John Freely : “Fatih, Kanuni’den Daha İlginç ve Önemli Biri”

Milliyet Gazetesi’nden Miraç Zeynep Özkartal, Kanuni Sultan Süleyman‘ın yoğun oarak tartışıldığı bugünlerde 50 yıldır Türkiye’de yaşayan, Osmanlı ve İstanbul’la ilgili birçok kitabı bulunan Amerikalı üniversite hocası John Freely ile Fatih Sultan Mehmed‘i konuştu. İşte Özkartal’ın o röportajı:

john freely
John Freely

John Freely, Kanuni Sultan Süleyman sayesinde “meşhur oldu”. Tamam, bu biraz abartılı bir tespit. Ama ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi ve hakkındaki tartışmalar başladığından beri birçok gazete onun Osmanlı tarihi hakkındaki kitaplarından alıntılara ve görüşlerine yer veriyor. Aslında Freely fizik profesörü, yıllarca Boğaziçi Üniversitesi’nde fizik tarihi dersleri verdi. Ve yazdı. Çoğu İstanbul ve Osmanlı tarihi üzerine tam 50 kitap yazdı hem de!
Sabetay Sevi’den tutun da Cem Sultan’a kadar bu toprakların netameli konularını, portrelerini araştırdı ve bir kaynak yarattı. Geçtiğimiz hafta ise yeni kitabı piyasaya çıktı: Fatih Sultan Mehmed biyografisi “Büyük Türk”. Doğan Kitap etiketiyle yayımlanan kitabında, Fatih’e olan büyük hayranlığını aktarıyor Freely. Ona göre Fatih bir “Rönesans adamı”.

Kitabınızın ilk cümlelerinde Bellini’nin Fatih Sultan Mehmet portresinden söz ediyorsunuz. Fatih’e ilginiz bu portreyi görmenizle mi başladı?

Fatih Sultan Mehmed
Fatih Sultan Mehmed

Evet, tam da böyle oldu. Bu resmi ilk kez 1962’de Londra National Gallery’de gördüm.
O sırada İstanbul’a geleli iki yıl olmuştu. Daha sonra 1999’da yeniden karşılaştık, bu kez İstanbul’da. Yakın arkadaşım Selçuk Altun, Yapı Kredi Bankası’nın yönetim kurulu üyesiydi ve banka, portreyi İstanbul’a getirip sergiledi. Böylece Fatih’in o resmi, 100 yıl sonra İstanbul’a geri dönmüş oldu. Sergi için bir kokteyl yapıldı ve kimse o portreye bakmadı bile. Yanımda iki koruma görevlisiyle ben bakakaldım sadece.

Bu portrede sizi bu kitabı yazmaya kadar götüren ne gördünüz?

İlginç bir kişilik bir kere. Sultanların, kralların portrelerinde genelde gücün simgesini görürsünüz. Ama burada Fatih’in yüzü, ifadesi farklı. Bir de hikayesini biliyordum tabii. Birini sevmek için onu tanımalısınız. Ama bu Osmanlı sultanları için çok zor. Mektup yazmıyorlar bir kere. Şiirleri var hiç değilse… Benden 600 yıl önce yaşamış birinin zihninin içine girmeye çalıştım.

Neler keşfettiniz?

Bir insanın kütüphanesine bakarak onun nasıl biri olduğunu anlayabilirsiniz bence. Fatih’in kitaplarına bakın. Bir sultanın Aristoteles’le, St. Thomas Aquinas’la ne işi olabilir? Fatih Sultan Mehmed, muhteşem bir savaşçıyla olağanüstü bir entelektüelin birleşimi. Öğrenme aşkı var bir kere. Gerçek bir Rönesans adamı. Büyük İskender’de benzer bir kişilik görebilirsiniz. Mesela Atina’yı fethettiğinde diyor ki “Tek sorun şu: Agamemnon Truva’yı ele geçirdiğinde onu meşhur edecek bir Homeros vardı. Benim ise bir Homeros’um yok.” Çok etkileyici değil mi?

Sanırım siz Fatih Sultan Mehmed’in Türkiye’de hak ettiği değeri görmediğini düşünüyorsunuz.

Evet. Hem Türkiye’de hem de batıda. Kanuni Sultan Süleyman’a çok daha fazla önem veriliyor. Halbuki Fatih çok çok daha ilginç ve politik olarak çok daha önemli biri. Sultan Süleyman’ın zamanında imparatorluk kurulmuş, her şey tıkır tıkır çalışıyordu. Ben onun bir stratejist olduğunu düşünmüyorum. Herkes kurulu bir orduyu yönetebilir. Oysa Fatih babasından sonra o orduyu düzenleyen kişi. “Kanuni ortalıkta Brad Pitt gibi dolaşmıyordu, Hürrem’e aitti”

Peki “Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle ilgili fikriniz nedir? Seyrettiniz mi?

Hayır, o kadar çok şey duydum ki artık seyretmesem de olur. Süleyman haliyle çok meşgul bir adamdı, hayatı seferlerde geçti. Sıradan bir haremi vardı ve sonra Hürrem’e aşık oldu. Herkesi bir kenara itti ve kendini Hürrem’e adadı. Sultan Süleyman ortada Brad Pitt gibi gezmiyordu, Hürrem’e aitti. O öldüğünde oğlu Sarhoş Selim tahta geçti. Diğer şehzadelerin öldürülüp onun tahta geçmesi, Osmanlı’nın kırılma noktasıdır. Selim beceriksiz bir yöneticiydi. Aslında onun da ilginç şiirleri vardır ama benim favorim Deli İbrahim.

Fatih Sultan Mehmed’le ilgili en çok tartışılan konu, Hıristiyan olup olmadığıdır. Siz nasıl bir bilgiye ulaştınız dini konusunda?

Fatih’in pek dindar olduğu söylenemez. Galata’da St. Pietro Kilisesi’ne gidip ayinleri izlediği, komünyon ekmeğinden yediği biliniyor.

Ama kitabınızdan şu sonucu çıkardım: Ne Müslüman ne de Hıristiyandı.

Evet, öyle görünüyor. Seremoni seven bir padişah değildi. St. Pietro Kilisesi’ne genelde yalnız gidiyordu. Sultan Süleyman gibi kalabalıklarla dolaşmıyordu.

Hakkındaki kaynaklar tatmin edici miydi?

ABD’de, İngiltere’de, Almanya’da bu işi yapmaya kalksanız işiniz çok kolay. Ama Türkiye’de daha zor. O dönemler üzerine çalışan çok az tarihçi var. Fatih üzerine belgeler epeyce kısıtlı.

Türkçe okuyabiliyor musunuz?

Hayır. Türkçem Tarzanca seviyesinde. İhtiyacım olan her şey çevrilmiş, Boğaziçi Üniversitesi’nin harika bir kütüphanesi var. Kampüs içindeyken İngilizce yetiyor ama sokağa çıktığımda, Çiçek Pasajı’na gittiğimde Türkçe konuşuyorum.

Kitabı ne kadar sürede yazdınız?

Fatih Sultan MehmedBir yıl. O sırada üniversitede ders vermeye devam ediyordum çünkü. Şimdi dersim yok, aynı anda dört kitap yazıyorum. Ben işçi sınıfından geliyorum, hayatım hep böyle geçti. Gençken gündüzleri çalışıyor, geceleri okula gidiyordum. Sonra da gündüzleri okula gidip akşamları yazmaya başladım. Karım Dolores harika biri, her şeyi o yapıyor. Onun sayesinde…

Fatih Sultan Mehmed hakkında pek fazla kitap yazılmayan bir padişah. Siz bu biyografiyi yazarken bunun nedenini keşfettiniz mi?

“Büyük Türk”, Fatih hakkında genel okura hitaben yazılmış ilk kitap. Hem Türk araştırmacılar hem de Batılılar Süleyman’ın daha görkemli olduğunu düşünüyorlar. Fatih çok daha kompleks bir kişilik, kolay değil.

Lise diploması olmayan fizik profesörü

1926 yılında, İrlanda kökenli bir ailenin oğlu olarak New York’ta doğdu. Babası mezarcı, annesi temizlikçiydi. 17 yaşında, henüz lisede okurken II. Dünya Savaşı’na katıldı. Döndüğünde Roosevelt yönetimi, savaşa katılanlara -lise mezunu olmasalar da- üniversite bursu verileceğini söyledi.

Böylece fizik okudu. 1951’de üniversiteden mezun olduktan sonra, dokuz yıl boyunca gündüzleri farklı işlerde çalıştı. Geceleri de New York ve Princeton üniversitelerine devam ederek mastır ve doktorasını tamamladı.

Bu sırada eşi Dolores’le evlendi, üç çocuğu oldu. 1960 yılında İstanbul’a ilk defa Robert Kolej’de fizik öğretmenliği yapmak üzere geldi. 1976’da ayrıldı, 1988’de bu kez Koç Lisesi’ne geldi. 1991-1993 arasında Venedik’ye yaşadıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi’ne geri döndü. Çocukları bugün farklı ülkelerde yaşıyor. Orhan Pamuk romanlarının İngilizce çevirmeni olan kızı Maureen Freely İstanbul’u sık sık ziyaret ediyor.

‘ABD’nin insanları aptal. Sarah Palin’e baksanıza!’

İlk geldiğiniz 1960’tan bu yana İstanbul nasıl değişti?

Biz buraya geldiğimizde 1,5 milyonluk, çok romantik, çok güzel bir şehirdi. Şimdi ise bir şey güzelse diğeri çirkin.

Türkiye ana hedefi olan Batılılaşmayı ne oranda başardı sizce?

Batılılaşma burada çok abartılıyor bana kalırsa. ABD’nin insanları aptal, Sarah Palin’e baksanıza! Umuyorum Türkiye onlara benzemek istemiyordur. Bu modernleşme ve batılılaşma sözcükleri Türklere büyüklük taslamak için kullanılıyor. Türkiye’de karanlık güçler var, evet. Ama ABD’de de var.

İstanbul hakkındaki en iyi gezi kitaplarından biri sizi Hillary Sumner Boyd ile birlikte yazdığınız “Strolling Through İstanbul”dur. Sumner Boyd’un CIA ajanı olduğu söylenir, bu konuda ne biliyorsunuz?

Bu bir hurafe. Hillary ajan olacak son kişiydi herhalde. Oxford’da okurken, okulun Troçki kulübünün başındaydı, komünistti. ABD’den gelen herkes için böyle düşünülüyor. Eğer yabancıysan ajansındır.

Siz ajan mısınız?

Benimle ilgili de bu hurafe çok çıktı. Hatta birisi benim Einstein’in laboratuar asistanı olduğumu bile uydurmuştu. Halbuki en fazla Princeton kampüsünde bir kez karşılaşmışızdır.

(Miraç Zeynep Özkartal / Milliyet)

Ekolay.net‘ ten alıntıdır.

İftiralar ve Gerçekler

Son zamanlarda Fatih Sultan Mehmed hakkındaki eşcinsel iddalarıyla ilgili bir çok tartışmaya rastgeldim. O kadar saçma sapan yorumlar yapılıyorki inanamazsınız. Eşcinsellik ne kadar da basit bir şey gibi görülüyor.

Şurdaki yorumları okuduğumda resmen inanamadım. Bu kadar alçalmış olamayız. Artık sorun Fatih’in eşcinsel olup olmamasından çıkmış da, eşcinsel biri de İstanbul’u fethedebilirmiş saçma sapan şeyler işte… Aklı selim hiç bir insan Fatih Sultan Mehmed’in eşcinsel olduğuna inanmaz.

Allah eşcinsellik yüzünden kavimler yok ederken (Hz.Lut peygamberin halkı eşcinselliklerinden dolayı yok edilmiştir), Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş bir padişahın eşcinsel olduğu fikrine nasıl kapılırız. Bunlar zamanında Osmanlı’dan yana kuyruk acısı olan devletlerin(özellikle Avrupalı devletler) uydurmalarıdır. Yabancı kaynaklı bilgilere güvenip sakın Fatih Sultan Mehmed’in veya diğer Osmanlı padişahlarının eşcinsel olduğu fikrine kapılmayın arkadaşlar.

Fatih Sultan Mehmed eşcinsel olmadığı sonucuna kendimiz çok rahat varabiliriz. Bunun için tarih bilmeye dahi gerek yok. Sadece biraz düşünürsek bunun çok saçma bir uydurmaca olduğunu anlarız.

Benim şanlı soyuma çirkef atanlar; şeytan senin soyundan gelir. Tarihin nakşeddiği Fatih Sultan Mehmet Han’a eşcinsel diyenler, Abdullahamid’e vatan hayini diyenler insanlık ve haysiyetten bi haber zavallılardır.

Osmanlı Padişahlarının Resulullah Sevgisi

Osmanlı padişahları Kuran’da emredilen ahlakı yaşadıkları ve bunu uygularken Hz. Muhammed (sav)‘i örnek aldıkları için başarılı birer yönetici olmuşlardır. Onların önderlik yaptığı toplumlar tarihte çok büyük bir refah içinde yaşam sürmüşlerdir.

“İstanbul mutlaka feth olunacaktır. O’nu feth eden komutan ne güzel komutan ve O’nu feth eden asker ne güzel askerdir.” Peygamberimizin bu müjdesine nail Fatih Sultan Mehmed İstanbul fethi için inşa ettirdiği Rumeli Hisarı’nı Hz. Muhammed’in (S.A.V) isminin arapça yazılışına göre inşa ettirdi ve hatta inşaat sırasında kendisi de taş taşıdı. Fatih’in fetihten kısa süre önce dile getirdiği şu sözlerle peygamberimize olan sevgisini ifade ediyordu: “Avn-ı ilahi ve imdad-ı peygamberi ile (Allah’ın ve Hz. Peygamber’in(S.A.V) yardımı ile) beldeyi düşman elinden alacağız.”

Fatih’in babası Sultan II. Murat Han, her üç gecede bir Hz. Peygamber’i rüyasında görür, eğer göremezse kendisini bir odaya hapsedip sabahtan akşama kadar ağlardı.

“Allah rızası için tüm dünyayı feth etmek istiyorum.” diyen Yavuz Sultan Selim ordusunu da peygamber ordusu olarak adlandırmıştır. İçinde büyük bir peygamber sevgisi olan Yavuz Sultan Selim Mekke’yi fethederek Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)‘in halifesi olma şerefine ulaşmıştır. O’nun Resulullah’a olan sevgisinin göstergelerinden biri de  Peygamberimiz’den hatıra ve emanet kalan Kutsal Emanet’leri Topkapı Sarayı‘nın Hırka-i Saadet Dairesi‘ne getirtmesidir. Ayrıca kutsal yerleri fethederken söylediği şu sözler de O’nun Peygamberimize olan eşsiz sevgisinin hürmete dönüştüğünün göstergesidir: “Biz, mukaddes yerlerin hakimi değil; hadimiyiz! (hizmetçisiyiz) “. Yavuz Sultan SElim yaptığı sefer ve savaşlardan önce Allah’tan yardım dilemiştir : “Ya Rabbi! Senin kudret ve himayeni diliyor, Hz. Muhammed’in ümmetine yardımını niyaz ediyorum.”

Osmanlı eserlerinde Kanuni’nin rüyasında Hz. Muhammed(S.A.V)’i gördüğü ve kendisine şöyle emrettiği nakledilmektedir : “Belgrad, Rodos ve Bağdat kalelerini fethedesin sonra benim şehrimi imar edesin.”

Mekke ve Medine’ye bir çok hizmet yapmış ve İslam’ın yayılması için çalışmış olan Sultan I. Ahmet Peygamerimizin mübarek ayak izi bulunan taşı yani Kadem-i Şerif ‘i Mısır’dan İstanbul’a getirtmiştir. Sultan Ahmet rüyasında Peygamberimizin divanında yargılandığını görür. Memlük Sultanı kendisini Peygamber efendimize şikayet etmekte ve Kademi-i Şerif resmini geri istemektedir. Peygamber Efendimiz de bunun alındığı yere verilmesi gerektiğini hüküm verirler. Bunun üzerine Sultan I. Ahmet emanetin geri gönderilmesine karar vermiştir. Ancak kendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed‘in  mübarek ayak izi bulunan Kadem-i şeklinde bir sorguç yaptırmış ve bunu Cuma ve bayram günlerinde  hilafet sarığına takmıştır. İyi bir şair olan Sultan Ahmet bir tahta üzerine nakşedilen Kadem-i Şerif‘in kenarına şu meşhur kıtayı yazmış ve bu şiiri ölünceye kadar kavuğunda taşımıştır :

N’ola tâcum gibi başımda götürsem daim (Her zaman başımda taç gibi taşısam)
Kadem-i nakşını ol hazret’i şah-ı Resul’ün…(Peygamber (S.A.V)’in ayak resmini)
Gül-i gülzar-ı nübüvvet O kadem sahibidür,(Gül yanaklı Peygamberimiz (S.A.V)’in ayak izidir o)
Ahmedâ durma yüzün sür kademine ol gülün!..  (Ahmed durma hemen yüzünü sür o gülün ayağına)”

Hz. Muhammed (S.A.V) ‘e ve onun davasına en fazla gönül verip uğruna ömrünü harcayan padişahlardan biride Sultan II. Abdülhamid‘dir. O’na olan bu sevgisini islam beldelerine götürdüğü hizmet ve islamı yaymak için gösterdiği çaba ile göstermiştir.