Türkler Belgeseli

Bu videoyu izlediğinizde tüyleriniz diken diken olacak.

Türkleri yaratılışından bu yana kısa kısa anlatan etkileyici bir belgesel olmuş.

Belgesel ekibine sonsuz teşekkürler.

Hakan Er – www.twitter.com/aynaninsirri , www.aynaninsirri.tumblr.com


Ve dediler ki bir gün; binlerce yıl aldı senin yolculuğun.
Bir suyun sesi vardı,birde rüzgarın.
Tarihe,tarih denmeden önce !
Ol dendiğinde çamur kıpırdandı,balçığa gün vurdu,ışığa çıkmak istedi canlı.
Suyu emdi,kuru toprağa kök saldı.Güneşi emdi göğe dal saldı.
Balçıkta kalanlar vardı !
Işığı görmek istedi,göz verildi.
Işıktan kaçmak istedi,akıl verildi.
Aklıyla öğündüğü gündü,tarihin başladığı gün.
Aklını yönetenler,o gün bir destan yazdılar.
Türeyiş Destanı dediler adına !

Yazıları,kitapları yoktu;çocuk belleklerine yazdılar destanı.
Ama isimleri vardı.
Diline geleni taşa kazımayı öğrendiğinde tarih,ismini de yazdı !

Dağ eğildi de üzengi oldu asıldık,çeliği pek tutacak suyumuz vardı.
Toynaklarında kıvılcımlı nalları atlarımızın,sağrılarında çok bilişli ak kızlarımız,oğlanlarımızla bir oynaştı pusatlarımız.
Yanıbaşımızda er kurumlu evdeşlerimiz,kısraklarımızda bir nakışlı eğerlerimiz,kopuzlarımızda iç çekişli mut yırlarımız…
Yol tuttuk,iz sürdük,yurtlandık.
Destanın başında Oğuz Kağan’dı adımız !
Gün doğumunu sırtlanıp yürüyüverdik, Attila koyduk destanımızın adını.

Bumin ve İstemi Atalarından birlik öğüdü görmüş, Bilge ve Kültigin.
Dirlikmiş,birliğin ödülü.
Ben Tanrı’dan olma,Türk Bilge Hakan !
Sözlerimi iyice işitin !
Önce siz; kardeşlerim,oğullarım,birleşik boyum ve ileride gün doğusuna,güneyde gün ortasına,geride gün batısına,kuzeyde gece ortasına kadar,halkım.
Türk Milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım.
Kardeşim Kültigin’le ölesiye,yitesiye çalıştım,çabaladım.
Halkı ateş ve su gibi birbirine düşman etmedim.
Çıplak halkı giyimli kıldım,fakir halkı zengin kıldım.
Güçlü devleti olandan,güçlü hakanı olandan daha iyi kıldım.
Türk Milletini düşmansız kıldım.
Ey Türk Milleti, işit:
Üstteki mavi gök çökmedikçe,alttaki yağız yer delinmedikçe,senin ilini ve töreni kim bozabilir !

Çökmedi mavi gök,delinmedi yağız yer,güneş yaktı toprağı,güneş yaktı suları.
İnsan göğe bakındı,insan yere bakındı…
Tanrı beni unuttu mu ?
Bir lokmaya bin ağız açıldı,bir yuduma ölüyorlardı.
Göç,göç diyen kuşlar uyuyorlarmış,gagaları kanatlarına gömülmüş,tekin.
Gün beğleri oturdu danıştılar.
Bir susuz kara aygırlarına,bir sütü kesik analarına,bir meyve vermez ağaçlarına,
bir kıraç yere bakındılar…
Su isterdiler; Tanrı’nın suyundan bir yudum su.
Bakır bakışlıydı güneş,demir göz alıyordu,çocuğun kirpiğinde toz,kadının saçında beyaz,adamın sakalında güneş sarısı…
Rüzgara tuttular yüzlerini,gözlerini göğe diktiler de öyle yürüdüler.
Taşları yalarken,gökteydi bakışları.
Ala çadırlar azaldı,kor ocaklar azaldı,kara aygırlar düşüp kaldı,kuru bebeler toprak oldu.
Yağmuru bulduklarında,uzun bir yoldan gelmişlerdi.
Uzun bir savaşa durdular.
Yağmurun sahibi vardı,paylaşmıyorlardı !
Ben Satuk Buğra Han !
El aldım Atam Bilge Kül Kadir Han’dan !
Uzun yoldan yağmura geldim,yağmuru düşümde gördüm.
Dudaklarıma serin serin değiverdi,alnımı bir aydınlık okşadı,sordum kimsin ?
Muhammed deyiverdi,şehadetle…
Yağmuru aldım,paylaştım.
Alp’tım, Alperen oldum !
Soyuma el verdim,soyuma Yasa’mı verdim.

Rüzgarla koştu okları,nefesle yetti atları,yandım deyene vardılar,yetiş deyene yettiler…
Bir denizden bir denize,bir nehirden bir nehire at sürerek çoğaldılar.

Selçuk Atam hediyesi,Ertuğrul Babam emaneti,Domaniç yaylağıma gelin,Söğüt kışlağıma gelin.
Meğer ki saraylar kurdunuz,meğer ki şaraplar içtiniz,meğer ki atlaslar giydiniz,kan rengi yüzükler taktınız,altın kabzalar kuşandınız,Anadolu çilesinden…
Ki biz,ki Kağı Beğleri Oğuz’un,Anadolu’nun,
toprak donumuzu giyeriz,demire su verir,çalarız çeliği mermer otağımıza.
Çün biz var idik,çün biz varız !
Ben Ertuğrul oğlu Osman,
Anadolu Beğlerinin Beği Osman !
Hele gelin !

Devlet-i ebedi müddet, sonsuza kadar adalet,sonsuza kadar devlet,sonsuza kadar hürriyet,sonsuza kadar Millet !

Sancağa Hilal’i nakşeden kim ?
Denize karadan yürüyen kim ?
Alevi semadan düşüren kim ?
Çağ açıp,çağ kapayan,Toy kurup Tuğlar diken,
Fethedip İstanbul’u,Osmanlı kılan,
Türk kılan kim ?

Açtığımız kapı,bize muşkulanmıştır.
Kilidi kıran ele kutlular olsun !
O el nerededir ?
O el toplarımızla döğdüğümüz hisarda,hisarın kana boyanmış enkazında,hala sımsıkı tutar kılıcı.
Şehadetler üstüne dudakları,armağan olsun elin sahibine !
Ulubatlı Hasanı veren Anadolu’ya !
Çün İstanbul onundur artık.
Bu kapıdan yürüsün güneşe,bu kapıdan yürüsün geleceğe.
Batı’dan Doğu’ya,Doğu’dan Batı’ya.
İlmimizle geldik,ilmimizle.
İnancımızla geldik,inancımızla.
Kanunumuzla geldik,kanunumuzla,
Adımızla geldik,adımızla yaşayalım !

Atam Oğuz’un oğulları,durup oturmadı.
Güneşi sırtlanıp Batı’ya yürüdüler.
Serin rüzgarı göğüsleyip,Kuzey’e yürüdüler.
Suyun kokusunu alıp,güneye yürüdüler.
Vedalaştıkları yerde,sözcüler bıraktılar.
Tarihe tanık,bekçiler bıraktılar.
Dört yöne tanıklar bıraktık.
Gün geldi,dört yönden kuşatıldık !
Can evimizden vurmaktı niyetleri,asırları hafızamızdan silmekti.
Şah damarında cenge tutuştuk Osmanlı’nın,tırnaklarımızla yırtıyorduk boğazımıza uzanan pençeleri.
Demir parmakları kırıp,suya gömerken,tarihe ;
Mustafa Kemal adını yazdık !

Atlılar,atlılar hiç uyumadılar.
Karakalpaklarını alınlarına düşürdüler,yolun sonuna baktılar,gördüler !
Arkadaşlarını yol üstünde bir ağacın yamacına,kardeşlerini buz tutmuş siperlerde,çocuklarını öfke yutmuş düşman elinde,analarını iki elleri Tanrı’ya açılmış bıraktılar,babalarıyla zaten cephede helalleşdilerdi !
Hiç ağlamadılar,hiç uyumadılar !
Bir soğuktan gözleri yaşardı,birde alevli güneşten.
And içmişlerdi,titrek elleriyle Sevr’e gidip,kelle kurtarmak için imza atanlara,zavallı canı için Ata Yurdu’nu İngiliz’e,Yunan’a,Fransız’a,İtalyan’a peşkeş çekenlere,utanmadan dönüp gelenlere,hesap sormaya…
And İçmişlerdi !
Rütbelerini İstanbul’da bıraktılar,artık Mustafa Kemal’in ordusuydular.
Türk’ün ordusuydular !
Değilmi ki son kurşunu kuşaklarına sokup,kurşunu yoksa yabasını sırtlayıp,orağını-tırpanını bileyip,Kuvva oldular,artık
halkın ordusuydular !
Ankara‘nın ordusuydular.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin ordusuydular.
Rütbelerini,Başkomutan’dan aldılar !

Ve dedilerki bir gün,dönüp geriye baktığında meçhul gölgeler görmeyeceksin !
Yol yürünmüş,ayak izlerin kalmıştır.
Kurd’un gölgesi Batı’ya uzandığında,ayağında zincir yüklü soydaşımı anlattım oğluma.
Diline pranga vurulmuş ozanların türküsü için hayır diledim.
Manas’ı çığırırken niye ağlıyorlar anlattım,gücüm yettiğince !
Ergenekon niye yasak,bir bir anlattım oralarda…
Başkomutanın özgürlük aşkıyla hatırladım,Ata topraklarımı !
Toprak,Kızıl Elma’ya uyandığında,dile gelip konuştu:
Bir ağaca öz su verdim dedi,dallarına sızdırdım,sızan özün kokusundan tanışasınız diye !
Binlerce yıllık birlikte,birkaç günlük ayrılık nedir ki ?
Bir ağacın yaprağı sararıp dökülsede,dibine düşer.
Bir ağacın yapraklarıyız biz,yazı-kışı birlikte yaşadık,birlikte yaşarız !

Ve dediler ki köşe başlarındaki pusular,güneş altındadır.
Yol arkadaşlarından geride kalanlarda olacak,
hala ayaklarına dolananlarda !

Batı’ya çıkan yolu,yürüyüp gelen sensin.
Kuzeyde üşüyen,güneyde terleyen sensin.
Doğu’dan yürüyüp gelen de sen değil miydin ?
Geldiğin yolda,senin için işaretler var !
Şimdi daha hızlı yürümelisin !
Yorulana bakıp,üzülme !
Yoluna çıkana bakıp,umudunu yitirme !
Bu güne kadar herşey yazıldı,şimdi sen yazıyorsun,
Tarihi en büyük Türk’le, Atatürk’le yazıyorsun

Ve dedi ki:

“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir..!”

Teşkilat-ı Mahsusa Kuruluş ve Seçkin Üyeler

Merhaba arkadaşlar.Bu yazımızda Teşkilat-ı Mahsusa‘nın kuruluşuna çok kısaca değinip ardından  Teşkilat-ı Mahsusa’nın üyesi olup yakın tarihimizde büyük işler yapan üyelerini sıralayalım.

1.Dünya savaşı’nın başladığı günlerde seferberlik ilan edilmiştir.Seferberliğin ilan edildiği 11 Kasım gecesi İttihat ve Terakki Teşkilatı Genel Merkezi‘nde tarihi bir toplantı vardı ve üyelerin hepsi hazırdı.Toplantı önemli bir karar gebeydi: Enver Paşa’nın önerisiyle Teşkilat-ı Mahsusa’nın temelleri atılacaktı.Alınan kararda şöyle deniliyordu: “İster savaşa katılalım, ister katılmayalım ordularımızın ileride düşman topraklarındaki hareketlerini kolaylaştırmak için bir Teşkilat-ı Mahsusa kurulmalıdır.Bu teşkilat sayesinde silahlandırılacak çeteler savaş sırasında düşman topraklarına girecekler, düşmanın hareketi ve sayısı hakkında ordularımıza gerekli bilgiyi vereceklerdir.”

Teşkilat-ı Mahsusa yaptıkları, en zor şartlarda bile imza attığı inanılmaz eylemlerle bir döneme mührünü vuran bir örgüttür.Öyle ki dünyanın en gizli teşkilatları arasındadır.Hücre sistemiyle çalışmıştır ve hücre evleri günümüzde dahi belirlenememiştir.Teşkilat’ın kuruluş tarihi hakkında çeşitli görüşler vardır: Cemal Paşa hatıralarında Teşkilat-ı Mahsusa’nın 1913 yılında Batı Trakya’daki faaliyetlerinden söz eder.Doktor Philip Hendrick Stoddard (Teşkilat-ı Mahsusa kitabının yazarı) da Ağustos 1914’te Teşkilat-ı Mahsusa’nın illegal olarak çalıştığını 5 Ağustos 1914’te resmi bir kimliğe büründüğünü belirtir.Kaynakların ortak görüşü ise şudur:

Teşkilat-ı Mahsusa Enver Paşa’nın ve mesai arkadaşı Binbaşı Süleyman Askeri‘nin yönettiği ve İttihat Terakki Genel Merkezi’nin Batı Trakya ile ilgili kararlarını uygulamakla görevli bir örgütün büyüyüp gelişmesiyle oluşmuştur.Kuşçubaşı Selim Sami ve Eşref kardeşler,Çerkez Reşit,Hüsrev sami gibi isimlerin aktif olarak çalıştığı teşkilat, yakın tarihimizin en başta gelen gizemli bir örgütüdür.

Teşkilat’ın kuruluş amacı şuydu:

-Bütün Müslüman alemini bir bayrak altında toplamak, yani İslam birliğini gerçekleştirmek.Bunun yanında bütün Türk Dünyası’nı da siyasi birliğe kavuşturmak, yani Turan Ülküsü’nü gerçek kılmak.Önemli bir İslam büyüğü Emiri efendi ve Türkçülük’ün ideologu   Ziya Gökalp Teşkilat’ın fikirlerinden esinlenmiş, Teşkilat-ı Mahsusa Osmanlı coğrafyasında geniş bir yelpazeye yayılmış, büyük bir ümit kaynağı olmuştur.

Teşkilat-ı Mahsusa başlangıçta oldukça iyi işler yapmış, ama Arap isyanları ve İngiliz altınları zamanla bütün dengeleri değiştirmiştir.Balkanlar’da ve Osmanlı’nın değişik yörelerinde İttihat ve Terakki’nin fedakar subayları sayesinde ayaklanmalar çıkmış, İtilaf devletleri’ni oldukça uğraştırmıştır.

Enver Paşa’nın emri ile Teşkilat-ı Mahsusa’nın başına geçen Kurmay Binbaşı Süleyman Askeri’nin emrinde seçme subay ve askerlerden  oluşan Osmancık Gönüllü Alayı vardı.Yüzbaşı Hayri,Filibeli Halim Cavit,Yüzbaşı Lütfü,Piyade Teğmeni Şehreminili Sadık gibi mümtaz subaylar, Binbaşı Süleyman Askeri Bey’in işini oldukça kolaylaştırıyordu.Burada Teşkilat-ı Mahsusa emrinde çalışan ve yakın tarihimizde önemli işler yapan bazı subayların listesini vermeyi faydalı görüyorum:

  1. Yüzbaşı Yakup Cemil
  2. Emir Abdulkadir el-cezayir’in oğlu, Meclis-i Mebusan İkinci başkanı Emir Ali Paşa
  3. Osmanlı Meclis-i Mebusan üyesi Abdulkadir Gannavi
  4. Dr.Abdurrahman Bey
  5. Yüzbaşı Ali
  6. Müstakbel İstiklal Mahkemesi Başkanı ve Cumhuriyet Dönemi Nafia Nazırı Miralay Ali Çetinkaya
  7. Başbakan Binbaşı Ali Fethi Okyar
  8. İşkodralı Ali Rıza
  9. Teğmen İskeçeli Arif
  10. Teğmen Atıf Kamçıl
  11. Binbaşı Mısırlı Aziz Ali
  12. Padişahın saray görevlilerinden Besim Ağa
  13. Gazzeli Cemal Bey
  14. Mustafa Kemal’in yaverlerinden Cevat Abbas
  15. Yüzbaşı Hacı Emin
  16. Geleceğin Harbiye Nazırı Enver Paşa
  17. Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Kıllıgil
  18. Enver Paşa’nın kayınbiraderi Yarbay Nazım
  19. Enver Paşa’nın amcası Kurmay Binbaşı Halil Kut
  20. Enver Paşa’nın yaveri İzmitli Mümtaz
  21. Trablus Mebusu Ferhat Bey
  22. Sapancalı Hakkı
  23. Türk Hava Kurumu başkanı Binbaşı Fuat Bulca
  24. Deli Fuat Paşa’nın oğlu Teğmen İslam
  25. Deli Fuat Paşa’nın oğlu Şehit Reşit
  26. Topçu Yüzbaşı İsmail Hakkı
  27. Jandarma Yüzbaşı Kadri
  28. Kuşçubaşı Eşref
  29. Miralay Neşet
  30. Ünlü Hatip Ömer Naci
  31. Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam
  32. Şeyh Salih eş-Şerif et-Tunusi
  33. Trablusgarplı Süleyman el-Baruni
  34. Askeri Temyiz Mahkemesi Başkanı Bingazili Yusuf Şetvan
  35. Halepli Ethem Paşa
  36. Şeyh Abdulaziz Savaş
  37. Yarbay Çorumlu Aziz
  38. Teşkilat-ı Mahsusa Siyasi Büro Müdürü Dr. Bahaeddin Şakir
  39. Teşkilat-ı Mahsusa Sİyasi Büro Müdürü Mithat Şükrü Bleda
  40. Dördüncü ordu müftüsü Esat Şukayr
  41. Ohrili Eyüp Sabri
  42. Ünlü komitacı Fuat Balkan
  43. Süvari binbaşı Eyüplü Hüsamettin Ertürk
  44. Manastırlı Hüsrev Sami Kızıldoğan
  45. Topçu Yüzbaşı İhsan
  46. Türkistan’daki Teşkilat-ı Mahsusa harekatının idarecilerinden Kuşçubaşı Selim Sami
  47. Kolağası Trabzonlu Rıza
  48. Balkan Savaşı’nda Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinden İsmail Canpolat
  49. TBMM üyesi Edremitli Necati Bey
  50. Yüzbaşı Kırkkiliseli (Kırklarelili) Ali Rıza
  51. Yüzbaşı Üsküdarlı Muhtar
  52. İstiklal Savaşı paşalarından Dağıstanlı Nuri
  53. Çerkez Ethem’in kardeşi Tevfik
  54. Eğinli Hasan Rıza
  55. Meclis-i Mebusan Bursa Mebusu Talip Bey
  56. TBMM üyesi Yüzbaşı Giritli Ruşeni
  57. Fas’ta Ticani Hücresi Reisi Hoca Abbas
  58. Tunus Devlet Başkanı Habib Burgiba’nın babası Şerif Burgiba
  59. Arabistan’ın ünlü şeyhlerinden İbnü’r-Reşit
  60. İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy
  61. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mareşal Mustafa Kemal Paşa

Sevgilerimle..

Hakan Er – www.twitter.com/aynaninsirri , www.aynaninsirri.tumblr.com

Tarihin İlk Darbeleri

Merhaba. Balyoz, Ergenekon falan derken gündem yine darbe oldu tabii. Hele de bol darbeli bir geçmişimiz olunca insan daha da başka düşünüyor tabii. Balyoz, Ergenekon Terör Örgütüymüş gibi saçmalıklar söylemeyeceğim size elbette. Bu yazımda tarihin ilk darbesinden bahsedeceğim.

Darbelere 2500 yıl önce rastlandı.

M.Ö 700 yıllarında eski Yunan’da asillerin yüzyıllar boyu süren egemenliği sona erdi.Denizyolları keşfedilmiş,ülkeler arası ticaret başlamıştı. Ticaret yoluyla gelen servet, ülkenin sosyal ve siyasal düzenini değiştirecekti…

İktidarı elinde tutan asiller, iş ve ticaret alanında birden etkin olanları yadırgadılar. Atina, iki büyük kampa ayrıldı. Toprağa bağlı kalanlarla, denizlere açılanlar arasında başlayan kavgalar darbelere yol açtı. İrili ufaklı darbeler işte böyle başladı..

Yöntem ise basitti: Birkaç tahrikçi öne geçer, bir kısım halkı ayaklandırır, elde mızraklarla önemli kişilerin evleri basılır, darbe yapanlara karşı olanlar ya öldürülür ya da kent dışına sürülürdü. Darbe birkaç saat içinde tamamlanır ve “iktidar el değiştirirdi.”

Bir gün beklenmedik bir olayla karşılaşıldı. Darbelerin günlük işlerden olduğunu gören halk, bu kez lidersiz bir ayaklanma başlattı. Değişik parti yöneticileri tehlikeyi gördüler ve hepsini süpürecek bir ihtilalle karşılaştıklarını anladılar.

İhtilali geçiştirmek için bir “hakem” aradılar. Hakem, hiç bir sınıfın adamı olmayacaktı. Adı Solon‘du.Ünlü yasalarını yaptı, karşı karşıya gelenlerin arasını buldu.

Düzen yeniden kuruldu. Solon, Asya’da on yıl sürecek geziye çıktı.

İçi rahattı, “kavganın” sona erdiğini sanıyordu.

M.Ö 560‘ta döndüğünde halkının Angora’da birbiri ile yine dövüştüğünü gördü. Yanılmıştı:

“Atina yeni bir iç savaşın eşiğindeydi.”

O tarihlerde Atina’da Pzistrat adında bir asker yaşıyordu. Zaferler kazanmış bir komutandı. Asildi ama asillerin Atina’da iktidar şansını yitirdiğini görüyordu. Kalabalıklara toprak dağıtmaktan, özel ayrıcalıklardan söz ediyor, bütün borçların ve vergilerin affedileceğini ilan ediyordu. Bir yandan da iktidardakilerle iyi ve yakın ilişkiler kurmuştu. Pzistrat nasıl bir adamdı? Plütark yanıtlıyordu: “Sevimli, hoşsohbet, yoksullara dost görünen, karşıtlarına karşı ılımlı ve yumuşak davranmayı bilen, alçakgönüllü ve çok adil tanınan, her ayaklanmanın (darbenin) aleyhinde bulunan, yeğeni Solon’un yasalarını yani kurulu düzeni koruma yeminleri eden parlak bir asker.”

Oysa Pzistrat, tarihin tanıdığı en büyük, en tehlikeli “demagoglarından” biriydi. Fakat Plütark’ın çizdiği görüntüyle Pzistrat’ın içinde kaynayan ihtirasları dışarıdan anlayabilmek hemen hemen olanaksızdı.

Günlerden bir gün, Atinalıların kentin alanında toplandığı bir saatte, Pzistrat çıkageldi. Giysileri paramparçaydı, yüzü gözü kan içindeydi. Sonradan çıkan söylentilere göre, halkı heyecanlandırmak için kendi kendini yaralamıştı. Yüksek bir yere çıktı:

“Atinalılar şu halime bakın!” diye haykırdı. “Kırda gezinirken üzerime atlayıp beni öldürmek isteyen düşmanlarım, bakın beni ne hale soktular. Atinalılar! Ben vatanı için canını ortaya koymuş, tehlikeli düşmanımızı yenmiş bir askerim. Bana bu muameleyi reva görecek misiniz? Hayatıma kastediyorlar, çünkü benim halka nasıl bir aşkla bağlı olduğumu biliyorlar”, diye sürdürdü.

Kalabalık heyecanlandı, homurdanmaya başladı.Bir rastlantıyla oradan geçen Solon, “hileyi” anladı, halkı uyarmak istedi.Onu susturdular… Pzistrat kışkırtmayı sürdürdü. Halk hemen karar aldı. Hemen “iktidara el konacak ve Pzistrat’ın yaşamına kastedenler cezalandırılacaktı. ” Daha önce Pzistrat’ın ayarladığı Ariston adında biri ortaya fırladı, bir öneride bulundu:

“Pzistrat’ı korumak için silahlı 50 adam seçelim!”

Bu karara karşı çıkmak amacıyla kürsüye fırlayan birkaç görevli yaka paça aşağı indirildi. Muhafızlarının sayısını Pzistrat’ın saptaması kararlaştırıldı.

Az sonra, ardında dört yüz silahlı muhafızıyla Pzistrat, Akropol’ü zaptediyor ve iktidara el koyuyordu.

Bu, ilk hükümet darbesiydi.

“İhtilaller ve darbeler tarihinde” anlatılan bu masalımsı hükümet darbesi, ne ilkti, ne de sonuncu olacaktı. Pzistrat, iki kez düşecek, iki kez yine darbeyle iş başına gelecekti.

Çağlar değişecek, uygarlık gelişecek, kuşkusuz darbeler de her çağa göre yeni yöntemlerle sürüp gidecekti. Ta, günümüze kadar..

Pzistrat darbesinin çizgileri, yakın tarihimizi yaşayanlarda kimi çağrışımlar yapabilir. Aslında amaç, darbelerin yüzyıllar ötesinden günümüze şapka çıkardığını anımsatmaktı…….

Hakan Er – www.twitter.com/aynaninsirri , www.aynaninsirri.tumblr.com

5.Kol Faaliyetlerine Genel Bir Bakış

Herkesin kafası karışıktır. Derin devlet, gladio derken daha çok karışmıştır eminim. Peki ama tüm bunları kim yapar? Esas baş kimdir. İsterseniz bu yazıda pek çok kimsenin ismini bile bilmediği bu konuya bir göz atalım. Evet, biraz daha derinleşelim ve 5. kol faaliyetlerinden bahsedelim.

Beşinci kol: Fiili müdahale ile ele geçirilemeyen bir kitleyi ya da devleti propaganda, casusluk, sabotaj ya da terör yoluyla manevi etkiye maruz bırakmak suretiyle kendi müdahalenize uygun hale getirmek ya da fiili savaş esnasında savaşı daha kolay kazanmak için yapılan her türlü manevi yıkıcı çalışmadır.

  • Tarihçesi

Bu terim propaganda çalışmalarından farklı olarak yapılan tüm casusluk, sabotaj ve istihbarat hareketleridir.

Bu kelime ilk kez General Franco tarafından 1936-1939 İspanya İç Savaşı sırasında söylenmiştir. Generalin orduları Madrid’e dört koldan saldırdıkları sırada beşinci kol görevindeki Madrid içerisinde bulunan Generalin istihbarat yetkilileri şehirde bir ayaklanma çıkarmış ve Madrid’in düşmesine yardımcı olmuşlardır.

Bu terimin çıkışı günümüze yakınsa da ilkçağdan bu yana neredeyse bütün uygarlıklar bu çalışmada bulunmuştur. Spartalıların truva atı beşinci kol çalışmasına örnektir. Yine Roma İmparatorluğu da bu çalışmadan en çok yararlanan uygarlık olmuştur. Romalılar Kavimler Göçü sırasında Roma topraklarına giren kavimler arasında huzursuzluk çıkartmak ve onları topraklarından uzaklaştırmak için casusluk ve propaganda çalışmalarında bulunmuştur. Kartacalı General Hannibal Roma topraklarında zayıf düşen ordusuna insan bulmak için Roma topraklarındaki Romayla çatışan kavimleri kendi safına çekmek adına beşinci kol çalışmasında bulunmuştur.

Tabi tüm bu çalışmaları en geniş biçimi olarak tanımlayabileceğimiz beşinci kol çalışmalarının teşkilat kökeni I. Dünya Savaşı ve yakın geçmişine dayanır. Her ülkede farklı adlarla anılan legal istihbarat örgütleri bulunur. Bunlardan bazıları GESTAPO, CIA, KGB, MI6, MİT, MOSSAD gibi adlarla anılmalarına karşın aslen istihbaratın dışında beşinci kolun legal görüntülerini teşkil ederler.

Beşinci kol çalışmalarını en mükemmel şekilde kullanan ilk devlet Nazi Almanya’sıdır. Bu devlet Gestapo aracılığıyla bir çok devletin içine sızmış ve halkı kendi görüşlerine göre yönlendirmiştir. Bu sebepten dolayı Nazi Almanyası II. Dünya Savaşı sırasında Polonya,Norveç,Hollanda,Danimarka,Avusturya gibi devletleri istila ederken bu çalışmayı temel koşul olarak görmüştür.

Beşinci kol çalışmasından bir örnek: Nazi Almanyası kısa sürede Norveç’e teknisyen ve turist adıyla bolca Alman soktukları gibi içerideki hükümet karşıtlarını organize edip kısa sürede ülkede nüfuz sahibi olmuşlardır.

Norveç’in işgalinden bir gün önce(8 Nisan 1940), Norveç’te bütün devlet mesnsupları ve diplomatlara Polonya’nın işgaline ait dehşet saçıcı bir film göstermişler; film Alman askeri gücünü gösteriyor ve Alman ordusuna karşı konulduğunda devletlerin başına gelecek ürkütücü olaylar açıkça gösteriliyordu.

Ertesi gün devlet başkanı uyandırılıyor ve Alman işgalinin başladığı(9 Nisan 1940) haberi verilince, başkan kararsız, şaşkın ve bir önceki gün izlediği filmin etkisiyle savaşın anlamsız olduğuna hükmediyor. Bu sebepten ötürü Almanların isteklerini kabul eden başkan beşinci kolun yardımıyla ülkesini Almanların eline teslim ediyor.

Beşinci Kolda Çalışanlar?

Bu sorunun yanıtı basittir: Çöpçüden tutun da bir ülkenin devlet başkanına kadar herkes beşinci kolun üyesi olabilir.

Beşinci kolun çalışanları:

  • Özel olarak yetiştirilmişler: Bunlar beşinci kol teşkilatının en değerli çalışanlarıdır. Ekibin beynini oluştururlar.
  • Bilim zümresi, sanatçılar, film yıldızları: Bu kişiler daimi görevli olmayan daha çok tek ya da bir kaç görev için ülkeye sokulan şahıslardır.
  • Yerli unsurlar: Bunlar çoğunlukla ayrı bir ideolojiyi benimsemiş devlet otoritesine aykırı hareket edenler ya da devletin yaptıklarından hoşlanmayanlardır.
  • Çıkarcı kesim: Bu kişiler çıkarları için parayla satın alınır ve her türlü işte kullanılabilirler.
  • Hiç bilmeyerek alet olanlar.
  • Hiçbir çalışmaya gerek duymaksızın kendiliğinden beşinci kola alet olanlar: Ahlaksızlar, sahtekarlar,suistimalciler…
  • Beşinci kol mensuplarının hepsi dışarıdan gelmez. Aksine çoğunlukla içeriden insanlardır.

Beşinci Kol Ne Şekilde Çalışır?

Beşinci kol insan psikolojisini ve sosyolojiyi çok iyi bilir. Beşinci kol mukavemeti yüksek bir toplumda çalışamayacağını bildiği için öncelikle bu kesime saldırır.

Medya, beşinci kol için çok iyi bir araçtır. Bunu bilen beşinci kol medyayı kullanarak ülkeye genel ahlakı bozucu ve kültür seviyesini düşüren filmler sokar. Ulusal medyayı kullanarak yine aynı amaca yönelik programları televizyonlarda yayınlatır. Hatta izlenirliği artırmak için halk içinde itibar görmüş sanatçıları bu işe alet eder.

Beşinci kolun en önemli silahlarından biri de modadır. Moda beraberinde israf ve lüksü getirir. Bu da bol para harcamak demektir. Para yoksa suistimal imdada yetişir.

Beşinci kol ekonomik durumu kullanarak insanları kolay para kazanmaya teşvik eder. Şans oyunlarını peşi sıra ülkeye sokarak daha büyük bir batak olan kumara doğru geçişi kolaylaştırır.

Beşinci kol boş bir gençlik yaratmak için bir an bile durmaz. Gençliğin yapısından yararlanarak onu ahlaksızlaştırmak için her şeyden faydalanır. Uyuşturucu,fuhuş ve eğlence düşkünlüğü bunların başında gelir.

Kumar, fuhuş ve içki düşkünlüğü beşinci kolun sahip olduğu en büyük üç silahtır. Toplumun etik yapısına tümüyle saldırır. Dürüst kavramların yerini zamanla dolandırıcılık, zevk ve eğlence alır.

Beşinci kol devlet düzenine de saldırır. Mevcut rejimi yıkmak için farklı ideolojiler benimseyen bir toplum oluşturur. Halkı birbirine düşürmek için terörü kendi çıkarlarına alet eder.

Sonuçta beşinci kol: Ahlaksız ve bilgisiz bir gençlik, sadakatsiz bireyler, fizyolojik ve psikolojik açıdan rahatsız bir toplum yaratmayı amaçlar.

Beşinci kol faaliyetlerinden en tehlikeli olanı, radikal güçleri organize ederek bunların ülkelerin laik ve demokratik düzenlerini yıkıcı yönde çalışmalarını sağlamak, ortaçağ dogmalarıyla genç insanların beyinlerini yıkayarak onları özgür düşünme yeteneğinden uzaklaştırıp kirli amaçları doğrultusunda ve terörist faaliyetlerde köle gibi kullanarak emperyalist işbirlikçilerine hizmet etmektir.

Evet. Bu yazıdan sonra kafanızda birşeyler şekillenmeye başlamıştır diye umuyorum.