. Onların ardından gitmeyin. SavaÅŸ ve isyan haberleri duyunca telaÅŸlanmayın. Önce bunların olması gerek, ama son hemen gelmeyecek.
Sonra onlara şöyle dedi:
Ulus ulusa, devlet devlete savaÅŸ açacak. Åžiddetli depremler, yer yer kıtlıklar ve salgın hastalıklar, korkunç olaylar ve gökte olaÄŸanüstü belirtiler olacak. Dünyanın üzerine gelecek felaketleri bekleyen insanlar korkudan bayılacak. Çünkü göksel güçler sarsılacak. O zaman İnsanoÄŸlu’nun bulut içinde büyük güç ve görkemle geldiÄŸini görecekler. Bu olaylar gerçekleÅŸmeye baÅŸlayınca doÄŸrulun ve baÅŸlarınızı kaldırın. Çünkü kurtuluÅŸunuz yakın demektir.
İsa onlara şu benzetmeyi anlattı:
İncir aÄŸacına ya da herhangi bir aÄŸaca bakın. Bunların yapraklandığını gördüğünüz zaman yaz mevsiminin yakın olduÄŸunu kendiliÄŸinizden anlarsınız. Aynı ÅŸekilde, bu olayların gerçekleÅŸtiÄŸini gördüğünüzde bilin ki, Tanrı’nın EgemenliÄŸi yakındır. Size doÄŸrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan, bu kuÅŸak ortadan kalkmayacak.
Birinci at ve binicisi: Kral olan İsa’yı temsil eder.
Sonra Kuzu’nun yedi mühürden birini açtığını gördüm. O anda dört yaratıktan birinin, gök gürültüsüne benzer bir sesle, ‹‹Gel!›› dediÄŸini iÅŸittim. Bakınca beyaz bir at gördüm. Binicisinin yayı vardı. Kendisine bir taç verildi ve galip gelen biri olarak zafer kazanmaya çıktı.
İkinci at ve binicisi: Savaşları temsil eder.
Kuzu ikinci mührü açınca, ikinci yaratığın ‹‹Gel!›› dediğini işittim. O zaman kızıl renkte başka bir at çıktı ortaya. Binicisine dünyadan barışı kaldırma yetkisi verildi. Bunun sonucu olarak insanlar birbirlerini boğazlayacaklar. Atlıya ayrıca büyük bir kılıç verildi.
Üçüncü at ve binicisi: Kıtlıkları temsil eder:
Kuzu üçüncü mührü açınca, üçüncü yaratığın ‹‹Gel!›› dediğini işittim. Bakınca siyah bir at gördüm. Binicisinin elinde bir terazi vardı. Dört yaratığın ortasında sanki bir sesin şöyle dediğini işittim: ‹‹Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara. Ama zeytinyağına, şaraba zarar verme!››
Dördüncü at ve binicisi:
Ölümü temsil eder. Bu ölüm savaşlarla, açlıkla, salgın hastalıklarla ve yabanıl hayvanlarla gelir.
Kuzu dördüncü mührü açınca, ‹‹Gel!›› diyen dördüncü yaratığın sesini iÅŸittim. Bakınca soluk renkli bir at gördüm. Binicisinin adı Ölüm’dü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu. Bunlara kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla, yeryüzünün yabanıl hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.
Dört atlı ve simgeleri:
| At | Atların Simgesi | Binici | Güç | Binici Simgesi |
| Beyaz | Kutsallığı | Yay taşır, taç takar | Savaşır ve yener | İsa’nın kral olarak hazır bulunuÅŸu |
| Kırmızı | Dökülen kanların rengini | Kılıç taşır | Savaş getirir. | Savaşlar ve çatışmalar |
| Siyah | Ölüme yakınlığı | Terazi taşır | Kıtlık, açlık, yoksulluk | Kıtlık, açlık, yoksulluk |
| Soluk | Ölümün soğuk yüzü, çürüme | Ölüm | Salgın hastalık ve can güvensizliği | Ölüm, öldürülme, vakitsiz ölümler |
2.Timoteos 3
Åžunu bil ki, son günlerde çetin anlar olacaktır. İnsanlar kendilerini seven, para düşkünü, övüngen, kibirli, küfürbaz, anne baba sözü dinlemez, nankör, kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaÅŸmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın, iyilik düşmanı olacaklar. Hain, aceleci, kendini beÄŸenmiÅŸ, Tanrı’dan çok eÄŸlenceyi seven, Tanrı yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur… Ama kötüler ve sahtekârlar, aldatarak ve aldanarak gittikçe daha beter olacaklar.
Birinci at ve biniciyi izleyen diÄŸer üç at ve binicileri yeryüzünde felaket niteliÄŸinde olaylara yol açarlar. Bunun nedeni gökte kral konumuna gelen İsa’nın kendi melekleriyle birlikte Åžeytan ve onun meleklerini – cinleri – gökten yere atmalarıdır.
Gökte savaÅŸ oldu. Mikail’le melekleri ejderhayla savaÅŸtılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler. Büyük ejderha -İblis ya da Åžeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan- melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı. Bundan sonra gökte yüksek bir sesin şöyle dediÄŸini duydum:
Tanrımız’ın kurtarışı, gücü, egemenliÄŸi Ve Mesih’inin yetkisi ÅŸimdi gerçekleÅŸti. Çünkü kardeÅŸlerimizin suçlayıcısı, Onları Tanrımız’ın önünde gece gündüz suçlayan AÅŸağı atıldı. KardeÅŸlerimiz Kuzu’nun kanıyla Ve ettikleri tanıklık bildirisiyle Onu yendiler. Ölümü göze alacak kadar vazgeçmiÅŸlerdi can sevgisinden. Bunun için, ey gökler ve orada yaÅŸayanlar, Sevinin! Vay halinize, yer ve deniz! Çünkü İblis zamanının az olduÄŸunu bilerek Büyük bir öfkeyle üzerinize indi.
Vahiy bölümüne göre gökteki konumlarını yitiren Şeytan ve kendi melekleri artık fazla zamanlarının kalmadığını bilmektedirler ve büyük bir öfke içinde oldukları söylenmektedir.
Vay halinize, yer ve deniz! Çünkü İblis zamanının az olduğunu bilerek Büyük bir öfkeyle üzerinize indi. Sözleri bunu anlatır.
Bunun yeryüzü ve üzerinde yaÅŸayanlar için hiç iyi bir yönü yoktur. Åžeytan ve cinlerinin etkilerini simgesel olarak anlatan atlar ve binicileri etkilerini bütün dünyaya göstermeye baÅŸlarlar. Ancak bu üç at ve binicisinin atlarını sürmeleri kısa bir dönem için olacaktır. “İblis zamanının az olduÄŸunu bilerek…” ifadesi ve Matta 24. bölümde geçen “‹‹İncir aÄŸacından ders alın! Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduÄŸunu anlarsınız. Aynı ÅŸekilde, bütün bunların gerçekleÅŸtiÄŸini gördüğünüzde bilin ki, İnsanoÄŸlu yakındır, kapıdadır. Size doÄŸrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuÅŸak ortadan kalkmayacak.” sözleri bu dönemin çok uzun sürmeyeceÄŸini ve İsa’nın asıl Armagedon’daki yargılama için geliÅŸini iÅŸaretleyecektir.
Luka incilinde geçen “Çünkü göksel güçler sarsılacak.” ve YeÅŸaya 24. bölümde geçen “O gün RAB yukarıda, gökteki güçleri ve aÅŸağıda, yeryüzündeki kralları cezalandıracak” sözleri büyük sıkıntı ve Armagedon’da gerçekleÅŸecektir. Bu olayın benzeri Tevrat’ın YeÅŸaya bölümünde de anlatılmıştır.
Ey dünyada yaşayanlar, Önünüzde dehşet, çukur ve tuzak var. Dehşet haberinden kaçan çukura düşecek, Çukurdan çıkan tuzağa yakalanacak. Göklerin kapakları açılacak, Dünyanın temelleri sarsılacak. Yeryüzü büsbütün çatlayıp yarılacak, Sarsıldıkça sarsılacak. Dünya sarhoş gibi yalpalayacak, Bir kulübe gibi sallanacak, İsyanlarının ağırlığı altında çökecek Ve bir daha kalkamayacak. O gün RAB yukarıda, gökteki güçleri Ve aşağıda, yeryüzündeki kralları cezalandıracak. Zindana tıkılan tutsaklar gibi Cezaevine kapatılacak Ve uzun süre sonra cezalandırılacaklar.
Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Melek ejderhayı -İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı- yakalayıp bin yıl için bağladı. Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.
RAB’bin büyük günü yaklaÅŸtı, YaklaÅŸtı ve çabucak geliyor. Dinleyin, RAB’bin gününde En yiÄŸit asker bile acı acı feryat edecek. Öfke günü o gün! Acı ve sıkıntı, Yıkım ve felaket, Zifiri karanlık bir gün olacak, Bulutlu, koyu karanlık bir gün. Surlu kentlere, köşelerdeki yüksek kulelere karşı SavaÅŸ borularının çalındığı, SavaÅŸ naralarının atıldığı gündür. RAB diyor ki:
İnsanları öyle bir felakete uğratacağım ki, Körler gibi, nereye gittiklerini göremeyecekler. Çünkü bana karşı günah işlediler. Su gibi akacak kanları, Bedenleri yerde çürüyecek.
RAB’bin öfke gününde, Altınları da gümüşleri de Onları kurtaramayacak. RAB’bin kıskançlık ateÅŸi bütün ülkeyi yakıp yok edecek. RAB ülkede yaÅŸayanların hepsini korkunç bir sona uÄŸratacak.
MahÅŸerin dört atlısı İncil’in Vahiy bölümünde geçen ve sonla ilgili olayları içeren bütün bir anlatımın bir parçasıdır. Ancak bu “son” yeryüzünün sonu deÄŸildir.
Şimdiye kadar ele aldığımız konuları toparlarsak şu anlaşılmaktadır. Dünya 4 büyük İmparatorluğa (Birliğe) tanık olacaktır. Şimdiden varmış gibi görünen; Çin, Rusya, AB ve ABD Birlikleri, Türk birliğinin kurulmasıyla çatırdayacak ve yeni dünya dengeleri kurulacaktır. Bu yeni oluşum da 4 temel dil grubunu oluşturan; Hint-Avrupa, Hami-Sami, Ural-Altay ve Tibet- Çin dil aileleri tarafından gerçekleşecektir. Bu dil ailelerinin dinsel temeline de bir göz atalım. Hint-Avrupa ( Katoliklik, Ortodoksluk, Sünni Müslümanlık, Hinduizm.), Hami-Sami (Yahudilik, Protestanlık, Sünni Müslümanlık) Ural Altay ( Laik Müslümanlık, Şamanizm, Felsefi dinler) Tibet-Çin ( Ateizm, Budizm )
MahÅŸerin dört atlısında adı geçen 4 renk atın da hangi ulusları temsil ettiÄŸi anlaşılmıştır sanırız. İlk atlı elinde yedi yıldız bulundurmaktadır. Bu yedi yıldız yedi bağımsız, laik, demokratik Türk devletini simgelemektedir. Dünya barışını saÄŸlayacak olan bu yedi devlet Türk BirliÄŸi’ni oluÅŸturduÄŸu zaman dünya dengeleri deÄŸiÅŸecek ve bu birlik dünya barışını saÄŸlayıp, uzun süreli huzur ortamını saÄŸlayacaktır.
Yazımı aynı dönemlerde yaÅŸamış iki dahininn sözleriyle tamamlamak istiyorum. Bunlardan biri bilim adamı. Sadece çağının deÄŸil tüm zamanların dahi bilim adamı Albert Einstein. Dünyanın geleceÄŸi durumu nasıl da önceden görebilmiÅŸ. “Üçüncü dünya savaşı çıkar mı?” diye sorulduÄŸunda Einstein; “Onu bilemem de çıkarsa dördüncüsünü taÅŸ ve sopalarla yapacağımız kesin” demiÅŸ… Bütün dünyanın en büyük lider diye tanımladığı büyük önder Mustafa Kemal Atatürk sanki dünyanın geleceÄŸi durumu görmüş gibi sarfettiÄŸi ÅŸu veciz sözlerle tamamlamak istiyorum.
“Ben herÅŸeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doÄŸdum. Böyle öleceÄŸim. Türk BirliÄŸinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk BirliÄŸine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk BirliÄŸiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneÅŸ ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.” (Atatürk’ün Sofrası, İsmet BozdaÄŸ, Kervan Yayınları, 1975, s. 138-143)
Araştırmacı yazar:
Ahmet Hüseyin DAMARLI
Benzer konu bulunamadı.
Henüz yorum yapılmamış.
Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URL