Mahşerin Dört Atlısı

Sitemizin adı tarihten notlar, içerik olarak buna uygun yazılar yazmam gerektiğini çok iyi biliyorum. Ancak şunu da ifade etmeliyim. Tarihin sadece 5-6.000 yıla sığdırılamayacağı inancını taşıyorum. Tarih öncesi olarak adlandırılan dönem de kısa bir zaman dilimini kapsamaktadır. Arkeologların bulguları tarihi biraz daha uzun zamana yaymaktadır ama benim için bu da yeterli değildir. Bana göre tarih ya da tarih demeyelim varoluş, herşeyin açıklamasını yapabilmelidir. Bilim dalları ayrı ayrı inceleme alanlarındadırlar. Tarihçi, ayrı çalışır, arkeolog ayrı, astronom ayrı, fizikçi vs. ayrı. Bu da bilimin kaçınılmazıdır. Yani her bölüm kendi alanında çalışmalıdır. Bilimsel çalışmalar hiç bir zaman elde ettiği bulguların dışına çıkmaz. Somut deliler olmaksızın da herhangi bir açıklama yapmaz. Bir deneyin aynı yerde aynı sonucu bir kaç kez verip vermediğine bakar. Din adamları ise kitapta yazanların dışına çıkmaya çekinirler. Tamamen dogmatiktirler. Herşey değişir ama Allah’ın vahyi asla değişmez onlara göre. İncil’de yazmamasına rağmen 1000 yıl boyunca insanları dünyanın tepsi şeklinde ve öküzün boynuzunda olduğuna öküzün başını sallayınca dünyada depremler olduğuna inandırmışlardır. Ama bilim kilisenin kapısına bu öğrettiklerinin düzmece olduğunu yapıştırmıştır. Eski çağlarda bilim adamları da öyle önyargılıydı ki, Yunan düşünürü Demokritos (İ.Ö. 460-350), maddenin bölünemeyecek en küçük parçasını düşünmüş ve buna Yunanca bölünemez anlamına gelen atoma adını vermiştir. Ama günümüzde biliyoruz ki değil atom, onun nötron, proton ve elektronlarının bile parçalanabidiği bilinmektedir.

Ben yazılarımda ne bilime karşı ne de din adamlarına karşı bir tutum sergileyeceğim. Benim mücadelem dogmatizme karşıdır. Aynı zamanda da önyargıya… Amacım araştırmalarımın sonucunu herkesle paylaşmaktır. Konu başlıkılarımı seçerken bir kural doğrultusunda haraket etmeyi düşündüm. Bu kural da ” Başlangıç ve Son” olarak özetlenebilir. Bundan kastım. Evrenin varoluşu ya da yaratılışı ile evrenin sonu… İlk yazım ( Yecüc ve Mecüc Türklerdir ) son ile ilgiliydi, ikincisi ise ( Yaratılış Ya Da Varoluş ) ilk ile ilgili. Bu yazımda son günlerde ortaya çıkacak olan Mahşerin dört atlısını ele alacağım. İlk yazımda da kıyamettten önce ortaya çıkacak olan Yecüc ve Mecüc hakkında bilgi vermeye çalışmıştım. Ben araştırmalarımı önyargılardan uzak, her kaynağı araştırarak yapmaktayım. Dogmatik görüşlerden kurtulamayanlar elbette beni yadırgayacaklardır. Bunu da gayet doğal karşılıyorum.

Mahşerin Dört Atlısı, İncil’de adları geçen, kıyamet gününde ortaya çıkacaklarına inanılan 4 sembolik atlıdır. İncil’in vahiy bölümü de zaten sembolik anlatımlardan ibarettir. 4 İncil’den birinin yazarı olan Yuhanna‘nın Patmos Adası’nda gördüğü bir rüyetten çıkmıştır. Şimdi İncil’in Vahiy bölümüne biz göz atalım.

Vahiy 1. bölüm

Var olan, var olmuş ve gelecek olan, Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı, ‹‹Alfa ve Omega Ben’im›› diyor. İsa’ya ait biri olarak sıkıntıda, tanrısal egemenlikte ve sabırda ortağınız ve kardeşiniz olan ben Yuhanna, Tanrı’nın sözü ve İsa’ya tanıklık uğruna Patmos denilen adada bulunuyordum. Rab’bin gününde Ruh’un etkisinde kalarak arkamda borazan sesine benzer yüksek bir ses işittim. Ses, ‹‹Gördüklerini kitaba yaz ve yedi kiliseye, yani Efes, İzmir, Bergama, Tiyatira, Sart, Filadelfya ve Laodikya’ya gönder›› dedi. Bana sesleneni görmek için arkama döndüm. Döndüğümde yedi altın kandillik ve bunların ortasında, giysileri ayağına kadar uzanan, göğsüne altın kuşak sarınmış, insanoğluna benzer birini gördüm. Başı, saçı ak yapağı gibi beyaz, kar gibi bembeyazdı. Gözleri alev alev yanan ateşti sanki. Ayakları, ocakta kor haline gelmiş parlak tunca benziyordu. Sesi, gürül gürül akan suların sesi gibiydi. Sağ elinde yedi yıldız vardı. Ağzından iki ağızlı keskin bir kılıç uzanıyordu. Yüzü bütün gücüyle parlayan güneş gibiydi. O’nu görünce, ölü gibi ayaklarının dibine yığıldım. O ise sağ elini üzerime koyup şöyle dedi: ‹‹Korkma! İlk ve son Ben’im. Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir. Bunun için gördüklerini, şimdi olanları ve bundan sonra olacakları yaz.

(Dikkat edilirse İncil’de sözü edilen 7 kilisenin yedisi de Anadolu’dadır.) Yuhanna’nın vahyinden aldığımız bu kısa bilgiden sonra Mahşerin dört atlısıyla ilgili ayetlere bir giriş yapalım.

Mahşerin dört atlısı ve alametler

Mahşerin dört atlısının İsa’nın yeryüzüne tekrar gelişini gösteren alametlerle ilgisi vardır. Bu kısa bir dönemi kapsar. Bu dönemde neler olacağını İncil bize haber vermektedir.

Luka 21. bölüm:

Onlar da:

Peki, öğretmenimiz, bu dediklerin ne zaman olacak? Bunların gerçekleşmek üzere olduğunu gösteren belirti ne olacak? diye sordular.

İsa:

Sakın sizi saptırmasınlar dedi. Birçokları, Ben O’yum ve Zaman yaklaştı diyerek benim adımla gelecekler. Onların ardından gitmeyin. Savaş ve isyan haberleri duyunca telaşlanmayın. Önce bunların olması gerek, ama son hemen gelmeyecek.

Sonra onlara şöyle dedi:

Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak. Şiddetli depremler, yer yer kıtlıklar ve salgın hastalıklar, korkunç olaylar ve gökte olağanüstü belirtiler olacak. Dünyanın üzerine gelecek felaketleri bekleyen insanlar korkudan bayılacak. Çünkü göksel güçler sarsılacak. O zaman İnsanoğlu’nun bulut içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. Bu olaylar gerçekleşmeye başlayınca doğrulun ve başlarınızı kaldırın. Çünkü kurtuluşunuz yakın demektir.

İsa onlara şu benzetmeyi anlattı:

İncir ağacına ya da herhangi bir ağaca bakın. Bunların yapraklandığını gördüğünüz zaman yaz mevsiminin yakın olduğunu kendiliğinizden anlarsınız. Aynı şekilde, bu olayların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, Tanrı’nın Egemenliği yakındır. Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan, bu kuşak ortadan kalkmayacak.

Vahiy 6. bölüm

Birinci at ve binicisi: Kral olan İsa’yı temsil eder.

Sonra Kuzu’nun yedi mühürden birini açtığını gördüm. O anda dört yaratıktan birinin, gök gürültüsüne benzer bir sesle, ‹‹Gel!›› dediğini işittim. Bakınca beyaz bir at gördüm. Binicisinin yayı vardı. Kendisine bir taç verildi ve galip gelen biri olarak zafer kazanmaya çıktı.

İkinci at ve binicisi: Savaşları temsil eder.

Kuzu ikinci mührü açınca, ikinci yaratığın ‹‹Gel!›› dediğini işittim. O zaman kızıl renkte başka bir at çıktı ortaya. Binicisine dünyadan barışı kaldırma yetkisi verildi. Bunun sonucu olarak insanlar birbirlerini boğazlayacaklar. Atlıya ayrıca büyük bir kılıç verildi.

Üçüncü at ve binicisi: Kıtlıkları temsil eder:

Kuzu üçüncü mührü açınca, üçüncü yaratığın ‹‹Gel!›› dediğini işittim. Bakınca siyah bir at gördüm. Binicisinin elinde bir terazi vardı. Dört yaratığın ortasında sanki bir sesin şöyle dediğini işittim: ‹‹Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara. Ama zeytinyağına, şaraba zarar verme!››

Dördüncü at ve binicisi:

Ölümü temsil eder. Bu ölüm savaşlarla, açlıkla, salgın hastalıklarla ve yabanıl hayvanlarla gelir.
Kuzu dördüncü mührü açınca, ‹‹Gel!›› diyen dördüncü yaratığın sesini işittim. Bakınca soluk renkli bir at gördüm. Binicisinin adı Ölüm’dü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu. Bunlara kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla, yeryüzünün yabanıl hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.

Dört atlı ve simgeleri:

At Atların Simgesi Binici Güç Binici Simgesi
Beyaz Kutsallığı Yay taşır, taç takar Savaşır ve yener İsa’nın kral olarak hazır bulunuşu
Kırmızı Dökülen kanların rengini Kılıç taşır Savaş getirir. Savaşlar ve çatışmalar
Siyah Ölüme yakınlığı Terazi taşır Kıtlık, açlık, yoksulluk Kıtlık, açlık, yoksulluk
Soluk Ölümün soğuk yüzü, çürüme Ölüm Salgın hastalık ve can güvensizliği Ölüm, öldürülme, vakitsiz ölümler

2.Timoteos 3

Şunu bil ki, son günlerde çetin anlar olacaktır. İnsanlar kendilerini seven, para düşkünü, övüngen, kibirli, küfürbaz, anne baba sözü dinlemez, nankör, kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaşmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın, iyilik düşmanı olacaklar. Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Tanrı’dan çok eğlenceyi seven, Tanrı yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur… Ama kötüler ve sahtekârlar, aldatarak ve aldanarak gittikçe daha beter olacaklar.
Birinci at ve biniciyi izleyen diğer üç at ve binicileri yeryüzünde felaket niteliğinde olaylara yol açarlar. Bunun nedeni gökte kral konumuna gelen İsa’nın kendi melekleriyle birlikte Şeytan ve onun meleklerini – cinleri – gökten yere atmalarıdır.

Vahiy 12. bölüm:

Gökte savaş oldu. Mikail’le melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler. Büyük ejderha -İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan- melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı. Bundan sonra gökte yüksek bir sesin şöyle dediğini duydum:

Tanrımız’ın kurtarışı, gücü, egemenliği Ve Mesih’inin yetkisi şimdi gerçekleşti. Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı, Onları Tanrımız’ın önünde gece gündüz suçlayan Aşağı atıldı. Kardeşlerimiz Kuzu’nun kanıyla Ve ettikleri tanıklık bildirisiyle Onu yendiler. Ölümü göze alacak kadar vazgeçmişlerdi can sevgisinden. Bunun için, ey gökler ve orada yaşayanlar, Sevinin! Vay halinize, yer ve deniz! Çünkü İblis zamanının az olduğunu bilerek Büyük bir öfkeyle üzerinize indi.

Vahiy bölümüne göre gökteki konumlarını yitiren Şeytan ve kendi melekleri artık fazla zamanlarının kalmadığını bilmektedirler ve büyük bir öfke içinde oldukları söylenmektedir.

Vay halinize, yer ve deniz! Çünkü İblis zamanının az olduğunu bilerek Büyük bir öfkeyle üzerinize indi. Sözleri bunu anlatır.
Bunun yeryüzü ve üzerinde yaşayanlar için hiç iyi bir yönü yoktur. Şeytan ve cinlerinin etkilerini simgesel olarak anlatan atlar ve binicileri etkilerini bütün dünyaya göstermeye başlarlar. Ancak bu üç at ve binicisinin atlarını sürmeleri kısa bir dönem için olacaktır. “İblis zamanının az olduğunu bilerek…” ifadesi ve Matta 24. bölümde geçen “‹‹İncir ağacından ders alın! Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. Aynı şekilde, bütün bunların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, İnsanoğlu yakındır, kapıdadır. Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak.” sözleri bu dönemin çok uzun sürmeyeceğini ve İsa’nın asıl Armagedon’daki yargılama için gelişini işaretleyecektir.

Luka incilinde geçen “Çünkü göksel güçler sarsılacak.” ve Yeşaya 24. bölümde geçen “O gün RAB yukarıda, gökteki güçleri ve aşağıda, yeryüzündeki kralları cezalandıracak” sözleri büyük sıkıntı ve Armagedon’da gerçekleşecektir. Bu olayın benzeri Tevrat’ın Yeşaya bölümünde de anlatılmıştır.

Yeşaya 24

Ey dünyada yaşayanlar, Önünüzde dehşet, çukur ve tuzak var. Dehşet haberinden kaçan çukura düşecek, Çukurdan çıkan tuzağa yakalanacak. Göklerin kapakları açılacak, Dünyanın temelleri sarsılacak. Yeryüzü büsbütün çatlayıp yarılacak, Sarsıldıkça sarsılacak. Dünya sarhoş gibi yalpalayacak, Bir kulübe gibi sallanacak, İsyanlarının ağırlığı altında çökecek Ve bir daha kalkamayacak. O gün RAB yukarıda, gökteki güçleri Ve aşağıda, yeryüzündeki kralları cezalandıracak. Zindana tıkılan tutsaklar gibi Cezaevine kapatılacak Ve uzun süre sonra cezalandırılacaklar.

Vahiy 20

Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Melek ejderhayı -İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı- yakalayıp bin yıl için bağladı. Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.

Sefanya 1

RAB’bin büyük günü yaklaştı, Yaklaştı ve çabucak geliyor. Dinleyin, RAB’bin gününde En yiğit asker bile acı acı feryat edecek. Öfke günü o gün! Acı ve sıkıntı, Yıkım ve felaket, Zifiri karanlık bir gün olacak, Bulutlu, koyu karanlık bir gün. Surlu kentlere, köşelerdeki yüksek kulelere karşı Savaş borularının çalındığı, Savaş naralarının atıldığı gündür. RAB diyor ki:

İnsanları öyle bir felakete uğratacağım ki, Körler gibi, nereye gittiklerini göremeyecekler. Çünkü bana karşı günah işlediler. Su gibi akacak kanları, Bedenleri yerde çürüyecek.

RAB’bin öfke gününde, Altınları da gümüşleri de Onları kurtaramayacak. RAB’bin kıskançlık ateşi bütün ülkeyi yakıp yok edecek. RAB ülkede yaşayanların hepsini korkunç bir sona uğratacak.

Mahşerin dört atlısı İncil’in Vahiy bölümünde geçen ve sonla ilgili olayları içeren bütün bir anlatımın bir parçasıdır. Ancak bu “son” yeryüzünün sonu değildir.

Şimdiye kadar ele aldığımız konuları toparlarsak şu anlaşılmaktadır. Dünya 4 büyük İmparatorluğa (Birliğe) tanık olacaktır. Şimdiden varmış gibi görünen; Çin, Rusya, AB ve ABD Birlikleri, Türk birliğinin kurulmasıyla çatırdayacak ve yeni dünya dengeleri kurulacaktır. Bu yeni oluşum da 4 temel dil grubunu oluşturan; Hint-Avrupa, Hami-Sami, Ural-Altay ve Tibet- Çin dil aileleri tarafından gerçekleşecektir. Bu dil ailelerinin dinsel temeline de bir göz atalım. Hint-Avrupa ( Katoliklik, Ortodoksluk, Sünni Müslümanlık, Hinduizm.), Hami-Sami (Yahudilik, Protestanlık, Sünni Müslümanlık) Ural Altay ( Laik Müslümanlık, Şamanizm, Felsefi dinler) Tibet-Çin ( Ateizm, Budizm )

Mahşerin dört atlısında adı geçen 4 renk atın da hangi ulusları temsil ettiği anlaşılmıştır sanırız. İlk atlı elinde yedi yıldız bulundurmaktadır. Bu yedi yıldız yedi bağımsız, laik, demokratik Türk devletini simgelemektedir. Dünya barışını sağlayacak olan bu yedi devlet Türk Birliği’ni oluşturduğu zaman dünya dengeleri değişecek ve bu birlik dünya barışını sağlayıp, uzun süreli huzur ortamını sağlayacaktır.
Yazımı aynı dönemlerde yaşamış iki dahininn sözleriyle tamamlamak istiyorum. Bunlardan biri bilim adamı. Sadece çağının değil tüm zamanların dahi bilim adamı Albert Einstein. Dünyanın geleceği durumu nasıl da önceden görebilmiş. “Üçüncü dünya savaşı çıkar mı?” diye sorulduğunda Einstein; “Onu bilemem de çıkarsa dördüncüsünü taş ve sopalarla yapacağımız kesin” demiş… Bütün dünyanın en büyük lider diye tanımladığı büyük önder Mustafa Kemal Atatürk sanki dünyanın geleceği durumu görmüş gibi sarfettiği şu veciz sözlerle tamamlamak istiyorum.

“Ben herşeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.” (Atatürk’ün Sofrası, İsmet Bozdağ, Kervan Yayınları, 1975, s. 138-143)

Araştırmacı yazar:
Ahmet Hüseyin DAMARLI

Yecüc ve Mecüc Türklerdir

Yecüc ve Mecüc Türklerdir.

İnsanlar üç ırk olarak incelenir. Bunlar sarı, beyaz ve siyah ırktır. Türkler sarı ırka mensupturlar. Bunlara Hun Türkleri denilmekteydi. Sonradan öncü boy olan Kayı boyu beyaz ırka dönüştü. Anadolu’ya yerleşenler beyaz ırka dönüşenlerdir.
Başka hiçbir milletin kafatası yapısı dolikosefalden, brakisefale dönüşmemiştir. Bu durumda iki Türk halkının varlığını tespit etmiş oluyoruz. Bunlar orta Asya Türkleri ve Anadolu Türkleridir. Anadolu Türkleri Oğuz soyunun Kayı boyundan gelmektedirler. Yani Oğuz’un ilk karısından olan ilk oğlunun, ilk oğlu olan Kayı’nın soyu… Kendilerine çok önemli görevler verilmiştir. Bu görevlerini gerçekleştirdikleri ilahi program da başka yazımızda ele alınacaktır.

Şimdi gelelim Kutsal kitaplarda sözü edilen Yecüc ve Mecüc’e… Kutsal kitaplarda adı geçen Yecüc halkı Anadolu Türkleridir. Mecüc halkı da Orta Asya Türkleridir. Bu iddiamızı Tevrat’ta destekliyor. Bir göz atalım:

BAP:10
2 Yafetin oğulları: Gomer, ve Mecüc, ve Maday, ve Yavan, ve Tubal, ve Meşek, ve Tiras.
Tevrat/Tekvin

Bu ayetten anlaşılacağı gibi Mecüc, Yafet’in oğullarından biridir, Yecüc’den söz edilmez çünkü Yecüc sonradan oluşmuştur. Tekrar ediyoruz bunlar Türkiye Cumhuriyetini oluşturan Türk halkıdır. Bu arda tamamen Arap milliyetçiliğine dayandırılan ve şu andaki geleneksel İslam anlayışını sürdürenlerin kimi uydurma hadislerine değinmeden geçemeyeceğim.
Said İbn Müseyyeb’den aktarılan rivayeti aynen yazıyorum:

”Nuh’un üç oğlu, onlardan her birinin de üçer oğlu vardır. Nuh’un oğulları Sam, Ham ve Yafes adlarında idi. Arap, Fars ve Rum, Sam’ın oğulları olup her biri hayırlıdır. Yafes’in oğulları Türk, Saklep, Ye’cüc ve Me’cüc olup, bunlardan hiçbirinde hayır yoktur.”

Bu uydurma hadise göre; Arap, Fars ve Rumlar hayırlı, biz Türkler ise hayırsızmışız. Bu konuyu burada sonlandırıp bir başka konumuza geçelim. Peki Avrupalılar hangi ırk derseniz, bunlar da beyaz ırktır. Fakat, Sami ırkı değildir. Bunlar Kabil’in soyudur, dilleri de literatüre, Hint-Avrupa diller gurubu olarak girer. Dolayısıyla Hintliler de Kabil soyudur. Kabil, Ademoğullarının ilk üreyen neslidir. Hintlilerin bir başka özelliği de bulundukları yarımada dışında hiçbir bölgeye gitmemeleridir. Aynı köke dayanan Avrupalılar ise bulundukları bölgeyi terk ederek, Avrupa kıtasına yerleşmişlerdir. Avrupa’ya gelen bu topluluğa Keltler deniyordu. Keltler de tıpkı aynı soydan geldikleri Hintliler gibi ölülerini toprağa gömmüyorlar, yakıyorlardı. Şimdi bu gerçeği yansıtan Tevrat ve Kur’an ayetlerine bir göz atalım:

Bölüm:4
6Ve Kain, kardeşi habile söyledi. Ve vaki oldu ki, kırda oldukları zaman, Kain, kardeşi Habile karşı kalktı, ve onu öldürdü.
Tevrat / Tekvin

Bu olay Kur’an’ın Maide suresinde de geçmektedir ve her iki kitap arasında herhangi bir çelişki yoktur. Şunu da hatırlatalım İslami kaynaklarda Kain adı, Kabil olarak geçer. Ancak Kur’an’da bu olay anlatılırken herhang ibir isim zikredilmez. Olayın Adem’in iki oğlu arasında geçen olay olduğu anlaşılmaktadır.

30 Nefsi onu, kardeşini öldürmeğe çağırdı, (o da nefsine uyarak) onu öldürdü, ziyana uğrayanlardan oldu.
31 Derken Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (karganın yaptığını görünce): “ Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim (ben)” dedi ve pişman olanlardan oldu!
Kur’an / Maide

Dikkat edilirse Tevrat’ta yazmayan ama Kur’an’ın Maide suresinin 31. ayetinde geçen ilginç bir olaydan söz edilmektedir. Kabil öldürdüğü kardeşini gömmeyi dahi bilmediği için onun cesedini yok etmek için yakmıştır. Yukarıdaki açıklamamızda bilinen nedenle Kabil’in Habil’i öldürdüğünü yazmıştık. Bu bilinen nedeni başka bir yazımızda ele alacağız. Şimdi Yecüc ve Mecüc hakkında daha ayrıntılı bilgileri kapsamlı olarak ele alalım.

Yecüc ve Mecüc hakkındaki bilgiye Kur’an’ın Kehf ve Enbiya surelerinde rastlamaktayız. Bu iki suredeki ayetlere değinmeden önce eski ahit ve yeni ahite göz atmakta yarar vardır diye düşünüyorum. Çünkü Kur’an’dan önceki kutsal kitaplar olan Tevrat ve İncil’de de bu konu hakkında bilgi verilmiştir. Eski ahit yani Tevrat’ın yaratılış bölümündeki ayeti yazımın başında ele almıştım. Bu ayeti ele alırken de Mecüc olarak çevirilen meali verdim. Bir çok çeviride Yecüc (Gog), Mecüc de (Magog) olarak geçer. Tevrat’ın Yaratılış bölümündeki ayetin tekrarı 1. Tarihler bölümünde de aynen yer alır.

1.Tarihler 1,5 : Yafet’in oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yâvan, Tuval, Meşek, Tiras.

Yazımızın başında belirttiğimiz gibi Magog (Mecüc) Yafet’in oğullarından biri olarak sayılmaktadır. Yecüc’den yani Gog’dan bu bölümde de söz edilmez. Bu isme gene 1. Tarihler bölümünün şu ayetinde rastlamaktayız.

1.Tarihler 5,4-6: Yoel’in soyu: Şemaya Yoel’in, Gog Şemaya’nın, Şimi Gog’un, Mika Şimi’nin, Reaya Mika’nın, Baal Reaya’nın, Beera Baal’ın oğluydu. Rubenliler’in önderiydi.


Yazılış tarihinden de anlaşılacağı gibi Gog, Magog’dan sonra ortaya çıkmıştır. Nutuk’un Gizli Şifresi adlı yazıya yaptığım yorumda ” Türkler seçilmiş bir ulustur”  Ergenekon olayından bahsetmiş; Kıyan ve Nüküz ailelerinden söz etmiştik. Kıyan’ın da Kayı olduğunu vurgulamıştık. Kayı boyu Orta Asya’dan çıkıp Anadolu’ya yerleşen tek  Türk boyudur. Tevrat’a geri dönelim.

Hezekiel 38,2 : ‹‹İnsanoğlu, yüzünü Magog ülkesinden Roş’un, Meşek’in, Tuval’ın önderi Gog’a çevir, ona karşı peygamberlik et.

Hezekiel 38,3 : De ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roş’un, Meşek’in, Tuval’ın önderi Gog, sana karşıyım.

Hezekiel 38,14 : ‹‹Bu yüzden, ey insanoğlu, peygamberlik et ve Gog’a de ki, ‹Egemen RAB şöyle diyor: O gün halkım İsrail güvenlik içinde yaşarken bunu farketmeyecek misin?

Hezekiel 38,16 : Ülkeyi kaplayan bir bulut gibi halkım İsrail’in üzerine yürüyeceksiniz. Son günlerde, ey Gog, seni ülkeme saldırtacağım. Öyle ki, ulusların gözü önünde kutsallığımı senin aracılığınla gösterdiğim zaman beni tanıyabilsinler.

Bu Tevrat ayetlerine göre İsrailoğulları Gog’un saldırılarına uğrayacaktır. Üstelik bunu İsrailoğullarının Tanrısı istemektedir. Daha sonraki ayette ise İsrail’in Tanrısı karar değiştirecek ve  Gog saldırdığı için öfkelenecektir.

Hezekiel 38,18 : ‹‹ ‹Gog İsrail ülkesine saldırdığı gün öfkem alevlenecek. Egemen RAB böyle diyor.Bundan sonra ise bir kargaşadan söz edilmektedir, herkesin birbirine kılıç çektiği kargaşadan.

Hezekiel 38,21 : Bütün dağlarımda Gog’a karşı kılıcı çağıracağım. Egemen RAB böyle diyor. Herkes birbirine kılıç çekecek.

Hezekiel 39,6 : Magog’un ve kıyıda güvenlik içinde yaşayanların üzerine ateş yağdıracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar. Tuval’ın baş önderi››.

Buna benzer ayet İncil’in Vahiy bölümünde de bulunmaktadır. Okuyalım:
Vahiy 20,8 : Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları -Gog’la Magog’u- saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.

Tevrat’ta ve İncil’de sözü edilen Gog ve Magog düşman olarak gösterilmektedir. Tevrat ve İncil’de tahrifat yapıldığından ve çoğu ayet insan yazması olduğu için tam olarak gerçeği yansıtmamaktadırlar. Kur’an’ın Kehf suresinde geçen olayı yine Nutuk’un Gizli Şifresi adlı yazıya yaptığım yorumda ( Türkler seçilmiş bir ulustur adlı yazımda) açıklamaya çalımıştım. Bazı İslam yorumcularına göre Yecüc ve Mecüc barbar bir topluluktur. Bunu da Kehf suresindeki ayete dayanarak söylerler. Oysa o ayet dikkatle okunsa belli bir süreye kadar zaptedilen topluluk olduğu ve vaat günü geldiğinde o topluluğun önündeki engellerin kaldırılacağı anlaşılmaktadır. Zaten Enbiya suresinde bu olaya tam anlamıyla açıklık getirilmektedir.

96 Ye’cûc ve Me’cûc’ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler.

97 Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkâr edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. “Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik!” derler.

Bu ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi zalim olan topluluk Yecüc ve Mecüc değildir. Zalimlerin ise inkarcılar olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Başa dönersek; Yecüc Anadolu Türkleridir, Mecüc Orta Asya Türkleridir. İşte bu iki Türk topluluğunun bir araya gelmesiyle oluşacak birlik, Türklerin Dünyayı yeniden şekillendirmesine ön ayak olacaktır.

Araştırmacı Yazar

Ahmet Hüseyin DAMARLI