İttihat ve Terakki Kuruluş – Kollar – Sistem

Merhaba. Bir önceki yazımızda Teşkilat-ı Mahsusa’ya kısaca değinmiştik.Teşkilat-ı Mahsusa’yı yazıpta İttihak ve Terakki’yi yazmamak olmaz diye düşündüm.

Bu yazımızda İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden kısaca bahsedelim. Kısaca bahsedelim diyorum çünkü bu iki örgütü anlatmak kitaplar gerektirir. Benim yazdığım sadece fragman..

İttihat ve Terakki’nin kökeni 1860’lı yıllara kadar uzanır.Cemiyet’in düşünsel kökeni Yeni Osmanlılar‘a dayanır. 1860’tan 1918’e kadar uzanan süreçten sonra İttihatçılık ruhu miadını tamamlamış görünse de Cumhuriyet dönemi Kemalizm’inin ideolojisine esin kaynağı olmuştur. Biz burada örgütün mazisine fazla girmeyecek, 20. yüzyılın başındaki İttihat ve Terakki’ye ve onun yan kuruluşlarına kısaca değinmekle yetineceğiz.

Rumeli, Avrupa’nın büyük devletlerinin çıkar çatışmasına girdiği, at oynattığı bir coğrafyadır.Buna, “Emperyalizmin Rumeli Programı” demek daha yerinde olur.Bu anlamda Selanik, Türk yenilikçi hareketlerinin yeşerdiği, doğduğu bir yerdir.Öyle ya, bu kötü manzara karşısında kim eli kolu bağlı durmak ister ki?

Selanik, canlı bir ticari hayata sahip olduğu gibi, siyasal akımları tolere edebilecek bir kentti.İttihat ve Terakki Cemiyeti Eylül 1906’da, “Beş Çınar” denen bir bahçede “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” adı altında kuruldu.Kurucuların başlıcaları şunlardı:

  • Mithat Şükrü Bleda
  • Askeri Rüştiye Müdürü Bursalı Mehmet Tahir Bey
  • Rüştiye Fransızca öğretmeni Naki Bey
  • Rahmi Bey (Geleceğin İzmir Valisi)
  • Kazım Nami Bey (Üçüncü Ordu Müşavirlik Yaveri)
  • İsmail Canbolat Bey (Daha sonra Atatürk’e suikastten dolayı idam edilmiştir)
  • Ömer Naci Bey (İttihat ve Terakki’nin ünlü hatibi)
  • Yüzbaşı Edip Servet Bey ve Talat Bey (Geleceğin Osmanlısının Sadrazamı Talat Paşa)

Cemiyet hücre tarzında örgütlenmişti. Hücre mensuplarının dışında kimse birbirini tanımıyordu. (Teşkilat-ı Mahsusa’daki aynı sistem) Cemiyete üye kaydı Masonik tarzda yapılıyordu. Önce kuruculardan biri üye yapmak istediği kimseyi merkeze tanıtıyor, merkezin bu konudaki kararını bekliyordu. Merkez gerekli incelemeleri yapıp o kişiyi üyeliğe kabul ederse, yemin merasiminin yapılacağı adayın gözleri bağlanıyor,şaşırtmak için aday biraz dolaştırılıyor,sonra da yemin merasiminin (buna tahlif deniliyordu) yapılacağı eve geliniyordu. Evin kapısında bulunan bir yetkili, kılavuzun “Hilal” parolasını duyunca kapıyı açıyor ve aday içeri alınıyordu. İçerde bir odada Cemiyet’e girip girmemekte ısrarlı olup olmadığı soruluyor, onay alındıktan sonra da yemin (tahlif) merasimi başlıyordu. Aday gözleri bağlı olduğu halde bir masanın karşısındaki iskemleye oturtulup, sağ eli Kur’an-ı Kerim‘in sol eli de tabancanın üzerine konarak yemin ettiriliyordu. Tören sırasında adayın karşısında kırmızı cüppeli beş kişi vardır. Ortadaki tok ses karşıdaki adayı tepeden tırnağa süzdükten sonra sorar:

-Otuz üç senedir bünye-i milleti hain kurt gibi kemiren istibdad idaresine karşı mazlum milletin intikamını almaya hazır mısınız?

-Evet, tamamı ile..

-Verdiğiniz sözü önünüzde gördüğünüz Kur’an-ı Kerim,tabanca ve hançerle teyit ve bunların üzerine yemin eder misiniz?

-İşte Kur’an-ı Kerim’e el basarak yemin ediyorum ki sizlere ihanet edecek olursam hançer ve tabancanıza layık olayım. Meşrutiyet’i istihsal edinceye kadar Abdülhamit idaresine karşı gücümün yettiği kadar fedakarca itaat edeceğime; şayet bu mukaddes maksadın istihsalinden evvel tevkif  olunursam, Cemiyet’in esrarına dair etlerim kemiklerimden ayrılıncaya kadar işkenceye maruz kalsam dahi hiçbir şey ifşa etmeyeceğime dinim,şerefim ve namusum üzerine yemin ederim.

-Yeni üye Cemiyet’e, “Kardeşim seni tebrik ederim. Bundan sonra aramızda kardeşlikten başka bir his lmayacaktır.Allah Cemiyet’imize muvaffakiyet ihsan etsin. Cemiyet’imizin nizamnamesine göre numaranız …..dir.”  sözleriyle kabul edilir, merasim noktalanırdı.İttihat ve Terakki’ye girmek her üye için bir gurur vesilesiydi. En küçük hatanın, gafletin, ağızdan kaçırılacak bir tek kelimenin, görevi savsaklamanın, tereddüdün ölümle noktalanacağını bildiği halde hiç bir üye bu durumdan şikayetçi olmamıştır. Bu uğurda ölmek onlar için ölümlerin en şereflisiydi çünkü.

Yeni üye yemininin ardından gözleri açıldığında karşısında siyah maskeli,sadece gözleri açık, baştan aşağı kırmızı pelerine sarılmış üç kişiyi görüyordu.Artık bundan sonra çıkış yoktur.Aksi takdirde ihanetle yargılanacak, hiç tereddütsüz ölümle cezalandırılacaktır.İ lk toplantıda Talat Bey’in şu sözleri İttihat ve Terakki’nin amacını, hedeflerini ortaya koyar gibiydi.

-“Cemiyetimiz baş verecek, fakat sır vermeyecektir. Netice istihsal edilinceye kadar ve ondan sonra bile herkes Cemiyet’in sırrına bağlı kalacaktır. Aksi mümkün değildir,müsaade edilmez,yani buna izin de verilemez. Cemiyete girecek arkadaş yalnız kendi rehberini ve iki arkadaşını tanıyacaktır.Diğerlerini bilmeyecek, bilemeyecektir. Bizler de bunu kimseye söylememeye yemin edeceğiz.

Şu anda birbirimizin adını unutuyoruz. Cemiyete kaydedilenler gözleri bağlı olarak tahlif odasına alınacaktır. Tahlif odasına geliş rehber vasıtası ile olacak. Yemine gelecek olan üyenin gözleri yemin yerine gelmeden çok önce bağlanacaktır. Yani nerede yemin ettiğini bilmeyecektir. Rehber tahlif odasında yeni üyenin gözlerini açtığı vakit üye şunları görecektir: Yeşil çulha kaplı bir masa,masanın köşesinde Kur’an-ı Kerim’in yanında bir tabanca ve bayrak.Yemin ettirecek üç aza, ki bunlar masanın gerisinde hususi kıyafetler içinde olacaklar ve yalnız gözleri görünecektir. Tahlif odasında usulümüz gereğince yemin eden aza Kur’an-ı Kerim’e,silaha,bayrağa el bastıktan sonra artık Cemiyet için hayatını vermeye hazır demektir. Verilecek emri tatbik etmeyerek savsaklayan veya Cemiyet’in sırlarını her ne şart altında olursa olsun anlatmaya kalkan aza, tabancanın başına sıkılmasını kabul etmiş demektir. Usul budur.”

Talat Bey’in bu nutku, sanki İttihat ve Terakki’nin manifestosu gibidir. Toplantılar çeşitli evlerde yapılıyordu. Daha sonra ise Alatini Köşkü ile Tramvay deposu arasında küçük bir ev tutuldu. Ev Ömer Naci üzerinde görünüyordu.

Cemiyet üyelerinin birbirini tanıması için bir işaret sistemi vardı. Temel ilke “Kelime-i Mukaddese: Muin, Kelime-i Murur: Hilal” sözcükleriydi. Üye sağ elin üç parmağını büküp, bir hilal halinde kalbine götürdüğünde işaret tamam sayılacaktı. Bundan sonra karşılıklı olarak “Mim”, “Ayn”, “Ye” harfleri söylenecekti. Bu harfler Arapça “Muin” (Yardım eden,yardımcı) anlamına geliyordu.

Cemiyet üyelere bir numara veriyordu. İlk on numara kuruculara aitti. Yaş sırasına göre ilk on üyenin numaraları şöyle sıralanıyordu:

  • Bursalı Tahir Bey 1
  • Naki Bey 2
  • Rahmi Bey 3
  • Mithat Şükrü Bleda 4
  • Talat Bey 5
  • Kazım Nami Bey 6
  • Ömer Naci Bey 7
  • İsmail Canbolat Bey 8
  • Hakkı Baha Bey 9
  • Edip Servet Bey 10

Cemiyet daha sonra, Paris’te Dr.Nazım ve Dr. Bahattin Şakir tarafından kurulan İttihat ve Terakki Örgütü ile ilişki kurdu. İlişkiyi müteakip “Osmanlı Hürriyet Cumhuriyeti” adını “İttihat ve Terakki Cemiyeti” olarak değiştirdi.Cemiyet daha sonra Anadolu’da -özellikle İzmir’de- örgütlenmeye başladı. Mustafa Kemal ve Enver Bey’in katılımlarıyla çığ gibi büyüyen Cemiyet, Osmanlı’nın paylaşımını masaya yatıran Reval görüşmelerinden sonra harekete geçti. Cemiyet’in ilk eylemi Mustafa Necip kanalıyla gerçekleşti. Nazım Bey Selanik Merkez Kumandanı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en büyük düşmanı idi. Onu Enver Bey’in eniştesi olmasıda kurtaramamış, ölümden kıl payı kurtulmuştu.

Ardından Resneli Niyazi Bey ve Enver Bey dağa çıkmıştı.Onları takip ve ele geçirmekle görevlendirilen Arnavut Şemsi Paşa, Teğmen Atıf Kamçıl Bey tarafından öldürüldü. Bunlar İttihak ve Terakki’nin önünü açıyor, Cemiyet halk için ümit kaynağı oluyordu.Şemsi Paşa’nın yerine gönderilen Tatar Osman Paşa’nın da Eyüp Sabri tarafından dağa kaldırılması Saray’ın sona yaklaştığını gösteriyordu. 1908’de II. Meşrutiyet‘i ilan ettiren, 1909’da Sultan Abdülhamit Han‘ı tahttan indiren Cemiyet, 1913 Bab-ı Ali Baskını ile yönetimi el koydu ve kesintisiz 5 yıl 9 ay 7 gün Osmanlı’nın kaderine hükmetti.

Yurt düzeyinde örgütlenmeyi, İttihak ve Terakki kulüpleri kanalı ile gerçekleştiren Cemiyet 1908-1918 yılları arasında 4 gizli olmak üzere 9 kongre yaptı. 1909-1918 yılları arasında Cemiyet’in başkanlıklarını sırası ile Emrullah Efendi,Halil Bey,Seyit Bey,Sait Halim Paşa ve Talat Paşa yürüttü.

İlk kurulduğu günden itibaren gizliliği esas alan Cemiyet’in bir çok yan kuruluşu vardı.Bunlar;

  • Teşkilat-ı Mahsusa (Günümüz Milli İstihbarat Teşkilatı‘nın çekirdeği)
  • Türk Ocağı
  • Köylü Bilgi Cemiyeti
  • Osmanlı Maarif Cemiyeti
  • Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti
  • Halka Doğru Cemiyeti
  • Osmanlı Sanatkaran Cemiyeti
  • Kalaycı Esnafı Cemiyeti
  • Hilal-i Ahmer
  • Donanma Cemiyeti
  • Bakü Müslüman Cemiyeti
  • Müdafa-i Milliye Cemiyeti
  • Türk Gücü Cemiyeti
  • Osmanlı Genç Dernekleri

Görüldüğü gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti toplumun her kademesine nüfuz etmiş, mükemmel bir örgütlenme örneği göstermiştir.Bunda hiç şüphe yok ki, tam bir örgüt adamı olan Talat Paşa‘nın büyük rolü vardır.

İttihak ve Terakki bir aysbergi andırır. Onun bir de görünmeyen yüzü vardı.Bu bölümün büyük bir kısmını fedai ve militanlardan oluşan kadro tamamlıyordu. “Fedai-i Zabıtan” diye de anılan bu kadro ordunun en genç, gözü pek subaylarından oluşuyordu.İdelalizm ve gönüllülük bu subayların ortak paydasıydı.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın temel taşını oluşturan bu kadro Süleyman Askeri Bey,Halim Paşa,Cevat Paşa,Dr. Nazım,Dr. Bahattin Şakir,Atıf Kamçıl,Rusül Bey,Yarbay Hüsamettin Ertürk,Eşref Kuşçubaşı,Sami Kuşçubaşı,Ömer Naci,Nuri Paşa (Kıllıgil-Enver Paşa’nın kardeşi),Ohrili Eyüp Sabri,Sapancalı Hakkı,İzmitli Mümtaz,Yakup Cemil Bey’i bünyesinde barındırıyordu.

Sevgilerimle.

Hakan Er – www.twitter.com/aynaninsirri , www.aynaninsirri.tumblr.com

5.Kol Faaliyetlerine Genel Bir Bakış

Herkesin kafası karışıktır. Derin devlet, gladio derken daha çok karışmıştır eminim. Peki ama tüm bunları kim yapar? Esas baş kimdir. İsterseniz bu yazıda pek çok kimsenin ismini bile bilmediği bu konuya bir göz atalım. Evet, biraz daha derinleşelim ve 5. kol faaliyetlerinden bahsedelim.

Beşinci kol: Fiili müdahale ile ele geçirilemeyen bir kitleyi ya da devleti propaganda, casusluk, sabotaj ya da terör yoluyla manevi etkiye maruz bırakmak suretiyle kendi müdahalenize uygun hale getirmek ya da fiili savaş esnasında savaşı daha kolay kazanmak için yapılan her türlü manevi yıkıcı çalışmadır.

  • Tarihçesi

Bu terim propaganda çalışmalarından farklı olarak yapılan tüm casusluk, sabotaj ve istihbarat hareketleridir.

Bu kelime ilk kez General Franco tarafından 1936-1939 İspanya İç Savaşı sırasında söylenmiştir. Generalin orduları Madrid’e dört koldan saldırdıkları sırada beşinci kol görevindeki Madrid içerisinde bulunan Generalin istihbarat yetkilileri şehirde bir ayaklanma çıkarmış ve Madrid’in düşmesine yardımcı olmuşlardır.

Bu terimin çıkışı günümüze yakınsa da ilkçağdan bu yana neredeyse bütün uygarlıklar bu çalışmada bulunmuştur. Spartalıların truva atı beşinci kol çalışmasına örnektir. Yine Roma İmparatorluğu da bu çalışmadan en çok yararlanan uygarlık olmuştur. Romalılar Kavimler Göçü sırasında Roma topraklarına giren kavimler arasında huzursuzluk çıkartmak ve onları topraklarından uzaklaştırmak için casusluk ve propaganda çalışmalarında bulunmuştur. Kartacalı General Hannibal Roma topraklarında zayıf düşen ordusuna insan bulmak için Roma topraklarındaki Romayla çatışan kavimleri kendi safına çekmek adına beşinci kol çalışmasında bulunmuştur.

Tabi tüm bu çalışmaları en geniş biçimi olarak tanımlayabileceğimiz beşinci kol çalışmalarının teşkilat kökeni I. Dünya Savaşı ve yakın geçmişine dayanır. Her ülkede farklı adlarla anılan legal istihbarat örgütleri bulunur. Bunlardan bazıları GESTAPO, CIA, KGB, MI6, MİT, MOSSAD gibi adlarla anılmalarına karşın aslen istihbaratın dışında beşinci kolun legal görüntülerini teşkil ederler.

Beşinci kol çalışmalarını en mükemmel şekilde kullanan ilk devlet Nazi Almanya’sıdır. Bu devlet Gestapo aracılığıyla bir çok devletin içine sızmış ve halkı kendi görüşlerine göre yönlendirmiştir. Bu sebepten dolayı Nazi Almanyası II. Dünya Savaşı sırasında Polonya,Norveç,Hollanda,Danimarka,Avusturya gibi devletleri istila ederken bu çalışmayı temel koşul olarak görmüştür.

Beşinci kol çalışmasından bir örnek: Nazi Almanyası kısa sürede Norveç’e teknisyen ve turist adıyla bolca Alman soktukları gibi içerideki hükümet karşıtlarını organize edip kısa sürede ülkede nüfuz sahibi olmuşlardır.

Norveç’in işgalinden bir gün önce(8 Nisan 1940), Norveç’te bütün devlet mesnsupları ve diplomatlara Polonya’nın işgaline ait dehşet saçıcı bir film göstermişler; film Alman askeri gücünü gösteriyor ve Alman ordusuna karşı konulduğunda devletlerin başına gelecek ürkütücü olaylar açıkça gösteriliyordu.

Ertesi gün devlet başkanı uyandırılıyor ve Alman işgalinin başladığı(9 Nisan 1940) haberi verilince, başkan kararsız, şaşkın ve bir önceki gün izlediği filmin etkisiyle savaşın anlamsız olduğuna hükmediyor. Bu sebepten ötürü Almanların isteklerini kabul eden başkan beşinci kolun yardımıyla ülkesini Almanların eline teslim ediyor.

Beşinci Kolda Çalışanlar?

Bu sorunun yanıtı basittir: Çöpçüden tutun da bir ülkenin devlet başkanına kadar herkes beşinci kolun üyesi olabilir.

Beşinci kolun çalışanları:

  • Özel olarak yetiştirilmişler: Bunlar beşinci kol teşkilatının en değerli çalışanlarıdır. Ekibin beynini oluştururlar.
  • Bilim zümresi, sanatçılar, film yıldızları: Bu kişiler daimi görevli olmayan daha çok tek ya da bir kaç görev için ülkeye sokulan şahıslardır.
  • Yerli unsurlar: Bunlar çoğunlukla ayrı bir ideolojiyi benimsemiş devlet otoritesine aykırı hareket edenler ya da devletin yaptıklarından hoşlanmayanlardır.
  • Çıkarcı kesim: Bu kişiler çıkarları için parayla satın alınır ve her türlü işte kullanılabilirler.
  • Hiç bilmeyerek alet olanlar.
  • Hiçbir çalışmaya gerek duymaksızın kendiliğinden beşinci kola alet olanlar: Ahlaksızlar, sahtekarlar,suistimalciler…
  • Beşinci kol mensuplarının hepsi dışarıdan gelmez. Aksine çoğunlukla içeriden insanlardır.

Beşinci Kol Ne Şekilde Çalışır?

Beşinci kol insan psikolojisini ve sosyolojiyi çok iyi bilir. Beşinci kol mukavemeti yüksek bir toplumda çalışamayacağını bildiği için öncelikle bu kesime saldırır.

Medya, beşinci kol için çok iyi bir araçtır. Bunu bilen beşinci kol medyayı kullanarak ülkeye genel ahlakı bozucu ve kültür seviyesini düşüren filmler sokar. Ulusal medyayı kullanarak yine aynı amaca yönelik programları televizyonlarda yayınlatır. Hatta izlenirliği artırmak için halk içinde itibar görmüş sanatçıları bu işe alet eder.

Beşinci kolun en önemli silahlarından biri de modadır. Moda beraberinde israf ve lüksü getirir. Bu da bol para harcamak demektir. Para yoksa suistimal imdada yetişir.

Beşinci kol ekonomik durumu kullanarak insanları kolay para kazanmaya teşvik eder. Şans oyunlarını peşi sıra ülkeye sokarak daha büyük bir batak olan kumara doğru geçişi kolaylaştırır.

Beşinci kol boş bir gençlik yaratmak için bir an bile durmaz. Gençliğin yapısından yararlanarak onu ahlaksızlaştırmak için her şeyden faydalanır. Uyuşturucu,fuhuş ve eğlence düşkünlüğü bunların başında gelir.

Kumar, fuhuş ve içki düşkünlüğü beşinci kolun sahip olduğu en büyük üç silahtır. Toplumun etik yapısına tümüyle saldırır. Dürüst kavramların yerini zamanla dolandırıcılık, zevk ve eğlence alır.

Beşinci kol devlet düzenine de saldırır. Mevcut rejimi yıkmak için farklı ideolojiler benimseyen bir toplum oluşturur. Halkı birbirine düşürmek için terörü kendi çıkarlarına alet eder.

Sonuçta beşinci kol: Ahlaksız ve bilgisiz bir gençlik, sadakatsiz bireyler, fizyolojik ve psikolojik açıdan rahatsız bir toplum yaratmayı amaçlar.

Beşinci kol faaliyetlerinden en tehlikeli olanı, radikal güçleri organize ederek bunların ülkelerin laik ve demokratik düzenlerini yıkıcı yönde çalışmalarını sağlamak, ortaçağ dogmalarıyla genç insanların beyinlerini yıkayarak onları özgür düşünme yeteneğinden uzaklaştırıp kirli amaçları doğrultusunda ve terörist faaliyetlerde köle gibi kullanarak emperyalist işbirlikçilerine hizmet etmektir.

Evet. Bu yazıdan sonra kafanızda birşeyler şekillenmeye başlamıştır diye umuyorum.