İskender Düşman Kalesinde Tek Başına…

Tarihte bir çok efsane vardır. Bunlardan Cengiz Han, Timur ve daha sayabiliriz. Fakat bunların içinde en cesuru Büyük İskender‘di. Bütün savaşlarda ordunun en önde gideni oydu. Hatta öyleki bazı savaşların sonucunu onun korkusuz bir şekilde düşman saflarına saldırması belirlemiştir.

Yine İskender inanılmaz derece de cesurca, ordunun en önünde düşman hatlarına saldırıyordu. Makedon ordusu  Hindistan seferinin dönüşünde karşılarına çıkan yerli halkların direnişlerini bastırıyordu. Fakat Malli(Mahlova ya da Aratta) olarak adlandırılan bölgeye geldiklerinde inanılmaz bir direniş ile karşılaştılar. Bu, savaş yorgunu Makedonların morallerini kötü yönde etkiliyordu. Bu direnişi bir an önce bastırmak isteyen Makedonlar Mallileri köyden çıkararak, çölde avlamaya ve hızla öldürmeye başladılar. Günlükler ilk kez duvarlar arasında yaşayan bütün insanların katledildiğinden söz ediyordu. 

büyük iskenderArkasında örgütlü bir direniş bırakmama isteği, artık İskender’in bir takıntısı haline gelmişti. Saldırılarda devamlı olarak komutayı kendisi ele alıyordu. Yanında üç asker olduğu halde, planlarında gecikmeye yol açan kaleye merdiven kullanarak sura tırmanıyordu İskender. Çok sayıda askerin çullanması sonucu merdiven kırıldığında İskender ve diğer üç asker surların üstündeydi ve etraftaki kulelerden ateş altına alınmıştı.

Oklara açık hedef olmak istemeyen İskender surlardan içeri atlayınca diğer üç askerde onu izlediler. Saldırı karşısında sırtlarını duvara verip kendilerine siper oluşturmuşlardı. Kısa süre içinde askerlerden biri öldü ve İskender de akciğerine giren bir okla ağır bir yara almıştı(daha önceki savaşlarda da İskender bir çok defa yaralanmıştır ). Makedon ordusu içeri girinceye kadar diğer iki asker kalkanlarıyla İskender’i korumuşlardı.

Çok ağır yaralanan İskender hakkında öldüğü yönünde söylenti dolaşmaya başlamıştı. Orduya büyük bir hüzün çökmüştü. Ayrıca hiç bilmedikleri bir coğrafyadaydılar ve burdan İskender olmadan çıkamayacaklarını düşündüklerinde büyük bir korkuya kapılmışlardı. İskender’in yaşadığını söyleyen mektup geldiğinde bunun doğruluğundan kuşkulandılar. Çünkü bu mektubu generallerden birinin yazmış olabileceğini düşündüler.

İskender askerlerinin bir isyana kalkışabileciğini düşündüğünden kalacağı çadırın bir gemiye kurulmasını emretti. Böylece nehrin her iki yanındaki askerler onu görecekti ve onun ölmediğini anlayacaklardı.

İskender’in Generalini Öldürüşü

Büyük İskenderİskender bazen hiç umulmadık şekilde sinir nöbetine tutuluyordu. Böyle anlarda ne yapacağı önceden kestirilemiyordu. Yine böyle bir anında kendi generallerinden olan Kara Klitos’u (Granikos çayında yapılan savaşta İskender’in hayatını kurtarmıştı. Aynı zamanda babası Philip’in de generaliydi.)  öldürecekti.

İskender Zeus’un adında kurban sunulması emrini vermişti. Etrefında bulunan dalkavuklar “Batı kötüdür, doğu iyi” diyen şarkı söylemeye başladılar. İskender Kara Klitos‘u çağırtmıştı. İçkili olan Klitos “İşte İskender geldi İskender!” diye nara attı.

Kara Klitos geldiğinde “Batı kötüdür, doğu iyi” şarkısı tekrar yankılanmaya başladı. Bunun üzerine çok öfkelenen Klitos elindeki kadehi yere çaldı.  “Etraftaki tepelerde ölen insanlar, onlara gülen sizlerden çok daha iyi insanlardı.” diye bağırdı.

-“Kiminle konuştuğuna dikkat et ” diye yanıt verdi birisi.

Kadehini yeniden doldurup içen cüsseli Klitos gözünü İskender’e dikti:

-“Kouşsana, sende mi onlara(İskender’inilk yola çıkarkenki ordusundan bahsediyor) korkak diyorsun?”

-İskender, “Sakin ol!” diye bağıdı.

Klitos “Artık… özgür doğmuş olan bizler aklımızdakini söyleyemiyoruz.  Artık Philip’in oğluyla konuşamıyoruz…”

Etrafındakiler Klitos’u sakinleştirmeye çalıştılar.  “Geri çekilin” diye haykırdı ve kolunu sinirden kaskatı olmuş İskender’e doğru sallayarak, “Bu kol Granikos çayında İskender’i kurtarmaya yetecek kadar güçlüydü. Şimdiyse Klitos onunla konuşamıyor bile… “

alexajnder-“Konuşsana, söyleyeceğin şeyler için cezalandırılmayacaksın” dedi İskender kızgın bir şekilde.

Klitos ağır konuşmalarına devam etti. Bunun üzerine İskender kılıcını almak için sıçrayıp arkasına döndü. Ama kılıç taşıyıcısı dışarı çıkartılmıştı.

Etraftakiler Klitos ordan çıkardılar. Ama hepsi de İskender’in haykırışını duydular: “Klitos!”

Bunu duyan dev arkadaş çadırın kapısındaki perdeyi çekti ve “İşte, Klitos burda, İskender” dedi.

Muhafızın birinden kaptığı mızrağı sıçrayarak Klitos’a fırlattı İskender.

İskender arkadaşanın yanına gelip mızrağı çıkarmaya çalıştı. Subaylar kralın mızrakla kendini vurabileceğini düşündükleri için hemen mızrağı elinden aldılar. 

İskender bu olay üzerine günlerce yemek yemedi ve bundan dolayı uzun süre ağladı.

Bir Stoacı olan Romalı yazar Arrianus’un kuru satırlarıyla, İskender’in kendine yaptığı işkence biraz olsun anlaşılmaktadır.”Tez canlılığı ya da öfkesi nedeniyle İskender’in büyük hatalar yapmasını garip bulmuyorum. Ogençti ve kaderin itişiyle çok yükseklere çıkmıştı. Kendisine Pers krallarına davranıldığı gibi davranılmasınıı istemesi de garip bir şey değildir.

Etrafına topladığı arkadaşları gibi kralların her zaman arkadaşları olacaktır ve bu arkadaşlar onların üzerinde yanlışlara yönlendirecek etkilerde bulunacaklardır – hem de yaşamsal çıkarlarını düşünmeksizin.

Ama eminim ki eski krallar arasında, yaptığı yanlış işlerden büyük pişmanlık duyan krallardan birisidir. İnsanların çoğu yanlış yaptıklarında  onu sadece eylem olarak savunma hatasını da yapıyorlar. İskender böyle davranmayan tek kişidir.”

Büyük İskender adlı filmdeki bu sahneyi aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. 

 

İskenderiye Feneri

-iskenderiye_feneriFenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede tunçtan yapılmış gizemli ayna duruyordu. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı.

Şimdi mimari bir harikadan söz edeceğiz; İskenderiye Feneri, her fener gibi denizcilerin limana güvenle dönmeleri için yapılmıştı. Çağında dünyanın en uzun yapısı olarak biliniyordu. Ama Fener’in gizemli yönü olan ünlü “Ayna” bilimcileri daha çok ilgilendirmektedir. Fenerin ışığını yansıtan aynanın 50 kilometre (35 deniz mili) uzaklıktan görüldüğünü kaynaklar yazmaktadır.

Yeri; İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.
Şimdiki İskenderiye kentinin önünde bulunan Pharos Adası (Faros Adası)‘nda. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiş olan far (mesela otomobil farı) kökü bu adanın adıdır.

Tarih; Büyük İskender’in ölümünden sonra kumandanlarından Ptolemy Soter, Mısır’ı bir dönem yönetti ve İskenderiye’nin kuruluşuna tanık oldu. Kentin kıyısını Pharos Adası yani Firavun Adası kapatıyordu. Kıyıda ve liman girişinde su altı çok tehlikeli olduğundan bir fenerin yapılması gerekliydi. . İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fenerin Tasarım ve ilk çalışmalar Ptolemy Soter’e aittir ama fener, oğlu Ptolemy Philadelphus tarafından bitirilmiştir. Euclid’in çağdaşı olan mimar Knidos’lu Sostratus, fenerin ayrıntılı hesaplarını vermektedir. Fener, koruyucu tanrılara, Ptolemy Soter’e ve karısı Berenice’e adanmıştı. Limanın girişini belirtiyordu. İçinde geceleri ateş yakılıyor, gündüzleri ise güneş ışığı bir ayna yardımıyla yansıtılıyordu. Fener, Eski Yunan ve Roma paralarında gösterilmektedir. Araplar Mısır’ı ele geçirince İskenderiye’yi ve iklimini çok beğendiler ve fener yanmaya devam etti. Ama başkent Kahire’ye taşınınca fenerin bakımı ihmal edildi ve kazayla dev ayna kırılınca da bir daha yenisi yapılamadı. MÖ 956’daki depremde fener zarar gördü ama yıkılmadı. Fakat 1303 ve 1223’te Memlük Sultanı Kayıtbay İskenderiye’nin savunulması için bir kale yaptırmaya karar vererek (Kayıtbay Kalesi), yıkık fenerin tüm taşlarının ve mermerlerinin kalenin yapımında kullanılması emrini verdi.

harikaTanımlama; Yok olan altı harikadan en sonuncusu İskenderiye Feneri’dir. Bugün yeri tam olarak bilinmiyor. Strabo’ya ve Romalı tarihçi Küçük Pliny’e göre, kulenin dışı tamamıyla beyaz mermerle kaplıydı. Gizemli aynaların yansıttığı ışığın onlarca kilometre uzaktan görüldüğünü yine bu tarihçiler yazıyor. Bazı efsanelerde aynanın yansıttığı güneş ışınıyla düşman gemilerinin yakıldığı da yazmaktadır. 1166’da Arap gezgini Ebu Haccac el-Endülüsi feneri gezdi ve uzun uzun tanımladı.

 Modern uzmanlar, bu kaynaklardan yola çıkarak, fenerin üç katlı olduğunu söylüyor. En alt kat 55.9 metre yükseklikte ve kare şeklindeydi. Ortası yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi veya şaft vardı. Karenin üstünde 18.30 metre eninde 27.45 metre yüksekliğinde sekizgen bir kule, onun üstünde de 7.30 metre yüksekliğindeki üçüncü kat bulunuyordu. Fenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede gizemli ayna duruyordu ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı. İskenderiye Feneri, sonraki yüzyıllarda yapılan birçok fenere mimari örnek teşkil etmiştir. . Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur. Bulunduğu adanın Pharos sözcüğü, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca’da “Fener” yerine kullanılmaktadır.Fenerin en büyük gizemi olan ayna hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor. Bu kadar büyük bir aynayı kimin, nasıl yapabildiğini ve hangi tekniğin kullanıldığını hala bilmiyoruz.

 www.bilgiportal.com ‘dan alıntıdır.

Roma’nın En Büyük Kâbusu Hannibal

Hannibal 'ın filleriSavaş stratejileri ve taktikleri halen askeri akademilerde okutulan bir komutan olarak Hannibal, döneminin süper gücü Roma’yı birçok kere mağlup ederek şimdiki ününü kazandı.Köle ekonomisi sayesinde süper güç olan Roma’nın Akdeniz birliği hayallerini çeyrek asırlığına da olsa geciktirdi…

Hannibal hakkındaki bilgilere daha çok Romalı vekanüvislerden ulaşmaktayız.Hatta Kartacalı tarih yazarlarının yazılarında Hannibal’ın herhangi bir savaştan sağ çıktığına dair bir bilgi dahi yok!

Hannibal, Roma emperyalizmine karşı savaşında,birçok dili ana dili gibi konuşması ve diğer kültürlerle kendini donatması sayesinde uzun süre direnebilmiştir.Ancak her komutan gibi onun da bir sonu olacaktı…

Doğduğu yıllarda (M.Ö 247) Kartaca, Akdeniz’in en zengin bölgelerinden biriydi.Ancak Roma sömürgeciliği gözünü bu topraklara diktiği için, Birinci Punik Savaşı yapılmış ve Kartaca ağır zayiat vermişti.Kartaca ordusunun kayıpları arasında Hannibal’ın babası da vardı ve babasının yanında savaşa eşlik eden Hannibal,babası son nefesini verirken Roma’ya sonsuza dek nefret edeceğine söz veriyordu…

Gençliğinde, asil bir ailenin varisi olmayı çok iyi değerlendiren Hannibal,özellikle farklı savaş taktiklerini çok iyi kavramıştı.Zaten birçok tarihçiye göre de Hannibal, tarihte savaş planlarını savaş alanına en iyi yansıtan komutan olarak kabul edilir…

221’de,o sırada 20’li yaşlarda olan Hannibal, babasına verdiği bu yemini yerine getirmek için büyük bir fırsat yakalayacaktı.Asil bir aileden olan Hannibal,kayınbiraderinin ölümü üzerine İber Yarımadasındaki güçlerin başına geçti.Artık planlarını gerçekleştirebilirdi…

Roma ile yapılan tüm antlaşmaları geçersiz sayarak sadece iki yılda tüm İspanya’yı topraklarına bağladı.Galya’yı tehdit ediyordu,Romalılar bu öfke dalgasını fark etmekte gecikmeyecekti.Roma tarafından Kartaca’ya sert bir ultimatom gönderildi:”Ya Hannibal’ı verirsiniz,ya da biz gelir alırız!”

Tabii ki Kartaca, bu küstahça ikaza kulaklarını tıkamıştı. Öfkelenen Roma,o zamanın en büyük ordusuyla beraber İkinci Punik Savaşı’nı başlatıyordu!

Roma’nın taktiklerine cevap vermek yerine Hannibal, doğrudan Roma’ya saldırmaya kara vermişti.219 yılının Eylül ayında 100 bin asker ve 37 fil ile Alplerde destansı yürüyüşüne başlayacaktı…

izbirakanlar05Alplerin dondurucu soğuğunun yanında dağdaki vahşi kabilelerin saldırıları sonucunda da ağır kayıp veren Hannibal,bu büyük yürüyüşü tam 15 günde tamamlamıştı.100 bin kişiyle başladığı yürüyüşün sonunda ordusunun yarısını kaybetmiş ve 37 filinin de 36’sını kurban vermişti.Zaten sağ kalan o tek filin üzerinde de Hannibal duruyordu…

Herşeye rağmen Hannibal ve ordusu, Roma’nın karşısına dikilmişti…Daha iyi eğitilmiş Kartaca ordusu,Hannibal’ın stratejistliği ile birleşince Romalıları kolayca avlamaya başladı.Trebia ve Ticinus Savaşlarında Kartaca büyük bir zafer kazanıyordu.Artık İtalya’nın kuzeyi Hannibal’dan sorulacaktı…

Kuzey İtalya’nın yerlilerini ve Galyalıları ordusuna alan Hannibal,güneye doğru ilerlemeye başladı.217 yılında Roma konsülünü de ağır bir yenilgiye uğrattıktan sonra Hannibal ve ordusu,çok verimli olan Campania bölgesini harabeye çevirdi.İlerleyişine devam eden Hannibal,Cannae’de elli bin kişilik dev bir Roma ordusuyla karşılaştı.Ancak Hannibal’ın dehası burada da ortaya çıkıyor ve süvarilerinin hareketliliği sayesinde yedi bin kişilik Kartaca ordusu,elli bin kişilik Roma ordusunu kuşatma altına alıyordu.Ertesi gün Romalıların merkezine büyük bir taarruz başlatan Hannibal, Roma ordusunu paramparça ediyordu.Avrupa’nın başkenti Roma, tehlikedeydi…

227904Ancak Hannibal Roma’ya yürümeye niyetli değildi.Belki de en büyük strateji hatasını yapmak üzereydi.Zira Roma’ya da Napoli’ye yürümeyen Hannibal,Romalılar ile savaşmaya devam etti.Ancak 211 yılından itibaren saldırdığı Romalı askerler, saldırıları püskürtmeye başlamıştı.Yapacak bir şey yoktu,İspanya’daki kardeşi Hasdrubal’dan takviye istedi.Eğer takviye gelmezse savaşa devam edemezlerdi.Ancak Roma’da planlar yapıyordu, Roma’nın ünlü komutanı Cladius Neron(Daha sonra Roma’yı yakacak kişi) ordu kurarak Hasdrubal ile çarpışmaya hazırlanıyordu bile…

207 yılında Neron tarafından bozguna uğrayan Hasdrubal’ın kellesi Hannibal’a gönderilecekti…Kartaca meclisi de Roma ile bir ateşkes yapılması görüşündeydi.Hannibal için kaçış yolu gözükmüyordu!

Roma’yı haritadan silmekten başka düşüncesi olmayan Hannibal, son darbeyi vurmak için harekete geçen Roma ordusunu karşılamak üzre,on beş yıl boyunca operasyonlar yaptığı İtalya’dan elli bin kişi toplamıştı.Buna karşılık Roma ise General Scipio komutasındaki elli bin kişilik orduyu yola çıkarmıştı.

202 yılında Scipio ve Hannibal, Zama Savaşında karşı karşıya geldi.Bu vakte kadar süvarilerinin hareketliliğini en üst safhada kullanan Hannibal,aynı derecede harketli ve kalabalık Roma ordusu karşısında ağır bir yenilgi alıyordu.Roma’yı Hannibal tehlikesinden kurtaran Scipio ise,”Africanus” ünvanını alıyordu…

Her ne kadar mağlup olmuş olsada Hannibal,Roma ile yeniden savaşmak istiyordu.Bu tehlikeyi gören Roma,Kartaca’ya uyguladığı yoğun sıkıştırmalar sayesinde Hannibal’ı Suriye’ye sürgüne yollattırdı…

Suriye’de de rahat durmayan Hannibal,burada da ayklanmalar çıkarttı.Ancak Roma’nın sabrı taşmıştı,Hannibal hakkında ölüm emri çıkarıldı.

Ölüm emrinin çıktığını öğrenen Hannibal ise,183 yılında Romalılar tarafından yakalanmak üzereyken intihar etti.Bazı Romalı kaynaklara göre Hannibal intihar etmeden önce”Hadi Romalıları daha fazla sinirlendirmeyelim; çünkü yaşlı bir adamın ölmesinin çok uzun süreceğini sanıyorlar.” dediği rivayet edilir…

Hannibal,her ne kadar büyük bir komutan olsa da birçok hata yapmıştır.Roma konsülünü yendikten sonra Roma’ya yürümek yerine savaşmayı tercih etmesi bunların başında geliyor.

Roma, Hannibal’ın ölümünden yaklaşık bir asır sonra Akdeniz’in tüm kıyılarıyla beraber Kartaca’yı da topraklarına katıyor ve tarihte bir ilki gerçekleştiriyordu…Hannibal’ın hayalini daha sonra Attila gerçekleştirecekti…

farklitarih.com ‘dan alıntıdır

BBC – Cortes

Hernán Cortés (1485–2 Aralık 1547), İspanya adına Meksika’yı fetheden denizcidir. Hernando veya Fernando olarak da bilinir, ancak tüm mektuplarını Hernán Cortés ismiyle imzalamıştır.

Bugünkü Peru olan İnka topraklarını fetheden Francisco Pizarro’nun ikinci dereceden kuzenidir. Küba’nın İspanyollarca fethedilmesinde görev almış ve başarısı buradan geniş bir arazi ve yerli köleler ile ödüllendirilmiştir.

Yeni Dünya’nın zenginliğini anlamış, Küba valisinden anakıtaya sefer yapmak için yardım istemiştir. Vali, kıtayı kendisi fethetmek istediği için sadece ticaret yapmasına ve keşif yapmasına izin vermiş, ancak Cortes valiyi kandırarak Meksika’yı fethetmiştir.

Aztek topraklarına çıkarma yapmasından sonra, ordusunda firar olmaması için, tüm gemilerini batırtmıştır. Yanında topçu, zırhlı süvari, zırhlı piyade ve tüfekçi birlikleri dahil, 40.000 e yakın bir ordu topladığı bilinmektedir. Çoğu rivayete göre bu sayıyı yerli kabilelerden topladığı adamlarla 100.00’e çıkardığı sanılmaktadır. Bazı kabile yerlileri, Aztek’lerin düşmanı oldukları için Cortes’e Tenochtitlan’ın yolunu göstererek, şehri bulmasına yardımcı olmuşlardır. Aztek İmparatoru Montezuma karşısındaki bu güce ilk başlarda direnmemiş, hatta onlara başkent’te kilise kurmalarına bile izin vermiştir.

Ama sonraları şehirdeki bazı yerli savaşçılar, Cortes’in şehirde istila ve yağma sebebiyle bulunduğunu anlamış ve isyan çıkarmışlardır. Çıkan isyanda imparator Montezuma başından yaralanmış ve kısa süre sonra ölmüştür. Cortez yanındaki birlikleriyle zor koşullarda ayrıldığı şehri, asıl ordusuyla kuşatmış ve uzun bir saldırı ve yıkımdan sonra şehri ele geçirmiştir.

Yerli halkı katletmesiyle de bilinir. Altın ve değerli mücevherler için dünyadaki en büyük soy kırımlardan birini yapmıştır. Azteklerin baş şehri Tenochtitlan’ı (O günün şartları içinde 700.000 nüfusu ile İstanbul ve Paris’ten sonra en büyük 3. şehir olarak bilinir) yerle bir etmiştir. Barbarlığı ile bilinir, çok serttir ve acımasızdır. Bu yüzden kendisinden korkulan ve istenilmeyen bir kişi olmuştur. İspanya’ya çağrılıp, yetkileri azaltılmıştır. 1541’de ülkesine dönüp Türklere karşı açılan Cezayir seferine katılmış; ölümden zor kurtulmuştur. Unutulmuş bir kişi olarak hayatı sona ermiştir.

BBC’nin savaşçılar serisinin devamı. İspanyol denizci Cortes’in Amerika’ya altın bulmak için gidişinin öyküsü

Bölüm1

Bölüm2

Bölüm3

BBC – Spartakus

Önderlik yeteneğiyle dikkati çeken Trakyalı bir köle olan Spartaküs, bir olasılığa göre Roma ordusundan kaçmış, haydutluk yaparken yakalanmış ve köle olarak satılmıştı. Spartaküs M.Ö. 73’te kendisiyle birlikte Capua’daki gladyatör okulundan kaçan 77 arkadaşıyla Vezüv Yanardağı’na sığındı. Küçük bir Roma ordusunca kuşatılan kaçaklar, bir uçurumdan aşağı inerek Romalı askerleri şaşırtıp kaçmayı başardılar.

Spartaküs, kendisine katılan ve sayıları 100 bine ulaşan kaçak köle ve gladyatörlerle Lucania’ya doğru yürüdü. Amansız bir çatışma sonucunda Publius Varinius’u yendi ve Thuria ile Metapontion kentlerini yağmaladı. Spartaküs artık Güney İtalya’ya egemen olmuştu. Roma Senatosu birden tehlikenin farkına vardı. M.Ö. 72’de iki konsülün yönetimindeki güçler Spartaküs’ün üzerine gönderildi. Spartaküs onları yendikten sonra kuzeye, Alpler’e doğru yürüyüşe geçti. Gallia Cisalpina valisi onu durdurmaya çalıştıysa da, yenilgiye uğradı. Köle ordusu artık Alpler’i geçebilir ve güvenlik içinde dağılabilirdi. Ne var ki, kimse İtalya’dan ayrılmak istemedi. Spartaküs, ister istemez güneye yürümek durumunda kaldı. Lucinia’ya geri dönen ordu, orada ilk kez Marcus Crassus’a yenildi.

Spartaküs, Sicilya’ya geçmeyi tasarlayarak Messina’ya çekildi. Onları kaçırmaya söz veren korsanlar sözlerinde durmadı. Crassus köleleri kuşattıysa da, Spartaküs kuşatmayı yararak çekildi. Daha sonra, M.Ö. 71’de, savaşmakta direnen köleler Romalılarca kılıçtan geçirildi. Romalı general Pompeius, Spartaküs’ün ordusundaki çok sayıda kaçağı yakalayıp öldürdü. 6000 kişiyi tutsak alan Crassus, Appia Yolu boyunca tümünü çarmıha gerdirdi. Spartacus’un cesedi ise asla bulunamadı.

BBC’nin savaşçılar serisinini devamı. Gladyatör olan Spartakus’un Roma’ya baş kaldırışının hikayesi.

Bölüm1

Bölüm2

Bölüm3

BBC – Aslan Yürekli Richard

BBC ‘nin Savaşçılar serisinin devamı.

Aslında onun aslan yürekli unvanını hakkettiğini söyleyemem. Kudüs’te müslümanlarla anlaşma yapmasına rağmen masum insanları öldürmesi onu ancak cani yapar.

BBC yapımı bir belgesel. Kudüsü alan Selahaddin Eyyubi’den Kudüs’ü tekrar almak isteyen hristiyanların haçlı ordusunun komutanı olarak İngiltere’den gelen kral Richard’ın öyküsü.

bölüm1

bölüm2

bölüm3

Akhilleus ve İskender

iskender_belgesel

Bu iki isim bize erken yaşta ölen ama dünyanın gördüğü en iyi komutanlarını, savaşçılarını hatırlatıyor .  Her ikiside günümüzde bir çok insanın kahraman olarak gördüğü kişiliklerdir. Yaptıkları şeyler bu ilgiyi hak ediyor.

Bir çoğumuzun bildiği gibi Akilleus Truva savaşında erken yaşta ölmüştür.  İskender ise henüz 33 yaşında sıtma hastalığından (Çoğularına göre aslında çok güvendiği komutanları onu arsenik ile zehirlenmiştir.)  hayata veda etmiştir. Bu iki tarihi karekter arasında birçok benzerlik vardır. Hatta İskender Akhilleus’un soyundan gelmektedir (İskender’in annesi Olympos Akhilleus’un soyundandır).

İskenderin kahramanı, Truva Savaşı’nın kahramanı Akhilleus’tur. İskender hemen hemen her gece Homerosun yazmış olduğu İlyada Destanını okumaktır. O’da İlyada da anlatılan destanlardan çok etkilenmiştir. Bir gün Akhilleus kadar tüm dünyada tanınan biri olmak istemiştir. Sonunda bunu başaracak hatta Akhilleus’u bile gölgede bırakacaktı. O daha da öteye gidecek ve yaşadığı dönemde tanrı olarak görülen ilk ve son kral olacaktı. Perslerin krallarının da tanrı olduğunu soyleyebilrsiniz ama onlar ve diğer krallar tanrı-kral olarak sıfat kazanmışlardır.

İskender dünyanın gördüğü en cesur insandır . O bütün savaşlarda ordunun en önünde savaşa girmiştir. Bir çok imkansız gibi görünen savaşı kazanmıştır. Bu savaşları kazanmasında düşmalarının zaafının etkisinin yanında İskender’in o inanılmaz inancı, cesareti bu zaferleri kendisine getirmiştir. O sonsuza kadar hep hatırlanacaktır.