Ömer Hayyam ve Bilim

Omar_hayyamMaalesef Ömer Hayyam günümüzde yeteri kadar tanınmamaktadır. İnsanların onun ismini duyunca akıllarına şarap gelmesi aslında üzcü bir olaydır. Ömer Hayyam bilim dünyasına bir çok önemli bilgiler kazandırmıştır. Onun için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim adamlarındandır.  

Ömer Hayyam’ın çalışmaları:

-Sultan Celalettin Melikşah tarafından başkent Merv’e çağrılan Ömer Hayyam yeni bir takvim oluşturmak için kurulan bilim adamları heyetinin başına getirildi. O zamanlar halk arasında Ömer Hayyam takvimi bugünse Celali Takvimi olarak bilinen bu takvim her 5000 yılda bir gün hata veriyordu ve güneş yılına göre düzenlenmişti. Günümüzde kullanılan Gregoryen takvimi ise her 3330 yılda bir gün hata vermektedir. Bu da Hayyam’ın bilimsel düzeyinin kendi zamanının ne kadar ötesinde oluşunun açık bir göstergesidir.

-Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk rasathanesini kurmuştur. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi’ni hazırlamıştır. Okullarda pascal üçgeni olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur.

-Bugün matematikte önemli bir yer tutan, on yedinci asır Fransız matematikçisi Pierre Fermatın adına atfen, Fermat Teoreminin özel bir durumu olan x3+y3= z3 denkleminin tam sayılarla çözülemiyeceğini, büyük bir ustalıkla Fermattan beş buçuk asır önce göstermiştir. Bu konudaki çalışmaları kendinden sonra gelen matematikçiler tarafından temel kural olarak kabûl edilmiştir.

-Cebirde ikinci dereceden denklemlerin geometrik ve cebirsel çözümleriyle, üçüncü dereceden denklemlerin geniş bir tasnifini yapmıştır. Bu tasnif, o zamâna kadar yapılmamıştı. Üç kökü pozitif olan bir üçüncü derece denkleminin üç kökünü tâyin etmiştir.

Ömer Hayyam’ın tüm bunların yanında daha bir çok çalışması vardır. Avrupa’da bazı üniversitelerde Ömer Hayyam’ın eserlerinden faydanılmaktadır.

Ömer Hayyam’ı araştırdıkça onun sadece şarap içen bir insan olmadığını anlayacaksınız.

Ömer Hayyam Rubaileri

omer_rubailerAkılla bir söyleşim oldu dün gece:
Dedim: Ey akıl, ey her bilginin anası!
Soracaklarım var, cevap verir misin?
Zordayım, bir yol gösterir misin?
Dedim: Şu yaşamdan bıktım, ne yapsam?
Dedi: Biraz daha yan ve dayan!
Dedim: Anlat bana, nedir şu yaşamak?
Dedi: Bir düş, gör görüntü ve kaybolmak.
Dedim: Ağaya, beye hizmet etmek nedir?
Dedi: Az zevke karşılık çok dert çekmektir.
Dedim: Şu zalimler yok mu, kim bunlar?
Dedi: Kurt, köpek, çakal makal da var.
Dedim: Biraz daha anlat, bunlar neyin nesi?
Dedi: Üç beş sevgisiz, üç beş kötü niyetli.
Dedim: Bu deli gönül ne zaman akıllanacak?
Dedi: Daha var, biraz kulağı burkulacak.
Dedim: Beğendin mi Hayyâm’ın sözlerini?
Dedi: Güzel lâf etmiş, sayıp dökmüş derdini.

Hem aklın mutluluk peşinde senin,
Hem söylerim, söylerim dinlemezsin;
Aldığın her nefesin kadrini bil
Ot değilsin ki kesildikçe bitesin.

Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şarabı, alın aklımızı;

Belki böyle beğenir bizi el âlem!

Nerdesin? sana baş kaldırmışım işte;
Karanlık içindeyim, ışığın nerde?
Cenneti ibadetle kazanacaksam

Senin ne cömertliğin kalır bu işte?

Ömer Hayyam’ın rubailerinin bulunduğu bir kitap. Maalesef Ömer Hayyam’ın olduğu söylenen rubailer gerçekte ona ait değildir. Bununla beraber birçoğu yanlış tercüme edilmiştir. Yazar Rubailerden Ömer Hayyam’a ait olduğunu düşündüğü rubaileri eklemiştir.

SEMERKANT

SemerkantTitanic’te Rubaiyat! Doğu’nun çiçeği Batı’nın Çiçekliğinde! Ey Hayyam! Yaşadığımız şu güzel anı görebilseydim! Amin Maalouf, ‘Afrikalı Leo’dan (YKY,1993) sonra bu kez Doğu’ya, İran’a bakıyor. Ömer Hayyam’ın Rubaiyat’ının çevresinde dönen içiçe iki öykü…1072 yılında, Hayyam’ın Semerkant’ında başlayan ve 1912’de Atlantik’te bit(mey) en bir serüven… Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran’ın tarihinin de okunuşunun öyküsü/tarihi…

Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle;
Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksin,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

Amin Maalouf’un yazdığı bu kitap Selçuklular zamanında yaşayan Ömer Hayyam-Nizamülmülk-Hasan Sabbah üçlüsünü konu alıyor. Eğer bu üçlüyü merak ediyorsanız daha iyi anlatan başka bir kitap bulamazsınız .

KERBELA

kerbelaBüyük Yas, Sonsuz Matem ve Hüseyin

Hüseyin´e son darbeyi Enes oğlu Sinan vurmak istiyordu ama Şemir, önce davranıp Hüseyin´in kinden arınmış göğsüne ayağıyla bastı. Yerde baygın yatan Hüseyin gözlerini açarak “Ey bedbaht! Sen kimsin?” diye sordu. Soruya “Ben, Şemir-i Zi´l Cevşen´im” karşılığı geldi. Hüseyin, “Temiz olmayan yüzünün üstündeki örtüyü kaldır da seni göreyim” deyince o bedbaht, zırhının baş bölümünü açıp çirkin yüzünü gösterdi. Dişlerinin, domuz dişleri gibi pis ağzından dışarı taştığını gören Hüseyin, “Tanrının elçisi doğru söyledi” dedi. Bu, bir belirtiydi. Çünkü Muhammed, rüyasında Hüseyin´in katilini görmüş, öldürüleceği zamanı bildirmişti. “Ey Şemir! Beni sen öldüreceksin. Bu, benim alın yazım. Fakat, bana, ne vakti, günlerden ne gün, aylardan hangi ay olduğunu söyle.” “Muharrem ayı, Cuma günü ve namaz vaktidir.”

ALAMUT´A DÖNÜŞ

alamutdonusAlamut Fedaileri, Tapınak Şövalyeleri Şarkın Sır Dolu Dünyası

O gece bir rüya gördü: Bir kalenin tepesinde duruyor ve aşağıda uzanan çöle bakıyordu. Uzaklarda, bir sinek kadar ufak bir nokta, kendisine doğru yaklaşıyordu. Orlando bunun elbiseleri rüzgârda uçuşan bir süvari olduğunu fark etti. Atın nalları yerdeki kum zerrelerini tıpkı bol sulu bir çeşme gibi göğe fışkırtıyordu. Bu, Adrian´ın ta kendisiydi. Orlando var gücüyle haykırmasına rağmen, diğeri onu duymuyordu. Adrian bir kulaç mesafeden yıldırım hızıyla uzaklaşıp gitti. Adrian´ın yüzü solgundu, hatta, bir ölü kadar beyazdı. “Bekle!” diye bağırdı Orlando. “Dur! Nereye gidiyorsun?” Ve uzaklardan Adrian´ın sesini duydu. Sadece tek bir kelime haykırmıştı: “Alamut…” Orlando ansızın uyandı ve bir daha uyuyamadı. O gizemli kelime kafasının içinde çınlayıp duruyordu: ALAMUT.

Tapınak şovelyeleri ve Alamut kalesini konu alan bir kitap.

BABİL´İN ÜZERİNE GECE ÇÖKÜYOR

Babilin üzerine gece çöküyorMezopotamya, Büyük İskender´in Komutanları ve Babil

Siyah saçlı genç üstünlük duygusuyla güldü. “Persler Babil´i fethettiler ve yeniden yitirdiler. Atalarım, Persler gelmeden yüzyıllar önce Babil´de yaşadı. Ben bir Keldanî´yim. Bizler savaştan anlamayız, ama matematikte çok iyiyizdir. Savaşmak isteyenlerin bize ihtiyaçları vardır. İskender´in fethetmeyi düşündüğü ülkelerin büyüklüklerini, atılan silahların havada çizdikleri yayların mesafesini ve geleceği okuduğumuz yıldızların rotasını hesaplamayı Yunanlardan, Makedonlardan ve Perslerden daha iyi biliriz. Biz olmadan nice olur haliniz?” Ufak tefek, koyu tenli adamın, ondan aşağı kalmak ister gibi bir hali yoktu. “Benim annem bir Arap´tı. Onun babası da kudretli bir reisti. Hayatı boyunca kimseye boyun eğmemişti; ne Keldanîlere, ne de Pers kralına. Özgürlüğün ne olduğunu hiçbiriniz bilemezsiniz; bu kavramın gerçek anlamını sadece biz biliriz.”

İskender’in ölümünü konu alıyor. İskender’in hayatının son zamanlarını anlatan bir kitap.

Büyük İskender (Valerio Massimo Manfredi)

g_iskender2Büyük İskender Makedonya’dan Anadolu’ya. Birinci Kitap

Hırslı, zeki, gözüpek, tanrı kadar güzel bir genç adam ve uçsuz bucaksız bir imparatorluk. Büyük İskender, İ.Ö.356 yılında Makedonya’da bir kralın oğlu olarak doğdu,20 yaşında tahta çıktı, Batı’da Yunan yarımadasından Doğu’da Hindistan’a kadar fethedilmedik ülke bırakmadı, Anadolu’yu kuzeyden güneye, batıday doğuya Pers egemenliğinden kurtarıp kendine bağladı ve bugünün uygar dünyasının ilk temellerini attı. Daha yaşarken bir efsane olmuştu, öldükten sonra da tüm zamanların en etkileyici kralı olarak bilindi. Olağanüstü bir askeri dehaya, tükenmez bir enerjiye ve kararlılığa sahipti. Zaferleriyle besleniyordu. Daha on üç yaşındayken ünlü düşünür Aristo’nun öğrencisi olmuş, sanat ve bilim dünyasını tanımış, Homeros’un destanlarını ezberlemişti. Thebai kentini yerle bir ederken şair Pindaros’un evine dokunmayışı, onun acımasız olduğu kadar sanata ve sanatçıya duyduğu saygıyı gösteren ilginç bir olaydır. Tanrısal gücünü, babasının Tanrı-Zeus olmasından aldığı söylenegelen İskender de kendini tanrı olarak görmekten hoşlanıyordu. Büyük İskender’in birinci cildi olan Makedonya’dan Anadolu’ya tarihe damgasını vuran bu ünlü kralı tüm özellikleriyle tanıtırken eski Yunan’a ve eski Yunan kültürüne de roman dekoru içinde ışık tutuyor, Anadolu’nun eski halklarını tanımak için bir yol açıyor. Antik dünya topografyası uzmanı olan ve dünyanın birçok yerinde kazılara katılan İtalyan yazar Manfredi’nin uzun araştırmalar sonunda hazırladığı üç ciltlik bu dizinin ikinci kitabı Anadolu’nun Kapıları da çok yakında okurlarıyla buluşacak.

Büyük İskender Anadolu'nun Kapıları. İkinci KitapBüyük İskender Anadolu’nun Kapıları. İkinci Kitap

Bûyük İskender, bugün üzerinde yaşadığımız topraklann bir zamanlar hâkimi olan genç Makedonyalı’nın, adını hepimizin bildiği Büyük İskender’in romanı. Valerio Massimo Manfredi, tarihsel gerçeklerle kurguyu ustaca kaynaştırdığı bu romamnda, İÖ. Dördüncü Yüzyılda yaşamış Büyük Iskender’i yalnızca tarihsel bir kahraınan olarak ele almakla yetinmiyor; dehası, tutkuları, zayıflıklan, alışkanlıklan ve aşklanyla onu ve onun dönemini gözler ötıûne seriyor. Üç kitaptan oluşan bu dizinin ilk kitabında hırslı bir genç olarak tamdığımız İskender, Anadolu’nun Kapıları adlı bu ikinci kitapta Asya seferine çıkan genç bir kraldır. Çanakkale Boğaıı ‘nı geçip Anadolu topraklanna ayak basmca, o zamanki adı Gronikos olan Biga Çayı kıyısında Pers’lere karşı ilk çetin savaşını veriyor. Tanrılann `zafer’le taçlandırdığı bir lral olan İskender, ne bu savaşta, ne de bundan sonraki savaşIarıtıda yenilgi yüzü görüyor. Truva’dan geçiyor, Efes’ten, Milet’ ten, Bodrum’dan, Yassıhöyük’ten, Ankara’dan. Bûyûkİskender, Anadolu’dan geçerken, arkasında onlarca efsane bırakıyor. O zamanki adı.Gdion olan Yassıhöyük’te efsanevi düğümü bir kılıç vuruşuyla çözünce önünde fetih yollan açılıyor. Ne onu taparcasına seven Leptine’nin aşkı, ne de annesinin kaygılan İskender’i yolundan alıkoyabiliyor. İssus’ta yendiği ünlü Pers Kralı Darius’un.kansı Barsine ise İskender’in aşkını geri çeviriyor. Anadolu’nun Kapıları, İskender’in Anadolu’dan çıkıp Mısır’a ulaşması ve orada Firavun ilân edilmesine kadar olan dönemi ele alıyor.

Büyük İskender Dünyanın Hakimi. Üçüncü KitapBüyük İskender Dünyanın Hakimi. Üçüncü Kitap

Büyük İskender, yaşadığımız toprakların bir zamanlar hakimi olan genç bir Makedonyalının, Büyük İskender’in romanı. Antik dünya topografyası uzmanı olan yazar Valerio Massimo Manfredi, tarihsel gerçeklerle kurmacayı ustalıkla kaynaştırdığı romanında, İ. Ö.dördüncü yüzyılda yaşamış olan Büyük İskender’i yalnızca tarihsel bir kahraman olarak değil, dehası, hırsı, aşkları, güçlü ve güçsüz yanlarıyla ‘insan İskender’ olarak da yansıtıyor. Dizinin ilk kitabı Makedonya ‘dan Anadolu’ya ile hırslı, ateşli bir genç olarak tanıdığımız İskender ikinci kitap Anadolu’nun Kapıları’nda Asya seferine başlayarak Anadolu’yu fethediyor, Mısıra kadar uzanıyordu. Dizinin üçüncü ve son kitabında ise genç komutan, artık Dünyanın Hakimi’dir. Kralların kralı, gene yenilgi yüzü görmeden ülkeler fethediyor, krallara boyun eğdiriyor; Mısır’dan başlayan yolculuğu, Fenike kıyılarından, görkemli Babil ve Persepolis’ten, Pasargad’dan geçerek Hindistan’da son buluyor. Kentler yağmalanıyor, insanlar acılara boğuluyor, genç kralın düşleri, yıkımlarla, felaketlerle iç içe yürüyor İskender, fethettiği toprakları elinde tutabilmek için, yerel geleneklerle Makedon geleneklerini kaynaştırmaya çalışarak Doğu ile Batı’yı kucaklayan dev bir imparatorluğun efendisi oluyor. Bunca yükselmenin bir bedeli olacak ve İskender, o güne kadar hiç kimseyi sevmediği kadar sevdiği kadınını yitirecektir. Ne var ki en değer verdiği kişilerin ihanetinden kuşkulanınca, gözünü kırpmadan idam hükmü veren İskender, bu aşkı da çok geçmeden unutacak, başka aşkların peşinde koşacaktır Yüz yıla sığabilecek onca zaferi sekiz yıla sığdıran İskender, ülkesine dönme hazırlıkları yaparken, beklenmedik bir sonla yüz yüze gelecektir.

Harika bir kitap serisi, anlatım mükemmel. Okuduğum en mükemmel kitaplardan biri.


Dünyanın Sonuna Yolculuk BÜYÜK İSKENDER

Büyük iskender -Yazar:Harold lambAkıl, Hırs, Antik Çağ Dünyasının Fethi ve Büyük iskender

İskender´in yanında Herodotos´un renkli anlatısı, Ksenefon´un Anabasis´i, Hekataios´un dünya krokisi bulunmaktaydı. Babil´e giden geniş Kral Yolu´nun üzerinde buldu kendini. Dağınık halde yürüyen ordu nehri geçmek için bir araya geldiğinde, her yıl organize edilen katılımlar nedeniyle ordunun sayısal olarak nasıl kabarmış olduğunu ve az sayıdaki kadınla birlikte, daha çok mühendislerin yaptıkları makineleri taşıyan arabaların nasıl çoğalmış olduğunu da gördü. Orduya katılan bazı yeni birimler de vardı… Sidon´dan çevirmenler, gemi ustaları ve teknisyenlerle, Memfis´ten matematikçiler. Bir olasılıkla toplam olarak otuz beş bin kişi Fırat ile Dicle nehirleri arasındaki ovada keşif kollarını izliyordu.

Büyük İskender’in hayatını çok detaylı olamasa da öğrenebileceğiniz bir kitap.

Eğer Büyük İskender’in hayatını çok detaylı bir şekilde öğrenmek istiyorsanız Valerio Massimo Manfredi‘nin yazmış olduğu 3 ciltlik kitabı okuyabilirsiniz.

ODYSSEİA

odysseiaBatı Kültürünün Kaynağı Odysseia Destanı´nın Romanı

Ben Laertes´in oğlu Odysseus´um. Yurdum İthaka´dır. Benim yurdum kayalıktır; fakat yaşamak için iyi bir yerdir ve dünyada hiçbir yeri ona yeğ tutmam. Beni geniş mağarasında koca olarak tutmak isteyen tanrısal güzellikteki Kalypso´yu bile vatanım uğruna terk ettim. İnsana kendi yurdundan ve ana babasının yanından daha sıcak hiçbir yer olamaz. Yabancı bir ülkenin en zengin konağında yaşasa bile, insan gene uzaklardaki baba evini özler durur…

Truva savaşından dönen Odysseus’in başından geçen olayları anlatan bir kitap.

ALAMUT

Fedailerin Kalesi AlamutHasan Sabbah´ın Alamut Kalesi, Cennet Bahçeleri ve Fedailerin Tarihi

Hıristiyanların zaman ölçüsü birimiyle 1092 yılının ilk baharında hatırı sayılır büyüklükte bir kervan, Semerkant´tan başlayarak Buhara üzerinden Horasan´ın kuzeyindeki Elbruz platosuna dek uzanan, bir zamanlar muzaffer orduların kullandığı eski yolun üzerinde ağır ağır ilerliyordu. Karların erimeye başlamasıyla birlikte Buhara´dan ayrılan kervan haftalardır yollardaydı.

“Avni oğlum, Tahir´in torunu!” demişti ona.
“Doğruca Demavend Dağı´na giden yolu tut.
Rey´e ulaşınca Şahrud Irmağı´na giden yolu sor. Irmağın kaynağı sarp bir vadide bulunmaktadır; oraya çık. Büyükbir kale göreceksin: Bu yerin ismi Alamut Kalesi´dir yani ´kartal yuvası.´ …”

Kitabın konusu n1034 – 1124 yılları arasında yaşamış olan ,kendini insanlara peygamber diye tanıtan Hasan Sabbah’ın neler çevirdiğini anlatıyor kitap.Hasan Sabbah kendini kurmuş olduğu cemaate adayan bir insan.Ve bu amaç uğrunda Alamut Kalesinde kendi askerlerini yetiştiren biri.

Yetiştirdiği askerlerin daha önce dünyevi faliyetlerden uzak durmasına özen gösteriyor.Kalenin içindeki komutanlara askerleri en donanımlı şekilde yetiştirmelerini söylüyor.Askerler Hasan Sabbah’ı eğitimlerinin sonuna kadar hiç görmüyor…

Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. İnanılmaz şeyler anlatılıyor.