Gordion Düğümü

GordionGordion ‘daki (Yassıhöyük,  Polatlı çevresi) düğümü çözen kişinin Asya’nın Büyük Kralı olacağı inancı kutsallık kazanmıştı.

İskender Gordion ‘a gelince arabayı , boyunduruğu ve kayışı (bunlar Gordion düğümü oluşturan öğeler)  görme arzusuna düştü. Bunun nedeni  kayışı boyunduruğundan çözen kişinin Asya’nın hakimi olacağı inancının çok konuşuluyor olmasındandır.Kızılcık ağacının kabuğundan yapılan kayışın uçları içe kıvrılarak bağlandığı için görünmüyordu. İskender kayışı çözmenin hiçbir yolunu bulamadı ve başarısız olduğu taktirde seyredenlerin üzerinde olumsuz bir etki bırakacağından korktu.Bazılarının dediğine göre , kılıcını çeker düğümü kesti. Ancak onunla orada bulunanlardan birisi İskender’in araba okunun çivisini çekip  çıkardığını söylüyor…    Anlatılanlar ne kadar doğru olursa olsun İskender ve adamları mücizeyi gerçekleştirmiş gibi dışarı çıktılar. Bu olaydan sonra İskender’in yazgısı gereği Asya’nın kralı olacağı söylencesi konuşuldu durdu.

Bütün bunlar İskender’in Asya’yı fethemeyi ne kadar istediğinin kanıtı. Çünkü İskender’in Gordion düğümü olayında da görüldüğü gibi Asya’yı fethini bu şekilde kehanetlerle destekleyip bütün askerlerine Asya’yı fethedeceği inancını aşılıyordu. Bu şekilde hem askerlerin isyanlarını engellemiş oluyor hem de savaşa askerlerini moralleri yüksek olarak götürüyordu.

İskender’in atı (Bukefalos)

İskender ‘ in babası Philip Tesalya ‘ dan getirilmiş olan taylar arasında en iyilerini seçiyordu. Fakat taylardan biri sürekli sorun çıkarıyordu. Tayı bir türlü kontrol edemiyorlardı.

Bu arada olanları dikkatle seyreden İskender(Alexander) gözünü taydan ayıramıyordu.  Philip tam tayı almaktan vazgeçmiştiki İskender tayı eğitebileceğini söyledi. Babası Philip oğluna gülerek tepki verdi . Çünkü o daha bir çocuktu ve İskender ‘ in tayı eğitmesi mümkün değildi. Fakat İskender kimsenin fark etmediği bir şeyi görmüştü. Tayın bu kadar sorun çıkarmasının nedeni kendi gölgesinden korkmasıdır. Babası ona izin verince yavaşça taya yaklaşan İskender tayını kafasını güneşe doğru çevirdi. Böylece tayın kendi gölgesini görmesini engelledi. Tay sakinleşti. Oradaki herkes büyük bir şaşkınlık içindeydi.

Babası bu olaydan sonra oğluna şunları söyleyecekti ;

Git kendine başka bir Makedonya bul oğlum . Burası senin için çok küçük .

4 Şehir…

Tarihte yöneticilerine hep isyan etmiş olan şehirlerdir bu şehirler.  Bu şehirleri yöneten kişiler halkın kendisine boyun eğmesi için hep kılıçlara başvurmuştur.

Bu dört şehir  Semerkant, Mekke , Şam ve Palermo isyan yıldızı altında doğmuştur.

Bilinmeyen(x) nasıl girdi hayatımıza ?

Bütün matematik terimlerinde bilinmeyen olarak x kullanılır. Denklemler denildimi hemen aklımıza “x”  gelir . Peki biz neden bilinmeyen için başka bir harf değlde “x”  kullanıyoruz ?

Ömer Hayyam üçüncü dereceden denklemleri ele alan bir kitabında bilinmeyen sayıyı göstermek için Arapçadaki  şey terimini kullanıştır .  Sonraları İspanyolların ilmi eserlerlerine  Xay   olarak geçen bu kelime zamanla kısaltılıp sadece ilk harfine indirgenmiş,  sonra da  ” x ” tüm dünyada bilinmeyen sayının simgesi haline gelmiştir.

İşte bizim meşhur  x ‘in hikayesi .

Hasan Sabbah’ın ALAMUT Kalesini Alışı

Alamut

Tarihin ilk suikast ordsunu hazırlayan Hasan Sabbah bu emeline nasıl ulaşmıştı? Bütün bunları ALAMUT kalesinde hayata geçirmişti. O ölüm makinasını bu kalede oluşturdu. Peki ama Hassan Sabbah bu kaleyi ele geçirmeyi nasıl başardı. 

Hasan Sabbah inanışını yaymak için devamlı gezi halindeydi. Hasan Sabbah ALAMUT(”Kartal meseli” anlamına gelir) civarına gelmişti. Alamut kalesini görünce gezginliğinin burda sona ereceğini ve krallığını burada kuracağını bilmişti. Alamut o zamanlarda da daha çok bir köydü. Aileleriyle birlikte yaşayan birkaç asker, birkaç zanaatkar , üç beş çiftçi ve Nizamülmülk tarafından atanan kale komutanından başka kimse yoktu.

Hasan önce bölgenin çocukları olan birkaç adamını gönderdi; bunlar askerlerin arasına karışıp onlara inançlarını  aşıladılarve kendi yanlarına çektiler. Birkaç ay sonra Hasan Sabbah’a haber gönderip zeminin hazır olduğunu ve gelebileceğini bildirdiler. Hasan her zamanki gibi sufi bir derviş kılığında çıkageldi. Kale komutanı veli Hasan’ı kabul etti. Kendisini nasıl memnun edebileceğini sordu.

-Bana kale lazım, dedi Hasan.

Komutan gülümsedi, bu derviş de nüktedan bir adammış, dedi kendi kendine. Ama konuğu hiç gülümsemiyordu.

-Ben burayı devralmaya geldim, kaledeki askerlerin hepsi benim safıma geçti!

Bu konuşma kabul etmek gerek ki, hem inanılmaz hem de hiç işitilmemiş bir şekilde sonuçlandı. Dönemin vakayinamelerini, özellikle doğubilimciler, bir yanlış anlamaya kurban gitmediklerinden emin olmak için metinleri tekrar tekrar okumak zorunda kaldılar.

Şimdi bu sahneyi gözümüzün önünde canlandıralım.

hasssaannn sabbah11. yüzyılın sonunda , tam olarak 6 Eylül 1090 tarihindeyiz. Haşşaşinlerin dahi piri Hasan Sabbah, 166 yıl boyunca tarihin en karanlık tarikatına ev sahipliği yapacak olan kaleyi ele geçirmek üzere. Ve orada, kale komutanının karşısında bağdaş kurmuş oturuyor; sesini hiç yükseltmeden bir daha tekrar ediyor.

-Alamut’u teslim almaya geldim.

-Bu kale bana Sultan adına verildi, diye cevapaladı komutan. Burayı almak içn para ödedim ben!

-Kaç para?

-Üç bin altın dinar!

Hasan Sabbah bir kağıt alıp yazıyor üstüne : “Alamut kalesinin bedeli olarak Alevi Mehdi’ye (komutanın adı) üç bin altın dinar ödeyin. Allah bize kafi O en iyi koruyucudur.”

Komutan Damdan şehrine varır varmaz altınlarını hiç beklemeden tahsil etti.

Selçuklu Devleti karışıklık içinde olduğundan bu olayı fazla önemsemedi. Ama ileride Hasan Sabbah  Selçukluların yıkılmasında önemli bir pay sahibi olacaktı.

Hasan Sabbah Alamut’ta daha sonraları sultanları korkularından saraylarındaki  odalarından  çıkmaya bile cesaret edemeyecekleri bir ölüm makinesi meydana getirecekti.

Üç Arkadaş

 11. ve 12. yüzyıllarında tarihte en ilginç olaylar yaşanmıştır. Bu olayların başrollerinde olan üç arkadaş Hasan Sabbah, Nİzamülmülk ve Ömer Hayyam çok ilginç bir şekilde tasvir ediliyor.

Hasan Sabbah, Nizamülmülk, Ömer Hayyam üçlüsünün çok ilginç benzetmelerle anlatan Semerkant Yazması‘ndan alınmış bir mesel:

” Üç arkadaş İran’ın yüksek yaylalarında gezintiye çıkmış. Karşılarına bir pars çıkmış, dünyanın en yırtıcı yaratığıymış.

Pars üç adamı uzun uzun süzmüş, sonra üzerlerine doğru koşmaya başlamış.

Birincisi, en yaşlı, en zengin, en güçlüleriymiş. Haykırmış `Ben buraların hakimiyim, bana ait olan bu toprakları bir hayvanın mahvetmesine asla izin vermem.` Yanındaki iki av köpeğini parsın üzerine salmış. Köpekler parsı ısırmaya başlamışlar gerçi, ama bu yaptıkları yırtıcı hayvanı iyice azdırmış, köpekleri öldürdükten sonra efendilerinin üzerine atlamış ve karnını deşmiş. Nizamülmülk’ün payına bu düşmüş.

İkincisi şöyle demiş kendi kendine: `Ben bir ilim adamıyım, herkes bana saygı duyup itibar ediyor, niye kaderimi köpeklerle parsın arasındaki kavganın sonucuna bağlayayım?` Dövüşün sonunu beklemeden sırtını dönüp kaçmış. O zamandan beri yırtıcı hayvanın kendi izinde olduğunu düşünüyor ve mağaradan mağaraya, kulübeden kulübeye dolanıp duruyormuş. Ömer Hayyam’ın payına bu düşmüş.

Üçüncüsü bir inanç adamıymış. Ellerini açıp, hakim bakışlarını üzerine dikip, güzel sözler söyleyerek, parsa doğru ilerlemiş.`Bu topraklara hoş geldin` demiş. `Arkadaşlarım benden daha zengindi, onları soydun, benden daha gururluydular, onları alçattın.` Hayvan büyülenmiş, uysallaşmış bir halde dinliyormuş. Adam onun üzerinde egemenliğini kurmuş, onu evcilleştirmeyi başarmış. O zamandan beri hiç bir pars adama yaklaşmaya cesaret edememiş, insanlar da ondan uzak durmuşlar.”

Yazma, anlattığı kıssadan şu hisseyi çıkarır: “Kargaşa devri gelip çatınca kimse onu durduramaz, kimse ondan kaçamaz, ama bazıları onu kullanmayı becerir. Bu dünyanın yırtıcılığını, şiddetini Hasan Sabbah’dan daha iyi evcilleştirebilecek birisi çıkmadı. Alamu’ta çekildiğinde kendine küçücük bir huzur alanı yaratabilmek için dört bir yana korku saçtı.”

Tarihte yer edinmiş bu üç kişiyi gerçekten mükemmel bir şekilde betimlemişler.

Alamut Kalesinin Moğollar Tarafından Yakılıp Yıkılması

Bugün Cengiz Han denildiği zaman aklımıza yok edilen şehirler ve yapılan katliamlar gelir. Milyonlarca öldürülen insanlar, yok edilen dünya mirasları ve yeryüzünden silinen zamanının en güzel şehirleri…

alamut-kalesi-tasviriMoğollar islam alemine bir çok zarar vermiştir. Hatta önüne Memlüklüler çıkmasaydı dünyada islam şehri bırakmayacaklardı. Fakat islam alemini Hasan Sabbah’ın kurmuş olduğu ölüm makinesinden kurtaran yine Moğollardır.

Cengiz Han’ın başını çektği ilk dalga hiç kuşkusuz Doğu’nun başına çöken en yıkıcı afetti. Pekin, Buhara veya Semerkant gibi itibarlı şehirler yeryüzünden kazındı ve milyonlarca insan yok edildi.

Alamut’u silip süpüren dalga ise ikinci dalgaydı.Bu önceki kadar kanlı olmasa da, daha yaygın bir istilaydı. Moğol ordularının bir kaç arayla Bağdat’ı Şam’ı Polonya’da Krakow kentini ve Çin’de Sezuan eyaletini yakıp yıkabildikleri düşünülürse, o çağda yaşayanların nasıl bir dehşete kapıldıkları kolayca anlaşılır.

AlamutttYüz altmış altı yıl   boyunca her türlü istilacıya kafa tutmuş Alamut kalesi de teslim olmayı tercih etti! Cengiz Han’ın torunu olan Hulagu Han bu askeri inşaat mucizesini bizzat gelip gözleriyle gördü; efsaneye göre, orada Hasan Sabbah’ın devrinden bu yana el sürülmeden duran ve hiç bozulmamış erzak depoları buldu.

Hulagu Han askerlerine herşeyi yıkmalarını ve taş üstünde taş bırakmamalarını emretti. Yakılan yerlere Alamut’un kütüphanesi de dahildi. Bu kütüphanede binlerce hiç bir kopyası olmayan sayısız eser kül oldu.

Böylece Hasan Sabbah’ın kurmuş olduğu ölüm imparatorluğu sona erdi.