Roma’nın Çöküşünün Hikayesi

HonoriusM.S 5. yüzyılın başlarında Roma her taraftan saldırılara uğruyordu. Ordu kırılma noktasına gelmişti. Romalıların deyişiyle barbarlarla savaş halindeydiler. Hunlar ve Vandallar önlerine çıkan herşeyi yok etmişlerdi. Küçük bir kabile olan, Gothlar ise Karadeniz yakınlarındaki topraklarından sürülmüşlerdi. Roma İmparatorluğu‘nun içine doğru, batıya kaçmışlardı.

İmparatorlukta ordan oraya savrulan Gothlar liderleri Alaric önderliğinde yeni bir yurt arayışı içindeydiler.  İmparatorun baş danışmanı Flavius Stilicho ile Gothların lideri Alaric arasında anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre  Goth askeri gücü, toprak karşılığında imparatorluğa hizmet edecekti. Fakat Stilicho imparator ile ters düşmüş ve bir kiliseye sığınmıştı. Fakat imparator onu idam ettirdi(O dönemde tahtta bulunan İmparator Honorius çocukluğundan itibaren tahttaydı. Karakteri Roma’nın kaçınılmaz sonunda büyük rol oynayacaktı).  Stilicho‘nun idamı üzerine imparatorun emriyle onu destekleyen herkes katledildi. (İmparatora Stilicho taraftarlarını katletmesi fikri imparatorun danışmanı Olimpius tarafından verilmiştir). Bu katliamdan kaçmayı başaranlar aralarında Roma ordusundaki barbarlarda olduğu halde Alaric‘e sığındılar.

İmparator Honorius savunulması kolay bir yer olan Ravenna‘da bulunuyordu. Alaric ise direkt ravenna’da bulunan imparatora saldırmayıp Roma şehrine saldırmaya karar verdi. Beraberinde 30.000 kişilik ordusuyla Roma üzerine harekete geçti. Roma ordusu imparatorluğun her yerine dağılmıştı. Çünkü imparatorluğun diğer bölgelerinde saldırılar devam etmekteydi. Bundan dolayı Roma şehri savunmasız bir haldeydi. Bundan dolayı Roma’ya doğru hareket eden Gothlar hiçbir engelle karşılaşmadan 3 ay gibi kısa sürede Roma duvarlarına ulaştı. Roma kuşatma altına alınmıştı. Alaric‘in amacı Roma‘yı almak değildi. İmparator Honorius‘u Roma’yı almakla tehdit edip, kendi halkının yaşayabileceği bir toprak vermeye zorlamaktı.

Roma halkı senatodan yardım istedi. Senato Alaric ile anlaşmaya vardı. Anlaşmaya göre Roma‘nın bütün servetine karşılık Alaric geri çekilecekti. Senato her evi ve kamu binasını soyup, Alaric‘e 5000 poundluk altın, 30.000 poundluk gümüş, iyi kalite ipek ve baharatlar getirdi. Fakat Alaric bunları az buldu.  Alaric  Senator Attalus‘a,  imparatoru kendilerine Noricum topraklarını vermesi için ikna etmesini söyledi. Ayrıca Roma şehrine üç gün boyunca yiyecek girmesine de müsade etti. 

Senator Attalus imparatoru Honorius‘u ikna etmeyi başardı ve Roma‘ya bir kahraman olarak döndü. Alaric iyi niyet göstergesi olarak Roma önünden çekilmeyi kabul etti. Fakat imparator sözünde durmayacak ve 6.000 asker takviye güç gizlice Roma garnizonuna gönderecekti. Fakat bu birliğin komutanları askerleri açık yoldan götürmekle hata yaptı. Bunu öğrenen Alaric, Athaulf’u önlerini kesmesi için gönderdi. 6.000 Roma birliğinden yanlızca 100 Roma askeri kurtuldu. Alaric ve ordusu tekrar Roma’ya yöneldi.

Alaric_GothlarAlaric yeni planı, senato üyelerinden Attalus‘u destekleyip onun imparatorluğunu ilan etmekti. M.S 409 kışında Alaric‘in zoruyla, senato kendi imparatoruna karşı geldi ve onun yerine Attalus‘u seçti. Buna karşılık Honorius ise Jovinus‘un stratejisini uyguladı; Roma’yı aç bırakmak. M.S 5. yüzyıla kadar Roma, Kuzey Afrika‘dan gemilerle gelen tahıla neredeyse tamamen bağımlı hale gelmişti. Honorius bu erzakların kökünden kesilmesi emrini verdi. Amaç Attalus’un karşı halkı ayaklandırmaktı. Bunda da başarılı oldu.  Haftalar sonra Roma yine aç kaldı ve Attalus‘un popülaritesi çöktü. Alaric, Attalus’tan desteğini çekti. Alaric, Honorius‘a haber salarak onunla toprak vermesi karşılığında anlaşmaya varacaklarını, aksi taktirde Roma önünde bekleyen ordusu ile Roma’yı yağmalayacağını söyledi ve imparator da bunu kabul etti. Bunun için Alaric ve komutanları yeni bir anlaşma imzalamak üzere Ravenna‘ya doğru yola çıktı, ordusu ise Roma önünde beklemekteydi.

2 yıl süren savaşların ardından Gothların kralı Alaric ve Honorius anlaşacak gibi görünüyordu. Fakat imparatorun generallerinden, bir Goth olan ve Alaric‘in eski düşmanı Sarus , Alaric ve ordusunu imparatorun haberi olmadan tuzağa düşürdü. Fakat bunda başarılı olamadı. Artık Roma için felaket kapıdaydı. Alaric ve ordusu 2 yılın ardından M.S 10 Ağustos 410 yılında Roma‘ya saldırdı. Bazı kaynaklar kapıların Gothlara Roma’nın kendi yurttaşları  tarafından açıldığını öne sürmektedir. Daha fazla acı çekmek istemiyorlardı. Roma acımasızca yağmalandı.

İmparator Honorius 13 yıl daha tahtta kaldı. Roma‘nın çöküşündeki rolü yüzünden alçalmış olarak ve varis bırakmadan öldü.  Alaric ise Roma’nın yağmalanmasından yalnızca 4 ay sonra öldü. Halkına güvenli bir sığınak bulamamanın verdiği acıyla öldü. Alaric‘in komutanlarından Athaulf, Alaric‘in yerine kral oldu ve Honorius‘un kız kardeşi Galla Placidia ile evlendi. 8 yıllık arayışın ardından Alaric’in varisleri en sonunda hayalini gerçekleştirdi. Fransa’nın kuzeyinde yer alan yeni bir güvenli yurt buldular ve Vizigoth Krallığı’nı kurdular.

Alaric‘in Roma‘yı yağmalaması imparatorluğun sonu değildi fakat sonun başlangıcıydı.  M.S 476 ‘da, batıdaki son Roma imparatoru tahttan indirildi. Doğuda ise imparatorluk farklı şekilde devam etti.

Honorius ile ilgili değerlendirmeler

honorius ve tavuklarıProkopius‘un Savaşlar Tarihi adlı eserinde aktardığı (Gibbon‘ın inanmadığı) bir hikâyeye göre Roma’nın yok olduğunu duyan Honorius haberin “Roma” adını verdiği bir tavukla ilgili olduğunu zannetmiş ve daha biraz evvel kendi eliyle bu tavuğu beslediğini söylemiştir. Bunun üzerine kendisine söz konusu olan Roma’nın tavuk değil şehir olduğu açıklanmıştır.

Tarihçi J.B. Burry Honorius‘un hükümdarlığıyla ilgili kendi görüşünü özetlerken “Şayet hükümdarlığı batı Avrupa’nın Romalılıktan Tötonluğa geçmesi gerektiğine karar verildiği hayati bir dönemle çakışmasaydı adı imparatorluk tahtını işgal eden en silik kişiler arasında unutulurdu,” diye yazmıştır. 28 yıllık dönemin felaketlerini sıraladıktan sonra Bury şöyle tamamlamıştır: “Topraklarını istila eden düşmanlara karşı dikkate değer hiçbir şey yapmamış biri olarak doğal bir şekilde ölene kadar tahtı işgal edecek ve kendisine karşı ayaklanan yığınla tiranın yok oluşuna tanık olacak şekilde fazlasıyla talihliydi.”

Roma’nın Hristiyanlık Dinini Kabul Edişi

M.S dördüncü yüzyılın başlarında, Roma İmparatorluğu tarihindeki en büyük krizlerden biriyle yüzleşti. İmparatorluğu, ikisi batıda ve ikisi doğuda olmak üzere dört parçaya ayrımıştı. Dört tarafta birbiriyle savaş içindeydiler. Bunlardan Konstantin imparatorluğu birleştirmeye çalışacaktı. Bu savaşların sonunda Konstantin galip gelecek ve imparatorluğa yeni bir din miras bırakacaktı; Hristiyanlık.
Constantine ve LabarumM.S 312 yılının sonbaharında batıdaki iki imparatordan biri olan Konstantin Roma’daki düşmanı Maxentius ile karşılaşmak üzere Roma’ya doğru yürüdü. Konstantin ve ordusu Roma’ya doğru ilerlerken ilginç bir olaya şahit oldular. Bir teoriye göre  Konstantin’in ordusunun o gün gördüğü şey gök taşıydı. Konstantin ile yolculuk edenler arasında büyüyen yeni bir dinin müridleri de vardı. Bu olayı Hristiyan müridler tanrıdan bir işaret olduğunu söylediler.Konstantin ani bir kararla askerlerine kalkanlarının üzerine hristiyanlığın sembolü olan Labarum‘u (Grek alfabesindeki Chi (X) ve Rho (P) harflerinin içiçe geçmesiyle oluşturulan ve erken dönem Hıristiyanlığın sembollerinden) çizmeleri emrini verdi. Askerleri için çok sarsıcı bir karar olmuştu. Çünkü Roma henüz hristiyanlığı kabul etmemişti.

Tarihte Ponte Milvio Savaşı(Milvian Köprüsü Savaşı) olarak geçen bu kanlı savaşı Konstantin kazanmıştır. Maxentius ise kaçmaya çalışırken Tiber nehrinde boğularak ölmüştür. Konstantin ise artık tüm batı dünyasının kontrolünü eline geçirmişti. Batı imparatorluğunun ele geçirilmesiyle, Konstantin’in hedefi doğuya barışı getirmekti. Doğu imparatorları Daia ve Licinius savaş içindeydiler. Konstantin kendine dost olarak Licinius’u seçti ve kız kardeşini Licinius ile evlendirdi. Daha sonra ise iki taraf arasında anlaşmalar imzalandı. Hristiyan katip Lactantius‘un yazılarında Milan Bildirgesi hristiyanlık tarihinin dönüm noktası olarak geçer. Yıllarca süren zulmün ardından ilk kez bu yeni dine imparatorluğun her yerinden müsade edildi.

Ayasofya mozaik I. Konstantin portresiİmparator Konstantin’in hristiyanlığa ilgisi giderek artıyordu. O artık hristiyan olmuştu. Kendisi için yapılan Savaş Anıtı’nın merasiminde Roma’nın geleneksel tanrılarına kurban bağışlaması gerekiyordu. Fakat o bunu reddetti. Roma geleneklerine karşı koyuyordu. Bununla kalmayıp Pagan tapınaklarına bağışlanan parayı Roma’da St. Peters-Burg’u da içeren, hristiyan yapılarına aktardı. Bunun üzerine seneto tabiki boş durmadı. Doğu imparatoru Licinius ile anlaşıp Konstantin’i öldüreceklerdi. Fakat bunu başaramadılar. Böylece Konstantin ve Licinius arasında savaş başladı. Bu savaş dönemi uzun sürdü. Bu savaş aynı zamanda geleneksel Roma tanrılarıyla yeni hristiyan dini arasındaki mücadeleydi. Bir yanda Roma ordusu tek tanrı adına yürü diyen Konstantin, diğer yanda ise Roma’ya onu ihtişamlı yaratan tanrılarını geri vereceğim diyen Licinius.

M.S 316‘daki ilk savaş beraberlikle sonuçlandı. Rahatsız edici bir barış 7 yıl sürdü. Ardından Licinius hristiyanlara saldırdı ve papazlarını katletti. İkinci bir savaş kaçınılmazdı. İkinci savaş bugünkü Üsküdar‘da gerçekleşti. Savaş berabere devam ederken Konstantin hiristiyan sancağını açtırdı. Zamanın tarihçileri, Konstantin’in hristiyan sancağının sihirli güçleri olduğundan korkan Licinius’un ordusunda nasıl karmaşaya neden olduğunu anlattı. Savaştan galip çıkan taraf Konstantin’di. Licinius ise esir alındı. Acımasızlığıyla tanınan Konstantin her ne kadar Licinius’u affetse de  6 ay sonra onu öldürtmüştür. Konstantin 12 yıl daha hüküm sürecekti.

Konstantin artık bütün Roma topraklarına hükmediyordu. Hristiyanlık Roma’nın kutsal dini oldu. Konstantin ise Roma’nın ilk hristiyan imparatoru oldu. Onun mirası en uzun süre ve en geniş alana yayılandır. Onun sayesinde günümüzde hristiyanlık en yaygın din olmuştur.

Roma’yı Sonsuza Kadar Değiştiren Adam; Tiberius Gracchus

senatoRoma yaklaşık 500 yıl boyunca cumhuriyet ile yönetildi. Bu yönetim şeklinde hiç kimse mutlak gücü elinde bulunduramazdı. Gücü elinde tutmak isteyenler seneto tarafından suikast düzenlenip öldürülüyordu.Sezar da bu şekilde öldürülmüştü. Bu defa senatonun hışmına uğrayacak olan genç Tiberius Gracchus‘tu. Suçu ise Romalı asillerin aşırılılıklarına saldırarak Roma‘yı sonsuza kadar değiştirecek güçlü bir devrim başlatmaktı.

M.Ö 146 yılında iki büyük düşman Roma ve Kartaca Kuzef Afrika topraklarında karşı karşıya geldi. Tiberius henüz genç olduğu için orduya General Scipio Aemilianus komuta ediyordu. Kartaca sokaklarında iki düşman büyük kapışma içine girmişlerdi. Kilitlenmeyi kırmak için General Scipio şehrin yakılması emrini verdi. Antik kaynaklar, sokakların nasıl kanla dolduğunu yazdılar. Savaşın başlamasında altı gün sonra Kartacalılar teslim oldular.

Bir kaç ay içinde bu büyük medeniyetten geriye hiçbir şey kalmadı. Serveti yağmalandı ve insanları köleleştirildi. Roma yaklaşık 600 yıl daha dünyaya hükmetmeye devam edecekti.

Roma’ya gelen yağmalarla beraber zenginler daha da zenginleşirken sokakta yaşayanların sayısı artıyordu. Zenginler ve yoksullar arasında uçurum vardı. Zenginler yoksulların topraklarına el koyuyorlardı ve bu şekilde binlerce kişinin toprakları ellerinden alınıyordu. Bu durum Tiberius‘u çok huzursuz ediyordu.

Tiberius İspanya’da çıkan isyanı bastırmak üzere orduyla yola çıktı. İspanya’da yerli kabile olan Numantinler ile karşılaştı. Fakat mücadele bir felaketti. Konsül Mancinus 20.000 kişlik birliğini emniyete almaya çalışıyordu. Fakat bütün ordusu barbarlar tarafından kuşatılmıştı. Konsül Mancinus’un tek şansı barış yapmaktı. Barbarlar yalnızca Tiberius ile görüşmeyi kabul ettiler. Tiberius görüşmenin sonunda barbarları barışa ikna etmeyi başardı.

Roma’ya dönen Tiberius kurtardığı askerlerin aileleri tarafından bir kahraman gibi karşılandı. Fakat sonra senato huzurunda mahkemeye davet edildi. Barbarlarla anlaşma yapılmasının Roma’yı küçük düşürücü bir hareket olarak gören senato mahkeme sonunda Mancinus‘u suçlu buldu. Tiberius ise seneto önünde küçük düşürüldü. O sadece doğru olanı yapmıştı. Fakat senato her zaman olduğu gibi yine çıkarlarını ön planda tuttu. Fakat bir gerçek vardı ki o da; Tiberius halk tarafından bir kahraman olarak görülmesiydi.

TiberiusRoma’da her yıl, insanların haklarını savunmak için on kişi seçilirdi. Fakat bunlardan çoğu senatonun adamları olurdu. Tiberius M.Ö 133 yılında yargıçlık için aday oldu ve kazandı. Tiberius’a karşı ise seneto Tiberius’un çocukluk arkadaşı olan Octavius‘u yargıç yaptı.  Tiberius yargıç olunca toprağı zenginden alıp yoksula veren yasayı oylamaya sundu. Kabul edilmesi için bütün yargıçlar tarafından onaylanması gerekiyordu. Fakat oylamayı Octavius veto etti . Bunun karşılık tepki olarak Tiberius yapılan diğer oylamaları veto ederek bir kaos ortamının oluşmasına zemin hazırladı.  Halkın öfkesi giderek artıyordu.

Tiberius Gracchus halkı arkasına aldı ve bunu çok iyi bir şekilde kullandı. Daha önce kalabalığı bu şekilde kullanan hiç kimse olmadı. Artık herşey kontrolden çıkmıştı. Tiberius adeta imparatorluğun kalbini durma noktasına getirdi.

Tiberius, Octavius’un görevinden azledilmesi için sunduğu oylamayı kazandı. Böylece toprağı zenginden alıp yoksula verecek olan toprak reformu kısa sürede yasalaştırıldı.

Bütün bunlar olurda toprakları alınacak olan zengin senato üyeleri hiç boş dururlar mı? Senato insanlara Tiberius‘un cumhuriyeti yıkıp kral olmak için kendilerini kullandığına inandırmak için her türlü yolu denedi. Onu taç giyerken gördüklerini söylediler. Evet senatonun karalama kampanyası hızla destek kazanıyordu.

Daha düne kadar Tiberius‘un arkasında olan halk bu defa ona cephe alıyordu. Tiberius‘a karşı yapılan saldırı daha yıkıcı olamazdı. Romalılar, hiçbir bireyin gücü tek başına elinde bulundurmamasına tutkuyla inanıyorlardı. Cumhuriyette, kral olmayı istemekten daha büyük bir günah olamazdı. Roma artık bir iç savaşın eşiğindeydi. Bir tarafta Tiberius’u destekleyenler diğer tarafta onun bekleyen bir tiran olduğuna inananlar.

Tiberius‘un yargıçlık görevi de sona ermek üzereydi. Yanlızca bir kez yargıç olma hakkı vardı. Fakat o yine yargıç olmak için oylama yapılmasını istedi. Oylama yapılacağı sırada korumasına kendisine ihtiyacı olduğuda başının üstüne dokunacını söyledi. Bunu söylerkende aynı zamanda elini başının üzerine koydu. Fakat senato onun kendini kral ilan ettiğini, yardımcılarından tacını istediğini söyledi.

republic12M:Ö 133 yılında bütün senato üyeleri  Tiberius‘a saldırarak onu oracıkta linç edip öldürdüler.

Tiberius Gracchus için cenaze töreni yapılmadı, görkemli nutuklar olmadı. Cesedi Tiber nehrine atıldı.

Tiberius Gracchus Roma’yı sonsuza kadar değiştirmişti. Cinayeti kalabalıkların gücünü serbest bırakmıştı. Onun ölümünden sonra Roma’yı tekrar bir araya getirmek 100 yıl sürecek ve Roma’nın yeni yönetim şekli imparatorluk olacaktı.

NOT : Yazı BBC’nin “İmparatorluk Roma’nın Yükselişi ve Çöküşü” adlı belgeselindeki anlatımlardan oluşmaktadır.

Roma’nın En Büyük Kâbusu Hannibal

Hannibal 'ın filleriSavaş stratejileri ve taktikleri halen askeri akademilerde okutulan bir komutan olarak Hannibal, döneminin süper gücü Roma’yı birçok kere mağlup ederek şimdiki ününü kazandı.Köle ekonomisi sayesinde süper güç olan Roma’nın Akdeniz birliği hayallerini çeyrek asırlığına da olsa geciktirdi…

Hannibal hakkındaki bilgilere daha çok Romalı vekanüvislerden ulaşmaktayız.Hatta Kartacalı tarih yazarlarının yazılarında Hannibal’ın herhangi bir savaştan sağ çıktığına dair bir bilgi dahi yok!

Hannibal, Roma emperyalizmine karşı savaşında,birçok dili ana dili gibi konuşması ve diğer kültürlerle kendini donatması sayesinde uzun süre direnebilmiştir.Ancak her komutan gibi onun da bir sonu olacaktı…

Doğduğu yıllarda (M.Ö 247) Kartaca, Akdeniz’in en zengin bölgelerinden biriydi.Ancak Roma sömürgeciliği gözünü bu topraklara diktiği için, Birinci Punik Savaşı yapılmış ve Kartaca ağır zayiat vermişti.Kartaca ordusunun kayıpları arasında Hannibal’ın babası da vardı ve babasının yanında savaşa eşlik eden Hannibal,babası son nefesini verirken Roma’ya sonsuza dek nefret edeceğine söz veriyordu…

Gençliğinde, asil bir ailenin varisi olmayı çok iyi değerlendiren Hannibal,özellikle farklı savaş taktiklerini çok iyi kavramıştı.Zaten birçok tarihçiye göre de Hannibal, tarihte savaş planlarını savaş alanına en iyi yansıtan komutan olarak kabul edilir…

221’de,o sırada 20’li yaşlarda olan Hannibal, babasına verdiği bu yemini yerine getirmek için büyük bir fırsat yakalayacaktı.Asil bir aileden olan Hannibal,kayınbiraderinin ölümü üzerine İber Yarımadasındaki güçlerin başına geçti.Artık planlarını gerçekleştirebilirdi…

Roma ile yapılan tüm antlaşmaları geçersiz sayarak sadece iki yılda tüm İspanya’yı topraklarına bağladı.Galya’yı tehdit ediyordu,Romalılar bu öfke dalgasını fark etmekte gecikmeyecekti.Roma tarafından Kartaca’ya sert bir ultimatom gönderildi:”Ya Hannibal’ı verirsiniz,ya da biz gelir alırız!”

Tabii ki Kartaca, bu küstahça ikaza kulaklarını tıkamıştı. Öfkelenen Roma,o zamanın en büyük ordusuyla beraber İkinci Punik Savaşı’nı başlatıyordu!

Roma’nın taktiklerine cevap vermek yerine Hannibal, doğrudan Roma’ya saldırmaya kara vermişti.219 yılının Eylül ayında 100 bin asker ve 37 fil ile Alplerde destansı yürüyüşüne başlayacaktı…

izbirakanlar05Alplerin dondurucu soğuğunun yanında dağdaki vahşi kabilelerin saldırıları sonucunda da ağır kayıp veren Hannibal,bu büyük yürüyüşü tam 15 günde tamamlamıştı.100 bin kişiyle başladığı yürüyüşün sonunda ordusunun yarısını kaybetmiş ve 37 filinin de 36’sını kurban vermişti.Zaten sağ kalan o tek filin üzerinde de Hannibal duruyordu…

Herşeye rağmen Hannibal ve ordusu, Roma’nın karşısına dikilmişti…Daha iyi eğitilmiş Kartaca ordusu,Hannibal’ın stratejistliği ile birleşince Romalıları kolayca avlamaya başladı.Trebia ve Ticinus Savaşlarında Kartaca büyük bir zafer kazanıyordu.Artık İtalya’nın kuzeyi Hannibal’dan sorulacaktı…

Kuzey İtalya’nın yerlilerini ve Galyalıları ordusuna alan Hannibal,güneye doğru ilerlemeye başladı.217 yılında Roma konsülünü de ağır bir yenilgiye uğrattıktan sonra Hannibal ve ordusu,çok verimli olan Campania bölgesini harabeye çevirdi.İlerleyişine devam eden Hannibal,Cannae’de elli bin kişilik dev bir Roma ordusuyla karşılaştı.Ancak Hannibal’ın dehası burada da ortaya çıkıyor ve süvarilerinin hareketliliği sayesinde yedi bin kişilik Kartaca ordusu,elli bin kişilik Roma ordusunu kuşatma altına alıyordu.Ertesi gün Romalıların merkezine büyük bir taarruz başlatan Hannibal, Roma ordusunu paramparça ediyordu.Avrupa’nın başkenti Roma, tehlikedeydi…

227904Ancak Hannibal Roma’ya yürümeye niyetli değildi.Belki de en büyük strateji hatasını yapmak üzereydi.Zira Roma’ya da Napoli’ye yürümeyen Hannibal,Romalılar ile savaşmaya devam etti.Ancak 211 yılından itibaren saldırdığı Romalı askerler, saldırıları püskürtmeye başlamıştı.Yapacak bir şey yoktu,İspanya’daki kardeşi Hasdrubal’dan takviye istedi.Eğer takviye gelmezse savaşa devam edemezlerdi.Ancak Roma’da planlar yapıyordu, Roma’nın ünlü komutanı Cladius Neron(Daha sonra Roma’yı yakacak kişi) ordu kurarak Hasdrubal ile çarpışmaya hazırlanıyordu bile…

207 yılında Neron tarafından bozguna uğrayan Hasdrubal’ın kellesi Hannibal’a gönderilecekti…Kartaca meclisi de Roma ile bir ateşkes yapılması görüşündeydi.Hannibal için kaçış yolu gözükmüyordu!

Roma’yı haritadan silmekten başka düşüncesi olmayan Hannibal, son darbeyi vurmak için harekete geçen Roma ordusunu karşılamak üzre,on beş yıl boyunca operasyonlar yaptığı İtalya’dan elli bin kişi toplamıştı.Buna karşılık Roma ise General Scipio komutasındaki elli bin kişilik orduyu yola çıkarmıştı.

202 yılında Scipio ve Hannibal, Zama Savaşında karşı karşıya geldi.Bu vakte kadar süvarilerinin hareketliliğini en üst safhada kullanan Hannibal,aynı derecede harketli ve kalabalık Roma ordusu karşısında ağır bir yenilgi alıyordu.Roma’yı Hannibal tehlikesinden kurtaran Scipio ise,”Africanus” ünvanını alıyordu…

Her ne kadar mağlup olmuş olsada Hannibal,Roma ile yeniden savaşmak istiyordu.Bu tehlikeyi gören Roma,Kartaca’ya uyguladığı yoğun sıkıştırmalar sayesinde Hannibal’ı Suriye’ye sürgüne yollattırdı…

Suriye’de de rahat durmayan Hannibal,burada da ayklanmalar çıkarttı.Ancak Roma’nın sabrı taşmıştı,Hannibal hakkında ölüm emri çıkarıldı.

Ölüm emrinin çıktığını öğrenen Hannibal ise,183 yılında Romalılar tarafından yakalanmak üzereyken intihar etti.Bazı Romalı kaynaklara göre Hannibal intihar etmeden önce”Hadi Romalıları daha fazla sinirlendirmeyelim; çünkü yaşlı bir adamın ölmesinin çok uzun süreceğini sanıyorlar.” dediği rivayet edilir…

Hannibal,her ne kadar büyük bir komutan olsa da birçok hata yapmıştır.Roma konsülünü yendikten sonra Roma’ya yürümek yerine savaşmayı tercih etmesi bunların başında geliyor.

Roma, Hannibal’ın ölümünden yaklaşık bir asır sonra Akdeniz’in tüm kıyılarıyla beraber Kartaca’yı da topraklarına katıyor ve tarihte bir ilki gerçekleştiriyordu…Hannibal’ın hayalini daha sonra Attila gerçekleştirecekti…

farklitarih.com ‘dan alıntıdır

Sezar’ın Bilinmeyenleri

SezarAkdeniz’de büyük bir güç oluşturmuş birçok devlet vardır, lakin tüm Akdeniz’i kapsayan bir birlik oluşturabilmiş tek bir devlet olmuştur; Roma… Krallar İmparatorluğu Roma için, bazı tarihçiler şimdi ki medeniyetimizin hazırlayıcısı gözüyle bakarken, bazıları sömürgecilik faaliyetlerinden dolayı emperyalist bir güçten ileri gidemediklerini düşünür.

Böylesine tartışmalı bir imparatorluğun belki de en sansasyonel imparatoru Jül Sezar’dı. Aşkları, savaşları ve hatta sözleri bile asırlardır konuşulmakta. Kendi adına verilmiş bir ay bile mevcut. İşte bu imparatorun kamuoyunda pek de bilinmeyen yönleri;

-On yedi yaşında, dönemin radikal parti liderlerinden Cornelius’un torunu Cornelia ile evlenmiş, Diktatör Sulla’nın boşanma isteğini reddederek iktidar ile arasını açmıştı.

-Başarılı bir asker olan Sezar, aynı zamanda başarılı bir yazardı. Gramer ile evlenen Sezar’ın, Galya seferi ve iç savaş esnasında tuttuğu günlükler, bugün bile edebi değeri açısından örnek gösterilir.

-Büyük bir koleksiyonu vardı.

-Kariyeri ile parlayan ismi Caesar, kendisinden sonraki Roma imparatorlarına ve hatta diğer birçok hükümdara ünvan olarak verilmişti. Bunlara, Fatih Sultan Mehmed(Kayzeri Rum) ve Rus hükümdarlarına verilen Çar(czar) örnek olarak gösterilebilir.

-Kendisini kaçıran korsanların peşine düşmüş ve hepsini çarmıha gerdirmişti.

-Her ne kadar son sözleri “Sen de mi Brütüs?” olduğu iddia edilse de, bu hiçbir zaman kanıtlanamadı.

-Bugün kullandığımız 365 günlük devrik yıla dayalı takvim sistemi Sezar’ın eseridir. Yedi ayın 31 çekmesine Sezar karar varmiş, Senato da kendisini onurlandırmak için Temmuz’a Julius ismini vermiştir.

-Büyük aşk yaşadığı iddia edilen Mısır kraliçesi Kleopatra‘dan Cesarion isimli bir çocuk yapmıştı.

-Bir iddiaya göre Sezar doğduğunda annesi ölmüş, o da annesinin karnı kesilerek çıkartılmıştır. Bu yüzden kendisine “kesip çıkarılan” anlamına gelen Caeser ismi verilmişti. Bir diğer deyişle, günümüzdeki sezaryen işleminin de isim babasıdır.

www.farklitarih.com dan alıntıdır.

Kutsal Kase Efsanesi

Kutsal Kase efsanesi Batı Hıristiyanlığında en uzun soluklu efsanelerden biridir. Efsaneye göre Kutsal Kase, Hz. İsa’nın Yahudi ve Romalıların oluşturduğu askeri bir güç tarafından yakalanıp çarmıha gerilerek idam edilmesinden önce Havarileri ile yediği son akşam yemeğinde kullandığı veya çarmıh esnasında Arimatea’lı Yusuf’un İsa’dan akan kanı doldurduğu ya da her ikisini de kapsayan yani hem İsa’nın son akşam yemeğinde şarap içtiği hem de kanının doldurulduğu kasedir. İsa’nın kanının içinde bulunduğuna inanılan bu Kase efsaneye göre Arimatea’lı Yusuf tarafından asırlardır saklandığı İngiltere’ye götürülmüş ve etrafı boş arazilerle çevrili gizemli bir manastırda iyileşmeyen bir yaradan dolayı acı ve ıstırap çeken gizemli bir kral tarafından korunmaktadır. Bu Kasenin bulunması Kral Arthur’un savaşlarının temel ilgi alanı olmuştur.

National Geographic yapımı bir belgesel.

Bölüm1

Bölüm2

Bölüm3

Napolyon Bonapart

Napolyon Bonapart (Fransızca Napoléon Bonaparte) (15 Ağustos 1769 – 5 Mayıs 1821), Fransız Devrimi’nin generali, 11 Kasım 1799’den 18 Mayıs 1804’e kadar Fransa Konsülü olarak Fransa Cumhuriyeti’nin ilk başkanı, sonrasında da 18 Mayıs 1804 ile 6 Nisan 1814 arasında Napolyon I adını alarak Fransa İmparatoru ve İtalya Kralı olmuştur.

Napolyon’un hayatını, yaptığı savaşları anlatan bu belgesel Discovery Channel tarafından hazırlandı.

Bölüm1

Bölüm2

Bölüm3

Büyük Petro

Rusya’yı Avrupa’nın güçlü devletleri arasına sokabilmek için güçlü bir ordu ve denizlerde hakimiyetin gerekli olduğuna inanan Petro, orduyu baştan aşağı yenileme ve bir donanma kurma hamlesine girişti. Öncelikle kendisinin merak sardığı denizciliği Ruslara sevdirmeye çalışan Petro, Rusya’nın güneyinde büyük tersaneler inşa ettirdi. Buralarda çalıştırmak üzere, başta Hollanda ve Venedik’ten olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinden gemi yapım ustaları getirtti. Bu arada kendisi de, kimliğini gizleyerek çıktığı uzun bir Avrupa gezisinde, ilgi alanına giren bilim ve zanaat dallarıyla ilgili bilgi edindi. Hollanda’da gemi yapım tezgahlarında marangozluk yaptı. İngiltere, Fransa, Hollanda, Almanya’yı dolaştığı bu seyahat Petro için bir okul niteliği taşıdı. Avrupa’nın gelişmiş ve güçlü ülkelerindeki uygulamaları Rusya’ya taşımak ve ülkesinde köklü reformlar yapmak isteyen Petro için bu seyahat bir dönüm noktası oldu.

Discovery Channel’in Muhteşem Eserler ve Büyük Liderler adlı belgesel serisinden.

Bölüm1

Bölüm2

Bölüm3

BBC – Spartakus

Önderlik yeteneğiyle dikkati çeken Trakyalı bir köle olan Spartaküs, bir olasılığa göre Roma ordusundan kaçmış, haydutluk yaparken yakalanmış ve köle olarak satılmıştı. Spartaküs M.Ö. 73’te kendisiyle birlikte Capua’daki gladyatör okulundan kaçan 77 arkadaşıyla Vezüv Yanardağı’na sığındı. Küçük bir Roma ordusunca kuşatılan kaçaklar, bir uçurumdan aşağı inerek Romalı askerleri şaşırtıp kaçmayı başardılar.

Spartaküs, kendisine katılan ve sayıları 100 bine ulaşan kaçak köle ve gladyatörlerle Lucania’ya doğru yürüdü. Amansız bir çatışma sonucunda Publius Varinius’u yendi ve Thuria ile Metapontion kentlerini yağmaladı. Spartaküs artık Güney İtalya’ya egemen olmuştu. Roma Senatosu birden tehlikenin farkına vardı. M.Ö. 72’de iki konsülün yönetimindeki güçler Spartaküs’ün üzerine gönderildi. Spartaküs onları yendikten sonra kuzeye, Alpler’e doğru yürüyüşe geçti. Gallia Cisalpina valisi onu durdurmaya çalıştıysa da, yenilgiye uğradı. Köle ordusu artık Alpler’i geçebilir ve güvenlik içinde dağılabilirdi. Ne var ki, kimse İtalya’dan ayrılmak istemedi. Spartaküs, ister istemez güneye yürümek durumunda kaldı. Lucinia’ya geri dönen ordu, orada ilk kez Marcus Crassus’a yenildi.

Spartaküs, Sicilya’ya geçmeyi tasarlayarak Messina’ya çekildi. Onları kaçırmaya söz veren korsanlar sözlerinde durmadı. Crassus köleleri kuşattıysa da, Spartaküs kuşatmayı yararak çekildi. Daha sonra, M.Ö. 71’de, savaşmakta direnen köleler Romalılarca kılıçtan geçirildi. Romalı general Pompeius, Spartaküs’ün ordusundaki çok sayıda kaçağı yakalayıp öldürdü. 6000 kişiyi tutsak alan Crassus, Appia Yolu boyunca tümünü çarmıha gerdirdi. Spartacus’un cesedi ise asla bulunamadı.

BBC’nin savaşçılar serisinini devamı. Gladyatör olan Spartakus’un Roma’ya baş kaldırışının hikayesi.

Bölüm1

Bölüm2

Bölüm3

BBC – Aslan Yürekli Richard

BBC ‘nin Savaşçılar serisinin devamı.

Aslında onun aslan yürekli unvanını hakkettiğini söyleyemem. Kudüs’te müslümanlarla anlaşma yapmasına rağmen masum insanları öldürmesi onu ancak cani yapar.

BBC yapımı bir belgesel. Kudüsü alan Selahaddin Eyyubi’den Kudüs’ü tekrar almak isteyen hristiyanların haçlı ordusunun komutanı olarak İngiltere’den gelen kral Richard’ın öyküsü.

bölüm1

bölüm2

bölüm3