İskenderiye Feneri

-iskenderiye_feneriFenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede tunçtan yapılmış gizemli ayna duruyordu. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı.

Şimdi mimari bir harikadan söz edeceğiz; İskenderiye Feneri, her fener gibi denizcilerin limana güvenle dönmeleri için yapılmıştı. Çağında dünyanın en uzun yapısı olarak biliniyordu. Ama Fener’in gizemli yönü olan ünlü “Ayna” bilimcileri daha çok ilgilendirmektedir. Fenerin ışığını yansıtan aynanın 50 kilometre (35 deniz mili) uzaklıktan görüldüğünü kaynaklar yazmaktadır.

Yeri; İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.
Şimdiki İskenderiye kentinin önünde bulunan Pharos Adası (Faros Adası)‘nda. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiş olan far (mesela otomobil farı) kökü bu adanın adıdır.

Tarih; Büyük İskender’in ölümünden sonra kumandanlarından Ptolemy Soter, Mısır’ı bir dönem yönetti ve İskenderiye’nin kuruluşuna tanık oldu. Kentin kıyısını Pharos Adası yani Firavun Adası kapatıyordu. Kıyıda ve liman girişinde su altı çok tehlikeli olduğundan bir fenerin yapılması gerekliydi. . İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fenerin Tasarım ve ilk çalışmalar Ptolemy Soter’e aittir ama fener, oğlu Ptolemy Philadelphus tarafından bitirilmiştir. Euclid’in çağdaşı olan mimar Knidos’lu Sostratus, fenerin ayrıntılı hesaplarını vermektedir. Fener, koruyucu tanrılara, Ptolemy Soter’e ve karısı Berenice’e adanmıştı. Limanın girişini belirtiyordu. İçinde geceleri ateş yakılıyor, gündüzleri ise güneş ışığı bir ayna yardımıyla yansıtılıyordu. Fener, Eski Yunan ve Roma paralarında gösterilmektedir. Araplar Mısır’ı ele geçirince İskenderiye’yi ve iklimini çok beğendiler ve fener yanmaya devam etti. Ama başkent Kahire’ye taşınınca fenerin bakımı ihmal edildi ve kazayla dev ayna kırılınca da bir daha yenisi yapılamadı. MÖ 956’daki depremde fener zarar gördü ama yıkılmadı. Fakat 1303 ve 1223’te Memlük Sultanı Kayıtbay İskenderiye’nin savunulması için bir kale yaptırmaya karar vererek (Kayıtbay Kalesi), yıkık fenerin tüm taşlarının ve mermerlerinin kalenin yapımında kullanılması emrini verdi.

harikaTanımlama; Yok olan altı harikadan en sonuncusu İskenderiye Feneri’dir. Bugün yeri tam olarak bilinmiyor. Strabo’ya ve Romalı tarihçi Küçük Pliny’e göre, kulenin dışı tamamıyla beyaz mermerle kaplıydı. Gizemli aynaların yansıttığı ışığın onlarca kilometre uzaktan görüldüğünü yine bu tarihçiler yazıyor. Bazı efsanelerde aynanın yansıttığı güneş ışınıyla düşman gemilerinin yakıldığı da yazmaktadır. 1166’da Arap gezgini Ebu Haccac el-Endülüsi feneri gezdi ve uzun uzun tanımladı.

 Modern uzmanlar, bu kaynaklardan yola çıkarak, fenerin üç katlı olduğunu söylüyor. En alt kat 55.9 metre yükseklikte ve kare şeklindeydi. Ortası yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi veya şaft vardı. Karenin üstünde 18.30 metre eninde 27.45 metre yüksekliğinde sekizgen bir kule, onun üstünde de 7.30 metre yüksekliğindeki üçüncü kat bulunuyordu. Fenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede gizemli ayna duruyordu ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı. İskenderiye Feneri, sonraki yüzyıllarda yapılan birçok fenere mimari örnek teşkil etmiştir. . Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur. Bulunduğu adanın Pharos sözcüğü, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca’da “Fener” yerine kullanılmaktadır.Fenerin en büyük gizemi olan ayna hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor. Bu kadar büyük bir aynayı kimin, nasıl yapabildiğini ve hangi tekniğin kullanıldığını hala bilmiyoruz.

 www.bilgiportal.com ‘dan alıntıdır.

Türk Piramitleri

Piramit denilince aklımıza her zaman Mısır Piramitleri gelir. Ancak, Mısır piramitlerinden binlece yıl eski piramitler, Orta Asya’da mevcut. Biraz daha açalım konuyu;

Eğer, biraz dünyanın tarihsel gelişimi ile ilgili bir şeyler okuduysanız. efsanevi Mu Kıtasını biliyorsunuzdur. Asya ile Amerika arasında olduğu varsayılan bu iki Avustralya büyüklüğündeki kıta’nın sular altına gömüldüğü rivayet edilmekte. Hatta, Atatürk’ün “Türklerin anavatanı” isimli bir araştırma için bir tim hazırladığı ve Mu Kıtasını araştırmak için bu timi görevlendirdiği bile söylendi. M.Ö 70 000‘li yıllardan söz ediyoruz ayrıca. İşte, tahmini olarak 64 Milyon insanın yaşadığı bir coğrafya olan Mu Kıtası, ilerleyen zamanlarda diğer kıtalarda da koloniler kurmuşlardır. Bu kolonilerin en ünlüsü, şüphesiz ki Büyük Uygur İmparatorluğu

Uygur İmparatorluğu dedğimizde aklınıza, o ilk yerleşik hayata geçen uygurlar gelmesin sakın. Zira, o yerleşik hayata geçen Uygurlar M.Ö 1000‘li yıllarda yaşamışlardır. Biz burada 70 000‘li yıllardan bahsediyoruz.


Büyük Uygur İmparatorluğu konusunda ayrıntılı çalışmalar yapmış olan James Churchward, bu büyük imparatorluğun bir haritasını bile yapmış. Haritada bu imparatorluğun sınırları Avrupa içlerine dek sokuluyo. İşte, bizim piramitlerin hikayesi de burada başlıyor.

Yazımızın en başında gördüğünüz piramit, Çin’in Xİ’an şehrinin 100 km. güneybatısında bulunuyor. Bu piramit, dünyanın en eski ve en büyük piramidi. Peki nasıl oluyorda böylesine bir piramit yıkık dökük halde… Ve nasıl oluyor da bu piramidin önemi ortadayken dünya onu çok az tanıyor… Cevabı ise çok ilginç;

Bu piramitler, Çin hükümetinin baskısı yüzünden 1945 yılına kadar dünya kamuoyundan saklanmış. İlk çekilen fotoğrafı yukarıda gördünüz zaten. 1994 yılına kadar çok az görüntü alınabilmiş bu piramitlerden. 1994 yılından sonra ise, “belli ölçüde” resim çekilmeye başlanmış acak halen piramidin çevresine yaklaştırılamıyorsunuz. Çünkü, bu piramidler Çin kültüründen değil!

Bu piramidlerin Büyük Uygur İmparatorluğu’ndan kalmış olduğu sanılıyor. Bu da , o piramidlerin önemini katlarca artırıyor. Ve en an alıcı nokta; birçok tarihçiye göre bu piramidler Türk kültürünün eseri!

Aslında, bu iddia doğru olabilir, yada sadece bir komplodur. Geçen aylarda, ünlü Metal Fırtına serisinin 4. kitabı çıktı. Orada da bu konu işlenmişti. Bu büyük piramitteki hitabelerin dünyayı değiştirebilecek bilgiler taşıdığı iddia edilmekte!

Çin hükümetinin bu piramidleri saklamak için yaptıkları ise şimdilerde bilinen şeyler. Piramitlerin üstünü toprak ile örtüp her mevsim yeşil kalan ağaçlar dikmeleri mesela. Ama benim dikkati çeken bir diğer nokta, Çin hükümetinin bu piramidleri yok etmeyişi. Yani, onları gizliyorlar ancak yok etmiyorlar…

Bu piramidlere Google Earth’ten bile ulaşabilirsiniz. Hatta size koordinatları bile söyleyeyim, bu koordinatları arama bölümüne olduğu gibi yapıştırın; 34.390380,108.739579

Aslında türk tarihi daha nice bilinmeyenlerle dolu. Daha geçen günlerde Güney Amerika’da Uygur harfleriyle yazılmış yazıtlar bulundu. Avrupa’nın birçok noktasında binlerce yıllık türk kalıntıları çıkarılmakta…

www.farklitarih.com  ‘dan alıntıdır.

İskender’in Atının Çalınması

 Büyük İskender ve BukefalosTarihteki en ünlü at Büyük İskender’in atı Bukefalos’tur.

İskender’in meşhur atı Bukefalos Asya da Zadrakarta denilen şehirde hırsızlar tarafından çalınır. Bunun üzerine yerli halk Makedon askerlerinin aceleci bir saldırısına maruz kaldılar. 

İskender eğer siyah at geri verilmezse göçebelerin çadırlarını yakacağı haberini verir. Bunun üzerine Bukefalos’u çalan hırsızlar atı geri getirirler. Böylece yerli halk ile barış tekrar sağlanır. Beklenenin aksine İskender hırsızlara ödül vererek onları gönderir.

 Bukefalos’un ölümü:

Hindistan’da Kral Porus ile yapılan savaşta İskender’in üzerinden hiç inmediği sevgili atı yaralandı ve öldü (M.Ö.326). Atın öldüğü yerde bir mezar yaptırdı ve mezarın etrafına da bir şehir kurdu ve bu şehre atının ismini verdi (bugünkü Bukefaleia (Jhelum) şehri, Pakistan).

Tarihte Petrolün Bilinen İlk İncelemesi

Pers İmparatorluğunu yıkan Büyük İskender fetihlerine devam ediyordu.  Perslerin başkentlerinden olan Ektabana‘ya gelmişti.

Burda İskender’e hiç sönmeyen ateşi tanıttılar. Topraktaki yarıklardan fokurdayarak çıkan koyu renkli sıvı hiç durmaksızın yanan bir havuza dökülüyordu. Kayaların arasındaki çukurlardan alevler parlıyor ve dumanlar çıkıyordu.Neft ile zifte benzemesine karşın Makedonyalı bilim adamları onun yeni bir element olduğunu düşünüyorlardı. Havada yanan bir çubuk tutulduğunda sıvı hemen alev alıyordu.

Sıvı ile gazın bu yanıcı karışımıyla Makedonlar deneyler yaptılar, bu suretle belki de petrolün bilinen ilk incelemesi gerçekleştirildi.

Cengiz Han’ın Askeri Stratejileri

mongol13. Yüzyılda dünya üzerindeki milletlerin birçoğu bölünmüş haldeydi. Hatta, Moğollar dahi Cengiz Han çıkana kadar birbirleri ile düşman halindeydiler. Moğolların bu hızlı yükselişin temel sebeblerinden biri buydu. Ancak, herşeye rağmen Moğolların askeri disiplinini de gözardı etmemek gerek…

Moğollar, Cengiz Han tarafından tek bayrak altında birleştirilmeden önce göçebe bir hayat tarzına sahiptiler. Savaş stratejilerini genelde süvari ve hafif silahlara dayandırmışlardı. Ancak Cengiz Han’ın tüm kabilelere “dünyayı fethetme” ülküsünü açıklamasının ardından, bu savaş kültürü Çin İmparatorluğu’nun savaş strateileri ile birleşecekti…

mogolaskerleriMoğollar, tek bayrak altında birleştikten sonra “humbaracı, kuşatma silahları ve mancınık” türü ağır teçhizata da önem vermişlerdi. Cengiz Han, bu yeni savaş stratejisini ilk olarak Çin üzerinde denedi. Binlerce Moğol atlısından müteşekkil Moğol ordusu yola çıktığında Çin İmparatorundan gelen mesaj netti:” Bir avuç kumun koskoca denizi yuttuğu nerede görülmüş!” Ama olaylar Çin İmparatorunun düşündüğü gibi gelişmeyecek, Pekin tarihinin gördüğü en acımasız katliamlardan birine tanıklık edecekti…

Moğollarda bir diğer önemli husus, savaşın ardından kazanılan ganimet idi. Moğol ordusu, kendilerine karşı savaşan halkalara istediklerini yapma hakkını buluyorlardı. Hatta, Cengiz Han ordusuna seslenirken aynen şunları söylemiştir: “Dünyadaki en büyük zevk nedir bilir misiniz? Düşmanı ezmek, önünüze katıp kovalamak, eskiden onların olanları almak, onları övenlerin ağıtlarını duymak ve en güzel kadınlarına sahip olmak!

Moğollarda toplumsal barış en önemli yasalardan biriydi. Zaten Moğolların devlet stratejilerinden biri de, bölünmüş devletlere saldırmaktır. Bölünmüş ve içerisinde kavgalar yaşayan toplumlar daha rahat ele geçirilebiliyordu.

Moğollar, bu devlet disiplinini ilerleyen yıllarda Türklere bırakacaklardı. Eğer dünyaya damgasını vurmuş devletlerin siyasi yapısını incelerseniz, hemen hemen hepsinde bu yasaların geçerli olduğunu göreceksiniz…

Cengiz Han’ın Bilinmeyenleri

cengiz_hanDoğarken avucunda tuttuğu kan pıhtısı onun ilerde büyük bir savaşçı olacağının göstergesi olarak yorumlandı. Hayatı bir efsane haline gelecek kişi Cengiz Han’dan başkası değildi.  Ancak, Cengiz Han hakkında bildiklerimiz kaynak yetersizliğinden dolayı çok kısıtlı. 800 yıllık kitabeler, Moğolistan’daki birçok hurafeden dolayı harap durumda.

– Pek çoklarına göre o milyonlarca insanı katleden bir barbar ve şeytanın yeryüzüne inmiş halidir.

– Askeri başarısında, casusları ve istihbarat sistemlerini sistematik bir şekilde kullanması yatıyordu.

– İhaneti asla kabul etmezdi. Kendi düşmanına dahi ihanet edenleri idam etmiştir.(Camoka’nın adamları kendisine ihanet ederek O’nu Cengiz Han’a teslim ettiler. Camoka’nın adamları  Cengiz Han’dan ödül beklerken Cengiz Han onları idam ettirmiştir.)

– Mezarının yeri bilinmesin diye, cenaze törenine katılan herkesin öldürüldüğü söylenir. Halen bile gömüldüğü yer hakkında en ufak bir ipucu yoktur. Moğolistan’da kutsal bir öge olarak görülen Cengiz Han’ın mezarı, “lanet getirecek” gibi hurafeler sebebiyle araştırılamamaktadır.

– Hayatı boyunca 20 milyon insanı öldürdüğü söylenir. Avupalıların canî olarak gördükleri Cengiz Han’a Türkler kısmen de olsa sempatiyle bakarlar…

– Fettetiği topraklar bugüne kadar fethedilmiş en büyük topraklardı. Cengiz Han ölürken sahip olduğu topraklar Büyük İskender’in 4, Roma’nın 2 katıdır. O öldükten sonra oğulları toprakları 2 katına kadar genişletmişlerdir.

-200 kişiden birinin Cengiz Han’ın soyundan geldiği söylenir.

-National Greographic’e göre tarihin en etkili elli politik liderinden biridir.

– Şamanizme inanıyordu. Hayatının ileri dönemlerinde Taoizm ve Budizm ile de ilgilendi. Ünlü taoist rahip Ch’ang Ch’un’dan ölümsüzlüğü istediği, bu isteği reddedilince de inançla arasına mesafe koyduğu rivayet edilir.

– Komünist idare altındaki Moğolistan’da bir tabuydu. Devrimin ardından ise milli sembol haline geldi.

– Hind lider Nehru, İngiltere’den bağımsızlıklarını kazandıkları süreçte, Cengiz Han’ın kitleleri birleştirme kabiliyetinden ilham almıştı.

– Büyük bir tutkuyla istediği “tüm dünyayı fethetme” arzusunu kendisi başaramasa da, oğulları kısmen başaracaklardı. 1258’de İslam dünyasının başkenti konumundaki Bağdat’ı kuşatan Moğollar, tarihin en büyük istilalarından birini yapmış ve halifeye vahşice işkenceler uygulamışlardı…

– Öldürken oğlu Ögedey’i yerine Moğol Han’ı ilan etti.

BBC Cengiz Han belgeselini izlemek için tıklayın.

İskender Darius’un Peşinde…

Gaugamela savaşını kazanan İskender daha sonra ilk amacı Darius’u yakalamaktı.

İskender ve ordusu hiç mola vermeden çölün içinde ilerliyorlardı. Gün boyu askerlerin sayısı azalıyordu. Askerler öğle sıcağında sanki robotmuş gibi ilerliyorlardı. Hiç suları kalmamıştı artık. Gözcülerden bazıları küçük bir tulum ya da tolga içinde biriktirdikleri suyu getirmişlerdi. Getirdikleri suyu İskender’e uzattılar.

“Kime getirdiniz bunu?” diye sordu.

“Size.”

Gözleri suya dikili yüzlerce adam toplanmıştı etrafa. Hiç kimse konuşmuyordu. İskender suyu kızgın kuma döktü. “Tek kişinin içmesinin hiçbir yararı olmaz” dedi.

Öğleden sonra yolda kaçakların kaldırdığı toz bulutunu gördüler. Çölde yürüyüş kırk yedi mil sürmüştü. Ama Darius’tan hiçbir işaret yoktu. Göründüğü kadarıyla içinde insan olmayan bir araba bir çift katır tarafından az ilerilerine çekilmişti. Susuz hayvanlar su arıyorlardı ve bir kaynağa doğru gidiyorlardı. Askerler seher vakti bu arabanın içinde kendi subayları tarafından öldürülen Darius’un cesedini buldular. Abartılı jestlerinden biriyle İskender, Büyük Kral(Darius)’un cesedini peleriniyle örttü.

İskender’in suyu yere dökmesi onun askerleriyle adeta bütünleşmiş olduğunun göstergesidir. Şüphesiz İskender askerleri tarafından çok seviliyordu.

Persepolis’in Yakılışı

perseolisPersepolis Pers Kral’ı I.Darius tarafından M.Ö yaklaşık 400 yıllarında kurulmuştur. Persepolis Büyük Kral Darius’un krallığı döneminde yapmış olduğu en görkemli faaliyettir. Persepolis zamanının en mükemmel, en güzel şehriydi. Öyleki o zamanda Yunanlılar böyle bir güzeliği rüyalarında dahi göremezdi diye tasvir edilir.

Persepolis kuruluşundan yaklaşık 1 asır sonra Büyük İskender zamanında yakılmıştır. Genel kabul Persepolisi İskender’in yaktığıdır. Bugünkü İran’da hala bu görüş kabul görmektedir. Otoriteler bunu tekrarlayıp duruyor ve asırlar boyunca ezberletildiği için, Persepolis’i İskender’in yakmış olduğu İskender ile ilgili genel kabul görülen olaylardandır.

Eğer İskender Persepolis saraylarının yakılması emrini verdiyse bunu niçin yapmış olabilirdi? Babil, Susa ve daha sonra Ektabana’da böyle bir şey yapmamıştır.

Yunanlı ve daha sonra da Romalı tarihçilerin bu yangın hakkında değişik bir çok yorumu vardır. Thais (İskender’in subaylarından Ptolemaios’un Atinalı  metresi)’i ön plana çıkaran romantik versiyon, savaş alanlarındaki olaylardan daha çok, insan ruhunun işleyiş mekanizmalarıyla ilgilnen yetenekli yazar Plutarhos tarafından çok iyi sunulmaktadır.

persepolisPersepolis’te bulunan İskender , sevgililerini de getirmelerine izin verdiği içkili bir toplantıda subaylarını ağırladı. Bu kızların en ünlüsü, daha sonra Mısır Kralı olan Ptolemaios’un metresi  Thais’ti.Ziyafet sürerken Thais bir Atinalı olduğu için hoş görülebilecek cüretli bir konuşma yaptı. Pers saraylarında içki içiyor olmasının, Asya’da binbir güçlükle orduyu takip etmesinin bir ödülü olduğunu söyledi. Ancak eline bir meşale alıp, daha önce Atina’yı yakan Kserkses(Eski Pers Kralı)’in içinde oturdukları salonunu yaksaydı çok daha iyi olacaktı. O anda orada bulunan herkes kızın kaprislerini alkışladı. Kral kafasına bir çelenk koyduktan sonra eline bir meşale aldı. Kalabalık İskender’in peşinden dans ederek ve şarkı söyleyerek salonu dolaşmaya ve tavandan sarkan kumaşları tutuşturmaya başladı. Sarayın dışındaki Makedonlar olanları gördüklerinde ellerinde meşalelerle içeri daldılar. Bu yıkımda, krallarının barbarlar arasında kalmak için istekli olmadığını ve eve dönmeye eğilimli olduğunun işaretini gördükleri için büyük bir zevkle onlarda yangını yaktılar.

Bu manzara yüzyıllar boyunca şairlerle oyun yazarlarının ilgisini çekmiştir.

Bu olaya  daha sonraları mantıksal bir açıklma getirmeye çalışan diğer yaklaşımlar, ya yüzyıl önce Yunanistan’ın yıkılmasının öcünü almak istediğini yada Persepolis’i, Asyalıların moralini bozmak veya eski Pers hanedanın uzaklaştırıldığını ve yeni bir kralın egemenliğini tanımaları gerektiğini anlamaları için yaktığı ileri sürülmektedir.

Pers Süvarileri

persler

Pers ordusunun en önemli parçası şüphesiz suvarilerdir. Pers süverileri bir çok savaşta ortaya koydukları mücadeleyle tarihte özel bir yere sahiptir. Pers suvarileri karşısında aciz duruma düşen Romalılar Persler karşısında ağır yenilgilere uğramışlardır

Değişik terihlerde dört Roma ordusu Suriye ovasında Pers süvarisi karşısında umutsuz bir savaşın yenilgiye yol açtığını kanıtlamışlardır. Marcus Antonius (ünlü Kleopatra’nın “Mark Antony”si) dağlara çekilerek emrindeki ordunun bir bölümünü kurtarmıştır. Triumvir Crassus‘un öldürüldüğü, kıyıya Gaugamela(Büyük İskender’in kendisinin sahip olduğundan yaklaşık 5 kat daha fazla olan Pers ordusunu yendiği yer)’dan çok daha yakın olan bir yerde, Carrhea’da bir Roma ordusu aşağı yukarı tamaman yok edilmiştir.

Bir diğeri Edessa(Urfa’nın) ‘da dağıtılmış ve imparatoru Valentian esir edilmiştir. (Valerian’ı atının üzerindeki Şapur karşısında dizlerinin üzerine çökmüş durumda gösteren, Pers sanatçılarının kayalara oyarak yaptıkları en azından iki tasvir yaşamaktadır.) Dördüncü orduysa İmparator Julianus’un komutasındaki Ktesiphon’a kadar ilerleyen ve Dicle boyunca güçlükle geri dönen ordudur. Geri çekiliş sırasında imparator ölmüş ve emri altındaki ordunun yarısı yok olmuştur.

Seçme Ömer Hayyam Rubaileri

Bütün rubailer Ahmet Kırca’nın Ömer Hayyam Rubaileri adlı kitabında bulunan 180 rubai içinden alınmıştır.

Dalgın gezerken uğradım bir testiciye;
Ustayı gördüm çamurlu elleriyle;
Padişahın başından kulp yapıyordu,
Dilencinin elinden baş testilere.

 
Sarhoş diye çıkmışsa bir kere adım,
Halkım neden kınar beni, anlamadım.
Her haram şarap gibi sarhoş etseydi;
Dünyada tek bir ayık bulamazdın.

 
Birlikte dönüp durduğumuz şu gökler:
Kocaman bir hayal fanûsuna benzer.
Evren o fânûstur,güneş onun lambası,
Biz de gelip geçen şaşkın görüntüler.

 
Manâ kitabının ilk sayfasıdır aşk,
Gençlik şiirinin ilk dizesidir aşk,
Ey, aşk dünyasından haberi olmayan!
Bil ki yaşam aşk demektir, yalnız aşk.

 
Geçici olan aşka aşk denmese yeridir,
Alevî olmaz onun, yarı sönmüş kor gibidir.
Âşık dediğin bütün yıl, ay, gündüz ve gece
Uyumayan, dinlenmeyen, yeyip içmeyendir.

 
Gerçek görenlere güzel, çirkin hepsi bir,
Sevenler için cennet, cehennem hepsi bir,
Aşka düşenler ha çul giymiş ha ipekli
Ha yastığa baş koymuş ha taşa hepsi bir.

 
Dünya dilediğince sürse sonu ne?
Şu ömür hikayemizin sonu ne?
Say ki bir yüz yıl gönlünce yaşadın,
Bir yüz yıl daha yaşasaydın sonu ne?

 
Toz toprak olmuş mezarlarda her beden,
Her zerre kopup ayrılmış birbirinden.
Ah! Bu nasıl şaraptı ki sızıp gitmiş
İçenler ve habersizler olup bitenden.


Elimde olsa bu dünyaya gelmezdim,
Bu dünyadan da hiç ama hiç gitmezdim.
En iyisi şuydu ki bu yıkık yere:
Gelmeseydim, olmasaydım, gitmeseydim!