Silinen Bilincimiz

Merhaba. Geçtiğimiz haftalarda bir dizide Amerikalı bir ajan şöyle bir cümle sarfetmişti. “Ben bunun milletinin hafızasını sildim,bununkini mi silemeyeceğim” . Sonradan düşündümde gerçektende doğru söyledi adam. Bu yazıda silinen bilincimize çok ufakta olsa değinelim.

Bir milletin yarınlarının teminatı olan körpe beyinlere yapılacak en büyük kötülük, onların ulusal kahramanları ile bağını koparmak olsa gerek. Dimağları gayrı milli değerlerle beslenen, kendi değerleri unutturulan bir kuşaktan o ulus, yarınları için nasıl emin olabilir?

Bu tespit, Türkiye’nin son 25 yılını resmeder. İdealden yoksun, kendi kahramanlarına ve efsanelerine yabancı, her türlü milli değerlerine “tu kaka” diyen bir nesil yetiştirme çabasında birileri. Kürşadlar’ı, Kül Tiginler’i, Tonyukuklar’ı, yaptıkları filmlerle, dizilerle değnekçi, ayakçı, mafya tipi olarak günümüz gençliğine empoze eden toplum mühendisleri Zagor, He-men, Rambo, Che-Guavera gibi Türk’e yabancı, Türk kültürü ile hiç ilgisi olmayan sahte kahramanları bir idol yapma derdinde. Aşağıda vereceğim satırları kaç tane çocuğumuz biliyor acaba?

“Yedinci asrın ilk yarısından Gök Türk Kağan sülalesi arasındaki şahsi ihtiras ve entrikalar yüzünden devlet parçalanmak tehlikesine karşı kalmış ve nihayet ise Çin’in fesadı da karışarak Gök Türk ülkesinin doğu kısımları 630’da Çin’in eline geçmişti. Bu arada Kieli Han da Çinliler için bulunmaz bir nimet olduğundan Kieli Han ile onun emrindekiler ve bütün Türk’leri Çin’e getirdiler. Amaç bu soylu milleti parça parça dağıtarak onlara milliyetlerini unutturmak, Çinlileşirmekti. Kieli Han tutsaklığı gururuna yediremedi ve üzüntüsünden öldü. Bunun üzerine Türkler’den birkaçı da üzüntülerinin şiddetinden intihar ettiler. Çinliler’in Türk ırkını kökünden kurutmak üzere aldıkları tedbirleri gören Gök Türk hükümdar sülalesinden Kürşad, Türk devletini yeniden diriltmek için 639’da gizli bir ihtilal cemiyeti kurdu ve 40 Türk bu cemiyete girdi.

Türk devletini yeniden kurmak için Çin İmparator’unu öldürmeyi ve Çin sarayında tutsak bulunan Türk prenslerinden Holuku‘yu Türkeli’ne kağan ilan etmeyi kararlaştırdılar. Geceleri şehri gezmeyi adet edinen Çin İmparator’unu sokakta öldüreceklerdi. Fakat ihilalin yapılacağı gece hava bozulduğundan imparator Tay-sgun sarayından dışarı çıkmadı. Kürşad, ihtilal gecikirse işin farkında varılacağından çekinerek geceleyin imparatorun muhafızlarına saldırdı.

Gayet kahramanca ve çok sert bir çarpışma oldu. Türkler sayıca az olduklarından çekilmek zorunda kaldılar. İmparatorun ahırına hücum ederek en iyi atlara binip kaçtılar. Kürşad bir ırmağı (Vey Irmağı) geçerken yakalandı ve öldürüldü. Bu işle hiçbir ilgisi olmayan prens Holuku, Çin’in güney vilayetlerine sürüldü. Fakat imparatorluğun merkezindeki bu ihtilal girişimi Çinliler’i o kadar korkuttu ki, Türkler’i Çinlileşirmekten vazgeçerek, onları Sarı Irmak’ın kuzeyine nakledip, yalnız isim alarak kendilerine tabi olmaları ile yetinmek zorunda kaldılar. Bu şekilde 681’deki Türk ihtilalinin (Kutluk ihtilali) tohumu atılmış oldu.”

Evet Türk tarihinin her sayfası kahramanlar, efsane adamlar, cihangirlerle doludur. Türklüğün babası Tanrıkut Mete, masal kahramanlarını gölgede bırakan Alp Er Tunga, İran istilasına set çeken kahraman Türk anası Tomris Hatun, Anadolu coğrafyasına 3000 atlı ile akınlar düzenleyip Orta Doğu’ya uzanan Çağrı Bey, Anadolu’yu Türk yurdu yapan Alp Arslan, insanlığın hafızasında ölümsüzlüğe eren Attila, tanklara atı, uçaklara makinalısı ile saldıran Anayurt aslanı Osman Batur, Birinci Cihan Harbi’nde İngiliz alayına tek başına karşı koyan topal bir Türk çerisi, Kurtuluş Savaşı’nda hedeflediği tepeyi zamanında alamayan ve hiç düşünmeden beynine kurşunu sıkan bir Türk albayı, Çanakkale Savaşı’nda İngilizler’e unutamayacakları bir tokat buran Havranlı Seyit Onbaşı

Şeref levhaları ile süslü şanlı tarihimizi kaç çocuğumuza anlatabildik sahi? Orhan Şaik GÖKYAY, “En yüksek eserler kılıçla ve düşman kanıyla yazılmı olanlardır,” der. 20. yüzyıl Türk tarihi de kahramanlar resmi geçididir. Emrindeki derme çatma birliklerle gözümü kırpmadan İngiliz ordusuna saldıran, üstün tekniklerle donatılmış düşmana karşı başarılı olamayınca kendini -hem de sedyede- öldüren Süleyman Askeri Bey, Irak cephesinde savaşırken tifüsten ölen İttihat Terakki’nin ünlü hatibi Ömer Naci; 30.000 İngiliz’i esir alan Kutü’l – Amare kahramanı Halil Paşa, Lawrence’in “Uçan Kuşçubaşı”; Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucusu, ideal adamı, “Hürriyet Kahramanı” Enver Paşa; Makedonya’da Sırp ve Bulgar komitacıların korkulu rüyası, milli mücadelede Mustafa Kemal’in en büyük destekçisi ve İstanbul Hükümeti’nce kahpece şehit edilen, Nutuk’a konu olan Yahya Kaptan; Karadeniz’i Pontus krallığına çevirmek, helenizmi canlandırmak hayaliyle yanan Rum çetecilerin kökünü kazıyan Topal Osman,Teşkilat-ı Mahsusanın kahramanı Yakup Cemil ve büyük dehasıyla ismini dünya tarihine yazdıran,bir imparatorluğun küllerinden yeni bir ulus devlet yaratan Ulu Önder Mustafa Kemal…

Gençlerimiz tüm bu yiğitlerimizden bir haber malesef. Bugün Atatürkçü kimliği altında; komunizm davası güden, devrimci kimliği ile PKK’lı Ahmet Kaya fanatikliği yapan, Türkçü’yüm diye şeriatçılık yapan bir çok gence rastlamak mümkün. Şahsen hepsini kınıyor ve hepsinin sonunun geleceğini buradan bildiriyorum.

Türk genci bir takım şahsiyetlerin kurduğu sistemlerden,düşüncelerden kurtulup kendi yüce kültürüne ve milli değerlerine dönmelidir.Kurtuluş burada başlamaktadır! Yakınılan tüm dertlerin dermanı budur! Ulu Önder Mustafa Kemal’in tüm hayatını Türk ulusuna adaması, mümkün olabildiğince Türk ulusunu göklere çıkartması ve aşağıdaki şu sözleri bize bir işaret niteliğindedir.

“Dünya üzerinde Türk’ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.”

“Hayattaki yegane üstünlüğüm Türk doğmaktır.”

“Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz.”

Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama,Türklüğüme bağlayınız.”

“Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız.Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.”

“Türk milletinin karakteri yüksektir.Türk milleti çalışkandır.Türk milleti zekidir.”

“Yüksel Türk.Senin için yüksekliğin hududu yoktur.”

“Türk, Türk olduğu için asildir.Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın bilincinde buluruz.”

“Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır.”

Mustafa Kemal Atatürk

Sevgilerimle.

Kür Şad ve Kırk Adamı

Kür Şad, yedinci yüz yılda Doğu Göktürk Devleti’nin Kağan’ı (imparator) olan ve Çinli eşi tarafından öldürülen Culuk Kağan’ın oğludur. Kür Şad hakkındaki asıl önemli olan ve onu kahraman eden olay ise Çin sarayına kırk adamıyla baskın düzenlemesiydi. Asıl adı Su Tigin’dir ve Kür ise ok anlamına gelmektedir. Bu isim günümüzde Kürşat diye bilinir.

Kür Şad’in babası Culuk Hakan, 619-621 yılları arası Göktürklere Kağan olmuştur. Babası zehirlenerek öldürülen Kür Şad, üvey annesi olan Çinli eşinden şüpheleniyordu ve Türk geleneklerine göre amcası üvey annesiyle evlenince bu aile içinde sıkıntılara yol açtı. Kağanlık saltanatı 630 yıllarında yıkılmıştir ve sahip olunan topraklar Çin yönetimine geçmiştir. Kağanlarları kontrol etmek için Çin İmparatorluğu onları Sangan’a yani şimdiki adıyla Sian’a göndermiştir.

Çinliler, Kür Şad’dan cok korkuyolardı çünkü o etkileyici, usta bir silahşördü, insanlar ondan gözünü alamıyordu. Çin İmparatoru bu durumdan korktuğu ve Kür Şad’ın sarayda veya Çin topraklarında kalmasını çok sakıncalı bulduğunu ve bunu Göktürk’lülere bildirdiği bazı kaynaklarda belirtilmektedir.

Kür Şad’ı ilk kez halk kahramanı yapacak olay 639’un Ağustos ayında gerçekleşti. Kür Şad bir grup arkadaslarıyla (bazı tarihçiler tarfından kırk kişi olduğu söylenir) Kral’ı kaçırmaya çalıştı. Çin İmparator’u bazı geceler yanında iki üç kişi alarak sokalarda dolaşırimış. Bunu bilen Kür Şad Kral’ı yakalayıp o donem Kral’ın elinde olan Türk tutsaklarını serbest bıraktırmayı planlamıştır. Eğer bu olay başarı ile sonuçlansaydı Türk Kağanlığı yeniden kurulacaktı ve başına Kür Şad’ın tutuklu yeğeni Urku Tilgin getirilecekti fakat bu gerçekleşmedi.

Planın gerçekleşememe sebebi ise sabah çıkan büyük fırtınaydı. Kür Şad’ın saldırmayı planladığı günün sabahı büyük bir fırtına vardı bu yüzden imparator dışarı cıkmadı. Ama Kür Şad o gün saldırıyı gerçekleştirmek istiyordu ve saraya saldırdı. Saldırı uzun sürdü ve Kür Şad’ın yanındaki arkadaşlarının çoğu hayatını kaybetmişti ve bu sebeble Kür Şad çekilmek zorunda kaldı. Kür Şad şehir dışında da mücadelesini bırakmadı ve söylene göre köprü başında hayatını kaybetti. Fakat bazı kaynaklar onun saray yakınlarında savaşırken öldüğünü söyler, hatta saygı çerçevesinde cesetlerin geri iade edildiği söylenir.

Çinli kaynaklar, saldırının ancak sonradan yardıma gelen askerlerle durdurulabildiğini söyler. Çin sarayları genelikle çok sayıda muhafız tarafindan korunmaktadır ve buna bir de sonradan gelen askerler eklenince olayın ne çaplı büyük olduğu göz önündedir.

Bu saldırı Çin tarihinde yabancılar tarafından gerçekleştirilen ilk saldırıdır. Bu olaydan sonra gözü korkan ve sarsılan Çin İmparator’u Taizong Göktürkleri serbest bırakmış ve onların eski topraklarına gitmesine izin vermiştir. Tabi bu olay dilden dile dolaşmış ve Kür Şad kahraman ilan edilmiştir. Bu olay Türkler arasında büyük etki yapmıştır.

Kür Şad için yazılan bazı şiirler

Ötüken de arslanlar var
Kürşat onlardan biridir
Çok yiğitler vardır ama
Kürşat erlerin eridir

Kürşatı doğuran ana
Ne emzirmiş acap ona?
Erlik ululuktan yana
Acun Kürşattan geridir

Acunda var nice çeri
Kimi üstün kimi geri
Kürşat adlı göktürk eri
Doğuştan çeridir.

(Mengüç Atsıza Yoldaş)

Kılıcı yıldırım çeler
Attığı ok demir deler
Oğlum gelse Kürşat güler
On sekiz yıldan beridir.
Yiğitlikte en ileri
Kalacak on bin yıl diri
Göktürklerin gönülleri
Şimdi Kürşatın yeridir.

(Hüseyin Nihal Atsız)

Battal Gazi

Battal Gazi veya Seyyid Battal Gazi, 8. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen ve hakkında çeşitli inanışlar bırakmış bir liderdir. Farklı kaynaklarda etnik kökeni, Arap olarak belirtilmiştir. Battal Gazi, Malatya’da doğmuştur. Doğduğu ve yaşadığı evin yeri halen mevcuttur. Yıkıntı halinde korunmaktadır. Uzun yıllar halka yemek dağıtılan hayrat yeri olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi‘nin seyehatnamesinde bahsedilmektedir.

Battal Gazi hakkında bugüne ulaşabilmiş kaynaklar sadece mesnevi tarzı yazılmış, birbirini hem destekleyen hem de çelişen olgular içeren destanlar ve halkın hafızasında kalmış olan bilgilerdir.

Battal Gazi Destanı‘nda ve halk hikâyelerinde, Emeviler zamanında Arap ordusuyla birlikte İstanbul’u kuşattığı anlatılmaktadır. Kuşatma hem denizden hem karadan yapılmış, fakat başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Destanda Battal’ın düşmanı, Arap komutanına oyun oynayıp kuşatma başladığında İstanbul’a geçerek imparatorluğunu ilan eden İmparator Leon‘dur. Arap tarihinde II. İstanbul kuşatmasının tarihi 717-718 olarak belirtilmektedir. Bizans tarihindeki veriler de bu tarihi doğrular niteliktedir. Ayrıca Bizans tarihinde İmparator III. Leon‘un tahta çıkma tarihi 717 olarak belirtilmiştir, bundan dolayı destandaki Leon’un İmparator III. Leon olma olasılığı üzerinde durulmaktadır. Destanda Battal Gazi‘nin kuşatma sırasında yirmili yaşlarında olduğu söylendiği için, Battal Gazi‘nin doğum yılının 690-695 civarı olmasının olası olduğu düşünülmektedir. Battal Gazi’nin ölüm yılının 740 olduğunda tarihçiler mütabakata varmışlardır.

740 yılında Eskişehir’in Seyitgazi ilçesi yakınlarında savaşta aldığı yara sebebiyle şehit olmuştur. Anadolu’da İslamın yayılmasına büyük katkıları olmuştur.

Türkiye de Battal Gazi hakkında bir çok film bulunmaktadır.