Yecüc ve Mecüc Türklerdir

Yecüc ve Mecüc Türklerdir.

İnsanlar üç ırk olarak incelenir. Bunlar sarı, beyaz ve siyah ırktır. Türkler sarı ırka mensupturlar. Bunlara Hun Türkleri denilmekteydi. Sonradan öncü boy olan Kayı boyu beyaz ırka dönüştü. Anadolu’ya yerleşenler beyaz ırka dönüşenlerdir.
Başka hiçbir milletin kafatası yapısı dolikosefalden, brakisefale dönüşmemiştir. Bu durumda iki Türk halkının varlığını tespit etmiş oluyoruz. Bunlar orta Asya Türkleri ve Anadolu Türkleridir. Anadolu Türkleri Oğuz soyunun Kayı boyundan gelmektedirler. Yani Oğuz’un ilk karısından olan ilk oğlunun, ilk oğlu olan Kayı’nın soyu… Kendilerine çok önemli görevler verilmiştir. Bu görevlerini gerçekleştirdikleri ilahi program da başka yazımızda ele alınacaktır.

Şimdi gelelim Kutsal kitaplarda sözü edilen Yecüc ve Mecüc’e… Kutsal kitaplarda adı geçen Yecüc halkı Anadolu Türkleridir. Mecüc halkı da Orta Asya Türkleridir. Bu iddiamızı Tevrat’ta destekliyor. Bir göz atalım:

BAP:10
2 Yafetin oğulları: Gomer, ve Mecüc, ve Maday, ve Yavan, ve Tubal, ve Meşek, ve Tiras.
Tevrat/Tekvin

Bu ayetten anlaşılacağı gibi Mecüc, Yafet’in oğullarından biridir, Yecüc’den söz edilmez çünkü Yecüc sonradan oluşmuştur. Tekrar ediyoruz bunlar Türkiye Cumhuriyetini oluşturan Türk halkıdır. Bu arda tamamen Arap milliyetçiliğine dayandırılan ve şu andaki geleneksel İslam anlayışını sürdürenlerin kimi uydurma hadislerine değinmeden geçemeyeceğim.
Said İbn Müseyyeb’den aktarılan rivayeti aynen yazıyorum:

”Nuh’un üç oğlu, onlardan her birinin de üçer oğlu vardır. Nuh’un oğulları Sam, Ham ve Yafes adlarında idi. Arap, Fars ve Rum, Sam’ın oğulları olup her biri hayırlıdır. Yafes’in oğulları Türk, Saklep, Ye’cüc ve Me’cüc olup, bunlardan hiçbirinde hayır yoktur.”

Bu uydurma hadise göre; Arap, Fars ve Rumlar hayırlı, biz Türkler ise hayırsızmışız. Bu konuyu burada sonlandırıp bir başka konumuza geçelim. Peki Avrupalılar hangi ırk derseniz, bunlar da beyaz ırktır. Fakat, Sami ırkı değildir. Bunlar Kabil’in soyudur, dilleri de literatüre, Hint-Avrupa diller gurubu olarak girer. Dolayısıyla Hintliler de Kabil soyudur. Kabil, Ademoğullarının ilk üreyen neslidir. Hintlilerin bir başka özelliği de bulundukları yarımada dışında hiçbir bölgeye gitmemeleridir. Aynı köke dayanan Avrupalılar ise bulundukları bölgeyi terk ederek, Avrupa kıtasına yerleşmişlerdir. Avrupa’ya gelen bu topluluğa Keltler deniyordu. Keltler de tıpkı aynı soydan geldikleri Hintliler gibi ölülerini toprağa gömmüyorlar, yakıyorlardı. Şimdi bu gerçeği yansıtan Tevrat ve Kur’an ayetlerine bir göz atalım:

Bölüm:4
6Ve Kain, kardeşi habile söyledi. Ve vaki oldu ki, kırda oldukları zaman, Kain, kardeşi Habile karşı kalktı, ve onu öldürdü.
Tevrat / Tekvin

Bu olay Kur’an’ın Maide suresinde de geçmektedir ve her iki kitap arasında herhangi bir çelişki yoktur. Şunu da hatırlatalım İslami kaynaklarda Kain adı, Kabil olarak geçer. Ancak Kur’an’da bu olay anlatılırken herhang ibir isim zikredilmez. Olayın Adem’in iki oğlu arasında geçen olay olduğu anlaşılmaktadır.

30 Nefsi onu, kardeşini öldürmeğe çağırdı, (o da nefsine uyarak) onu öldürdü, ziyana uğrayanlardan oldu.
31 Derken Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (karganın yaptığını görünce): “ Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim (ben)” dedi ve pişman olanlardan oldu!
Kur’an / Maide

Dikkat edilirse Tevrat’ta yazmayan ama Kur’an’ın Maide suresinin 31. ayetinde geçen ilginç bir olaydan söz edilmektedir. Kabil öldürdüğü kardeşini gömmeyi dahi bilmediği için onun cesedini yok etmek için yakmıştır. Yukarıdaki açıklamamızda bilinen nedenle Kabil’in Habil’i öldürdüğünü yazmıştık. Bu bilinen nedeni başka bir yazımızda ele alacağız. Şimdi Yecüc ve Mecüc hakkında daha ayrıntılı bilgileri kapsamlı olarak ele alalım.

Yecüc ve Mecüc hakkındaki bilgiye Kur’an’ın Kehf ve Enbiya surelerinde rastlamaktayız. Bu iki suredeki ayetlere değinmeden önce eski ahit ve yeni ahite göz atmakta yarar vardır diye düşünüyorum. Çünkü Kur’an’dan önceki kutsal kitaplar olan Tevrat ve İncil’de de bu konu hakkında bilgi verilmiştir. Eski ahit yani Tevrat’ın yaratılış bölümündeki ayeti yazımın başında ele almıştım. Bu ayeti ele alırken de Mecüc olarak çevirilen meali verdim. Bir çok çeviride Yecüc (Gog), Mecüc de (Magog) olarak geçer. Tevrat’ın Yaratılış bölümündeki ayetin tekrarı 1. Tarihler bölümünde de aynen yer alır.

1.Tarihler 1,5 : Yafet’in oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yâvan, Tuval, Meşek, Tiras.

Yazımızın başında belirttiğimiz gibi Magog (Mecüc) Yafet’in oğullarından biri olarak sayılmaktadır. Yecüc’den yani Gog’dan bu bölümde de söz edilmez. Bu isme gene 1. Tarihler bölümünün şu ayetinde rastlamaktayız.

1.Tarihler 5,4-6: Yoel’in soyu: Şemaya Yoel’in, Gog Şemaya’nın, Şimi Gog’un, Mika Şimi’nin, Reaya Mika’nın, Baal Reaya’nın, Beera Baal’ın oğluydu. Rubenliler’in önderiydi.


Yazılış tarihinden de anlaşılacağı gibi Gog, Magog’dan sonra ortaya çıkmıştır. Nutuk’un Gizli Şifresi adlı yazıya yaptığım yorumda ” Türkler seçilmiş bir ulustur”  Ergenekon olayından bahsetmiş; Kıyan ve Nüküz ailelerinden söz etmiştik. Kıyan’ın da Kayı olduğunu vurgulamıştık. Kayı boyu Orta Asya’dan çıkıp Anadolu’ya yerleşen tek  Türk boyudur. Tevrat’a geri dönelim.

Hezekiel 38,2 : ‹‹İnsanoğlu, yüzünü Magog ülkesinden Roş’un, Meşek’in, Tuval’ın önderi Gog’a çevir, ona karşı peygamberlik et.

Hezekiel 38,3 : De ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roş’un, Meşek’in, Tuval’ın önderi Gog, sana karşıyım.

Hezekiel 38,14 : ‹‹Bu yüzden, ey insanoğlu, peygamberlik et ve Gog’a de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: O gün halkım İsrail güvenlik içinde yaşarken bunu farketmeyecek misin?

Hezekiel 38,16 : Ülkeyi kaplayan bir bulut gibi halkım İsrail’in üzerine yürüyeceksiniz. Son günlerde, ey Gog, seni ülkeme saldırtacağım. Öyle ki, ulusların gözü önünde kutsallığımı senin aracılığınla gösterdiğim zaman beni tanıyabilsinler.

Bu Tevrat ayetlerine göre İsrailoğulları Gog’un saldırılarına uğrayacaktır. Üstelik bunu İsrailoğullarının Tanrısı istemektedir. Daha sonraki ayette ise İsrail’in Tanrısı karar değiştirecek ve  Gog saldırdığı için öfkelenecektir.

Hezekiel 38,18 : ‹‹ ‹Gog İsrail ülkesine saldırdığı gün öfkem alevlenecek. Egemen RAB böyle diyor.Bundan sonra ise bir kargaşadan söz edilmektedir, herkesin birbirine kılıç çektiği kargaşadan.

Hezekiel 38,21 : Bütün dağlarımda Gog’a karşı kılıcı çağıracağım. Egemen RAB böyle diyor. Herkes birbirine kılıç çekecek.

Hezekiel 39,6 : Magog’un ve kıyıda güvenlik içinde yaşayanların üzerine ateş yağdıracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar. Tuval’ın baş önderi››.

Buna benzer ayet İncil’in Vahiy bölümünde de bulunmaktadır. Okuyalım:
Vahiy 20,8 : Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları -Gog’la Magog’u- saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.

Tevrat’ta ve İncil’de sözü edilen Gog ve Magog düşman olarak gösterilmektedir. Tevrat ve İncil’de tahrifat yapıldığından ve çoğu ayet insan yazması olduğu için tam olarak gerçeği yansıtmamaktadırlar. Kur’an’ın Kehf suresinde geçen olayı yine Nutuk’un Gizli Şifresi adlı yazıya yaptığım yorumda ( Türkler seçilmiş bir ulustur adlı yazımda) açıklamaya çalımıştım. Bazı İslam yorumcularına göre Yecüc ve Mecüc barbar bir topluluktur. Bunu da Kehf suresindeki ayete dayanarak söylerler. Oysa o ayet dikkatle okunsa belli bir süreye kadar zaptedilen topluluk olduğu ve vaat günü geldiğinde o topluluğun önündeki engellerin kaldırılacağı anlaşılmaktadır. Zaten Enbiya suresinde bu olaya tam anlamıyla açıklık getirilmektedir.

96 Ye’cûc ve Me’cûc’ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler.

97 Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkâr edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. “Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik!” derler.

Bu ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi zalim olan topluluk Yecüc ve Mecüc değildir. Zalimlerin ise inkarcılar olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Başa dönersek; Yecüc Anadolu Türkleridir, Mecüc Orta Asya Türkleridir. İşte bu iki Türk topluluğunun bir araya gelmesiyle oluşacak birlik, Türklerin Dünyayı yeniden şekillendirmesine ön ayak olacaktır.

Araştırmacı Yazar

Ahmet Hüseyin DAMARLI

Yecüc ve Mecüc Türklerdir” üzerine 105 düşünce

  1. Emre

    Benim anladığım. Yecüc ve Mecüc inkar eden toplumlara ceza gibi bir şey olarak yollanmıştır. Son ayetten anladığım bu.

    Gerçekten acayip şeyler. Bilim ve Din aynı potada eritilmeyeli binyıllar oluyor. Bence bu ayetlerin üzerine daha fazla bilimsel yorumlar yapmalı.

    Yanıtla
    1. ahmet

      Yecüc mecüc bizim gibi insan mıdırlar?
      Biraz farklıdırlar. Yüzleri yassı, gözleri küçük, kulakları çok büyük, boyları kısadır. Herbirinin bin çocuğu olur. cin ve insanların sayılarının onda dokuzu bunlardır. Arkasında kaldıkları duvarı her gün oyarlar. Geceleri eskisi gibi olur.
      Yecüc mecüc imanlı mıdırlar?
      Hayır, kafirdirler. Set arkasından çıkınca insanlara saldırırlar. İnsanlar, bunların şerrinden şehirlere, binalara saklanırlar. Hayvanları yiyip bitirirler. Nehirleri içip kuruturlar
      Buhara, Semerkand, Herat gibi yerlerdeki tüm sanat eserlerini yağmalayıp, ortadan kaldırdılar. Tarihi kaynaklara göre bazı şehirlerde milyonlarca insanı, kedi ve köpeklere varıncaya kadar bütün canlıları katlettiler.8 Mançur ırkı da aynı Moğollar gibi barbar, savaşçı, göçebe bir ırktı ve birçok ülkeyi istila etmiş, büyük katliamlar gerçekleştirmişti. Bediüzzaman, eserlerinde, Moğol ve Mançur ırkının ahir zamanda ortaya çıkacak olan Yecüc ve Mecüc’ün ataları olduklarını haber verir. Bediüzzaman’ın konuyla ilgili bir diğer sözü şu şekildedir:

      Hatta rûy-i zemînin (yeryüzünün) en meşhur seddi ve kaç günlük uzak bir mesafe tutan Sedd-i Çini (Çin Seddi) Kur’an lisaniyle Yecüc ve Mecücün ve tabîr-i diğerle (başka bir ifadeyle) tarih lisanında Mançur ve Moğol denilen ve âlem-i beşeriyeti (insanlığı) kaç defa zîr-ü zeber eden (altüst, darmadağın eden) ve Himalaya Dağları’nın arkasından çıkan ve şarktan garbe (doğudan batıya) kadar harab eden akvâm-ı vahşiye (vahşi kavim) ve garetkâr (yağmacı, çapulcu) milletlerin…9

      Bediüzzaman’ın bu sözlerine göre Yecüc ve Mecüc;

      • Moğol, Mançur ırkındandır.
      • Daha önce Avrupa ve Asya’yı ele geçirip, doğudan batıya kadar her yeri harap ettikleri gibi ahir zamanda da dünyayı altüst edeceklerdir.
      • Himalaya Dağları’nın arkasından çıkacaklardır.
      • Saldırgan, yağmacı bir topluluktur.
      • Hz. Zülkarneyn, mazlum halkları korumak için iki dağ arasına yaptığı sed ile bu topluluğun saldırılarını durdurmuştur.

      Yanıtla
      1. mete

        Peygambere bile bildirilmemiş Said e bildirilmiş demek..
        Ayrıca bu yazıyı da son derece ütopik buldum.

        Yanıtla
      2. Kemal

        30 Nefsi onu, kardeşini öldürmeğe çağırdı, (o da nefsine uyarak) onu öldürdü, ziyana uğrayanlardan oldu.
        31 Derken Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (karganın yaptığını görünce): “ Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim (ben)” dedi ve pişman olanlardan oldu!
        Kur’an / Maide

        Dikkat edilirse Tevrat’ta yazmayan ama Kur’an’ın Maide suresinin 31. ayetinde geçen ilginç bir olaydan söz edilmektedir. Kabil öldürdüğü kardeşini gömmeyi dahi bilmediği için onun cesedini yok etmek için yakmıştır. Yukarıdaki açıklamamızda bilinen nedenle Kabil’in Habil’i öldürdüğünü yazmıştık. Bu bilinen nedeni başka bir yazımızda ele alacağız. Şimdi Yecüc ve Mecüc hakkında daha ayrıntılı bilgileri kapsamlı olarak ele alalım.

        Satin damarli yazinizdaki ilgimi çeken bölümü yukarıda kopyaladım. Kuranı Kerim’de Kabil’in Kardeşini öldürdüğü ve Karganın ona Kardeşini nasıl gömeceğini Allah’ın izniyle gösterdiği yazmaktadır.
        Ama Kardeşini yaktığı ne kuranı Kerim’de nede başka bir kaynakta yazmıyor. Bu konudaki rivayetlerde Kardeşini bir müddet sakladığı ve ne yapacağını bilemediği için Karganın ona Allah’ın izniyle yol gösterdiği, ve bu şekilde Kabil’in Pişmanlık duyduğu geçen rivayetler arasındadır. Doğrusunu Allah bilir.

        Bu konudaki kardeşini Yaktı yorumu tamamen size ait bir yorumdur Anladığım kadarıyla. Siz kuran kerimi yorumlayabilecek bilgiye sahip değilsiniz. Ayrıca siz vaaz verebilecek bir kişide değildiniz. Siz sadece bir yazarsınız. Kuranı Kerim’de geçen ayetleri yorumlayabilmeniz için fıkık, hadis, tefsir ve en önemlisi kuran kerim hakkında ehil olmanız gerekir.
        Kuranı kerim sadece bir kaç sefer okumayla hemen her şeyi anlaşılabilecek bir kitap deyildir. Allah ve resulu kuranı kerimi her fırsatta okuyun demiştir. Bunda bile bir Hikmet vardır. Çünkü kuranı kerim ne kadar çok okunursa o kadar çok anlaşılır, okuduğunuz her seferinde sizin ve çevrenizin yaşadığı hadiselere hatta Dünya’da yaşanan her hadiseye
        verecek bir cevabı vardır. Çünkü kuranı kerim Allah’ın sözüdür. O’nda hiç Şüphe ve itilaf yoktur.

        Lütfen yazılarınızı kuranı kerim ve hadisler ışığında yazın.

        Yanıtla
  2. mehmet selim polat

    Tevrat ayetlerine bir kere inanmıyorum.ü Tevrat uydurmadır.Beşer sözüdür.
    Hadisler ise her is aynı değildir,her hadis demekle hadis olmaz.Hadis ilmine vakıf olmak gerek.
    Diğer beşeri sözler ise biruyduruk hikayelerdir.İnanmıyorum.
    Türkler islamı yayan ve necip bir millettir.

    Yanıtla
  3. mehmet selim polat

    ye’cüc ve Me’cüc,Yahudi ve Hıristiyanalr değilmi?.
    Bugün İsrail
    ,Amerika ve Avrupadan daha çok şeytanî hareket eden kim olabilir?.Bunlar tarihdede aynısını yapmışlardır..
    Tarihi yanıltıyorsunuz?..

    Yanıtla
    1. damarli Yazar

      Sayın Mehmet Selim Polat, beni tarihi yanıltmakla suçlamışsınız.
      Birincisi; bu araştırma yazısı tarihsel bir yazı değil, kutsal kitaplar ve mitler üzerinde yapılan araştırmanın sonucudur.
      İkincisi; yazdığım yazıyı iyi kavrayamamışsınız, çünkü bu yazımda kaynak olarak gösterdiğim ayetler ( Son ayet hariç ) İsrailoğullarının kitabı Tevrat ve ABD ve Avrupalıların kitabı İncil’den ayetler içermektedir. Üstelik bu ayetlerde kitap sahipleri ( kitap ehli )yani Yahudi ve Hıristiyanlar Yecüc ve Mecüc’ü düşman topluluk olarak göstermektedirler.
      Üçüncüsü; Tevrat ve İncil tahrif edilmelerine rağmen Allah katında kutsal kitap olarak değerlendirilirler. Bu konu hakkında Kur’an’da bir çok ayette açıklama vardır. Her üç kitapta da büyük bir savaştan söz edilmektedir. Bu savaşın da belli bir yerde olacağı vurgulanmaktadır. Öncelikle yazımda yer vermediğim Kuran Hehf suresindeki ayetlere bir göz atın!

      92 Sonra yine bir yola girdi.
      93 Nihayet iki sed arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.
      94 Dediler ki: “Ey Zu’l-Karneyn, Ye’cuc ve Me’cuc, bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?”

      Bu kavim hemen hiç söz anlamayan, yani inançsız bir kavimdir. Yecüc ve Mecüc arasına da bir süreye kadar set çekilmiştir. Süre dolduğunda neler olacağı üç kitapta da yazılmıştır.

      Tevrat/Hezekiel 38,21 : Bütün dağlarımda Gog’a karşı kılıcı çağıracağım. Egemen RAB böyle diyor. Herkes birbirine kılıç çekecek.

      İncil/Vahiy 20,8 : Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları -Gog’la Magog’u- saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.

      Kur’an/Enbiya 96-97 Ye’cûc ve Me’cûc’ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler. Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkâr edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. “Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik!” derler.

      Üç kutsal kitapta da Yecüc ve Mecüc’e karşı olan milletlerin savaşı yer almaktadır. Bu savaşın galibinin de Yecüc ve Mecüc yani Türkler olduğu Enbiya suresinde belirtilmektedir. Ortadoğu’daki savaşın gerçek anlamda kime karşı verildiği düşünülürse bu ayetlerin gerçekliliği de açıkça ortaya çıkmaktadır.

      Saygılar, sevgiler…

      Yanıtla
      1. mehmet selim polat

        1-Ye’cüc ve Me’cücün,Türkler ouna dair nass var demek küfürdür,uyduruktur.
        2-Ayetlerde yecüc ve mecucden bahsedermoğlaktır.
        3-Kuran kutsal kitap diye bahsettiği,Gerçek Tevrat ve İncilden bahsediyor.Şimdiki pürtükden değil.
        Bunlara kutsal kitap demek küfürdür,şirktir.
        Kuran Yahudi ve Hıristiyanalrın müşrik olduklarınıvbe 28.29 ve diğerlerinde bildirmektedir.
        4-Bugünkü incil ve Tevrat isimden ibarettir,bunlardan alınan sözlere Allahın ayteleri denmez.
        5-Bu tarihi,bilgiyi,insanlığı aldatmak değilmi?.

        Yoksa kafada islam düşmanlığımı var?.Yahudi ve Haççolardan başka hiçbir müslüman Yecüc ve mecücünrkelr olduğunu söyliyemez.

        İslam Arabistanda doğdu,Mısırda yazıldı.Türkelr tarafından Cina tanıtıldı ve hakim dı.Necip bir millet aşağılanamaz.

        Araplar tarihte barbardı deseniz olabilir kanıtı var,Amerika ve Avrupabardı deseniz kanıtı vardır.

        Türkler islamdan önce bile onlar kadar barbar değildi.Müslüman olduktan sonra ise Dünyaya gerçek medeniyeti yaydılar,İslamın hadımlığını yaptılar.

        Yanıtla
        1. Emre

          Araplaramı barbar diyorsun? Biz anadoluya gelirken ilim irfan bilen 1-2 halktan biriydi araplar. biz araplar ve farslar sayesinde yerleşik hayata geçmiş bir milletiz.

          Ayrıca türkler islamiyetten önce, yağmalamak, ganimet toplamakla meşguldü. Türk medeniyeti çok sonradan doğmuştur.

          Yanıtla
          1. refik

            tarıh bılgın sıfır.sümerlerı hıtıtlerı arastır yazzıyı bulan bızız neyın derdını yasıyorsun

          2. halilcan

            orta asyadayken yerleşik hayata geçtiğimizin arkolojik kanıtları vardır

          3. Mehmet

            Emre bey kardeşim kulaktan dolma bilgilerle atıp tutma. birincisi tarihi iyice araştır, tarihte Türkler ilk kez Uygurlarla yerleşik hayata geçmişlerdir ve sonrası gelmiştir. İkincisi İslamiyet öncesi araplar aşiretler halinde yaşayan küçük göçebe topluluklardır. Senin düşündüğün gibi bilimde ileri bir millet değildi. Emeviler döneminde büyük atılımlar gerçekleştirdiler ki, o dönemde arap milliyetçiliği başladı ve Türkleri hor görmeye başladılar. Türkler olmasa talas savaşında analarının nikahlarını göreceklerdi. Türklerin de hiç bir zorlama olmadan müslümanlığa geçmelerinin sebebi, zaten eski inançlarında da evrende tek tanrı olduğunu ve herşeyin ondan geldiğine inanmalarıdır. Bence sen Mu kıtasıyla ilgili araştırma yap. Ütopya olarakta düşünme çünkü bu kıtadan geriye kalan kitabeler var.

        2. Ahmet Hüseyin Damarlı

          Kur’an’daki ayetlerde Tevrat ve İncil’in de Allah katından indiği ve Kur’an’ın bu kitapların tasdikleyicisi olduğu yazılmaktadır. Ancak bazı çevreler diyorlar ki; “Nasıl ki 61 anayasasından sonra 82 anayasası kondu ve 61 anayasası yürürlükten kalktıysa, Kur’an indikten sonra da diğer kitaplar iptal edilmiştir.” Bakın bunlara Kur’an nasıl cevap veriyor. 4- Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; ahirete de kesinlikle iman ederler.41- Sizin yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğum (Kur’an)a inanın ve onu ilk inkar eden siz olmayın; benim ayetlerimi birkaç paraya satmayın ve benden sakının.87-Andolsun, Musa’ya Kitab’ı verdik, arkasından peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da açık deliller verdik ve onu Ruhü’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Ne zaman ki bir peygamber, size canınızın istemediği bir şey getirdiyse büyüklük taslamadınız mı? Kimini yalanlıyor, kimini de öldürüyordunuz?Kur’an/Bakara Bu ayetler açıkça gösteriyor ki, Kur’an inince diğer kitaplar iptal edilmemiştir, dileyen aşağıda verdiğimiz surelerdeki ayetleri inceleyebilir: 89- Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince, daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde, o tanıdıkları kendilerine gelince, bu sefer kendileri onu inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah’ın laneti kâfirleredir. 97- Söyle; her kim Cebrail’e düşman ise iyi bilsin ki, Kur’ân’ı senin kalbine Allah’ın izniyle kendinden önceki vahiyleri onaylayıcı, müminlere hidayet ve müjde kaynağı olmak üzere o indirdi. 111- Bir de “yahudi ve hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek” dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. Sen de onlara de ki; “Eğer doğru iseniz, haydi bakalım getirin delilinizi.” 112- Hayır, hayır! Kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah’a tertemiz döndürür ve teslim ederse, işte onun Rabbi katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olacak değiller. 113- Yahudiler dediler ki, “Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller”, Hristiyanlar da “Yahudiler bir şey üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. 120- Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah’ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah’dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı. 121- Kendilerine kitabı verdiğimiz ehliyetli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte o inkârcılar hüsran içindedirler. Kur’an / Bakara 3- O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. 4- Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat’ı ve İncil’i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan’ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır. 7- Sana bu kitabı indiren O’dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te’vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez. 48- Allah ona kitab (okuma ve yazmay)ı, hikmeti ve Tevrat ile İncil’i öğretir. 65- Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz? 93- Tevrat indirilmeden önce, İsrail (Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: “Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun”. Kur’an / Al-i İmran 136- Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur. 150- Onlar, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. “Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” derler. Bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isterler. 162- Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz. Kur’an / Nisa 11 – Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) yeltenmişti de, O (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Allah’tan korkun. Müminler yalnız Allah’a dayansınlar. 12 – Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik… Allah şöyle demişti: ” Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur. 13- Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma. Çünkü Allah güzel davrananları sever. 14- “Biz hıristiyanız” diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlara – elbette haber verecektir. 15 – Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah’tan bir nur ve apacık bir kitap da gelmiştir. 16 – Allah o kitabla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder. 17- Muhakkak ki, “Allah, ancak Meryemoğlu İsa Mesih’tir” diyenler kâfir olmuşlardır. (Onlara) de ki: ” Allah, Meryemoğlu İsa Mesih’i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese O’na kim engel olabilir? ” Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah’a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir. 18- Yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz” dediler. De ki: ” O halde niçin günahlarınızdan ötürü (Allah ) size azab ediyor?” Hayır, siz de O’nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü Allah’ındır. Nihayet dönüş de O’nadır. 19- Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size Resulümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde): “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi” demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir. 43- İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüveriyorlar? Onlar inanıcı değillerdir. 44- İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat’ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah’ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah’ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. 45- Biz Tevrat’ta onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı kısas (ödeşme) yazdık. Bununla beraber kim kısas hakkını bağışlarsa, bu kendi günahlarına keffaret olur. Ve kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. 46- O peygamberlerin ardından, yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat’ı tasdik eden ve Allah’dan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt olan İncil’i verdik. 47- İncil ehli de Allah’ın ona indirdikleriyle hükmetsinler. Kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir. 48- Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur’ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir. 49- Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah’ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır. 50- Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir? 57- Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin. Eğer (gerçekten) iman ediyorsanız, Allah’dan gereğince korkun. 59- De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğunuz yoldan çıkmışlarsınız”. 68- De ki: “Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz. Şüphesiz ki, Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Şu halde kâfir olan bir toplum için üzülme! 69- Muhakkak ki inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve güzel amel işlerse, onlar için bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. Kur’an / Maide 91- Onlar: “Allah insanlara hiçbir şey göndermemiştir” demekle, Allah’ı gereği gibi tanıyamadılar. De ki: Musa’nın insanlara aydınlık ve hidayet olmak üzere getirdiği, sizin parça parça kâğıtlara çevirdiğiniz, bir kısmını belli ettiğiniz, birçoğunu gizlediğiniz; sizinle babalarınızın, sayesinde bilmediğiniz birçok şeyleri öğrendiğiniz Kitab’ı kim gönderdi? (Onlara karşı sen) “Allah” de. Sonra onları bırak, boş laflara dalarak oyalansınlar. 92- Bu Kitap (Kur’ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab’a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar. 154- Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa’ya Kitab’ı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar. 155- İşte bu (Kur’ân) da mübarek bir Kitap’tır. Onu biz indirdik. Ona uyun ve Allah’tan korkun ki, size rahmet edilsin. 156- (Onu size indirdik ki:) “Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hıristiyanlara) indirildi; biz ise, onların okumasından habersizdik (o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk)” demeyesiniz. 157- Yahut: “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk”, demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah’ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. Kur’an / En’am 111- Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat’ta da, İncil’de de Kur’ân’da da Allah’ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah’dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alış-veriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur. Kur’an / Tevbe 110. Andolsun ki, Musa’ya kitabı verdik, yine de onda ihtilafa düşüldü. Eğer Rabbinden daha önce verilmiş bir karar olmasa idi, elbette haklarında hüküm verilmiş bitmişti. Muhakkak ki onlar, bundan kuşkulu bir şüphe içindedirler. Kur’an / Hud 111. Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur’ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir. Kur’an / Yusuf 36. Bir de kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen (vahiy) le sevinç duyuyorlar. Bununla beraber hizipleşenlerden, âyetlerin bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: “Ben ancak Allah’a kulluk etmekle ve O’na şirk koşmamakla emrolundum. Ben O’na davet ediyorum, dönüşüm de O’nadır.” 43. O kâfirler: “Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan (yeter).” Kur’an / Rad KUR’AN’DAN ÖNCE İNEN KİTAPLARDA TAHRİFAT YAPILDI MI? Fakat şunu belirtmeden de geçemeyeceğim. Kur’an’dan önce inen kitaplar maalesef tahrif edilmiştir. Bunu Kur’an ayetlerinde gördüğümüz gibi, Tevrat ayetlerinde de görebiliyoruz. Öncelikle Kur’an’dan birkaç örnek verelim: 41- Yanınızdakini (Tevrat’ı) tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’ân)a iman edin, O’nu, inkar edenlerin ilki siz olmayın, benim âyetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkun. 42- Hakk’ı batıla karıştırıp da, bile bile hakkı gizlemeyin. 75- Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah’ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdi. 76- Üstelik iman edenlere rastladıklarında inandık derler, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman, “Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup Allah’ın size açıkladığı gerçekleri onlara da söylüyorsunuz? Hiç aklınız yok mu be?” derlerdi. 77- Peki bilmezler mi ki, onlar neyi sır olarak saklar ve neyi açıkça söylerlerse Allah hepsini bilir. 78- Bunların bir de ümmî (okuma yazması olmayan) kısmı vardır, kitabı bilmezler, ancak birtakım kuruntu yığınına, boş saplantılara kapılır ve zan içinde dolaşır dururlar. 79- Artık o kimselerin vay haline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için “Bu Allah katındandır.” derler. Artık vay o elleriyle yazdıkları yüzünden onlara, vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara!.. Kur’an / Bakara 13- Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma. Çünkü Allah güzel davrananları sever. 14- “Biz hıristiyanız” diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlara – elbette haber verecektir. 15- Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah’tan bir nur ve apacık bir kitap da gelmiştir. Kur’an / Maide 5- Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez. Kur’an/ Cuma Tevrat’ta karşılaştığımız en ilginç şey ise, bu kitapta Tevrat’ın tahrif edildiğinin yazılmasıdır. Aşağıdaki ayetleri ibretle okuyalım. BAP:88 Biz hikmetliyiz, ve RABBİN şeriatı bizdedir, diye nasıl söylüyorsunuz? Fakat işte, yazıcıların yalancı kalemi yalan düzdü.9 Hikmetli adamlar utandılar, yıldılar, ve ele geçtiler; işte, onlar RABBİN sözünü kendilerinden attılar; ve onlarda hikmetin nesi var?10 Bundan ötürü karılarını başkalarına, tanrılarını da mülk edinecek olanlara vereceğim; çünkü küçüğünden büyüğüne kadar her biri yalan düzüyor. BAP:93 Ve sanki yayları imiş gibi dillerini yalan için kurarlar; ve memlekette kuvvetlendiler, ancak hakikat için değil; çünkü kötülükten kötülüğe gidiyorlar, ve beni tanımıyorlar, RAB diyor.5 Ve herkes komşusunu aldatacak, ve doğruyu söylemeyecekler; yalan söylemeyi dillerine öğrettiler; fesat işlemek için yoruluyorlar.8 Onların dili öldürücü bir ok; hile söylüyor; ağzı ile komşusuna selamet der, ve içinden ona pusu kurar BAP:2336 Ve artık RABBİN yükünü anmayacaksınız; çünkü herkesin sözü kendi yükü olacak; çünkü siz hay olan Allah’ın, ordular RABBİNİN, Allah’ımızın sözlerini değiştirdiniz.Tevrat/Yeremya

          Yanıtla
          1. dayı

            ama asıl olan iman ederiz biz insanoğlunun yalan yanlış değiştirdiklerine değil

          2. harser

            Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i imran:19)
            o kadar yere bakmaya ve bunu doğrudan nitelemeyen bir sürü ayeti ortaya koymaya da gerek yok sadece yukarıda yazan ayete bakmak; daha önce gelmiş kitap ehli peygamberlerin getirdikleri kitap ve tebliğ ettikleri dinlerin o dönemde geçerli olduklarını anlamak için yeterlidir. ayrıca kuran’ ı gerçekten anlamak için okursak orada daha önce inen din ve kitapların belli kavimlere indiğini ancak kuran’ ın tüm insanlığa indirildiğini de anlarız. sonuç olarak tabiiki hiç bir peygamberi ve dinini red etmiyoruz ancak islam geldikten sonra o gün itibarıyla diğer tüm dinlerin hükmü bitmiştir. zaten bunu yüce yaratan da bildiği için insanların tahrif ettikleri kitapları kullanım dışı bıraktığını belirtiyor. birde sadece Kuran’ ın tahrip edilemeyeceğinin taahhütünü veriyor diğer hiç bir kitapta bu taahhüt verilmemiştir. lütfen insanların akıllarını karıştırmayalım zira herkezin bu konuları detaylı olarak araştırmaya zamanı olmayabilir.

          3. harser

            ek olarak Peygamber efendimizin (SAV) “istanbul birgün müslümanlar tarafından alınacaktır, onu alan komutan ne güzel komutandır ve alan asker ne güzel askerdir ” diyerek mübarek insanın kutladığı tek ırk olurken daha yecüc mecüc ün tam ne olduğunu bilmeden bunun islamiyet için çok önemli işler yapmış olan türklere yüklenmesi zaten çok komik olmaktadır.

          4. samet

            Dostum bi AYET bir de HADİS yazıcam ve TÜRKLER için ortaya attığın bu teoriye karşı çıkıcam.. TÜRKLERİN neden önce arab tarafına sonra (anadoluya) ve neden (sonradan) geldiğini anlatmak isterim.

            AYET:
            Maide Suresi 54. ayet:
            “-Ey iman edenler! Aranızdan kim dininden dönerse (şunu) bilsin: Allah onun yerine öyle bir millet getirecek ki, Allah onları sever, Onlar da Allah’ı severler. Mü’minlere karşı mütevazi, kafirlere karşı ise (fevkalade) onurlu ve güçlü, Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayanın kınamasından kormayan bir millet getirecektir. Bu Allah’ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah’ın lütfü ve nimeti geniştir, O bilendir.

            HADİS:
            Ashaptan insanlar Peygamber Efendimize sormuşlar; “Ya Resullallah İslam dinini direk birinci elden sen bize anlattın. Nasıl ibadet edeceğimizi sen bize öğrettin. İslam yolunda mallarınızı harcayın dedin verdik, İslam için cihad edin ve mertebelerin en yükseği olan şehitliğe yükselmemizi söyledin, birçoklarımızda İslam için şehit olduk. Senin her dediğini harfi harfine yaptık. Takva olarak bizden daha üstün birileri var mıdır?” dediler.
            Peygamber Efendimiz de “evet vardır dedi. ”
            “Öyle bir millet gelecek ki Onlar beni görmedikleri halde beni görmüş gibi iman edecekler. İslamı yüceltip İslam adaletini ve medeniyetini dünyaya yaymaya çalışacaklar ve onlar İslamın koruyucuları olacaklar. İşte ONLAR BENİM CENNETTEKİ KARDEŞLERİMDİR. Takva bakımından da sizden üstündürler.

            SİZCE ARAPLARINDA ÖVÜLMÜŞ MİLLET(TÜRKLERDİR) DEDİĞİ BU MİLLET GÖKTEN Mİ DÜŞECEK YOKSA YERDEN Mİ ÇIKACAK HAYIR BENCE BU MİLLET ANAYURTLARINI TERK EDEREK ORTAYA ÇIKACAK OLAN BİR MİLLET OLACAKTIR ODA (BÜYÜK İHTİMAL) TÜRKLERDİR. TÜRKLERİN FARKLI BİR COĞRAFYADAN GELİP BAŞKA Bİ COĞRAFYADA BAŞKA BİR GÖREV ÜSTLENMESİNİ SİZ NASIL YECÜC MECÜCLE KIYASLARSINIZ. (BENCE TABİ) TÜRKLER 3 KITAYA NAM SALMAYA YECÜC MECÜC OLDUĞUNDAN VEYA OLACAĞINDAN DEĞİL DOĞRUDAN YARATAN TARAFINDAN DİN İÇİN GÖREVLENDİRİLEN ÖVGÜ ALAN BİR MİLLETTİR.. FATİH SULTAN MEHMET İÇİN SÖYLENEN HADİSİDE SÖYLEMEDİM DAHA…..

        3. Göktürk İslamov

          Hocam öncelikle yazınız için teşekkür ederim. Yecüc ve Mecüc konusunda araştırma yapan biri olarak bakış açınızdan fayda gördüğümü söylemeliyim. Bu konuda uzaydan geleceklerine dair tezlerde dahil olmak üzere yüzlerce farklı yaklaşım görmek aslında geniş bir bakış açısı için önemli bana göre. Burada sizi tenkit eden boş görüşlerin yorumlarını yayınlayarak bile onlara gereken yanıtı verdiğinizi düşünüyorum. Eski ahit eski ahittir ve bunların günümüzdeki hallerini yoksaymak büyük bir körlük olur. Sonuç olarak bu kitaplar tahrif edilmiş olsalarda olaylar ve anlatılanlar birbirine yakındır. Kitabımızı en doğru kılavuz olarak aldığımızda diğerlerinde aynı konuyla ilgili açıklamalardan faydalanmak veya bir araştırma yazısında bunları belirtmek nasıl küfür olabilir nasıl haççoculuk falan gibi kelimelerle anlatılır bilmiyorum. Bu tip yaklaşımlar gereksizdir. Tezlerin karşısına antitezle çıkılır. Kur’an-I Kerim tek kaynak olarak alsaydık sünneti hiç gözönüne almazdık. Bu nedenle her türlü bakış açısı ve araştırmaya saygı göstermek bence çok önemlidir. Gönül isterdi ki her şey bir matematik gibi sonuçlar veren bir netlikte olsun ancak o zaman da yorum katamayan bir insan olurduk. Tenkit etmeden kendi tezinle veya antitezinle. Yorum yazan ve bu yazıyı yazan herkese saygılar

          Yanıtla
      2. tarık çakır

        tarikcakir1980@ hakkı batıl batılı da hak gibi göstermek kuran da değil incil le Tevrat ta dır ne çabuk unuttuk o kitapları değiştirenler 13. yy da cennetin anahtarlarını satıyolardı tabi avrupada… ve bunu da zenginler alıyodu her yüzyılda bu firevun ailesi birşeyler çıkarır …. türk ü anlamak için kaşgarlı mahmut yeter……. onun içindirki kaşkarlı mahmutun kitabı vatikan da ve almanyadadır….. ne mutlu ki bize allh ü teala nın ordusu türklerdir…. boşunamı orta asyadan indik dünya ya yayıldık…. Amerika kıtasına . avrupanın geneline . uzak doğuya. ve anadoluya… bizim sanatımız cihattır… yazılanı okumak değil anlamak lazım …. bizim atalarımız satuğ buğra handan öncede gök tanrıya inanırlardı… işte bizim dinimiz de mantık dinidir şu anda yaşatan bir ülke yoktur buna izin vermiyolar onun için yobaz gösteriyolar kusursuz olan islamiyettir Müslüman değilll…. bunu tam tersi gösteriyolar … şu an bunu gösternler çıkış yolu arıyolar çünkü güçleri bu kadar … işte mehdiyette bundan sonra başlıyorrrr…. asrı saadet geliyor .. şeriatın türkce anlamına allah ın emirleri deniyorrrr….. halea nefsiniz sizi körlüyormu nekadar yırtınırsanız yırtının .kuran. gideceğimiz yeri söylüyor …. orası 9 katlı üstaraf manzaralı………………….

        Yanıtla
      3. el-kahhar

        Sayın damarlı yazar ilk önce bir yazıyı araştırıken iyi araştırın internetten bulma bilgiler ile buralarda tarih profösörü edası ile yalan yanlış iftiralar ve atıflarda bulun mayın ayrıca Kuranı- kerim diğer kitapların aksine incilin tevratın zebur un gerçek olanlarının varlığını savunur çünkü onlarda peygamberle indirilmiştir islamda tüm kitaplara ve peygamberle saygı hüret ve sevgi vardır .incil,zebur tevrat bunlarda Yüce Allah ın kitapalarıdır islam dinine mensup aoaln herekes saygı göstermelidir tahrip olup asıl bilgileri değiştirilmişsede Yüce Allah ın hikmetindendir ,işte size kuranda gerçek yecüc ve mecüc ,bunlar şaun var olan hiç bir insan ırkından değildir bu arada yecüc ve mecüc tüm insanlığa savaş açacaktır çünkü şeytannın başını çektiği bir insan saoyudur öyüzden dünyada yaşan tüm insanların başına bela olacaktır özellikle Yüce Allah a inanmayanlara.

        Kuran’da yecüc ve mecüc

        Kehf Suresi 93.-99. ayetlerde seddin yapımı şöyle anlatılır:

        93 – Nihayet iki dağ arasına ulaştığında, onların önünde, hemen hemen hiç söz anlamayan bir millet buldu.

        94 – “Ey Zülkarneyn!” dediler, “Ye’cüc ve Me’cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi vermeyi teklif ediyoruz, ne dersin?”

        95 – O da şöyle cevap verdi: “Rabbimin bana verdiği imkânlar, sizin vereceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana beden gücüyle yardımcı olun da sizinle onlar arasında sağlam bir sed yapayım.”

        96 – “Demir kütleleri getirin bana!” Zülkarneyn iki dağın arasını demir kütleleriyle doldurtup dağlarla aynı seviyeye getirince: “Körükleyin!” dedi. Tam onu bir ateş haline getirince, “Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim.” dedi.

        97 – Artık o Ye’cüc ve Me’cüc’ün, ne seddi aşmaya, ne de onda delik açmaya güçleri yetmedi.

        98 – Zülkarneyn: “Bu, Rabbimden bir rahmettir, bir lütuftur, dedi. Rabbimin tayin ettiği vakit gelince, bunu yerle bir eder. Rabbimin vâdi mutlaka gerçekleşir.”

        99 – O gün, yani kıyamet günü onlar deniz dalgaları gibi birbirine çarparak çalkalanırlar. Sûr’a da üfürülür, insanların hepsini bir araya toplarız.

        Enbiya Suresi 96.-97. ayetlerde seddin yıkılması şöyle anlatılır:

        96- Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc’ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başlarlar.

        97- Ve doğru vaad vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır, “Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!” diyecekler.
        Bu arada İslam’ın Tevrat* ve İncil’e Bakışı , sayın damarlı okuyunda ufkununuz açılsın.

        İslam’ın bir konudaki görüşünü belirlemek için, her şeyden önce onun ana kitabı ve anayasası olan Kur’an-ı Kerim’in o hususta ne dediğine bakmak gerek. Bu açıdan Kur’an-ı Kerim’in şu anda insanlığın elinde bulunan iki önemli kitap ve din hakkında ne dediği çok önemlidir.

        Allah Teala birçok ayette, Hz. Musa’ya (Hud, 110; İsra, 2; Müminun, 49; Furkan, 35; Kasas, 43 vb.) ve Hz. İsa’ya (Tevbe, 30; Bakara, 87 vb.) “kitab” verdiğini/insanlara iletilmek üzere ilahi mesajını vahyettiğini haber verir. Kur’an-ı Kerim Hz. Musa’ya vahyedilen kitabın isminin, “Tevrat”, Hz. İsa’ya vahyedilen kitabın isminin, “İncil” olduğunu bildirir. (Hadid, 27; Maide, 44-46 vb.)

        Her iki kitap da öncelikle İsrailoğulları’na (Casiye, 16; Al-i İmran, 49; Mümin, 53 vb.), sonra da ulaşabildiği diğer bütün insanlara iletilmek üzere gönderilmiştir. Mesela Hz. Musa’nın peygamberlik görevi, Tevrat’ı, o günkü Firavun’a ve onun halkı olan Mısırlılara iletmeyi de içermektedir.

        Gerek sadece Tevrat’a itibar ettiğini söyleyen Yahudiler, gerekse hem Tevrat’a hem İncil’e itibar ettiğini söyleyen Hıristiyanlar, Kur’an’da “kitap verilenler” (Bakara, 144-145; Al-i İmran, 64,119-120; Nisa, 131 vb.), “kitaptan nasip verilenler” (Al-i İmran, 23) ve “kitaba varis kılınanlar” (40/53) “ehl-i kitap” (Maide, 15,19 Ankebut, 46-47 vb.) diye, yani “Allah teala tarafından kendilerine peygamber ve kitap gönderilen, dolayısıyla semavi kitap bilgisine sahip olan (Ra’d, 43) bunun hem yaşama, hem koruma, hem de diğer insanlara ve sonraki nesillere dosdoğru bir şekilde iletme sorumluluğunu yüklenmiş milletler-ümmetler” olarak anılmışlardır.

        Bugünkü haliyle diğer dinlerin ve kitaplarının hemen hemen hiçbiri kendi dışında gerçek kabul etmezken, Kur’an kendisini semavi kitaplar zincirinin bir halkası, fakat en son halkası olduğunu, peygamberinin de peygamberler zincirinin en son halkası olduğunu çeşitli ifadelerle ilan etmektedir. Mesela, Cenab-ı Allah, “Peygamber, Rabbinden ne indirildiyse ona iman etti, müminler de… Hepsi, Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve “Peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız.” diye Allah’ın bütün peygamberlerine inandılar ve: “(Mesajını) İşittik ve boyun eğdik, bağışlamanı dileriz, ey Rabbimiz! Dönüş sanadır!” dediler.” (Bakara, 285) ayetiyle, gerçek müminlerin hak peygamberler arasında ayırım yapmadan, hepsinin Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna inandığını söylerken, peygamberine, “Biz, Allah’a, bize indirilene; İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene; Musa’ya, İsa’ya ve (diğer) peygamberlere Rablerinden verilene inandık, iman getirdik. Onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız ve biz, ancak O’na boyun eğen Müslümanlarız! Her kim İslam’dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.” (Al-i İmran, 84-85) demesini emrederken de, Müslümanlar olarak, sadece peygamberler değil onların kitapları arasında da ayırım yapmadığımızı, hepsinin Hak Teala tarafından farklı zamanlarda insanlığa gönderilen temeli İslam olan mesajlar olduğunu bildirir. Keza O, dinde Hz. Nuh’a emrettiği ile Hz. Muhammed’e vahyettiği ve Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa’ya gönderdiği bu İslam’ın özünün “Allah’ın dinini doğru tutup, onda ayrılığa düşmemek.” olduğunu (Şura, 13) haber vermektedir. Hatta, “Ey iman edenler, Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba, daha önce indirdiği kitab(lar)a da iman edin! Kim Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanmazsa, pek derin bir sapıklığa saplanıp gitmiştir. İman ettikten sonra kafirliğe gidenleri, sonra yine iman edip tekrar kafirliğe gidenleri, sonra da kafirlikte ileri gidenleri Allah ne affedecek, ne de doğru bir yola çıkaracaktır.” (Nisa, 136-137) diyerek müminlere bu imanı emredip, endirekt bir yolla, önceki kitaba inanıp, sonra gelene inanmayanları kâfir ilan etmektedir. Çünkü bu ayetin son kısmı “Tevrat’a inandıktan sonra İncil’i inkar ederek küfre gidenleri, sonra yine İncil’e iman edip Kur’an’ı inkar ederek tekrar küfre gidenleri, sonra da küfürde ileri gidenleri Allah ne affedecek, ne de doğru bir yola çıkaracaktır” anlamını ima etmektedir.

        Yahudi ve Hıristiyanlar Kur’an’a ve Hz. Peygamber’e inanmazlarken birbirlerine inanıyorlar mı? Hayır, onlar karşılıklı olarak birbirlerini de kabul etmiyorlar, “Yahudiler: ‘Hıristiyanların dayandığı bir şey yoktur.’ derken, Hıristiyanlar da: ‘Yahudilerin dayandığı bir şey yoktur.’ diyorlar. Oysa hepsi de Kitab’ı okuyorlar…” (Bakara, 113) ve ellerindeki kitap söylediklerinin aksini yazıyor.

        Ankebut suresinde, “Biz, hem bize indirilene iman ettik, hem size indirilene ve bizim ilahımız ile sizin ilahınız birdir. Ancak biz yalnız O’na teslim olmuşuzdur.” (Ankebut, 46) diyerek Yahudi ve Hıristiyanlara bu imanı bildirmemiz emrolunduktan sonra, “İşte sana (önceki kitapları tasdik eden) böyle bir kitap indirdik. O’nun için kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ederler. Şunlardan da ona iman edenler vardır. Bizim ayetlerimizi ancak kafirler inkar eder.” (Ankebut, 47) buyurulup, aslında samimi Yahudi ve Hıristiyanların aynı imana sahip olarak Kur’an-ı Kerim’i kabul edecekleri bildiriliyor. Keza, “Kitap verilenlerden de Allah’a, size ve kendilerine indirilene, Allah’a boyun eğerek inananlar ve Allah’ın ayetlerini birkaç paraya satmayanlar vardır. İşte onların, Rablerinin katında mükâfatları vardır…” (Al-i İmran, 199) buyrulurken ehl-i kitap içinde, bir kısmı, Kur’an’ın hak olduğunu anlasalar bile dünya menfaatleri ağır basanlar, diğer kısmı ise kendi kitaplarının direktiflerine uyarak Kur’an’a ve İslam’a gelebilecek samimi müminler olmak üzere iki kısım insan olduğu bildirilmektedir.

        Kur’an-ı Kerim’in bize haber verdiğine göre, Allah Teala’nın Kur’an’dan önceki bu mesajlarında son peygamber, son kitap ve son ümmet hakkında önemli bilgiler veya ipuçları bulunmaktadır. Nitekim Ehl-i Kitap’tan iken Hz. Muhammed’e (a.s.m.) inanıp bu yeni dine boyun eğecek bazı insanların var olacağı haber verilirken şöyle buyruluyor: “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı bulacakları peygambere, o okuyup yazma bilmeyen peygambere uyarlar. O, onlara iyilik emreder ve onları kötülükten alıkoyar, temiz, hoş şeyleri kendileri için helal, murdar şeyleri üzerlerine haram kılar, sırtlarından (önceki dinden kalan) ağır (sorumluluk) yüklerini, üzerlerindeki bağları ve zincirleri indirir atar. İşte o zaman ona iman eden, ona tam saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen bu kimseler var ya, işte o asıl maksada ulaşan kurtulmuşlar onlardır.” (A’raf, 157)

        Nitekim Hz. İsa da İsrailoğulları’na hitaben, “Ey İsrailoğulları, ben size Allah’ın elçisiyim. Benden önce gelmiş olan Tevrat’ın doğrulayıcısı ve benden sonra gelecek adı Ahmed olan bir peygamberin müjdecisi olarak geldim.” demişti.” (Saff, 6). Fakat ona inanmadılar. Bu İsrailoğulları’nın ilk ve son itiraz ve inkarları değildi. Arap yarımadasında İslam öncesinde, bir azınlık olarak bulundukları Medine’de Arap kabileleri karşısında mağlup durumuna düşüp iyice bunaldıkları zamanlarda, Süddi’nin rivayetine göre, Tevrat’ı çıkarıp, ellerini Hz. Peygamber’den söz edilen ifadenin üzerine koyuyor ve “Ey Allah’ımız ahir zamanda bize göndereceğini vaat ettiğin şu peygamber hakkı için bugün bizi düşmanlarımıza karşı muzaffer kıl…” diyerek yüzü suyu hürmetine mağlubiyetten kurtuldukları (Alusi, 1/320) ve çok iyi bildikleri o Peygamber (a.s.m.) ile ellerindeki Tevrat’ın o bölümlerini doğrulayan o kitap geldiğinde de aynı itiraz ve inkarla karşılık vermişlerdi. Bu tavır onların ilahi laneti hak etmelerine neden olmuştu. (Bakara, 89).

        Bu yüzden onlar şöyle uyarıldılar: “Ey kitap verilenler, Allah yaptıklarınızı görüp duruyorken, niçin Allah’ın ayetlerini inkar ediyorsunuz? Ey kitap verilenler, niçin inananları Allah’ın doğru yolundan engelliyorsunuz? Halbuki siz (onun gerçek olduğunu) görüyorsunuz. O halde niçin onun çarpıklığını istiyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Al-i İmran, 98-99) “Ey kitap verilenler, şimdi size, kitabınızın gizlemekte olduğunuz birçok yerini sizlere açıklayan, birçoğunu da (bildiği halde sizi utandırmamak için açıklamayıp) geçiveren Peygamberimiz geldi. İşte size Allah’tan bir nur, bir parlak kitap geldi. Allah, rızası ardınca gidenleri onunla kurtuluş yollarına yöneltecek ve izni ile onları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp doğru bir yola koyacak. Ey kitap verilenler, bakınız size, peygamberlerin gelişinin kesintiye uğradığı bir zamanda: “Bize ne müjdeyle sevindirecek bir müjdeci ne de ihtar ile gocunduracak bir uyarıcı gelmedi!” demeyesiniz diye, tatlı ve acı gerçekleri açıklayan elçimiz geldi! İşte size hem müjdeci hem de uyarıcı bir peygamber geldi! Allah, her şeye gücü yetendir.” (Maide, 15-19)

        İşte ehl-i Kitab’ın uymaları söylenen bu yeni dinin adı İslam’dır. Aslında gerçek dinin adı dün de İslam idi, bugün de. Hz. Musa’nın getirdiği de Hz. İsa’nın getirdiği de Hz. Muhammed’in getirdiği de özde aynı bu İslam idi. Fakat insanlar ne zaman dinin özünden koptular, Allah’ın gönderdiğini bozdular, dinin adı değişti ve din, İslam olmaktan çıktı. Halbuki, “Her kim İslam’dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez ve o, ahirette gerçek zarar uğrayanlardan olur. Kendilerine açık deliller gelmiş ve peygamberin hak olduğuna şahitlik etmişken, inananların arkasından nankörlük edip inkara sapan bir milleti, Allah nasıl başarılı kılar! Oysa Allah, zulmedenler topluluğunu başarılı kılmaz. İşte onların cezaları; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerinde olmasıdır. Sonsuza kadar o lanetin içindedirler, azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet verilmez.” (Al-i İmran, 85-88)

        Fetih Suresinin son ayetinde, “Muhammed, Allah’ın peygamberidir. Onun beraberindekiler ise, kafirlere karşı çok çetin, kendi aralarında son derece merhametlidirler. Onları cemaatle rüku ve secde ederek, Allah’ın lütfunu ve hoşnutluğunu dilerken görürsün. Yüzlerindeki nişanları/alametleri, secde izinden (olan bir alamet/bir nurdur) Bu onların Tevrat’ta anlatılan örnek (halleridir). İncil’de ise örnek (halleri), kendileriyle kâfirleri öfkelendirmesi için, filizini çıkarmış, onu güçlendirmiş sonra kalınlaşıp sapı üzerine dimdik doğrulmuş, çiftçilerin hoşuna giden bir ekine benzetilmiştir. Onlardan iman edip de iyi işler yapanlara Allah hem bir bağışlama vaad buyurdu, hem de büyük bir mükafat…” (Fetih, 29) buyrulmaktadır. Demek ki, hem Tevrat’ta, hem İncil’de Ümmet-i Muhammed’den söz edilmektedir. Eğer bugün elimizde bulunan Tevrat ve İncillerde, Kur’an’ın oralarda var olduğunu haber verdiği bu gibi şeyleri bulamazsak, bu kitaplara müdahale edilmiş olduğuna inanırız. Çünkü biz müminlere göre, Kur’an yalan söylemez. İşte bu Kur’an, aynı şekilde bu ümmetin hem peygamberi hem de kıblesi konusunda ehl-i Kitab alimlerinin önceden bilgisi olduğuna işaret ederek, şöyle diyor: “Haydi (namaz kılarken) yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir! Siz de ey insanlar, nerede bulunursanız, yüzünüzü o yana doğru çeviriniz. Kendilerine kitap verilmiş olanlar da şüphesiz bu kıble emrinin, Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu kesinlikle bilirler. Kendilerine kitap verdiğimiz toplumların alimleri, peygamberi, oğullarını tanır gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden bir takımı, gerçeği bile bile gizlerler.” (Bakara, 144-146)

        Son peygamber ve son kitap ve son ümmetle ilgili bilgilere sahip oldukları için Hz. Peygamber’e (a.s.m.) “Kendilerine kitap verdiklerimiz de bilirler ki, o (Kur’an) tamamıyla gerçek olarak Rabb’in tarafından indirilmiştir. Sakın şüphelenenlerden olma.” (En’am, 114) ve “Şu sana indirdiğimiz şeylerde faraza şüphe edecek olursan, senden önce kitap okuyanlara sor! Andolsun ki, sana Rabb’inden gerçek geldi, sakın şüphe edenlerden olma!” (Yunus, 94, benzeri ayet: En’am, 114) buyrularak, önceden kitap bilgisine sahip insanlara bu konuları sorabileceği ve onlar bu önemli konuda şahitler konumunda oldukları bildiriliyor. Hatta, “Sen peygamber değilsin.” diyen müşriklere karşı, “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap ilmi bulunan yeter!” (Ra’d, 43) demesi emrediliyor.

        Ehl-i kitaptan, Hz. Peygamber zamanında Medine’de bulunan Yahudiler, bu bilgileri ile, herkesten önce iman ederek cahil ve kitap bilgisinden çok uzak Arap müşriklere önder olup imanlarına vesile olacak yerde, bile bile Allah’ın ayetlerini inkar edip, hakkı batılla karıştırıp, gerçeği gizlemekle kalmamış (Al-i İmran, 70-71), bu konumlarını çok yanlış olarak kullanma yolunu tercih etmişler ve “Kitap verilenlerden bir kısmı (çok ahlaksız bir taktik izleyerek) şöyle demişti: “Varın o inananlara indirilene gündüz inanın, yani inandığınızı söyleyin, gün sonunda da dönüp inkar edin, belki o Müslümanlar da (size bakarak/size kanarak) imanlarından dönerler. Ve kendi dininize uyanlardan başkasına aman vermeyin.” (Al-i İmran, 73) Dolayısıyla da onların bu gayr-i samimi davranışlarına karşı Arap yarımadası için Müslümanlara iki alternatif gösterilmiştir: “Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamberinin haram ettiğini haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyenlere, hor ve hakir oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın!” (Tevbe, 29)

        Bu ayet gösteriyor ki, ehl-i Kitap aslında uhrevi olarak, İslam’ı kabul etmek, Hz. Muhammed’e inanmak ve itaat etmekle sorumludurlar. Fakat dinde zorlama olmadığı için de, eğer inanmak istemezlerse, dünyevi hukuk bakımından, en azından mal ve can emniyetlerinin bir vergisi olmak üzere cizye vermek suretiyle istedikleri gibi inanmaya ve yaşamaya devam edebilirler. Yine bu ayet, bazı hocalarımızın, “Şüphe yok ki, iman edenlerden, Yahudi, Hıristiyan ve Sabilerden her kim Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve iyi bir amel işlerse, elbette bunların Rableri yanında mükafatları vardır. Bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 62; benzeri Maide, 69) ayetlerine dayanarak ve bu ayetleri öncesine-sonrasına bakmaksızın yorumlayarak, “Ehl-i Kitap, eğer Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve kitaplarına göre amel ederlerse Cennete girerler.” demelerinin hatalı olduğu gösterilmekte, Hz. Peygamber’in şeriatındaki haram ve helallere uymadan ve onun dinini din edinmeden Cennetlik olmayacakları ifade edilmektedir. Nitekim Maide Suresinde bu ayetin hemen öncesinde, “Ey Peygamber de ki: “Ey kitap verilenler, siz Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilen (bu Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz.” Andolsun ki, Rabbinden sana indirilen -bu Kur’an-, onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. O halde kafirlere acıyacağın tutmasın!” (Maide, 68) buyrulması bunu teyid ediyor.

        Fakat ortada bir problem var: Gerek Tevrat, gerek İncil, ilk vahyedildikleri gibi dosdoğru kaldılar mı ki, onları samimi olarak okuyan ve uygulayanlar gerçeğe ulaşabilsinler?

        Kur’an-ı Kerim’in bu konuda, tek tek ele alındığında sanki bir çelişki varmış sanılan, fakat birlikte değerlendirildiğinde birbirini tamamladığını söyleyebileceğimiz iki tür açıklaması var. Kur’an bir taraftan Tevrat ve İncil’e atıflarda bulunup, onların da Kur’an-ı Kerim gibi bir takım yüce özelliklere ve sıfatlara sahip olduğunu bildirir; bir taraftan da “tahrif”ten söz eder. Zaten Kur’an ile bugün elimizdeki Tevrat ve İncil arasında karşılaştırmalar yaptığımızda, Kur’an’a uyan, yakın olan ve uymayıp tamamen zıtlık ifade eden kısımlar olduğunu görmekteyiz. Bu da gösterir ki, konu tek yönlü değildir.

        Birinci açıdan baktığımızda Kur’an-ı Kerim birçok ayetinde kendisinin ve Hz. Peygamber’in, önceki kitapları, özellikle Tevrat ve İncil’i “musaddık” olduğunu söyler. Bununla da kalmaz, İncil’in de Tevrat’ı “musaddık” olduğunu açıklar. İsrailoğulları’na Peygamber olarak gönderildiğini bildirdiği Hz. İsa’nın (a.s.) “Ben, hem size, Tevrat’tan önümde bulunanı tasdik edici olarak, hem de size haram edilenin bir kısmını helal kılmak için ve Rabb’inizden bir mucize ile size geldim; Artık Allah’tan korkun da bana itaat edin. Şüphe yok ki Allah, benim de Rabb’im, sizin de Rabb’inizdir. Onun için hep O’na kulluk edin! İşte bu doğru yoldur.” (Al-i İmran, 48-50/Maide, 46) dediğini nakleder. Hatta bir diğer ayette bunlara ilaveten o, “Önümdeki Tevrat’ın doğrulayıcısı ve benden sonra gelecek, adı Ahmed olan bir peygamberin müjdecisi olarak geldim.” (Saff, 6) dediğini haber verir.

        Bu ayetlerde Musa ve İsa’nın, Tevrat ve İncil’in, aynı zincirin, yani nübüvvet zincirinin birer halkası olduklarına, dolayısıyla hep birbirlerini doğrulayan ve özde aynı mesajı taşıyan peygamberler ve kitaplar olduklarına; bu kitapların da “Allah’ın kelamı” (Bakara, 75) olduklarına işaret edilmektedir.

        Cenab-ı Hak, “O, sana kitabı, önündeki (o kitapları) doğrulayıcı olarak hak ile indirmektedir. Önceden de insanları doğru yola iletmek için Tevrat’ı ve İncil’i indirmişti. Bir de ayırt eden (bu) Furkan’ı indirdi.” (Al-İmran, 3) buyururken, Kur’an’ın da aynı zincirin bir halkası olarak, kendinden öncekiler için özellikle Tevrat ve İncil için bir “musaddık” (En’am, 92; Ahkaf, 12; Bakara, 89, 91, 97; Fatır, 31; Ahkaf, 29-31) olduğunu ve onları tasdik ettiğini (Yunus, 37) ifade ediyor. Bu ayette “Furkan” ismiyle Kur’an’a dikkat çekişi, öncekilerin hakemi ve şahidi olarak bu son vahyin özel konumunu göstermektedir.

        Maide suresindeki ilgili ayet, Kur’an’ın sadece bir “musaddık” değil, aynı zamanda bir “müheymin” olduğunu bildirerek, bu konuda önemli noktalara işaret ediyor. Bu ayette Hz. Peygamber’e (a.s.m.) hitaben buyruluyor ki: “Sana da önünde bulunan kitapları doğrulayıcı ve onlara bir şahit/müheymin olmak üzere bu hak kitabı indirdik; onun için sen de aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, sana gelen gerçekten ayrılıp da onların arzuları arkasından gitme! Her biriniz için bir kanun ve bir yol tayin ettik. Allah dileseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat sizi, her birinize verdiği şeylerde imtihan edecek…” (Maide, 48). “Müheymin”, “gözetip, muhafaza eden” demektir. (Razi, Tercüme, 9/95-96) Dolayısıyla Kur’an bunların doğrularını söyleyerek bir bakıma onların haklarını ve saygınlıklarını korumaktadır. Bu kitaplar arasında ancak ahkam açısından bazı farklılar olabilir, özde, inanç ve haberlerinde farklı olamazlar. Fakat ayette şu gerçeğe de dikkat çekiliyor ki, yenisi geldikten sonra artık eskisinin hükmü sona ermekte ve artık hüküm yeni ve son şekle göre verilmektedir.

        Bu yüzden, Allah Teala ehl-i kitaptan öncelikle Medine’de bulunan Yahudilere “Ey İsrailoğulları, size lütfettiğim nimetimi hatırlayın, Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, Ben de size olan ahdimi yerine getireyim ve artık Benden korkun Benden. Ve beraberinizdeki kitabı tasdik edici olarak indirdiğim Kur’an’a iman edin, O’na inanmayanların ilki siz olmayın, ayetlerimi de bir kaç paraya değiştirmeyin ve Benden sakının artık Benden! Hakkı batıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin! Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin!” (Bakara, 40-42) diye seslenerek Kur’an’a inanmalarını ve uymalarını emretmektedir. Hatta bir diğer ayette, “Ey kendilerine kitap verilenler, gelin o beraberinizdekini doğrulamak üzere indirdiğimiz bu kitaba, biz bir takım yüzleri silip de enselerine çevirmeden veya onları Cumartesi yasağını çiğneyenleri lanetlediğimiz gibi, lanetlemeden önce iman edin!..” (Nisa, 47) buyurarak onları lanetiyle tehdit etmektedir. Fakat onlardan bir kısmı, hatta çoğu, Allah tarafından yanlarındaki kitabı doğrulayıcı bir peygamber gelince, sanki gerçeği bilmiyorlarmış gibi Allah’ın kitabını, yani ellerindeki şekliyle bile Tevrat’ı arkalarına attılar. (Bakara, 101)

        Bütün bu ayetlerde geçen “musaddık” kelimesi, “mükezzib”in zıddıdır. Mükezzib birisini yalanlamak, yalan söylediğini iddia etmektir; musaddık da birisini doğrulamak, doğru söylediğini, haber verdikleri şeylerin doğru olduğunu söylemek, onu desteklemektir. Dolayısıyla Kur’an, Tevrat ve İncil için musaddık ise, “Tevrat ve İncil doğru söylüyor.” demektedir. Hatta ilgili ayetlerin çoğunda “yanınızdaki, elinizdeki, beraberinizdeki o kitabı” denilerek, en azından Hz. Peygamber zamanında ehl-i Kitab’ın elinde bulunan Tevrat ve İncil için bu nitelemeyi yapmaktadır. O günden bugüne de bu kitapların değişmediğini yahut tercüme edilirken bazı özel kelimelerin “paraklit” gibi biraz daha kapalı hale geleceği tarzda çevrilmesi dışında çok fazla değişmediğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla bugün elimizdeki şekli ile, Tevrat ve İnciller için, bütün muhtevaları açısından, bazı konularda tamamen farklı şeyler söyleyen Kur’an’ın doğrulayıcı olması mümkün mü?

        Kaldı ki, Kur’an-ı Kerim, Tevrat ve İncil için “musaddık” olduğunu söylemekle kalmıyor, onları kendisinin sahip olduğu birçok güzel vasıfla da niteliyor.

        Mesela Tevrat hakkında, “Musa’ya, güzelce tatbik edene nimetlerimizi tamamlamak, her şeyi detaylı açıklamak, doğru yolu göstermek ve rahmet olmak üzere o kitabı verdik ki, Rablerine kavuşacaklarına inansınlar… Bu ise indirdiğimiz tam, mübarek bir kitaptır. Bundan böyle buna uyun ve korunun ki, rahmetimize eresiniz.” (En’am, 154-155) buyrulmaktadır. Bir başka ayette, bir yoruma göre Tevrat, hak ile batılın arasını ayıran “furkan” olarak niteleniyor (Bakara,53). Yine Tevrat’ın, birçok ayette “nur” ve “hidayet rehberi” olarak (Maide, 44; En’am, 91; Müminun, 49), özellikle de İsrailoğulları için bir hidayet rehberi olarak (Secde, 23; İsra, 2) indirildiği bildiriliyor ve mesela şöyle buyruluyor: “Biz, Musa’ya, güzelce tatbik edene nimetlerimizi tamamlamak, her şeyi detaylı açıklamak, doğru yolu göstermek ve rahmet olmak üzere o kitabı verdik.” (En’am, 154) ve “And olsun ki, Biz Musa’ya o hidayeti verdik ve İsrailoğulları’na o kitabı miras kıldık, akl-ı selim sahiplerine bir yol gösterici ve bir ihtar olmak üzere…” (Mümin, 53-54).

        Kur’an’a göre Tevrat’ın diğer bir niteliği de “besair”dir. Nitekim “Andolsun ki, Biz Musa’ya o kitabı, ilk nesilleri helak ettikten sonra, besair, yani insanların vicdanlarını aydınlatacak görüşlerle dolu bir kitap ve bir hidayet ve rahmet olmak üzere verdik; belki düşünür, ibret alırlar.” (Kasas, 43) buyrulmaktadır. Tevrat bir başka ayette “rahmet”in yanı sıra “imam”, yani “yol gösterici-önder” olarak (Hud, 17; Ahkaf, 12); bir diğer ayette de, “her şeyi açıklayan, açıklama ve detaylandırma özelliği ileri derecede olan kitap” anlamında (Alusi, 23/1238) “kitab-ı müstebin” (Saffat, 117) olarak nitelendirilmektedir.

        Sadece Tevrat değil, İncil de çeşitli ayetlerde, “nur”, “hidayet rehberi” ve “hikmet” olarak nitelendirilmekte (Maide, 110) ve mesela “Meryem’in oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı bir doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona içinde bir hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı ve takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil’i verdik.” (Maide, 46) buyrulmaktadır. Yine bir çok ayette bu iki kitap, aynen Kur’an-ı Kerim gibi “ilim” ve “beyyinat” (Bakara, 87,92; Al-i İmran, 19; Nisa, 153; Maide, 110; Casiye, 16-17) olarak nitelenmiştir. Çünkü, biraz sonra işaret edeceğimiz şeylere rağmen, bu kitapların hepsi özde aynı hakikatleri ihtiva etmektedir. Bu yüzden Hz. Peygamber’e onlara hitaben “Ey kendilerine kitap verilenler, gelin aramızda ortak bir kelimede birleşelim, Allah’tan başkasına tapmayalım, O’na hiçbir ortak koşmayalım ve Allah’tan başka kimimiz kimimizi Rab edinmesin!” (Al-i İmran, 64) demesi emredilirken hepsinin tevhit temeli üzere (Nisa, 131) olduğu bildiriliyor. Aynı şekilde “Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını, Cennet kesinlikle kendilerinin olması pahasına satın aldı. Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’an’da da Allah’ın söz verdiği bir vaaddir…” (Tevbe, 111) denilirken, üç kitabın da aslında aynı çizgide olduğuna işaret ediliyor.

        Sadece bu üç kitap değil, bunlarla birlikte önceki semavi kitaplar da insanlara hem aynı gerçekleri haykırmışlardı ve mesela şöyle demişlerdi: “Hiçbir günahkar başkasının günahını çekecek değildir. Doğrusu insanın çalıştığından başkası kendinin değildir. Ve elbette çalışması yarın görülecek, sonra ona en değerli mükafat verilecek. Ve elbette sonunda Rabb’ine gidilecektir. Doğrusu güldüren de, ağlatan da O’dur. Doğrusu öldüren de, dirilten de O’dur.” (Necm, 36-44 vd.) “Doğrusu felah bulmuştur temizlenen; Rabb’inin adını anıp namaz kılan. Fakat siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” İşte bütün bu gerçekler (önceki peygamberlere gönderilen) ilk sahifelerde vardı, İbrahim’in ve Musa’nın sahifelerinde…” (A’la, 14-19)

        Fakat ehl-i Kitap kitaplarındaki ilme ve gerçeklere değil, heva ü heveslerinin peşine düştüler (Kasas, 50; Bakara, 145), dolayısıyla aşırılıklara düştüler (Maide, 77; Nisa, 171) ve kendi uydurdukları aslı-astarı olmayan bir takım kuruntuları esas aldılar. (Al-i İmran, 24) Ehl-i Kitab’ın özellikle okuyup yazma bilmeyen, kitaplarında ne yazdığından haberi olmayan kısmı böyle bir takım kuruntu yığını hayaller kurar ve sadece zan ardında dolaşırlar (Bakara, 78) idi.

        Halbuki Allah Teala ehl-i Kitab’a ellerindeki kitaplarla hükmetmelerini emrediyor ve buyuruyor ki: “Gerçekten Biz, içinde bir hidayet, bir nur bulunan Tevrat’ı indirdik. Kendilerini Allah’a teslim etmiş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bir de Allah dostları ve ilim adamları da Allah’ın kitabını muhafaza etmekle görevli olmaları ve üzerine şahit olmaları dolayısıyla onunla hüküm verirlerdi. Artık insanlardan korkmayın, Benden korkun ve Benim ayetlerimi birkaç paraya değişmeyin! Ey hakimler, her kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, onlar hep kafirlerdir. Biz, o Tevrat’ta onlara şu hükmü yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş ve yaralama(lar)da kısas… Kim de bu hakkını sadakasına sayar (bağışlar)sa, o, günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Her kim, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar hep zalimlerdir.” (Maide, 44-45)

        Sonra Hıristiyanlar için buyruluyor ki: “Ehl-i İncil, yani İncil’e inananlar, Allah’ın onun içinde indirdiği ile hükmetsin. Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar dinden çıkmış günahkarlardır. Sana da önünde bulunan kitapları doğrulayıcı ve onlara bir şahit olmak üzere bu hak kitabı indirdik; onun için sen de aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, sana gelen gerçekten ayrılıp da onların arzuları arkasından gitme!..” (Maide, 47-48) Bu ifadelerden normal olarak, “Herkes elinde hangi kitap varsa ona uysun yeter” anlamı çıkarılır. Eğer devamı olmasa idi, biz de böyle anlardık. Fakat devamında, Hz. Peygambere hitaben, “Aralarında yalnız Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların keyiflerine uyma ve Allah’ın indirdiği hükümlerin birinden onların seni şaşırtmalarından sakın! …” (Maide, 49) buyruluyor.

        Aynı anlamda Cuma suresinde, Tevrat bilgisine sahip olduğu halde, sanki sahip değilmiş gibi davranan/halklarına bu bilgiyi vermeyen din adamlarının durumu, “ciltlerle kitap taşıyan eşeğin haline” benzetilmiştir. (Cuma, 5) Çünkü ancak eşekler sırtlarında ne kadar kıymetli kitaplar olursa olsun, davranışlarını değiştirmez, o kitaplara göre düzeltmezler. Eğer bu kitapları bilenler, bildiklerine uygun davransalardı, daha önce Cenab-ı Allah’a verdikleri sözü tutup, o son kitap ve son peygambere inanmaları gerekecekti.

        Kur’an-ı Kerim’e göre bunun önemli nedenlerinden biri dünyevi menfaatler/dünya hayatını ahiret hayatına tercih etmeleri idi; ehl-i Kitab’ın özellikle bilginleri-din adamları, ahiret mükafatları yanında hep “azıcık” kalmaya mahkum dünya rantını ellerinden kaçırmamak için gerçekleri gizlediler. Hatta bu yüzden daha önce kendi peygamberlerinin de bir kısmını yalanladı, bir kısmını öldürdüler. (Bakara, 86-87; 174-175) Bu tutarsızlık, bazıları için, o peygamberlere ve kitaplarına inandıklarını söyledikten sonra da devam etti; işlerine gelmediği zaman o kitaplarının da bir kısmına inanıp gereğini yaptılar, bir kısmını görmezden gelip gereğini yapmadılar. (Bakara, 85)

        Elbette sayıları az da olsa içlerinde, elindeki kitabı içtenlikle okuyup, gereğini yapan, Allah korkusu ve saygısı ile dopdolu olduğu için Allah’ın ayetlerini az bir dünyalık uğrunda satmayan kimseler de oldu (Al-i İmran, 199) ve olacak. Fakat bu milletlerin halefleri de bu değersiz dünya hayatını tercih ettiler. (A’raf, 169)

        Bu yüzden Allah Teala onlara, “Ey İsrailoğulları, size lütfettiğim nimetimi hatırlayın, Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, Ben de size olan ahdimi yerine getireyim ve artık Benden korkun Benden. Ve beraberinizdekini tasdik edici olarak indirdiğim Kur’an’a iman edin, O’na inanmayanların ilki siz olmayın, ayetlerimi de bir kaç paraya değiştirmeyin ve Benden sakının artık Benden! Hakkı batıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin!” (Bakara, 40-42)

        Ama onlar ne yapıyorlar, özellikle bilgilileri birbirleriyle baş başa kaldıklarında da: “Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup Allah’ın size açıkladığı hakikati o müminlere söylüyorsunuz? Aklınız yok mu be!” deyip (Bakara, 76), Allah’a açıklama sözü verdikleri bu gerçekleri, kendi dinlerinden olmayanlardan bile saklamaya çalışıyorlar.

        Fakat Kur’an-ı Kerim’in bildirdiğine göre, “Allah’a verdikleri söze ve kendi yeminlerine bir kaç para uğruna hainlik edenlerin ahirette hiçbir nasibi yoktur. Allah, onlarla konuşmayacak, kıyamet gününde onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onların hakkı elim bir azaptır. Bir de onlardan bir grup vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba bakarak eğip büğerler. Oysa o (söyledikleri şeyler), kitaptan değildir. Yine: “O, Allah tarafındandır.” derler, oysa Allah tarafından değildir. Ama, bile bile Allah adına yalan söylerler.” (Al-i İmran, 77-78)

        Bu insanlar önce bir şey uydurur, sonra ona kendileri de inanmaya başlarlar; böylece uydurdukları şeyler din konusunda kendilerinin şaşırıp yanılmasına neden olur. Mesela, “Hz. Peygamber ile kendileri arasında veya içlerinden İslam’ı kabul edenlerle etmeyenler arasında, Hz. İbrahim konusunda, yahut recm konusunda, yahut İslam’ın hak din olduğu konusunda, gerçek ile yalanı ortaya koysun diye hakem olması için Allah’ın kitabına, yani ellerinde bulunan Tevrat’a” (Alusi, 3/110-111) başvurmaya davet olunduklarında, içlerinden bir kısmı, uydurdukları bir yalana tutunarak “Sadece sayılı bir kaç gün dışında asla bize ateş dokunmaz.” diyerek, (yanlış davranmakla fazla bir ceza çekmeyeceklerini umarlar) yüz çevirerek dönüp giderler. (Al-i İmran, 23-24)

        Bunlar sadece sözlü olarak değil, yazarak da Allah adına yalanlar uydururlar. İçlerinden bir kısmı, biraz para almak için kendi elleriyle kitap yazarlar ve sonra: “Bu Allah tarafındandır.” derler. ( Bakara, 79) Bu bir yalanı Allah adına iftira etmek, Hak Teala’nın buyurmadığı bir şeyi O’na nisbet etmektir. Halbuki Allah’a bir yalanı isnad edip, Allah’a iftira edenden daha zalim kimse yoktur. (Saff, 7; Al-i İmran, 93-94)

        Ehl-i Kitap, daha önce samimi müminlerken/Tevrat ve İncil’i duyunca kalpleri titrerken, peygamberlerinden sonra üzerlerinden uzun bir zaman geçince (Alusi, 27/181) kalpleri katılaştı, çoğu günaha dalmış kimseler oldu. (Hadid, 16)

        Cenab-ı Allah önce onlara hitaben, “Bunun arkasından kalpleriniz katılaştı. Şimdi onlar taşlar gibi, hatta daha duygusuz; çünkü taşların öylesi var ki içinden nehirler kaynıyor, öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor ve öylesi de var ki Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor.” (Bakara, 74) buyuruyor, sonra da müminlere diyor ki: “Şimdi bunların size iman edeceklerini ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir zümre vardır ki, Allah’ın kelamını dinlerlerdi de akılları aldıktan sonra onu bile bile tahrif ederlerdi.” (Bakara, 75) Dolayısıyla bunlar sırf bu dine ve Hz. Muhammed’e inanmamak için onunla ilgili bölümleri bile bile değiştirirlerdi. (Alusi, 1/298)

        Halbuki Allah Teala onlarla, “Eğer siz namazı kılar, zekatı verir, bütün peygamberlerime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allah’a gönülden ödünç verirseniz, kesinlikle günahlarınızı silerim ve sizi altından ırmaklar akan Cennetlere koyarım…” diye bir sözleşme yapmıştı. (Maide, 12)

        Bu sözleşmelerini bozmaları yüzünden, Allah onları lanetledi ve kalplerini kaskatı etti. Kalpleri o kadar katılaştı ki, Allah’ın ayetlerindeki kelimeleri yerlerinden oynatarak değiştirir oldular. (Maide, 12; 41-42) Bir rivayette İbn Abbas’a göre bu tahrif, yani değiştirme, kendi kötü niyetlerine uygun olarak ayetleri yalan-yanlış yorumlamak suretiyle oluyordu. Fakat çoğu alime göre, -ki yine bu çoğunluğa diğer rivayette İbn Abbas da dahildir- tahrif, ayetin zahirinden de ilk anda anlaşıldığı gibi, Tevrat ayetlerindeki asıl kelimelerin yerine tamamen zıddı kelimeler koymak suretiyle yapılıyordu. (Alusi, 1/298; 5/46)

        Bunlardan hem Tevrat’ın kelimelerini, hem de konuşurken kendi kullandıkları kelimeleri tahrif ediyor, dillerini eğip bükerek, İslam ile alay ederek, sanki güzel şeyler söylüyorlarmış gibi yapıp, onlar yerine el-çabukluğu-dil çabukluğu ile, “Dinledik, isyan ettik.”, “Dinle dinlenilmez olsaydın.” ve “Bizi güt.” gibi ifadeler kullanıyorlardı. Bu ifadelerin Arapçaları, tamamen zıddı anlamlara gelen kelimelere çok yakın olduğu için muhatab, dikkat etmezse kendisine iltifat edildiğini sanıyordu. Böyle diyeceklerine “Dinledik, itaat ettik.”, “Dinle ve bizi gözet.” deselerdi elbette haklarında daha hayırlı ve daha dürüst olurdu. Fakat inkarları yüzünden Allah kendilerini lanetlemiştir. Onun için pek azı dışında imana gelmezler. (Nisa, 46) Bunların çoğu, dünya menfaatini elden kaçırmama niyeti yanında, azgınlıklarından ve çekememezliklerinden dolayı, gerçekleri bildikleri halde, son kitaba ve peygambere inanmıyor (Al-i İmran, 19-20; Şura, 13-14; Casiye, 17) böylece ilahi lanet ve gazabı hak ediyordu.

        Kur’an-ı Kerim’in bir taraftan Tevrat ve İncil’i öven, hatta ehl-i Kitab’ın ellerinde bulunan Tevrat ve İncil’i öven, bir taraftan da müntesibi din adamlarınca tahrif edildiklerini, bunlardan bazıları tarafından yazılıp, bilgisiz insanlara Allah katındanmış gibi sunulduklarını gösteren ifadeleri bizi şu sonuca götürebilir: Hz. Peygamber zamanındaki Tevrat ve İncil, tercüme yoluyla ufak tefek değişikliklere uğratılmış olsalar da bugün elimizde bulunan Kitab-ı Mukaddes ile hemen hemen aynıdır. Çünkü tarihi olarak Hz. Peygamber zamanına, hatta daha öncesine ait nüshalar bugün mevcut. Dolayısıyla Kur’an’ın bu iki uçlu ifadesini bugünkü Tevrat ve İncil için söylenmiş kabul edip diyoruz ki: Bu Tevrat ve İncil, bir takım tahriflere maruz kalmış. Fakat bu baştan sona kitapların bütününü kapsayan bir tahrif değildir. Bu kitapların bozulmayan, ilk şekline uygun olarak, ahlaki-ahkami-itikadi gerçekleri ifade eden kısımları da çoktur. Bu halleriyle bile doğru okunduğu zaman insanı Tevhid’e, Kur’an’a, İslam’a ve Hz. Muhammed’e ulaştırabilecek özelliğe sahiptir. Bu yüzden Kur’an ehl-i Kitab’a, ısrarla ellerindeki kitaba, peşinden de Kur’an’a uyma çağrısı yapıyor.

        Kur’an’ın Tevrat ve İncil hakkındaki bu tür övücü ifadeleri o kadar dikkat çekicidir ki, “Çağımızdaki Tevrat, Zebur ve İncil güvenilir kitaplar mıdır, yoksa değiştirilmiş midir?” sorusuna, güya, kulaktan dolma sözlere ve söylentilere değil, bilimsel gerçeklere dayanarak, tatmin edici delilleri ile cevap verme iddiasında olan asker kökenli bir Hıristiyan yazar ve ilahiyatçı “Yahudi, Hıristiyan ve İslam Kaynaklarına Göre Kutsal Kitabın Değişmezliği” isimli kitabında “Kur’an-ı Kerim’in Tanıklığı” (s. 79-111; 156-199) başlığı altında, -biraz da saptırarak- delil olarak bu ifadeleri kullanabiliyor. (Daniel Wickwire, Lütuf Yayıncılık, İstanbul, 1999) Fakat Kur’an, diğer taraftan, mezkur yazar yorumlarla ve özellikle Prof. Dr. Süleyman Ateş ve Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk gibi ilahiyatçılardan alıntılar yaparak aksini iddia etse de, bu kitaplara müntesip olduğunu iddia eden kimseler tarafından bir tahrife uğratıldığına da ısrarlı bir şekilde işaret etmektedir.

        Aynı yazar, bu konuda, söylediği birçok şeyle çelişkiye düşme pahasına, Prof. W. Montgomery Watt’a dayanarak şu iddialara yer verir: “Genellikle kabul edilir ki, Hz. Muhammed Kutsal Kitap hakkında bilgisini Mekke’deki bilginlerden topladı.” (Watt, Muhammed, Prophet and Statesman, s.41, Londan, 1961) Herhalde Mekke halkı de o dönemde Kutsal Kitap ve Kur’an-ı Kerim arasında bir fark olmadığını düşünüyordu. Sanki bu iki kitap arasında tek bir fark vardı, o da, Kur’an-ı Kerim’in Arapça olarak indirilmesiydi… “Hz. Muhammed’in ölümünden sonra on-on iki yıl içinde Araplar Irak, Suriye ve Mısır’ı fethettiler, doğu ve batı yönünde yayılmalarını da sürdürdüler. Fetihler, onları iyi eğitim görmüş çok sayıda Hıristiyan’la ilişkiye soktu ve daha ileri düzeyde bir “savunma” gereği doğdu. Bu durum, aşırı titizlik gösterme çabasını, Yahudi ve Hıristiyan kutsal metinlerin bozulduğu tarzında bir akideye dönüştürdü….” (Watt, Günümüzde İslam ve Hıristiyanlık, s. 18-19, İz Yay., İstanbul, 1983)

        Bu iddialar, Hz. Muhammed’i, vahiy alan bir peygamber değil, bilgilerini toplumundan alan ve bilgileri değiştikçe iddiaları da değişen bir insan ve sanki Kur’an, Tevrat ve İncil gibi, Hz. Peygamber’den sonra üzerinde oynanmış bir kitap gibi göstermektedir. Bu Batılılar, bir taraftan Kur’an’ı da kabul eder görünüp, ayetlerini delil olarak kullanıyorlar, diğer taraftan, onun insan eseri olduğunu ileri sürüyorlar ve kitaplarında apaçık çelişkileri görmeyip, haşa peygamberin çelişkiler içinde olduğunu ima ediyorlar.

        Aynı yazar hiç utanmadan şunları ileri sürebilmektedir: “Zaman geçtikçe Müslüman bilginler kutsal kitabı incelemeye başladıklarında hayal kırıklığına uğramışlardır. Kutsal Kitab’ın İslam Peygamber’i ve İslam inançlarına destek vereceğine, onun ana öğretileri ile çeliştiğini görmüşlerdi. Tevrat, Zebur ve İncil birbirleriyle tam bir uyum içinde oldukları halde, Kur’an’dan çok farklıydılar. Kur’an’la Tevrat arasında inanç farklılıkları ve ayrılıkları vardı. Ama sanki iş işten geçmişti, çünkü Kur’an’a göre Kutsal Kitap doğru ve güvenilirdi. Kur’an’ın, Kutsal Kitab’ı doğru bir kitap olarak kabul edip, onu hemen hemen aynen tekrarladıktan sonra Tevrat ve İncil’in tahrif edilmiş olduğunu bildirmesi aklın kabul edeceği bir şey değildir. Onun için İslamiyet’i korumak amacıyla Kutsal Kitab’ın sonradan değiştirildiği gibi bilime ve tarihe dayanmayan söylentiler yaymaya başlamışlardı. “Kutsal Kitab’ın değiştirildiğini iddia eden hiçbir Müslüman bu konuda sağlam bir kanıt getirememiştir. Bu iddiayı ortaya atanlar, Kutsal Kitab’ın ne zaman değiştirildiğini, kim tarafından değiştirildiğini ve ne kadarının değiştirildiğini açıklayamamaktadırlar. Onların bu tavrı Kur’an ve Kutsal Kitab’ın farklılığını haklı çıkarmak için sahip oldukları önyargıdan kaynaklanmaktadır. Bu tavrın bilimsel ve tarihi bir dayanağı yoktur.” (Gilchrist, The Christian Witness to the Muslims.., s. 270, 1988’den naklen) (Wickwire, 340-343)

        Halbuki tarihte ve günümüzde hem de Batıda/kendileri tarafından yapılan bir çok araştırma gerçeğin Kur’an’da yazıldığı gibi olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla yeni bilgiler sonucu görüş değiştirme söz konusu olmayıp, bilakis gerçek iki yönlüdür ve Kur’an her ikisine de işaret etmiştir: Evet Tevrat ve İncil, hem tahrife uğramış bölümler, hem de Kur’an ile paralel gerçekler ihtiva eden bölümler ihtiva etmektedir. Kitab-ı Mukaddes’teki tahrif aksi iddia edilemeyecek kadar açıktır. Bu konuda, Delhili Rahmetullah Efendi’nin, Batı’nın kendi kaynaklarını da sık sık kullanarak yazmış olduğu İzharu’l-Hak isimli eseri başka söze hacet bırakmayacak derecede yeterli delil sunmaktadır (Sönmez Yayınları, İstanbul, 1972)

        Biz de bugün Batı dünyasının elindeki Kitab-ı Mukaddes’e, yani Tevrat ve İncil’e baktığımızda Kur’an ile ve Hz. Peygamber’in (a.s.) hadisleri ile paralellik arz eden birçok cümle görüyoruz. Mesela, Kur’an’da, Tevrat’ta yazılı olduğunu haber verdiği şeylerin bazısını aynen, bazısını kısmen buluyoruz, fakat bazılarını hiç bulamıyoruz. Bundan anlaşılıyor ki, tahrife uğramamış olanları aynen, kısmen tahrif edilmişleri kısmen buluyoruz, diğerlerini bulamıyoruz.

        Öyle ise Kur’an-ı Kerim, bugün elimizde bulunan, başlarından birçok macera geçmiş olan Tevrat ve İncil’e karşı, ne kabul ne ret açısından toptancı bir tavır sergilemeyip, adil ve gerçekçi bir yaklaşımla, hem artılarına hem eksilerine dikkat çekiyor, hatta kısmen de olsa onlardan yararlanabileceğimizi, bizim için bazı konularda bilgi kaynağı olabileceklerini söylüyor.

        Öz

        Bugünkü haliyle diğer dinlerden ve diğer din kitaplarından hemen hemen hepsi kendi dışında hiçbir gerçek kabul etmezken, Kur’an kendisini semavi kitaplar zincirinin bir halkası, fakat en son halkası olduğunu, peygamberinin de peygamberler zincirinin en son halkası olduğunu çeşitli ifadelerle ilan etmektedir.

        Fakat ortada bir problem var: Gerek Tevrat, gerek İncil, ilk vahyedildikleri gibi dosdoğru kaldılar mı?

        Bu konuda Kur’an’ın, tek tek ele alındığında çelişki, birlikte değerlendirildiğinde biribirini tamamladığını söyleyebileceğimiz iki tür açıklaması var. Kur’an bir taraftan Tevrat ve İncil’e atıflarda bulunup, onların da Kur’an-ı Kerim gibi yüce özelliklere ve sıfatlara sahip olduğunu bildirirken, bir taraftan da bu kitaplara müntesip olduğunu iddia eden kimseler tarafından bir tahrife uğradığını ima etmektedir. Keza aynı şekilde Kur’an ile bu kitaplar arasında karşılaştırmalar yaptığımızda uyan, yakın olan ve tamamen uymayıp zıtlık ifade eden kısımlar olduğunu görmekteyiz.

        Yanıtla
        1. el-kahhar

          ayrıca kuran-ı krrimde ve diğer kitaplarda ismi geçen yecüc ve mecüc ü hapsedip insalnları zulümden kurtaran zülkarneyen tarihsel veriler gerçekten incelendiğinde ilk türk kağanı ve türklerin atası olan Oğuz kağan ile benzerlik gösterdiğini anlayabilirlsiniz
          bu gilgiye http://tr.wikipedia.org/wiki/Oğuz_Han adresinden ulaşabilirsin
          http://www.youtube.com/watch?v=mmbDuFlLVGY
          Tarihçi Rüstem Paşa’ya göre Kuran’da adı geçen Zülkarneyn adlı kutlu kişi Oğuz Han’dır.

          Yanıtla
  4. ferudun

    yacüc mecüc kimi islam yorumcularına göre HZ.Ademin soyundan,fakat Hz. Havva’dan türemediği gibi söylentiler vardır. Türklerin islam dinini kabul etmeden önceki tarihte bıraktığı kitabelerde böyle bir kayıt ve inanış biçimi veya bir dini inanışı yoktur.

    Yanıtla
    1. Ahmet Hüseyin Damarlı

      Yecüc ve Mecüc’ün Adem soyundan olduğunu ama Havva’da türemediğini söylemişsiniz. Bu Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman din adamlarının asla kabul edemeyeceği bir şeydir. Çünkü insanlık bu üç dine göre Adem ve Havva’dan türemiştir. Bu konuyla ilgili kaynak gösterirseniz sevinirim.

      Yanıtla
      1. mehmet selim polat

        Yahudi ve Hıristiyanlık bu günkü anlamıyla Tarihi Siyasi bir oluşumdur,Din değildir.

        Onun için İncil ve Tevrattan ayet diye verilen misallare asla inanmıyorum.çünkü vahye dayanmıyor. Beşer sözüdür.Uyduruktur.

        Zaten hakikasaydı tahrif olmasaydı,nesh olmasaydı,Kuranın nazil olmasınada gerek olmazdı.

        Yanıtla
  5. Ahmet Hüseyin Damarlı

    Tarih Türklerle başlamıştır, kâğıdı ilk bulan Türkler’dir, Türklerin kökeni 16000 yıl öncesine gidier, Latin Alfabesinin temelinde Türk dili yatar.
    Uygarlığın temelinde “yazı” nın olduğu bir gerçek. Bugüne kadar bilinen ilk yazının Sümerler tarafından bulunduğu şeklindeydi. Oysa işler Kazım Mirşan’ın bulgularıyla tümüyle değişmiştir.
    Çok ilginç bir başka konu ise Avrupa uygarlığını kuranların Etrüskler olduğunu Batılıların uzun süreden beri kabul etmiş olması gerçeği. Zira bu yeni tez Etrüsklerin Ön-Türkler olduğunu kanıtlarıyla belgelemeye çalışıyor.
    Benzeri iddiaların bir başka sahibi Haluk TARCAN, “Latin Alfabesinin temelinde Ön Türkçe vardır, dolayısıyla evrensel uygarlığın kökeninde Türkler vardır.” diyor.
    Türklerin Anadolu’ya ilk geliş tarihini 1071 olarak biliyoruz ancak TARCAN diyor ki, Türklerin Anadolu’daki geçmişi en azından 16 bin yıl, başka bir teoriye göre en azından 10 bin yıl geriye gidiyor Türklerin varlığı…
    Bu savları ortaya atan Kazım MİRŞAN ve Haluk TARCAN Batılı tarihçilerin birçok saptamalarının yanlış ve eksik olduğunu ısrarla vurgulayarak Türk dilinin 2 grup, 8 dal ve 41 lehçeden oluştuğunun ve bunların tümünü bilmeyen hiçbir bilim adamının yaptığı tarihi inceleme ve araştırmaların doğru sonuç veremeyeceği şeklinde.
    Osmanlıca, halen kullandığımız ve konuştuğumuz Anadolu lehçesi kökünden uzak ve Arap/Acem etkisi altındadır. Dolayısıyla bu Türkçe ile yapılan araştırmalar sonuç vermeyecektir tarzı saptamalar da var, ayrıca.
    Kazım MİRŞAN 10 ayrı Türk lehçesini mükemmel bilen, Kazak kökenli bir Türk…
    MİRŞAN’ın araştırma ve bulgularını en azından ciddiye alarak araştırmak gerekiyor ancak bugüne dek başta Üniversiteler olmak üzere ilgili kurumlar olayı geçiştirmeyi yeğlemişler, Mirşan’ a göre…

    Yanıtla
    1. tarık çakır

      ben tesadüfen sizin yazınıza rastladım … çok beğendim allah sizin gibileri başımızdan eksik etmesin … bu milletin kaşkarlı mahmutlara dede korkutlara çok ihtiyacı var ama gerçeklerine… sahteleri çabuk anlaşılıyor…. dünya medyasını Siyonistler dedekorkut yaptı. dünya siyasetini Amerikalılar kaşkarlı mahmut yaptı… başardık sandılar kendilerinde itibarda bırakmadılar … itibarsız tolumlar kendilerini bölmeye mahkûmdurlar … biz koskoca devleti yitirdik ama allah katındaki itibarımızı bitirmedik çünkü şükür etmesini bildik….. sizden ricam şudur gerçek müslüman türk genci kızı ve erkeği. namusu..geleneği.. örfü . edebi .hayası. nasıl olur . diğer kitaplarınızda buna da yer ayırırsanız çok memnun kalırım allah yardımcınız olsun …

      Yanıtla
      1. arif

        türklere yecüc ve mecüc diyen asıl onu söyleyendir utanmaz o ilk önce insanlığından utansın türkler kuranı kerimde övülmüş bir milletttir peygamber efendimizde türktü ozaman haşa peygamberde yecüc mecüc hangi bozulmuş kitaptan aldığı çok belli o kadar araştırmacı yazar herşeyi araştırmış kuranı kerimi hiç araştırmamış

        Yanıtla
  6. Ahmet Hüseyin Damarlı

    Yecüc ve Mecüc hakkında en kapsamlı bilgiler Said-i Nursi tarafından verilmiştir. Okuyalım:
    … Ye’cüc ve Me’cüc namı (ismi) verilen Mançur ve Moğol kabileleri, eski zamanda Çin-i Maçin’den bir kısım başka kabileleri beraber alarak kaç defa Asya ve Avrupa’yı herc-ü merc (altüst, karmakarışık) ettikleri gibi, gelecek zamanlarda dahi dünyayı zîr ü zeber (altüst) edeceklerine işaret ve kinayedir (üstü örtülü sözdür).7
    13. yüzyılda çok büyük bir imparatorluk kuran Moğollar, dünya tarihinin en vahşi ve barbar ordularından biri olarak bilinmektedirler. Moğol ve Tatarlardan oluşan bu yağmacı ordunun başında, önce Cengiz Han ve ardından da oğlu Hülagu çok büyük katliamlar gerçekleştirmiştir. Tarihi kaynaklarda bildirildiğine göre onlar, önlerine çıkan herşeyi yağmalayan, talan eden, kadın-çocuk demeden herkesi katleden bir topluluktu. Anadolu topraklarına ayak bastıklarında Sivas’ta, Kayseri’de, Tokat’ta yüzbinlerce insanı katlettiler. İstila ettikleri bölgelerdeki tüm camileri, kütüphaneleri, medreseleri yakıp yıktılar. Buhara, Semerkand, Herat gibi yerlerdeki tüm sanat eserlerini yağmalayıp, ortadan kaldırdılar. Tarihi kaynaklara göre bazı şehirlerde milyonlarca insanı, kedi ve köpeklere varıncaya kadar bütün canlıları katlettiler.8 Mançu ırkı da aynı Moğollar gibi barbar, savaşçı, göçebe bir ırktı ve birçok ülkeyi istila etmiş, büyük katliamlar gerçekleştirmişti. Bediüzzaman, eserlerinde, Moğol ve Mançu ırkının ahir zamanda ortaya çıkacak olan Yecüc ve Mecüc’ün ataları olduklarını haber verir. Bediüzzaman’ın konuyla ilgili bir diğer sözü şu şekildedir:
    Hatta rûy-i zemînin (yeryüzünün) en meşhur seddi ve kaç günlük uzak bir mesafe tutan Sedd-i Çini (Çin Seddi) Kur’an lisaniyle Yecüc ve Mecücün ve tabîr-i diğerle (başka bir ifadeyle) tarih lisanında Mançur ve Moğol denilen ve âlem-i beşeriyeti (insanlığı) kaç defa zîr-ü zeber eden (altüst, darmadağın eden) ve Himalaya Dağları’nın arkasından çıkan ve şarktan garbe (doğudan batıya) kadar harab eden akvâm-ı vahşiye (vahşi kavim) ve garetkâr (yağmacı, çapulcu) milletlerin…9
    Bediüzzaman’ın bu sözlerine göre Yecüc ve Mecüc;
    • Moğol, Mançu ırkındandır.
    • Daha önce Avrupa ve Asya’yı ele geçirip, doğudan batıya kadar her yeri harap ettikleri gibi ahir zamanda da dünyayı altüst edeceklerdir.
    • Himalaya Dağları’nın arkasından çıkacaklardır.
    • Saldırgan, yağmacı bir topluluktur.
    • Hz. Zülkarneyn, mazlum halkları korumak için iki dağ arasına yaptığı sed ile bu topluluğun saldırılarını durdurmuştur.
    Deccal, Yecüc ve Mecüc’e zemin hazırlayacaktır
    Ahir zamanın anlatıldığı hadislerde, yeryüzünde kötülüğü organize edecek, insanları din ahlakından uzaklaştıracak, kargaşa ve bozgunculuğa neden olacak Deccal’in çıkışı da, kıyametin büyük alametlerinden biri olarak haber verilmektedir. Son dönemlerde başta İslam alemi olmak üzere, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan kargaşa, çatışma ve anarşi Deccal’in ortaya çıkışının yaklaştığının göstergelerinden biridir. Bu dönem bir hadiste “… (O sırada) fitneler, karışıklıklar, ihtilaller çok olur da insanlar birbirlerini öldürürler. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar.”10 şeklinde tarif edilmektedir.
    Hadislerde haber verilen bilgiler, Deccal’in, yeryüzünde karışıklığı ve zulmü teşvik edeceğini, hatta organize edeceğini göstermektedir. Sürekli kan dökülmesi, insanların katledilmesi, savaşlarda masumların öldürülmesi, düzenin bozulması, terörün neden olduğu korku ve tedirginlik Deccal’in teşvikiyle yaygınlaşmaktadır. Deccal’in tam anlamıyla ortaya çıkmasıyla bu olayların şiddetinin daha da artacağı hadislerde bildirilmektedir. Deccal’in yeryüzünde bozgunculuğu yayarak Yecüc ve Mecüc’e de zemin hazırlayacağını, Bediüzzaman bir sözünde şu şekilde belirtmiştir:
    … Büyük Deccal, şeytanın iğvası (telkinleri) ve hükmüyle şeriat-ı İseviyenin ahkamını (İseviliğin hükümlerini) kaldırıp Hıristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini (sosyal hayatlarını) idare eden rabıtaları (birleştiren unsurları) bozarak anarşistliğe ve Yecüc-Mecüc’e zemin hazır eder…
    Sayın Saidi Nursi Deccal ve Yecüc Mecüc’ü birlikte anmaktadır. Hemen hemen tüm yazılarını bu üçlü çerçevesinde yazmıştır. Peki ona göre Deccal kimdir? Tarifini şöyle yapar:

    “Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(…) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)

    Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:
    “Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)

    Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri giderek şunları yazar:
    “…Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (…)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)
    Saidi Nursi’den aldığımız bu bilgilerden sonra, bir de hadislere göz atalım:

    ” Rasûlullah efendimiz,kıyâmet alâmetlerinden her ne haber verdi ise hepsi doğrudur.Yanlışlık olamaz.O zaman güneş,âdet dışı olarak garbdan doğacaktır.Hazret-i mehdî çıkacak,Hz.İsâ (a.s.) gökten inecek.Deccâl çıkacak.Ye’cûc ve me’c ûc denilen insanlar yeryüzüne yayılacaktır. ”
    (ahmed fârûkî)

    ” Ye’cûc ve Me’cûc denilen kimseler,Hz.Nûh (a.s.)’ın oğlu Yâfes’in soyundandır.Yüzleri yassı,gözleri küçük,kulakları çok büyük,boyları kısadır.Herbirinin bin çocuğu olur.Arkasında kaldıkları seddi her gün oyarlar; sed,gece eskisi gibi olur.Hepsi kâfirdirler.Sed arkasından çıkınca insanlara saldırırlar. ”
    (yûsuf nebhânî)
    Sbırla okuduğumuz bu uydurma yazılardan sonra İslam düşmanı, Deccal, Yecüc ve Mecüc’ün atası, kafir, İslam düşmanı vs. yakıştırması yapılan büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bir sözüyle konuyu kapatalım.

    “(Allah) Peygamberimiz (s.a.s) aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya, tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Peygamberimiz (s.a.s), Peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.I., s. 269 )

    Yanıtla
    1. harser

      arkadaşlar; lütfen yecüc mecüc ten bahsetmeden önce dini kaynakları bir daha gözden geçirip biraz daha detaylı araştıralım zira bu bahsedilen güruhun daha insan olup olmadıkları bile mechul zira bazı kaynaklarda bunların bir dağ içinde hapis oldukları ve kıyamete yakın buradan kurtulacakları belirtilmekte. cengiz hanın bulunduğu dönem ve şartları o dönemde yaşadınızmıki bukadar net kesin ifadeler kullanıyorsunuz. moğolların o dönemde yaptıkları o zaman için kötü ama onların bu hareketi olmasa şu zamanda öündüğümüz bir çok din ilim adamı ve filozofumuzla başkaları öğünüyor olacaktı eğer incelerseniz çoğu moğol istilasından kaçıp selçuklulara sığındılar ve bizim kültürümüzü zenginleştirdiler. bunun dışında eğer her katliamı yapan milleti bu kefeye koyarsak bir kaç ulus dışında yecüc mecüc olmayan kalmaz. örnek ingilizler, amerikalılar, çinliler, belçikalılar ve özellikle sıkıyı görünce kedi yavrusu ama kendinden zayıfı görünce sırtlan olan fransızlar osmanlının son döneminde bizi tek arkadan vurmayı reddeden cezairde geçtikleri yerde bırakın insanı tavukları bile öldürdüler. eh bu tez e göre bunlardan daha iyi yecüc mecüc mü olur.

      Yanıtla
  7. Ahmet Hüseyin Damarlı

    Kusuruma bakılmasın lütfen! Yorumlarım bazen yazılarımdan daha da uzun olabiliyor. Sabrınıza sığınarak.
    Sevgiler, saygılar.

    Yanıtla
  8. Ahmet Hüseyin Damarlı

    Bir ricam da şu olacak; lütfen Türkçe’yi anlaşabileceğimiz bir dil halinde kullanalım. Türkçe’nin kuralları belli, biz daha ilkokulda bunu öğreniyoruz.
    Saygılar, sevgiler.

    Yanıtla
  9. Hakan ER - Stratejist

    Ahmet bey öncelikle yazınız için teşekkür ederim.
    Bir kaç noktaya değinecektim ancak Said Nursi’nin saçmalıklarını okuyunca sinirden kafamdakiler uçup gitti.
    Selim Polat arkadaşım gördüğüm kadarı ile elinde sağlam birikimlerin ve kaynakların olmadan kısa cümleler ile makaleyi yalanlamaya kalkıyorsun.Oysa A.Hüseyin Damarlı bir çok dayanaktan aldığı güçle senin hatalarını düzeltmeye çalışıyor ki sayın Damarlı’ya bilgisi konusunda itimadım bir hayli kuvvetlidir.
    Tekrar teşekkürler.
    Sevgiler.

    Yanıtla
    1. mehmet selim polat

      Hangi delilden bahsediyorsunKurandan başka delil kabul etmiyorum.
      Yahudi ve hıristiyanalrın Pürtni delil olarak etmiyorum.İşkembeden atmanın gereği yok.
      Acaba Bediüzzaman dil uzatacak kadrda müslüman olabildinmi?.

      Yanıtla
      1. Hakan ER - Stratejist

        Ya ama bakın ben böyle kazmalara karşı sakin kalamıyorum ki..

        Delil demedim bu 1
        Dayanak dedim.Eğer dayanağın varsa söyle adam akıllı.İki cümleyle bir yere varamazsın.
        A.Hüseyin Damarlı’nın dedikleri doğru da demedim dikkat edersen.Bilgimin yüzeysel olduğu bir konu olduğundan içine de pek girmedim.

        “Acaba Bediüzzaman dil uzatacak kadrda müslüman olabildinmi?.”
        sözünden senin tam bir yobaz olduğun pek ala ortaya dökülüyor zaten.Müslüman dediğin “sen böyle niye yapmıyon” demez.Müslüman dediğin “yahu kardeşim böyle böyle yanlışlarımız var düzeltmek gerek” der gayet hoşgörülü bir biçimde.
        Argo konuşmadığım ve küfür etmediğim için şanslısın.Şimdi senin için işleme başlıyorum ama sen yinede şimdiden defol git buradan.

        Yanıtla
    2. Enver

      3 kurulşluk adam olduğunu sanmıyorum şeyh seydi nursi bedüzaman gibi mübarek bi zata laf uzatıyorsun

      Yanıtla
  10. Ahmet Hüseyin Damarlı

    Sevgili Hakan, öncelikle kaynak göstererek verdiğim bilgilere olan güvenini sunduğun için teşekkür ederim.
    Selim Polat Kardeş’im senden ricam önce Türkçe’yi doğru kullan ki ne dediğini anlamak için vakit harcamak zorunda kalmayalım.
    Eğer kaynağın Kur’an olsaydı. Kur’an’a denk diye sunulan Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’larına itibar etmezdin. Tercihini yapacaksın ya Kur’an ya da külliyat. Sana şunu hatırlatmak isterim, belki anlayamamışsındır. Anlayamadığını sezdiğim için şirkin ne olduğunu öğren! Öyle yarım yamalak bilgilerle de yorum yapmaya kalkma! Önce oku! Kur’an oku! O sana yeter. Zaten o yüce kitabın ilk ayeti aynen şöyledir.

    1 Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku!
    Kur’an / Alak

    Yanıtla
    1. mehmet selim polat

      Zırbalama,…
      Kuran ile Risalei nuru denk tutan yok.
      Bediüzzman bir alimdir hakaret etmeyede kimsenin hakkı yok.
      Risalei nur,Kurana denk değildir.Kuranın tefsiridir,ahmaklar anlamazlar.

      Anlaşılan sen kurana inanmadığın gibi islam alimlerinide hakaret ediyorsun.
      Soruyorum islamdan ne zarar gördün?.

      Ben türkçe yazıyorum,senden öğrenecek değilim.
      senin gibi kıro değilim, Ermenice ve İbranicede yazmıyorum.

      Yahudi ve Hıristiyan kafirlerinin uydurduğu Tevrat ile incilede inanmıyorum.

      Ben Allaha inanıyorum,İlahlara değil.
      Ben müslümanım,Putperest değilim.

      Türkçeden anlıyormusun?.
      Ben senin gibi değilim.Tüden başka dili pek bilmem.

      Yanıtla
    2. mehmet selim polat

      Zırbalama,…
      Kuran ile Risalei nuru denk tutan yok.
      Bediüzzman bir alimdir hakaret etmeyede kimsenin hakkı yok.
      Risalei nur,Kurana denk değildir.Kuranın tefsiridir,ahmaklar anlamazlar.

      Anlaşılan sen kurana inanmadığın gibi islam alimlerinide hakaret ediyorsun.
      Soruyorum islamdan ne zarar gördün?.

      Ben türkçe yazıyorum,senden öğrenecek değilim.
      senin gibi kıro değilim, Ermenice ve İbranicede yazmıyorum.

      Yahudi ve Hıristiyan kafirlerinin uydurduğu Tevrat ile incilede inanmıyorum.

      Ben Allaha inanıyorum,İlahlara değil.
      Ben müslümanım,Putperest değilim.

      Türkçeden anlıyormusun?.
      Ben senin gibi değilim.Tüden başka dili pek bilmem.

      Yanıtla
    3. Ozlem

      Yazini yeni okudum, Kuran’a tabi olab birinin bediuzzaman said nursi’yi desteklemesinde ki sakincayi anlamadim…
      Yani sormak istedigim bediuzzaman’i neden dogru bulmuyorsunuz??
      Bunu sormamda ki esas neden said nursi’nin ve nurcularin neyi savunduklarini tam olarak bilmiyor olmam.. Internette okuyup ögrendiklerimin dogruluguna pek inanmiyorum.. Sizin bu yorumunuzu görünce sorma geregi duydum… Siz neden bu düsünceleri savunuyorsunuz??
      Elestiri anlaminda algilamayin.. Sadece merak benimkisi, hani tanidiklarim var savunan ve yolundan giden, ve bi tarafta da aksini gorduklerim var..
      Türkçe yazarken hatalarimdan dolayi affedin, yurt disinda yasiyorum.. Umuyorum ki kendimi ifade edebilmisimdir.. Cevabinizi bekliyorum..

      Yanıtla
      1. harser

        sayın Özlem hnm,
        her ne kadar sizin yazınızın yorumuna yazıyor olsamda bu aynı zamanda yukarıda saygı değer said i nursi ‘yi ateşli şekilde savunan arkadaşada cevaptır. peygamberimiz (SAV) tarafından hak olacağı bildirilen mezhepler konusunda bile bir mezhep e körü körüne bağlı olmak inanan bir insanı bazı konularda çaresiz bırakmakta ve kaliteli bir yaşam sürmesini özellikle sağlığı konusunda bazı tavizler vermeğe zorlamaktadır. bunun açılımı çok geniş olduğundan fazla detaya girmeyeceğim ancak bir diş dolgusuna, yaptırdıktan sonra abdest tutmaz diyen bir mezhep e bağlı olmanın getireceği zorlukları bir düşünün. durum böyleyken ve mensup olduğumuz inancımızın görüntüden çok öncelikle iç dünyamızı zenginleştirip temiz tutmamızı öğütleyen bir yapısı olduğunu göz önüne alırsak ( tabiiki bu da emrolunan ibadetleri ve gereken temizliği yapmamız dahilinde) bu konuda öncelikle Kuran’ ı ve ardından hadisleri temel kabul etmemiz gerekiyor. sonrası bu temellerin üzerine yine bunların bize verdiği ilhamla inancımızı yaşamamız öngörülmekte. bu açıklamadan sonra risalei nur a gelirsek; ilk olarak iyi veya kötü hiçbir yazılı kaynağı bir kenara atmamalıyız, tabiiki okumalıyız kötü olsa bile neden kötü olduğunu bilmek için okumamız gerek, risalei nur; inançlı ve düşünür bir zatın yazdığı bir kitaptır evet ancak sorun bu kitabın bazı kuran ayetleri ve kavramlarını açıklıyor düşüncesiyle bu olguya bağlanan kişilerin bu amaçla ön plana çıkarmasıdır. zira hazreti Kuran da hemen herkesin kulaktan dolmada olsa bildiği gibi ” ayetlerimizin bir tanesini dahi denizler mürekkep ormanlar kalem olsa açıklamaya yetmez” sözünü bu konuda nereye koymamız gerektiğini bulamadım. zira okuduğum kitapta rastladığım ayetleri bazan bir iki paragrafta açıklıyor. şimdi insan bu durum karşısında nası yani şeklinde kalıyor. bunun aslı bize emredilen ibadetlere devam ettiğimiz ölçüde ( bu gün bazı bilimsel deneylerle kuran okumanın insan beyninde yüksek derecede aktivitenin oluştuğu kanıtlanmıştır ) beynimizdeki, Kuran ın her defasında daha fazlasını anlayabilecek bölümlerin faaliyete geçmesiyle bu konudaki algı ve anlayışımızın artmasıdır. çünkü Kuran arapça değil Rab ça dır ve yaratanın eseri aynı zamanda bizi de yaratanın eseri olduğundan onu okudukça onu daha fazla anlamamız üzre tasarlanmış olduğu anlaşılmaktatır. şimdi bu durumda türkçe veya çeşitli dillerde yazılmış olan risalei nur mu bizi geliştirir yoksa herşeyin kaynağı olan Kuran mı eh cevabı çok açık. sonuç olarak, yapılan dini söyleşilerde bu kitabımı işlemeli yoksa herşeyin kaynağı olan Kuran ımı okuyup kendimizi geliştirmeyi amaçlamamızmı doğru, bunu kişilerin kendilerine bırakıyorum. bahsini ettiğim temel kaynakların dışındaki kitapların tümü sadece kişisel olarak okunacak eser olarak kabul edilmesi gerekmekte.

        Yanıtla
        1. MFE

          Beylik lâflar edenlere bakmayın!
          Bunlar; kafalarına göre birşeyler uydurur, sonra da o uydurduklarına îmân ederler.
          Kur’ân-ı Kerîm’in Arapça olduğu, bizzât Kur’ân’da buyrulur. “Rabçadır”, “Allahçadır” diye, ancak Yaşar Nuri Öztürk gibi “mezhebli mezhebsiz”ler söylerler.
          Bunların suratları koyulaşmıştır. Simsiyâh tenli bir Müslüman’ın simsiyâh suratında bile görürsün de bunların suratlarında nûrun aydınlığından eser yoktur. Kalplerinin koyuluğu yansımıştır sîmâlarına. Göz çevrelerinde kahverengi halkalar oluşmuştur. Konuları ya çok basitleştirirler ya da insânın cânını sıkacak kadar koyulaştırırlar. Şevk vermezler, aksine uzaklaştırırlar… “Sen, onları sîmâlarından tanırsın.”
          Dîne sâdece “sevgi dîni”, dînin büyüklerine ise sâdece “sevgiye çağıranlar” gözüyle bakıp fıkıhsız ahlâk dersi verenlere mesâfeli olmak gerek.
          Risâle-i Nûr; Kur’ân-ı Kerîm’i anlamayı kolaylaştıran yardımcı bir kitâbdır. Bir nev’î tefsîr kitâbıdır da diyebiliriz. Herkes, Kur’ân’ı kendisi anlayabilecek olsaydı; bir Peygamber’in mübârek ağzı vâsıtasıyla indirilmez, herhâlde sâhifeler hâlinde yağdırılırdı…

          Yanıtla
  11. damarli Yazar

    Senin o İslam alimleri dediklerinden birkaç örnek sunmak isterdim ama burası yeri ve zamanı değil. İlk yazımı ( Yaratılış Ya Da Varoluş ) okuyup anladığını düşünerek sana bir örnek sunmak istiyorum. Senin İslam alimleri dediklerine benim saygı duymamamın sebebini belki anlarsın.
    Şimdi seninle bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Bu yazının nerede, ne zaman ve kim tarafından yazıldığını da az sonra açıklayacağım.

    ……..Eğer ileri sürdükleri gibi dünya dönüyor olsaydı, ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkeleri doğuda, doğudaki ülkeleri batıda görecek, Kıblenin yeri sürekli değişecek ve böylece Kıblenin bir kararı kalmayacaktı. Velhasıl, gördüğünüz gibi bu iddia, daha birçok yönden yanlıştır. Fakat sözü uzatmak istemiyorum…

    Okuduğun bu yazı yüzyıllar önce yazılmış bir yazı değildir. Bu yazıyı yazan kişi bir dönem Suudi Arabistan Diyanet İşleri Başkanı olan Abdülaziz bin Baz’ın “Gezegenlere gitmenin Mümkün ve Dünyanın Sabit, Güneşin ise Hareket Ettiğine Dair İlmi ve Nakli Deliller” adlı kitabından alınmış kısa bir bölümü kapsamaktadır. Bu kitap 1975 yılında, Medine İslam Üniversitesi tarafından yayınlanmıştır. İslam ülkelerinin neden bu kadar geri kaldığını daha iyi anlatacak bir şey aramaya gerek var mı acaba? Üstelik bin Baz o kadar ileri gitmiştir ki, kitabında Dünyayı yuvarlak ve hareketli bilenlerin tövbe etmemeleri halinde mürted kabul edilerek öldürülmelerinin vacip olduğuna, kanlarının ve mallarının helal olduğuna fetva veriyor. İşte bu gerçek göstermektedir ki, geleneksel İslam hadis külliyatıyla oluşturulmuş bağnaz bir dindir.

    Yanıtla
    1. mehmet selim polat

      Dinsizlik yapma..

      İslam senin verdiğin bu bilgilerden uzaktır.
      Şu anda Amerikanın %30 u hala dünyanın dönmediğine inanıyor.Bunun yanı sıra aya gidenelrde var..

      İslam dünya dönmüyor falan demiyor.
      Senin gibi sapıklarda var…

      Onu yazdıklarını,senin gibi islamı bilmeyen işkembeden atan zavallılar söylüyor.

      Yahudi pisliklerinin söyledikleridir.yani israiliyyattır..Yani yahudilerin uydurduğu kuyruklu yalandır…

      İslamla alakası yoktur.
      Önce islamı öğren sonra zırbala..
      Kafadan atana,biz zırbalıyor deriz…

      Yanıtla
    1. mehmet selim polat

      Kimin zırvaladığı belli belli..
      Delil ile,kaynağı anlıyamıyacak kadar zırvaladığın belli..

      Ha delil.
      Ha kaynak..
      Ne farkı var?.
      Zıvalama..Gerçekleri yaz.adam sansınlar..

      Yanıtla
      1. harser

        canım kardeşim,
        Kuran ı en azından mealini okusan ( baştan sona ) orada o bahsini ettiğin kaynağın nasıl saçmaladığını anlarsın. ona bakarsan aynı güruhun çıkardığı bir mealde cihat konusunda top tan tüfekten ve tank tan bahsettiği de bir gerçek. ayrıca bu gün suudi olarak anılan sülalenin arabistan da herkes islamiyeti kabul etmesinden sonra yalnız kaldıkları için mecburen kabul eden kabile olması sebebiyle ingilizlerin kral olmaları için desteklediği kişiler olduğunu bulman zor değil, eh bu durumdaki kişilerin böyle düşüncelere sahip olması normal olmakla birlikte yanlış üretilen her bilgiden Hz Kuran muaftır ki bu konuda anlayana!; Hz Kuran da dünyanın yuvarlak olduğu ve dönmekte olduğu anlatılmaktadır. sıcak su ile soğuk suyun birbirine karışmadığını yüz yıllar öncesinden beri içinde barındıran mübarek kitap bu konuda farklı olabilirmi? bunu senin mantığın alıyomu. ayrıca Kuran sürekli olarak insanoğlunu kendisini okudukça geliştirmeyi hedefleyen bir yapıya sahipken, ona gerekli önemi veremeyen ve gereken ibadetleri yapmayıp geri kalmayı başaran insanların yanlışı ve aptallığıdır, bunda Hz Kuranın hiç bir yanlışı yoktur.

        Yanıtla
    1. mehmet selim polat

      Düzgün yaz…
      Yahudilerde,Hıristiyanalrda Türk değildir.
      Hilafet sancağıyla ne alakası var,be adam?..
      Bundan hayır gelmez.Zulüm gelir..

      Yahudi ve Haççoların zulümlerini göremiyecek kadar kör isen..
      Anlaşılan o küçücük beyninde Tüke ve islam düşmanlığı var demektir..

      Yoksa senin atan,Yahudi veya Hıristiyan pisliklerindenmidir?.

      Ben necip,Türk ve müslüman milletindenim unutma..

      Yahudi ve Hıristiyanlar baş düşmanımdır..

      Yoksa 9. haçlı seferinin küçük bir neferimisin?.

      Yanıtla
      1. metin

        efendi siz beni yanlis anladiniz.bizde musluman turkuz .goguda moguda derken yani onlarin en buyuk belalilari biziz demek istedim ama siz zati muhtereminiz yanlis anladiniz benide yagudi ve hristiyan yaptiniz neyse size esenlikler dilerim

        Yanıtla
    2. Enver

      Harbi çok gereksizsin büyük iskenderi türk soyu sayanlardansın yada moğollu timucinide neyle besleniyorsun merak eddim ama acık ve net moğolların bozguncu yecüc mecüc cinsi olduğu belirtilmiş sen moğolmusn da gocundun ;)

      Yanıtla
  12. serhatak

    var olan bir mukaddes bir kitap olmuş olsaydı neden Allah bir kitap daha indirsin ki? Allah bazıların yahudi bazıların hristiyan olup bazılarının da Müslüman olmasını mı istiyor töbe Haşa .. istersen bin sayfa yaz istersen 100 kitap yaz olmamışsın damarlı..
    hikayelerle kimlik avına çıkmak da saçma.. yecüc mecüc türk olsa ne olmasa ne.. yecüc mecüc Türk ise neden islama hizmet ettiler? madem büyük savaş olacaktı neden 1 ve 2 dünya savaşını bu yecücle mecüc çıkarmadı.. yani kardeş sen hakkaten çok okumuş ama kafayı biraz sıyırmışsın.. damarlı

    Yanıtla
    1. Hakan Er - Stratejist

      Sadece ilk paragrafına cevap vereyim:

      Var olan bir mukaddes bir kitap olmuş olsaydı neden Allah bir kitap daha indirsin diyorsun?
      Demeye çalıştığın şu o kitapları Allah indirmedi.Yanılıyorsun.Onları Allah indirdi.Ancak Yahudi toplulukları o kitapları bozdu.Azgınlık çıkardılar.Bu olay Bakara suresinde anlatılmaktadır mesela.Bunun üzerine kitap indirme devam etti.Ve en son Peygamber Efendimiz (s.a.v.) e Kur’an-ı Kerim indirildi.
      Ayrıca dünyaya İslam’dan başka bir dinin inmediği gibi bir bilgi de var.
      Yani Kuran’dan öncekileri de Allah indirmiştir ancak insanoğlu bozmuştur.Bunun üzerine Kuran inmiştir ve içinde de “Onu biz indirdik biz koruyacağız” kelamı geçmektedir.

      Yanıtla
  13. shbaysal

    Anadolu’ya gelen ve yerlesen tek Türk boyu olarak kayı boyu gösterilmis. Bu yanlıs bilgiyi yazınızdan kaldırmanız anlamlı olur.
    Peçenekler dahil olmak üzere Oguz boylarından Anadolu’ya gelmeyen yoktur.

    Yanıtla
  14. serhatak

    evet bende aynısını demeye çalıştım damarlı soyadlı kişinin yazıları içindi bu serzeniş düzeltmeye gerek yoktu. her yazısında kutsiyetini yitirmiş kitaplardan cümleler vermesine karşılıktı vesselam, tüm yorum akışını takip ederseniz..
    ikincisi elinde tutacağın incil adı verilen herhangibir kitap malasef bir insan tarafından yazılan kitaptır ki bunu kesinlikle Allah indirmemiştir. Allah eksiksiz ve noksansızdır.. indirdiği Kitap (Sözü) kusursuzdur. incilin tek kelimesi bozulsa dahi o insana hakikati gösteremez. tek cümleyle dahi yanlışa yönelmiş olunur. dolasıyla Allah’ın indirdim dediği İncil ile mevcut incillerin uzaktan yakından bir alakası kurulamaz. nasıl ki Davut isimli birinin Hz. Davut olma olasalığı yoksa incilin de bahsedilen incil olmadığı verdiğiniz son aytte belirtidiği gibidir..neyse sanırım beni anladınız

    Yanıtla
  15. ErsinKRN

    Bir sorum olacak .Bugün israil devleti kendini korumak için sed çektirdi mi çektirmedi mi? hemde bunu amerikanın desteğiyle …

    Yanıtla
  16. ErsinKRN

    cümlem yanlış anlaşılmasın israil kadar bozguncu barbar bir ırk yoktur bence ama Sed diyince aklıma Çin seddi değilde bugün israilin yaptırdığı sınır boyunca 6 mt lik beton duvarlar aklıma geliyor.

    Yanıtla
  17. manas

    Tevrat da Yafesin oğulları konusunda geçen ayet yanlıştır .Şu an ortada olan tevrat gerçek Tevrat değildir.Gerçek Tevrat levhaları
    Ahit sandığının içinde muhafaza edilirdi .Bu sandık Musadan sonra kral olan Yasua döneminden sonra Annunaki soyu olan amaleiklilerce ele geçirildi .Talutun kral olması ile birlikte sandık tekrar geli alındı .taluttan sonra kral olan Davut döneminde ve onun oğlu Süleyman döneminde ve onun oğlu Rahbaim döneminde sandık İsrailoğullarının elinde kaldı bundan sonra Büyük İsrail devleti dağıldı .Çok zaman sonra Buhtunnasr tarafından kudüs işgal edildiğinde sandık da içindekiler ile beraber ortadan kayboldu .Bir rivayete göre Hz Harun soyundan Levil oğulları tarafından bilinmeyen bir yere gizlenmiştir.yani gerçek tevrat sandık ile beraber kayıptır.Şu an ki tevrat programlı olarak yeryüzünde kuşaklarca faliyet gösteren ilimunati tarafından yazılmıştır.tevrata baktığınızda içinde ilahi kaynaklı bilgiden çok bir tür tarihçe gibidir.tanrı gökten tarihçe indirmez bu gün tevrat diye yutturulan israiloğullarının tarih kayıtlarıdır ki bu bile insanlara düzgünce ulaştırılmamış içeriğinde amaçlı bozmalar yapılmıştır .
    Tevratda Süleyman peygamberin ilimden ve zenginlikten şımarıp putlara tapmaya başladığını son dönemlerinde ise tevbe ederek tekrar Allaha yöneldiğini yazar .Bu anlatım kuran ile çelişmektedir.
    Bakara süresinde : Tuttular Süleymanın mülküne dair şeytanların uydurageldiği şeylerin ardına düştüler halbuki Süleyman kafir olmamıştır o şeytanlar ise kafirdir buyrulmuştur.allahın indirdiği bir kitapta peygamberinin imanı terk edip kafir olduğu sonra tekrar mümin olduğu yazamaz .Kaldıki Kuranda buna cevap vermekte Süleymanın kafir olmadığını bu palavraları şeytanların uydurduğunu beyan etmektedir.Dolayısıyla Kuran bu ayeti ile sahte tevrata cevap veriyor.Bu örnekleri burada çoğaltmak mümkün fakat bu yeterlidir .inceleyenler kuran ile arasında bir çok benzer bilgi görebileceği gibi bir çok çelişki de göreceklerdir.Çünki tevrat gereçk tevrat değildir.Allahın düşmanlarınca 2000 yıl önce kaleme alınmış tahrife uğratılmış bir kitaptır .Sonuç olarak böyle bir kitabın ağzına bakarak Türkleri yecüc mecüc yapmak cehaletin dik alasıdır .Tevratda yasefin yecüc mecüc diye oğulları yazılmıştır bu doğru değildir .tevrat sam soyu ile yafes soyunu değiştirerek aktarmıştır.Sahte tevrat da İbrahim sam soyuna bağlanır oysa yafes soyundandır .Yecüc mecüce gelince onlar hiç birinin soyundan değildir.Çünki onlar insan değildir.2012 ile 2020 arasında onların ne olduğunu her kez görecek hayatda kalmayı başarabilen herkez .yecüc mecüc cin ırkıdır sizin deyişinizlede uzaylı .temsili olarak bişeyler görmek isteyen reptilian humanait yazıp aratsın .

    Yanıtla
    1. Abdussamed Seyhani

      Kardeşim Merhabalar… İbrahim a.s’ın Sam’ın soyundan gelmediğini aktarmışsın Yafesin soyundan geldiğini belirtmişsin Peki bir kanıtın var mı? İslami ve İsraili bütün kaynaklar İbrahim a.s’ın soyunu Nuh a.s’ın sam isimli oğluna bağlıyorlar ve Soy ağacı vererek bağlıyorlar. senin bir delilin var mıdır? Merak ettim doğrusu. Bilindiği gibi Sam’ın saraştırmacılar Arap ,Arami Yahudi vs.. gibi halkların atası olduğunu söylüyorlari Türk ,Macar, Slav vs gibi halklarında Soyunu Yafese bağlıyorlar. ve İbrahim a.s ‘ında Arami olduğunu söylüyorlar, Keldanilere peygamber olarak gönderildiğini belirtiyorlar

      Yanıtla
  18. x

    bi arkadaş var yorumlarının bi tanesine takıldım türkler islamiyetten önce yağmalamak ve ganimetle meşguldü
    lafına şiddetle karşı çıkıyorum çünkü oğuz kağanın yasaları
    na bakarsanız islamla birebir ve barbarlıktan uzak aynı zamanda
    bilimci bir millet olduğu gayet rahat söylenebilir. Özellikle”Yağma, ganimetle meşgul olmak” kelimelerini ırkımla bağdaştırmam imkansız.çünkü bu kelimeler o arkadaşın cümlesinde türklerde islamdan önce medeniyet yoktura çıkıyor.hatırlatırım araplar putlara taparken türkler tek tanrıya inanıyordu ve ahlaklı bir milletti’ gerçek medeniyet ‘ Türklerdeydi.

    Ve şunu da söylemek isterim.

    Islam peygamberinin ‘ilim çinde de olsa gidip onu alınız’
    cümlesi, türklere işaret ediyor olabilir.-yanlışsam düzeltin lütfen-
    çünkü islam peygamberi evrensel bir peygamberdir, bütün ırklara, insanlara gönderilmiştir. Bu çinde de olsa derken çinin arabistana uzak olduğu icin söylediği söylenemez çünkü evrensel bir cümledir.yani şimdiki moğolistan bölgesinde yaşayan biri için çin yakındır. O yüzden hz. Muhammed zamanında çinde büyük bir medeniyetin bulunduğunu söyleyebiliriz. Çinde de o zamanlar türkler yaşıyordu.yani hadis türklere işaret ediyor olabilir.türk piramitleri falan da bunlara örnek teşkil eder zannediyorum.
    -son değindiğim hadis konusunda yanlışsam lütfen düzeltin.
    Bu arada site için tebrik ederim çok güzel-

    Teşekkürler…

    Yanıtla
  19. elbruz

    Sayın A.H.Damarlı paylaşımınızda çok büyük bir kopukluk var. İki dağ arasından kastın iki kıta olabileceğini ortadaki setinde okyanus olabileceğini söyledikten sonra “ay”a bağlıyorsunuz.Öncelikle bir karar verin set okyanus mu ay mı? Önce okyanus diyip devamında ay olduğunu söylemek büyük bir tutarsızlık.

    Değerlendirmenizi yaparken kaynak olarak tevratı göstermenizin biz inananlar için hiç bir değeri yok! Tevrat ile İncil ile kuranı kerim arasında bir bağ kurup kuran hükümlerine delil diye tevratı ve incili sunamazsınız!

    Son olarak “geleneksel islam”dan kastınızın ne olduğunu pek anlayamadığımı belirtmek isterim.İslam alimleri,geleneksel islamcı oalrak lanse edip islam anlayışımıza hakaret etmenize sebep olan Abdulaziz bin Ban bir vahhabidir bizleri kafir olarak görür.Onu Sunnilerin alimi gibi göstererek bir yorum yapmanız hoş olmamış.Tabiki cehaletinizden kaynaklanmıyordur bu hata ancak bir kast olduğunu düşünüyoru.Yalnız insan kast ederken hakaret ederken dahi tutarlı olmalı! Sap ile samanı karıştırmamalı Saygılar

    Yanıtla
  20. canero

    Türkler tarihte hiçbir zaman yıkıcı bozguncu ve insan ırkını ortadan kaldırmaya niyetli hareketler yapmamıştır.
    Tarih boyunca putperestliği reddetmişlerdir.
    Orhun Anıtlarında ve diğer kaynaklarda yine aynı şekilde kendilerini korumak amaçlı veya maddi kazanç amacıyla savaşlar yaptıkları görülmektedir.
    Yağma da yapmışlar ancak bu vergi vermek istemeyenleredir.
    Birçok arkadaşımızın da yazdığı gibi tahrif olmuş insan sözü karışmış din kitaplarını kaynak olarak göstermenin doğruluğu tartışılabilir.
    Ancak;Türk kavminin DEMİR madenini ilk kullanan ırk olduğu dikkat çekicidir ve bu kişinin Hz.Zülkarneyn A.S. olduğu su götürmez bir kabuldür.Zaten bozguncu kavimden olaydı neden gidip de onları bir yada bir kaç mağaraya kapatır mıydı?(Kehf=mağara)
    Bu yazılanlar araştırılabilir.
    Ayrıca hadis kaynaklarda Seddi gören kişilerden de konu geçer.Dolayısıyla sözkonusu seddin maddi bir engel teşkil ettiği malumunuzdur.
    Yine de Kuran tek anlamla sınırlandırılmamalı bazı yorumlar da ancak ilim sahibi kişilerce yapılmalıdır.
    Bozulup tahrif olmuş din kitapları için tamamen değişmiştir demek doğru değildir.
    Saygılarımla..

    Yanıtla
  21. ali kemal

    BAŞTAN AŞAĞI SAÇMALIKLARLA SALAKLIKLARLA HİKAYELERDE SOLU BİR SİTE..KAHVEHANE SOHBETLERİ GİBİ HİKAYE UYDURUK

    Yanıtla
  22. hakan

    Olacakları sadece Allah bilir ve saklı kalmışlarıda siz neyin tasasını yaşıyorsunuz ben anlamadım… Yarın ne olacağımız belli değil nelerden bahsediyorsunuz.. siz bukadar yazı yazıp okuyacağınıza gidin bir kaç dua okusanız kafidir boş işlerle uğraşmayın… Sizin şuan yaptığınız müslüman olsun yada olmasın kesinlikle Irkçılıktır… dünya üzerinde bulunan tek bir insana bile ırkçılık yapamassınız dini inançları ne olursa olsun. iyilik hoşluk sadece Allahtandır…. Denize bir taş atılmış , siz o atılan taşın ıslanıp ıslanmadığını tartışıyorsunuz….

    Yanıtla
  23. Gökhan

    Sen neyin kafasını yaşıyorsun birader, o setti çeken Zülkarneyn’in Oğuz Kağan olduğu Orhun Kitabelerindeki yazıdan ortaya çıktı bile madem okuyorum diyorsun Kehf Suresiyle Orhun Yazıtlarında yazanları karşılaştır cevabını alacaksın..Türk milletini karalama sakın..

    Yanıtla
    1. Marakeş in Masalcısı

      bravo..ben de benzer bi yorum yaptım.sonra senin yorumu okuyunca mutlu oldum.aklın yolu bir

      Yanıtla
  24. fdsfs@hotmail.com

    bence yecüc ve mecüc perslerdi en pis ırklardan biridir persler 300 spartalıda tam olarak tanıtılmasada öyle bir ırktır

    Yanıtla
  25. oğuzhan

    vay anasını sayın seyirciler diyorum:) gülemiyorum bile:) bu nasıl bir zırvalıktır. Deccale naatte yazarsın sen yakında.. Sonra Şeytanın soyu türklere dayanıyor gibi iddialarıda zorlayabilirsin dostum:)

    Yanıtla
  26. Marakeş in Masalcısı

    yecüc ve mecüc lanet bir kavimdir bunu bilsin herkes.hz. Zülkarneyn bu berbat kavmi bir yere hapsetmiştir.çünkü bozgunculuk çıkaran bela bir kavimdir.
    ki hz Zülkarneyn in esasında Oğuz Kağan oduğu da söylenir.Oğuz Kağan ın ise bilgeliğinden dolayı Bilge Kağan şeklinde anıldığı da sözkonusudur.
    EN BÜYÜK DAYANAK İSE KURAN DAKİ ZÜLKARNEYN KISMI İLE BİLGE KAĞAN ANITINDAKİ BENZERLİKTİR.
    http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=32
    kuran ve hadislere bakarsanız herşeyi daha açık anlarsınız.bu yazıyı yazan arkadaşın tevrattan falan alıntıları ve ayetleri kafasına göre yorumlaması absürd ötesi bişey olmuş.özellikle gafildik zalimdik kısmına çok güldüm.bir de açıkça gösteriyo demiş
    hey Allahım akıl fikir versin..yecüc mecüc beladır beladır beladır.lanet bir kavimdir
    bu yazımı gören bana bi mail atarsa haberdar olurum açıklama gerekirse yaparım

    Yanıtla
    1. emre

      anlattıklarınızda çelişki var dediğine göre hz.Zülkarneyn türk , yecüc mecüce karçı çin seddini yaptırmış.
      ama sed türk istilalarına karşı çinliler tarafından yapılmıştır.bu durumda türkler yecüc-mecüc oluyor.orhun kitablerindeki yazılarla KEHY suresindeki yazılardaki benzerlikte göz ardı edilemeyecek ölçüde.ama seddin yapılma amacı ve kimin tarafından yapıldığı gayet açık ve nettir.o yüzden en iyisini ALLAH bilir diyelim.
      (NOT:Kesinlikle türklerin yecüc-mecüc olduğu görüşüne katılmıyorum,katılmak bi yana söz konusu bile olamaz.)

      Yanıtla
  27. mehmet selim polat

    Hala bu zırbalama devam ediyormu?…Bazı Tarihçilerin yalanlarını,Hakikatmış gibi göstermek yanlıştır….Türk kelimesi asla Kuranda geçmemektedir..Türkler Tarihte İslama ve İnsanlığa hizmet etmiş şerefli bir kavimdir..Dil uazatmak..Türk olmamaktan,kıskanmaktadırlar.

    Yanıtla
  28. Fatih altundal

    Ulan Araplar medeni diyorsun HIc bir Zaman medeni olmadilar medeni olduklari icinmi birbirlerini olduruyorlar arti turkler islamiyetin yayilmasinda araplardan daha etkilidir beduzamanimda yazisini okudum o da turkler diyor eger yazilari neduzaman yazdi ise o da Turk dusmani biz turkler dunyanin dengesiyiz Kim sen garanti bir Turk duanisin

    Yanıtla
  29. mehmet selim polat

    Kutsal alıntı derken,,Tahrif olunmuş,,Uyduruk,Siyasi ve Tarihi bir oluşum olan..Yahudi ve Hıristiyanların Kullandığuı..incil ve Tevrata..inanmıyorum ve Hiçbir Müslümanda inanmaz..Çünkü asılları mevcut değildir..Lütfen halkı Aldatmayınız..uyduruk Tarih diye bir şey tanımıyorum…örneğin..Yecüç ve mecücün,Türkler olduğunu iddia etmekle neye dayanıyorsunuz?…..En sağlam Kaynak kurandır..Varmı böyle bir ayet Lütfen olayı saptırmayınız…Kuranda Ycüç ve mecüçten bahseder..Ama asla türklerden bahsetmez..Ancak Türk düşmanı olanlar böyle yazarlar..
    Zalim ve Şeytanı arıyorsanız..İşte ABD ve AB ortadadır..Yahudi ve Hıristiyandan daha zalim,ve yalancı Kim olabilir?.

    Yanıtla
  30. erhan

    bunu yazan tokmak tamamen Türk düşmanıdır öyleki örneklerini hep tevrat v e incilden veriyor
    tek gerçek kurandır ben sadece ona inanırım kuranda ve peygamber Türkleri hep övmüştür Türkler hep Allaha inanmış ona hizmet etmiş bir millet tir islamla tanışmadanda önce de tek Allah inancı hakimdir Türklerde .
    tamamen taraflı ve kasıtlı olrak Türkleri karalamış tokmak.

    Yanıtla
    1. efe

      aynen öyle Türkleri öven hadisler verken bunu yazan kişi gerçekten Türk düşmanıdır sana sonuna kadar katılıyorum

      Yanıtla
  31. Hatice

    Sayın Damarlı. Öncelikle Zülkarneyn Aleyhisselam bir kavme rastlamıştır. Bu kavim bilgisiz, çıplak ve güçsüzdür. Bu kavme Ye’cüc ve Me’cüc saldırır ve mallarını çalar. Zülkerneyn As. bir sed yapar ve onları korur. Ayrıca öyle bir yapmıştır ki nasıl yapıldığı bilinmemektedir. Kur’an-ı Kerim’de ise “Siz bana kuvvetle yardım edin de ben de sizinle onlar arasında aşılmaz sağlam bir set yapayım.” dedi. Kehf 95. “Bana demir kütleleri getirin.” Kehf 96 “Nihayt bunlar iki dağın arasını doldurup aynı seviyeye gelince ‘körükleyin!’ dedi” Kehf 96 “Sonunda o demirleri kor bali e getirdiğinde ‘Getirin şimdi bana, üzerine erimiş bakır dökeyim! dedi. KEHF 96 Bir de Türkler’ le Çinli’ ler arasında Türklerden korunmak için bir sed yapılmıştır. Ama bilgilere göre Çinliler zaten var olmakta olan bir seddin devamını getirmişlerdir. Şu an halen Çin seddinin bir kısmının nasıl yapılldığı bilinmemektedir. Çin seddinin diğer bölümünden farklidir ve daha güçlüdür. Ayrica bir çok hadisde ve ayette ise Yecuc ve Mecuc un Allah’a inanmayan ve sonunda helak olacak bir millettir. Eğer Türk ve İslam düşmanı iseniz bunu fitneyle değil düşmanlığınizi soyleyerek dile getiriniz.

    Yanıtla
  32. RAMAZAN KARAKAYA

    bende yecuc ve mecuc diye bahsedilen insanların turkler olduğu kanaatindeyim .ergonokon destanıda turklerin bu esaretten kurtuluşunu anlatmaktadır.en doğrusunu ALLAH bilir.mulkun sahibi ALLAH dır mulkunu dilediği kulundan alır dilediği kuluna verir.onun için RAB kah zamanı lehinize kah aleyhinize çeviririm diyor .mücadele edenle etmiyeni ıyıyle kotuyu ortaya çıkarmak için .hic bir kavim millet diğerinden ustun deyildir ustunluk takvayla duzgun erdemli insan olmayladır.RAB biz iyiysek iyiyi kotuysek kotuyu verır. ALLAH kullarına zulmetmez dağına gore kar verir.vaktınde din tacirleri insanları ALLAH ile aldatıp cenneti vadederek dünyevi çıkarları için coluk çocuk kadın ihtiyar demeden onlarca insanı katlettiler.insanlara din adına en buyuk zulümleri yaptılar.ALLAH turkleri seddı aşırarak masum insanların koruması hadimi yaptı.haclı seferlerini durdurdu.bu ALLAHın lütfuyla oldu.ALLAH yoldan çıkan milletleri goturur yerine başkasını getirir. ALLAH ın izni olmadan hic bır sey olmaz .bu milletin içinden nice ALLAH dostları gonul adamları çıkmıştır .bu milletin hatasıyla sevabıyla islama cok hızmetleri olmuştur.bu milleti zor kullanarak yıkamayan emperyal güçler .zaaflarından hatalarından faydalanıp kuklaları vasıtasıyla insanlarını birbirine kışkırtıp etnik ve dinsel milliyetçilik akımlarını destekleyerek 38 ,40 millete bolmusler her milletin içinden kendilerine kuyruk olacak sahte kurtarıcılar çıkarıp bu milleti genleriyle oynuyarak mandacı zihniyetin oyuncağı etmişlerdir.bundan dolayı her yerde coluk çocuk demeden islam kanı akmaktadır.ALLAH bızleri kendine gereği gibi kulluk eden samimi kullarından eylesin ikiyüzlü yalacılardan olmaktan muhafaza etsin.bizler samimi olup RABba teslim olursak nemrutun ateşi bizi yakmaz aksi halde aşağılanma zillet içinde ömür biter .bu dünyada zilletı yasadıgımız gb bide bunun ote si var.bır ALLAH dostunun dediği gb .ilim ilim ilmektir ilim kendini bilmektir sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.ALLAHa emanet olun

    Yanıtla
  33. yiğit

    Bana kalırsa her şeye anlatıldığı gibi bakılmamalı bir canlı aranmamalı örneğin deccal insanları yoldan çıkartan,onları kötüye iten,doğru yoldan uzaklaştıran bir varlık olarak söylenmiştir.Deccal büyük bir fikir akımına yol açan fitne ve şeytani özelliklere sahiptir. Bence bu herkezin evinde,elinin altında olan gerekli gereksiz kullanılan Bilgisayardan başkası değildir.Konumuz yecüc ve mecüc kalabalık bir topluluk olan kısa boyları ,yemek ayrımı yapmamaları olarak bilinen bir millettir işte bunu göz önüne alarak ben bu millete çinliler diyorum kısa boyları kalabalık olmaları çoğu yemeyi pis temiz demeden yemelerini göz önüne alırsak bu sonuca ulaşabiliriz.

    Yanıtla
  34. cengiz

    Hepinize selamlar arkadaşlar ben çok kısa bir yorum yapacağım..Benim araştırmalarıma göre bu yecüc mecüc dünya dışı varlıklar ve bizden çok üstünler kıyamete yakın ortaya çıkacağı ayetlerde bildiriliyor…Bunlar dünyaya gökyüzünden saldıracaklarmış…Allah sonumuzu hayır etsin inşaallah….

    Yanıtla
    1. Göktürk İslamov

      Sizin bu yorumunuza benzer bir anlatım okumuştum, bunu da hesaba katmak gerekir. Tepeden Akın Akın gelecekler cümlesinde tepeyi üstümüzden gelecekler olarak da düşünebiliriz

      Yanıtla
  35. kani ocak

    Esiden mançur moğal adı altında tarihi beşeriyeyi zirü zeber eden o taife, kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkacak anarşistlik (IRKÇILIK) taunuyla aynı yıkımı yapacaklardır….( hatırlayabildiğim kadarıyla Riselei Nur’dan) yani benim bu olaydan anladığım; sed arkasında duran halk= Çin, şu an kapalı kapılar ardında olan Çin, ne zamanki sed yıkılır ve bu topluluk dünyaya açılır işte o zaman bu kısa ve gözleri yassı insanlar her tarafa ateş salacaklardır. bu nasıl olabilir??? bu halk yıllardır baskı altında ve kapalı bir kutu adeta, ne zamanki çinde daha önce sovyetler birliğinde olduğu gibi rejim yıkılır ve halkı dünyaya açılır işte o zaman dünya insanları hapı yutmuş olacak. hadislere tamı tamına uyan tek kavim çinlilerder diye düşünüyorum.

    Yanıtla
  36. yavuz selim

    herkese selam olsun eğer zülkarney a.s. büyük iskender ise kurdugu sed bugünki gürcüstinda bulunan avrupalilarin alexander gate bizimde derbent gecidi dedigimiz yerdir . burayi göktürk kagani tong yabgu 620 yılında yıkarak geçmiş ve orda bulunan sasanilere saldiri düzenlemiş çoluk cocuk yaşlı kadın demeden kılıçtan geçirmiş bu yüzden bize bu hakli veya haksız isim yapiştirmasi kalmıştir..ozamanki devirde yaşamiş olan ermeni tarihçi olan movses bizimkileri aynen şu şekilde tarif etmiştir ..(Türkler, denizdeki dalgalar gibi bir anda Kariye’ye girdiler ve önlerine çıkan her şeyi yok ettiler. Şehirde terör estiren saldırganlar . Önce şehre doğru okçuların okları yağdı, sonraysa şehrin cadde ve sokaklarında önlerine çıkan herkesi vahşi bir kurt gibi katlettiler. Hatta katledilen annelerine sarılan çocuklara bile acımadılar).2.si ise bizimkilerin demirkapı denen bugünkü afganistanda bulunan geçit veya kale ozamanlar yine bir göktürk saldirisiyla gecilip bugünkü afgan halkinin atalarina saldirmişlar buna benzer yakıştırma bize çok var ayni şekilde selcuklu zamaninda bizanslilarin selcuklu ya yecüc mecüc demeleri bir başkasi ise osmanliya avrupalinin yecüc mecüc demesi ne kadar dogrudur allah bilir sayglilarla..

    Yanıtla
  37. mustafa

    öncelikle belirteyim yazınızda pek çok yanlış var o meselelere değinmek isterim. Anadoluya yalnız kayı boyu deil oğuz kabilelerinin hepsi kıpçaklar tatarlar gelmiştir. Dünya da bozkır usulü hafif atlı okçu muharebe tekniklerine karşı geliştirilmiş bi savunma tekniği yoktur. Bu yüzden dünyada ki hiçbir kavim bu muharebe usulüne karşı koyamamış dolayısıylada bu kavimlere yecüc mecüc demiş bunlardan korkup kaçmıştır. Katliam meselesine gelince o tarihlerde herkavim katliam yapıyodu ele geçen şehirlerde kalmak istiyorlarsa şehir nüfusunun önemli bi kısmı imha edilir ki isyan çıkmasın. Ama dediğim gibi göçebeler karşı konulamaz bi güç oldukları için bi seferde 1 şehri değil bir ülkeyi ele geçirirdi katliam da ülkede nüfusa üranla kısmen yapılır. Egemenlik şartları sağlanınca çekilirlerdi. Müslümanlar emeviler döneminde orta asya ve sair pek çok yerdede katliamlar yapmışlardır. Tarihte puta tapmamış kendine has tek tanrı inancı olan hanif diniyle benzeyen yönleri bulunan kavimdir. Türklerin tarihi tan bir sırken iran ve avrupa türke her fırsatta kinini kusarken bu yazıda anlatılan bu hasta kişilerden birinin düşüncesi olabilir. Ayrıca bozkır apayrı bir kültürdür. Barbarlık cahillikle alakası yoktur lnsanların yaşantısının. Araplarda islam dan önce göçebeydi köylere yerleşenlerde vardı tabii. Kendileri cahillikte zirve yapmış olacakki; son ve evrensel peygamber bu kavimden çıkmış. böylece medeniyete ulaşmışlar. Kuran da bahsi edilen tevrat ve incil kitapları indikleri ilk halleri ve son paygamberi müjdelemesi hasebiyle önemlidir. İslama inanıp incil ve tevrattan örnekler vermekle kelimei şahadet getirip sonra günah çıkararak tevbe etmek gibi acaip bi izlenim oluşturmuş. Yahudiler her başları sıkıştığında bi kurtarıcı beklemişler kuruş veya kryos olarakta bilinir mehdi veya zülkarneyn gözüyle bakmıştır. Adam lar yahudi ırkının aslında olmadığı bu günkü yahudilerin kafkas kökenli kavimlerden olduğunu bunların içinde hazar türklerininde olduğuna dair meseleler konuşmakta eski ve yani ahitin oluşması yüzyılların emeği ve psikolojik birikimi olduğu uzun asırlar içinde kabalacı rahiplerin bu günkü şeklini verdikleri yazılıp çizilir. Yecüc mecüc kavimlerinin kıyamet kopmadan önce zuhur edecekleri söylenir Kuran da türk ve moğolların önünde ne bu gün ne de geçmişte bi set durmamış ama Kuran ın beyanına göre yecüc mecüc şuanda kapalı ve kıyamete doğru ortaya çıkacaktır. Ayrıca bu kavim alengirli fitne baz oldukları türklerde toplumlarğ fitneye sevk edecek karmaşık işlerle uğraştıkları bilinmez .çünkü net inssanlardır. Bilakis donyada yaygın olan nice büyük fitneleri kurutmuşlardır. Mesela iranda zamanında tarihin ilk komünistleri olarak bilinen aşırı sapık bi zümre zuhur ettide bu fitneyi kurutmaj için ak hunlardan yardım istemişlerdi. Dönemin iran hükümdarı. Keza hasan sabbah fitnesiylede moğollardan başka hiçbir devlet yada hükümdar baş edememiştir. Bu kavimler fitneyi bitirip insanlara düzen getirmişlerdir. Türklerinse tarihte diğer kavimlere nazaran katliam yapmadıkları düşmanlarını mağlup edip hakimiyetlerini kabul ettirip onları biat altına alıp çekilirlerdi. O bölgeden genellikle.ayrıca orta asyada var olan yada anadolu veya ortadoğuda var olan türkler arasında da çok yakın kan ve ıırk bağı vardır. Yani anadolu ayrı orta asya ayrı bi yer değil bu mevzuda çok konuşulacak şeyler var ama tepedeki bu yazıyı yazıp kaynak olarak dönemin yahudi hissiyatını anlatan kendilerine göre yazılmış tarih kıtabı niteliği taşıyan tevrat veya bi farklı yorumlanan bazı parçaları tevrattan alınmış gerisi tevratla aynı şekilde uydurulmuş incili gösterip sonunda da böylesi bi yargıya ulaşmak pek doğru deil kanımca

    Yanıtla
  38. Kozmoz Evren

    Merhaba,
    Yukarıda yazılanları okuyunca, yalnızca us (akıl) ve bilimin öncülüğünde günümüzün uygarlık seviyesine erişebilmiş insanlığın uygarlık tarihini kutsal kitaplara ve Kazım Mirşan, Haluk Tarcan gibi bilimsellikten uzak kimselerin uydurma öykülerine dayandırma çabalarını anlamak olası değildir.

    Her şeyden önce, bütün bilim dallarının geçmiş üzerine birlikte ürettikleri bilgilerle gerçek tarih ortaya çıkarılabilir. Tek bir kimsenin, bilim insanı bile olsa, ürettiği bilgilerle gerçek tarih anlaşılamaz. Kutsal kitaplardaki bilgilerle de tüm insanlık tarihini bilmek olası değildir.

    Türk olupta, Türklerin geçmişte uygar olmadığını, uygarlığı “Araplardan öğrendiklerini” söyleyenlerin durumu çok acıklı ve üzüntü vericidir. Yeryüzünün en eski ulusu olan, tarımı, hayvancılığı, madenciliği, kentleşmeyi, yapıyı, yazıyı, parayı, mumyalama ve hekimliği, astronomiyi, matematiği, tiyatroyu, resim ve heykel yapmayı, demokrasi (kurultay) ve cumhuriyet yönetimini yeryüzünün öteki toplumlarına öğreten Türklerin günümüzdeki torunlarının atalarını uygarlıktan yoksun gibi tanımaları, ne üzüntü verici bir durumdur ! Bu durumun başta gelen sorumluları da ulu önder Atatürk’ten sonra ülkemizi yönetenlerdir. Atatürk sonrası yöneticiler uydurma tarih eğitimiyle Türk toplumunun gerçek tarihini saklamaktadırlar.

    Gerçek Türk tarihi ilk olarak 1930 yılında ulu önder Atatürk’ün katkısı ve desteğiyle yazılmıştır. 1931 – 1939 yılları arasında liselerde tarih derslerinde okutulmuştur. Bu tarih kitabının özgün ve güncellenmiş kopyaları aşağıdaki linklerden indirilebilir.

    “Türk Tarihinin Ana Hatları” yapıtının özgün elektronik kopyası aşağıdaki linklerden indirilebilir.
    http://www.scribd.com/doc/92055715/Turk-Tarihinin-Ana-Hatlar%C4%B1
    http://www.mediafire.com/file/1z1asn3yhidwen9/Turk_Tarihinin_Ana_Hatlari.pdf

    Bu yapıtın güncellenmiş kolay anlaşılan kopyası da aşağıdaki linkten indirilebilir.
    http://www.mediafire.com/download/xhrrrd07ovdj482/TurkTarihininAnaHatlari-Guncel.pdf

    Kozmoz

    Yanıtla
  39. abk

    Sayın Damarlı,

    Lütfen cahil insanlara laf anlatmak için kendinizi tüketmeyin. Beyinlerinin malesef ırzına geçilmiş insanlara ne kadar anlatılsa boş.

    Yanıtla
  40. M. Yeşil

    1
    TÜRKLER NEDEN VE NASIL
    MÜSLÜMAN OLDULAR?
    Vural AĞAOĞLU
    2
    TÜRKLER NASIL ve NEDEN MÜSLÜMAN OLDU ?
    GĠRĠġ
    Türklerin nasıl ve neden Müslüman oldukları konusunda pek konuĢulmak istenmez. MüslümanlaĢtırılmamız okullarda bizlere, kasıtlı olarak anlatılmamıĢtır. Çünkü “zorbalığın olmadığı” söylenen Ġslâmiyet, Türklere kılıç zoru ile kabul ettirilmiĢtir. Bunun aksine bize, Türklerin Müslümanlığa geçiĢi, kendi istekleriyle olmuĢ gibi gösterilmiĢtir.
    Ġslâm’ın Türklere zorla kabul ettirilmesi, 670’li yıllarda kanlı savaĢlarla baĢlayarak 740’lara kadar sürer.
    MÜSLÜMAN ARAPLARIN TÜRKLERE ĠLK SALDIRILARI
    Müslüman Arapların saldırılarından önce Türk beylikleri, Ġpek Yolu üzerindeki Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi Ģehirlerde yerleĢmiĢ yaĢıyorlar, deri ticareti yapıyorlar ve pamuktan kâğıt imalatı ile uğraĢıyorlardı. Bunların yanı sıra altın madenleri iĢletiyorlar ve altın iĢlemeciliği yapıyorlardı ve ipek yolundan geçen kervanların güvenliğini sağlayıp onlardan vergi topluyorlardı. Özellikle Semerkant’ın zenginliği dillere destan olmuĢtu. Bu zenginlikler öteden beri yağmacı, talancı, ganimetçi Arapların iĢtahını kabartıyorsa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı. Çünkü daha önce Halife Osman zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar, Ġslâm’ı yayma bahanesiyle Türk uruğunu talan etmek için 2.700 kiĢilik bir ordu ile Fergane’ye kadar girdi ise de, Türkler tarafından yok edilmiĢlerdi. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından, Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan’ın tamamıyla iĢgal edilmesi ile o bölgede ilk AraplaĢtırma ve ĠslâmlaĢtırma giriĢimleri baĢlamıĢ oldu.
    BUHARA‟NIN TALAN EDĠLMESĠ
    Horasan’ın kendileri tarafından tamamen talan edilmesinden cesaret bulan Araplar, Muaviye’nin ilk Horasan valisi, Ebeydullah bin Ziyad’ın komutası altında, 673 yılında bu sefer ilkinden daha kalabalık (24.000 kiĢilik) bir ordu ile Ceyhun nehrini geçerek Kibac Hatun yönetimindeki Buhara’yı kuĢatır. Kibac Hatun diğer Türk beyliklerinden yardım istese de, beylikler arasına daha önceden sokulmuĢ nifak nedeniyle, bu yardım kendisine gelmez ve Araplar verdikleri kayıplardan dolayı Buhara’yı iĢgal edemezlerse de tam anlamıyla talan ederler.
    Daha sonra Muaviye’nin ikinci Horasan valisi, Halife Osman’ın oğlu Said de Buhara’ya saldırmaya hazırlanır. Kendisine diğer Türk beyliklerinden yardım gelmeyeceğini anlayan Kibac Hatun, halkını kırdırtmamak için, Said’le anlaĢma yapmak mecburiyetinde kalır. Bu anlaĢmaya göre, Kibac Hatun Said’e, diğer Türk beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara’daki Türk asilzadelerinden 50 ile 80 arasında rehinler verir. Bu anlaĢmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu Semerkant’a saldırır. Semerkant’ı baĢtan aĢağı talan eder ve
    3
    topladığı binlerce gencini, köle pazarlarında satmak üzere Horasan’a getirir. Daha sonra Said, Kibac Hatun’dan rehin aldığı 80 kadar Türk asilzadesini, bir punduna getirip, hançerleterek öldürtür.
    Said’den sonra Horasan valisi Salim bin Ziyad olur. Horasan da Muaviye’nin oğlu Yezid’e bağlıdır. Ziyad da aynı Ģekilde 680 yılında Türkleri ĠslâmlaĢtırmak ve Ģehirlerini talan etmek için saldırır; fakat püskürtülerek geri çevrilirler. Bu sefer kendi orduları Türkler tarafından talan edilerek, silâhları alınır. Daha sonra Araplar, daha güçlü bir orduyla tekrar saldırır ve Türk Ģehirlerini gene talan ederler. Bu talandan her Arap savaĢçısı 2.400 dirhem alır.
    SALDIRILARIN DEVAMI
    Ġslâm’da ilk asimilasyon 685 yılında Abdülmelik’le baĢlar. Abdülmelik bu eylem için, kan dökücü, zalim Haccac’ı kendisine yardımcı seçer. Önce civar halkın dilleri ArapçalaĢtırılır. (Bizde de bu hareket Osmanlı ile baĢlamıĢtı. “Osmanlıca” denen suni dilin üçte biri Arapça kelimelerden oluĢuyordu.) Haraç karĢılığı önceden bazı hakları kabul edilmiĢ olan gayri Müslimlerin bütün hakları geri alınır. Bu arada Abdülmelik, Haccac’ı Irak genel valiliğine atar. Haccac ise, Übeydullah Ġbni Ebi Bekri’yi Sicistan’a, Muhalleb Ġbni Ebi Sufra’yı da Horasan’a vali yapar. O tarihte Sicistan’da Türk hükümdarı, Rutbil’dir ve Araplara “vergi” adı altında haraç vermektedir. Haccac bununla yetinmez ve Übeydullah’ı, Rutbil’in üzerine göndererek ondan tam olarak teslim olmasını ister. Rutbil önce bunu kabul etmek istemez. Bunun üzerine Übeydullah, Rutbil’in üzerine yürür. Rutbil eski bir harp oyununu uygulayarak, Übeydullah’ı ordusuyla birlikte kuĢatma altına alır. Übeydullah, Rutbil’den kurtulmak için 700.000 dirhem teklif ederse de, parayla satın alınamayan Rutbil, bunu reddeder ve Arap ordusunu büyük bir bozguna uğratır. Buna çok öfkelenen Haccac, 40.000 kiĢilik büyük bir ordu toplayarak, Abdurrahman bin Esas komutasında Rutbil’in üzerine gönderir. Fakat cesur ve zeki Rutbil’i yenemeyeceğini anlayan Esas, onunla anlaĢır. Bu olay karĢısında çılgına dönen Haccac, Esas’ı yakalatmak üzere bir birlik gönderirse de, Esas’ın ordusu bu birliği yenilgiye uğratır ve geri kalanları da Basra’ya kadar sürer; ancak Esas’ın ordusu dağılır, Esas da Rutbil’e sığınır. Bunun üzerine Haccac, Esas’ı kendisine vermesi için Rutbil’i tehdit eder. Vermediği takdirde çok büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceğini ve bütün Türk Ģehirlerini harap edeceğini, verirse de kendisinden 7 sene hiç vergi almayacağını, söyler. Türk uruğunun tekrar savaĢa girmesini istemeyen Rutbil, bu teklifi kabul eder, Esas ve yakınlarını Haccac’a teslim eder. Ancak Rutbil, Haccac’a güvenmekle hata yaptığını daha sonra anlayacaktır. Çünkü Esas’ı teslim aldıktan sonra Haccac, derhal yeni bir ordu düzenleyerek 699 yılında Muhalleb bin Ebi Sufyan komutasında Türk Ģehirlerinin üzerine gönderir. Arap orduları, Hocente, Kes, Sogd ve Nefes’i ele geçirse de Türkler direnirler. Bu arada Horasan valiliğine Muhalleb’in oğlu Yezid gelir. Yezid Ġbn Muhalleb de Türk Ģehirlerini talan eder. Yezid’in savaĢçıları, Harzem’den ele geçirdikleri Türkleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satarlar.
    Bu tarihlerde Müslüman Araplar, Ġslâm’ın “cihat” ve “kâfir addedilenlere yaĢam hakkı vermeyen” hükümlerine dayanarak (Yabgu Devleti, Hazar Ġmparatorluğu, Ġkinci Göktürk Kağanlığı, Karluklar, Avar Ġmparatorluğu gibi, Büyük Göktürk Ġmparatorluğu’nun parçaları olan devletlerden ve beyliklerden oluĢan, birlikleri bozulmuĢ) Türklerin yurtlarını devamlı olarak istila edip Ģehirlerini talan ettilerse de, kalıcı bir üstünlük sağlayamamıĢlar, yakıp, yıktıkları yerleri sonunda Türklere geri vermek zorunda kalmıĢlardır.
    4
    Katliamlar …
    705 yılında Abdülmelik öldükten sonra yerine oğlu Velid geçer ve Kuteybe Ġbn Müslim Horasan’a vali olarak atanır. ĠĢte bu tarihten sonra Araplar, Türk yurtlarında kalıcı baĢarılar elde etmeye baĢlar. Türklerin gerçek anlamda kılıç zoru ile MüslümanlaĢtırılmaları, Kuteybe zamanında olmuĢtur.
    Kuteybe vali olduktan hemen sonra güçlü ordular kurmaya baĢlar. Merv’de askerlerini toplayarak, sanki Allah’tan vahiy almıĢ gibi ve Muhammed’in vahyiymiĢ gibi Kuran’a koyduğu Bakara Suresi, 193. ayet “Yalnız Allah dini kalana kadar savaĢın”, Enfal Suresi, 39. ayet “Din tamamen Allah‟ın oluncaya kadar onlarla savaĢın” ayetlerini savaĢçılarına okuyarak, Yahudiler gibi “Allah, kendi dininin aziz olması için size bu toprakları helâl kıldı” der ve Arap ordusunu Türklerin üzerine sürer.
    Önce Baykent kuĢatılır. Türk Beyliklerinden bu sefer yardım gelir ve bu nedenle kuĢatma 2 ay kadar devam eder. Kuteybe, tam bir zafer kazanamasa da, Türkleri haraca bağlayan bir anlaĢma yapmaya zorlar. Böylece Ģehir yıkımdan kurtulur ama Ģehre giren Araplar, anlaĢmaya rağmen Ģehrin bir kısmını yağmalar ve Ģehirden ayrılırlarken arkalarında bir de askeri garnizon bırakırlar. (Hatırlayalım: Muhammed, “savaĢ hiledir” demiĢtir ve kendisi de her türlü hileye baĢvurmuĢtur.) Yapılan hileyi kabullenemeyen ve baĢlarına gelecekleri çok geç anlayan Türkler, ayaklanmaya baĢlar ve kendi aralarında silâhlanarak zayıf bir karĢı savaĢçı birliği kurarlar ve Baykent’te karıĢıklıklar baĢ gösterir. Bunun üzerine Kuteybe tekrar Baykent’e gelerek, ne kadar silâhlanan Türk varsa, hepsini kılıçtan geçirtir. Kadınları ve çocukları esir alır ve Ģehri baĢtan aĢağı yağmalatır. Tabirî’nin anlatımına göre; Araplar Horasan’ı iĢgal ettiklerinde dahi bu kadar ganimet toplamamıĢlardır. Yağmalama bittikten sonra, daha önce Merv’de toplanmıĢ Arap aileleri, Baykent’e yerleĢtirilir. Valilikten vergi tahsildarlığına kadar bütün denetim organları Araplardan oluĢturulur. Türklerin Budist ve ZerdüĢt inançlarını simgeleyen bütün heykeller toplatılır, taĢ olanlar kırılır, altın olanlar eritilip ganimet olarak alınır. Bunlar, Ġslâm propagandistlerine göre, Enfal Suresinde yazıldığı gibi, Araplara Allah’ın verdiği ganimetlerdir. Daha sonra esir edilen çocuklar babalarına, kadınlar kocalarına satılır. Bundan sonra sıra, Buhara’nın iĢgal edilip, halkının MüslümanlaĢtırılmasına gelmiĢtir.
    BUHARA‟NIN TEKRAR KUġATILMASI ve BÜYÜK TÜRK KATLĠAMI
    Baykent’i hallettikten sonra Kuteybe, Merv’de Buhara’yı ele geçirmek, yağmalamak ve MüslümanlaĢtırmak için hazırlıklar yapar. Bu arada Vardana ve Buhara Beylikleri arasında çatıĢmalar vardır. Müslüman Araplara karĢı mücadele etmek için bu çatıĢmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat Türklerin baĢına geçer. Kuteybe önce Numiskent ve Ramitan’a saldırır; buraları kolayca istila eder. Demirkapı önlerinde Vardan’la savaĢır ve Vardan savaĢı kaybeder; Buhara’ya doğru çekilir. SavaĢtan yorgun düĢen Kuteybe de Merv’e geri döner. Haccac bunu baĢarısızlık olarak kabul eder ve Buhara’yı mutlaka alması için Kuteybe’ye emir verir. Türkler, baĢarı elde edememiĢ Arapların bir daha gelmeyeceklerini düĢünerek, rehavete kapılırlarken, Kuteybe tam bir yıl hazırlık yapar ve Buhara’yı kuĢatır. Birlikten yoksun olsalar da Türkler direnir ve Kuteybe baĢarılı olamaz; ordusu dağılmaya baĢlar. Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk baĢı için askerlerine 100 dirhem vaat eder. Allah, din, iman değil ama para hırsı ile gayrete gelen Araplar, Ģehri istilâ ederler. Bütün direnen Türkler kılıçtan geçirilerek, Araplara yakıĢır bir Ģekilde tam bir katliam yapılır. VahĢi Araplar Türk kadınlarına tecavüz ederler, sonra da ya cariye olarak kullanmak, ya da köle pazarında satmak üzere alıkoyarlar. Erkeklerden de binlerce kiĢiyi köle olarak satmak üzere beraberlerinde götürürler. Bundan sonra Buhara’da Araplardan oluĢan yeni bir idari teĢkilat kurulur. Buhara
    5
    kuĢatmasında askeri yardımda bulunmamıĢ, onları güçlü Arap ordusu karĢında yalnız bırakmıĢ diğer Türk Beyliklerinden tepkiler gelmeye baĢlayınca, Türklerden zaten korkan, dolayısıyla her türlü hileye baĢvuran Araplar, Buhara Melikesi Hatun’un oğlu Tuğ Sad’ı kukla hükümdar yaparlar. Tuğ Sad da tarihe “hain bir iĢbirlikçi” olarak geçer. Daha sonra Müslüman olarak oğluna da “Kuteybe” adını vererek, efendisine bağlılığını kanıtlar.
    Arap kolonileri kurmayı planlayan Kuteybe, öncelikle Türk halkını MüslümanlaĢtırmaya baĢlar. Buhara halkı Müslüman olmuĢ gibi görünse de, bu dini kabul etmek istemez. Kuteybe, Türklerin evlerinde Ġslâmî kuralları yerine getirmediklerini öğrenir ve yeni bir yöntem geliĢtirir. Bu yönteme göre Türkler, evlerini Araplarla paylaĢmak zorunda bırakılır ve bu Ģekilde bire bir kontrol altına alınırlar. Ġslâmî kurallara uymayanlar ise ağır cezalara uğratılırlar. Bu zorlamaların karĢısında, halktan bazı direniĢçiler çıkar; gizlice silâhlanırlar. Bu durum karĢısında Araplar camiye bile silâhsız gidemez olur. Kuteybe baskıları arttırır; kendi aralarında örgütlenen Türkleri yakalatıp, öldürtür. Bu arada yeni vergiler getirir. Buhara halkı halifeye senede 200.000 dirhem, Horasan valisine de 100.000 dirhem vergi ödemeye mecbur bırakılır. Bunların dıĢında Arap askerlerinin atlarına yem temin etmeye, oraya getirilen Arap ailelerine odun temin etmeye ve ellerinden alınıp onlara tahsis edilmiĢ arazilerde çalıĢmaya mecbur bırakılırlar. Kadınlar, kızlar Araplara cariye yapılırlar. Buhara Türkleri bu yıllarda, dünyadaki çok az milletin yaĢadığı vahĢeti ve ıstırabı yaĢamıĢtır. “Allah dini” dedikleri Ġslâm, savaĢta gasp edilen Türk kızlarını ganimet olarak görür ve Araplara cariye olmalarını helâl kılar. (Bkz. Ahzap Suresi, 50. ayet.) Bir müddet sonra Kuteybe, Türkler arasında bir türlü rağbet görmeyen Ġslâmiyet’e onları alıĢtırmak için, namaza gelenlere 2 dirhem vaat eder. FakirleĢtirilmiĢ olan halk arasında bu uygulama, nispeten baĢarılı olur. Fakir halktan para için camiye gidenler çıkar. ĠĢte “Tek din, Ġslâm oluncaya kadar savaĢın” diyen ayet, Arapları Türklerin sırtından geçimlerini sağlayacak faĢist ve hileli ortamı, böyle yaratmıĢtır. “Ġslâm‟da Ģiddet yoktur” diyenler tarihe bir baksınlar da, görebilirlerse bunları görsünler ve ne dediklerini bir düĢünsünler.

    Yanıtla
  41. ismailbaytar

    bu yazıyı ysazan baya saçmalamış hadi diyelim yecüc ve mecüc iyiliği temsil ediyor ozaman neden zülkarney aleyhiselam tarafından sed ile engellendi
    ordaki kavim Ayete göre konuşuyorum bunlar yani yecüc ve mecüc burda fesat çıkarıyor diyor
    sonra kıyamete yakın zamanda çıktıklarında İsa aleyhiselam ın duasoyla cezalandırılacaklar
    burda yorum yazan bir arkadaşın dediğigibi
    şuan ki incil ve tevrata inanmıyorum hepsi uydurma nereden ekleme yapıldığı nekadar yapıldığı bilinmez bunu senin gibilerde hele hiçanlamaz

    Yanıtla
  42. Serdar Demir

    Ahmet Hüseyin Abi ben de Antalya yaşıyorum.Bir gün seninle rakı-balık yapalım.
    Abi sen anlat ben dinleyeyim.Senin güzel bir kafa yapın mevcut.
    Abi bir de ben geçen gün yaklaşık 10 tane uçan fil gördüm.Bunların Yecüc Mecüc’le ilgisi olabilir mi?Bu konuyu da bir konuşalım Abi.
    Bir de benim 3 tane cinim var Abi.İsimleri Alnitak,Alnilam ve Mintaka.Rakı içerken yanımda kimse yoksa, benimle onlar muhabbet ediyor.Her 3 cinimiz de senden iyi olmasın sağlam muhabbetleri mevcut.En kısa zamanda görüşelim abi.
    Saygılar Abi.

    Yanıtla
  43. Ahmet Enis Büyükaksoy

    Araştırmanızı okudum. Fakat oradan bir ayet almışsınız oraya yapıştırmışsınız, ona bir yorum getirip başka bir yere değinmişsiniz maceracısınız fakat siz bir araştırmacı değilsiniz kusura bakmayın…

    Yanıtla
  44. Uğur Sürmeli

    Çok cahilce bir makale.
    Ben, müslüman bir Türk olarak Kur’an-ı Kerim’i ve Türk kaynaklarını referans alırım.
    Zülkarneyn diye Kur’anda bahsi geçen şahıs Bilge Kağan’dır!
    Bilge Kağan anıtını okursanız Kur’andaki sıra ve kelimelerle Zülkarneyn’nin hatırasının aynı olduğunu görürsünüz! Ayrıca Zülkarneyn’e 3000 süvari yollayan, yurtlarına geldiklerinde de “Yecüc-Mecüc şurada bozgun çıkarıyor, onlarla aramızı ayır!” diyenler de Türklerdir! “Dediler: “Ey Zülkarneyn! Ye’cûc ve Me’cûc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir set yapman şartıyla sana vergi verelim mi?” Kehf – 94 ayette Zülkarneyn’den yardım isteyen, önden de ordusuna destek olmak için 3000 süvari yollayanlar Türklerdir!!!

    Yanıtla
  45. Ahmet BELLİ

    Arkadaşım çektiğin bonzai’nin dozunu yarıya düşür. Bu ne saçmalık.
    İnsan ırkı olduğuna dair hiçbir alamet yok nerenden uyduruyorsun bunları. Birde HAKK kitap tek. insan eliyle yazılan veya tahrip edilen kitapları referans göstermişsin. Sonuna kadar saçmalık…

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>