Dünyanın Akışını Değiştiren Satranç Oyunu ve Şah-Mat Hamleleri

  1. Misyonerlik yamyamlıkla başladı.
  2. Fransa İngiltere’ye kazık atarken ABD doğdu.
  3. Thaless, Güneş Tutulması’yla savaşı bitirdi.
  4. Çanakkale, Lenin’i iktidara getirdi.
  5. II. Wilhelm, Enver Paşa’yı yarattı.
  6. Truva Atı mat etti.
  7. Bizans, aralık kapıya yenildi.
  8. İsa’yı çarmıha geren tembel hahamlar Hristiyanlığı doğurdu.
  9. Patrik asıldı, kapı hâlâ kapalı.

Bu siyasi satranç, tarihin bütün zamanlarında oynanmış, halen de oynanmakta, gelecekte de oynanacak. Bütün tarih zamanlarından ve dünyaya yaygın çeşitli ülke ve siyasilerin değişik hamlelerinden seçilen sayfalara aktarılan örnekler, siyasetin sürrealist satrancı konusunda aydınlatıcı olacaktır.

YAMYAMLIK

Geçmiş yüzyıllarda Afrika’da fıkramsı bir hamle beklenmedik gelişmelere neden olmuş.Geçmiş yüzyıllarda yiyecek sıkıntısı çeken Afrikalı kabileler, yiyecek içinİngiltere’den yardım istemişler. Yardım uzun süre gelmeyince, ortalıkta dolaşıpduran İngiliz misyon şefini önce rehin almışlar, sonra da yemişler.Elçileri yenen İngilizler, bu durum karşısında çok sinirlenerek telgrafçekmişler hemen Afrikalılara:“Vay yabaniler vay! Bizim büyükelçiyi nasıl yersiniz?” Cevap göndermiş hemen Afrikalılar:“Haşlama!..”İngilizler diretmiş:” Derhal 1000 sterlin tazminat göndermezseniz, araştırma uzmanlarımızı gönderipgerekeni yapacağız.“Afrikalı şef telgrafı alınca “ugh” demiş. Sonra hepsi birden “ugh” , “ugh” demişler.Ve tamamı, tazminatı denkleştirmek için civar kabilelere dağılmışlar. Kabile üyeleri akşam dönünce, toplanabilen miktarı gören şef, acele telgraf göndermişİngilizlere: “Bizde 75 sterlin çıktı. Kusura bakmayın, siz de bizimkini yiyin!..”Uluslar arası müdahale imkanı bulunmaya İngilizler, derhal uzmanlarını Afrika’ya göndermiş. Göreve başlayan bu din misyonerleri, bazı kabilelerde köleyığınları yaratma gibi faaliyetler oluşturmuşlar. Bu arada Afrika halklarınınbeslenme sorunundan hareketle, Afrikalının aç bırakılarak kontrol edilmesi siyasetiyerleşmiş Batı’da…

İNGİLİZ –FRANSIZ KAZIKLARI

Amerikan Bağımsızlık Savaşı dönemlerinde, Fransızlarla İngilizler birbirlerine kazıkatıp duruyorlardı. Her ikisi de birbirlerinin uluslar arası çıkarlarının altınıoymakla meşguldüler. İngilizlere karşı Amerikan Bağımsızlık Savaşı başlayınca,Fransızlar İngilizlere kazık atmak için, Amerikan devrimcilerine askeri uzmanlarını ve teknolojilerini gönderdiler; ama bu kazık, bu kadarla kalmadı.Hem askeri uzmanları ve teknolojileriyle Amerikalıların Bağımsızlık Savaşı’nı kazanmalarını sağladılar hem de İngilizlere kazık atalım derken geleceğin ABD’sinin kurulmasına neden oldular.İngilizler bu kazığı not etmişlerdi.Fransız monarşisinin, Fransız devrimcilerine karşı savaş başlayınca İngilizlerde Fransız devrimcilerine el altından para yardımı yapmaya başladılar…Görünüşte Fransız hanedanına onlar da bir kazıkla karşılık vermiş olacaklardı.Ne ki, Fransız devrimcilerine el altından yardım etmeleri bununla kalmadı; Fransa’da kırallık yıkıldı, cumhuriyet doğdu ve yeryüzünde her şeyi değiştiren Fransız İhtilali meydana geldi.

THALESS’İN HAMLESİ

Thalesİ.Ö. 500 sonlarında Med Kralı Sik****’le ve Lidya Kralı Alyat uzun yıllardan beri savaşıyorlardı. Henüz dünyanın yuvarlak olduğu ve güneşin çevresinde döndüğü bilinmeyen o dönemlerde, savaş gittikçe kızışıyordu. Savaş öylesine uzun sürmüşki, her iki ülkenin de halkı perişan olmuş, yiyecek bulma güçlüğü, ticaret yapma güçlüğü son haddine varmıştı.Yurttaşlar, “Bu savaşlardan tanrılar bile usandı” deyip duruyorlardı. Genel hoşnutsuzluk her yerde yükselince, her iki kral da halkı avutacak, onlara savaşı unutturacak çareler aramaya başladılar. Önemli olan halka savaşmayı unutturmaktı, yoksa savaşın kendisi devam etmeliydi tabii. Sonra akıllarına bilgin Thaless geldi. Bilgin Thaless, o sıralarda, “Gündüzün geceye dönüşeceğive yıldızların görünüvereceğini” söylüyordu. Bu dedikodu, halkın dikkatini savaştan uzaklaştırabilirdi.Bilgin Thaless‘i çağırıp bu söylentinin ne zaman gerçekleşeceğini sordular.”Yarın” dedi Thaless. İki kral, halkı ve askerleri meydana topladı.Halk veaskerler savaştan usandıklarından, dedikoduların söylenti olduğunu bile bile eğlenip beklemeye başladılar.O gün, 28 Mayıs 585‘te Güneş tutuldu. Gün geceye döndü. Yıldızlar göründü vebeklenmeyen bir sonuçla, savaş bitti. Askerler ve krallar o kadar şaşırıpkorkmuşlardı ki, beş yıldır süren bu kanlı savaşı beklenmeyen bir şekilde durdurmuşlardı.Bilgin Thaless, Güneş’in o gün tutulacağını biliyordu. O, güneş’in o yıldakitutulmasını öngören ilk bilgindi.Aslında evrendeki bu gerçeği halka duyurmak istiyordu.Ama bu olayın savaşı bitirebileceğini aklından bile geçirmemişti.Gözler önüne serilen bu hamlelerle sonuçları, mekanik düzenekleri andırıyor.Bilindiği gibi, “Bir yere çarptırılan bir nesne, diğer nesneleri harekete geçiripzincirleme etkiler sonunda mumu yakan kibriti ateşleyerek ortalığınaydınlanmasına neden olacak mekanizmayı harekete geçirir”.

ÇANAKKALE HAMLESİ

Anafartalar savunmasında düşmanın 15 dakika durdurulması Rusya’da Çar’ın devrilip yerine Lenin‘in iktidara geçmesine yardımcı oldu. Almanya, 1.Dünya Savaşı öncesinde,Rusya’da Çar’ın politikalarından hoşnut değildi ve uluslar arası çıkarlarına uygun görmüyordu. Bu nedenle Lenin’i ve partisini el altından desteklemeyebaşladı. “Lenin iktidara geçerse, Rusya 1.Dünya Savaşı’ndan çekilebilirdi…”1914‘te İngilizler, Yeni Zelandalıları yanlarına alarak Fransız ve İtalyanlarlaÇanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul’u işgal edip oradan da Karadeniz yoluylaRus Çarı’na, Lenin’e karşı yardım etmeye gidiyorlardı. Alman armadası,gemilerin yolunu açık denizde kesecekken, onları Çanakkale’de Türk taburlarıdurdurdu. İngilizlerin bu hamlesi, Conk Bayırı ve Anafartalar’dakiçarpışmalarda beklenmeyen ve değişik sonuçlar üretti:İleride Türk bağımsızlık savaşını başlatacak olan Mustafa Kemal doğdu. 300 bin asker hayatını kaybetti. Mustafa Kemal‘in Anafartalar savunmasında 15 dakikada İngiliz ve Fransızları durdurması bir anlamda Lenin‘in Rusya’da iktidara gelmesini kolaylaştırdı. Böylece İngilizlerin başlattığı bir hamle, üç ayrı sonucu doğurmuş oldu.

ÇAPRAŞIK HAMLELER

19. yüzyıldaki çapraz hamlelerde ise Osmanlı‘nın üstünde Fransa’nın ağırlığı hissedilmeye başlanmıştı. Bu hamleye tepki olarak İngilizler Osmanlı’ya karşı olan Yunan başkaldırısına destek çıktılar. Başka köşede Bismark, Osmanlı’da Tanzimat’ın Batı hayranlığını, Batı düşmanlığına çevirmek için Türk ırkçılığını ve dinsel gelenekçiliği desteklemeye başladı. Çünkü Tanzimat, Paris’e dönüktü. Aynı nedenle başka bir zaman diliminde, II.Wilhelm sık sık Osmanlı’yı ziyaret ederek,hal hatır sormaya başladı. Sonuçta Osmanlı savaşlarda ünlü KRUPP toplarını kullanmaya başlayacaktı. II.Wilhelm‘in bu hamlesi, sonuç olarak Enver Paşa ırkçılığını da yükseltmişti. Enver Paşa iki Alman zırhlısına Odessa’yı bombalatırken, Osmanlı’nın 1.Dünya Savaşı’na gireceğini aklından geçirmiş miydidersiniz.

TRUVA’DAKİ HAMLE – MAT

Truva atıTruva Savaşı‘nda, Akhalı Menelaos, zengin Truva’yı yıkabileceğine düşünde görse inanmazdı. Onun tahta atı, Truva Savaşı‘nda siyasi bir satrancın hamlesidir. Truva Kalesi’nin önüne bıraktırdığı tahta at, satrançtaki hamlenin taşıdır.Menelaos bu taşla hamle yapmıştır. Bu, bilinçli bir hamledir.Galibiyetin getirdiği coşkuyla çılgına dönmüş olan Truvalılar, Menelaos‘unbıraktığı bu hediyeyi ganimet kabul edip içeri aldılar. Bu son hamlenin sonuçlarını akıllarına bile getirmediler. Belki Akha’lı Menelaos da tam olaraksonucu düşünemiyordu. Tahta atın içine gizlediği askerlerini bile gözden çıkarmıştı çekilirken. Menelaos her büyük komutanın sahip olduğu şansa sahipti. Truvalılar coşku ile içtiler, eğlendiler ve yerlere serildiler. Sabaha karşıaskerler atın içinden çıkarak kapıyı açtılar. İşte bu şansla Menelaos‘un hamlesi zincirleme sonuç getirdi. Truva Düştü!

BİZANS’TA SON HAMLE

İstanbul'un fethiİstanbul fetih edilirken, Bizans ordusu içinde değişik milletlere ait askerlerin hepside kutsal Bizans’ın Osmanlı’ya karşı savunması için gelmişlerdi. Kuşatmanın sonuna doğru Osmanlı toprakları Edirnekapı ve Topkapı’da çok büyük gedikler açmıştı.Artık içerideki Bizanslılar dışarıdan görülebiliyor, şehir son anlarını yaşıyordu.Bizans ordusundaki Cenevizli bir komutan, kalan güçleri yaptığı bir planla kapıların dışındaki Osmanlı askerlerini arkadan çevirip, yok etmek ve gedik açmak için “Rum ateşi” desteğinde kapılardan birini açtırdı (Kserkoporta) ve dışarıhamle yaptı. Ama kendi adamları yaralandı.Kapalı olan kapılar açılarak kendi yaralı askerleri içeri alındı. Sonra telaşlakapılar tam olarak kapatılamadı.Surların dışındaki iki yeniçeri kapının yarı açık olduğunu fark ettiler. Bizans askerleri, Topkapı yönünde mazgalları boşaltıp Topkapı’da savaşan diğeraskerlere yardıma gitmişti. İki yeniçeri diğer yeniçerileri de çağırarak içeridaldılar ve esas kanlı savaşların cereyan ettiği Topkapı’ya doğru hızla koşmayabaşladılar. Topkapı surunda savaşan Bizanslılar, yeniçerilerin içeride ve arkalarında olduğunu fark edince onlara doğru döndüler.MAT! Her şey bitmişti.Cenevizli komutan, yapmış olduğu hamlenin sonucunu rüyasında görse inanmazdı.

FİLİSTİN HAMLESİ

Hz. İsa'nın çarmıha gerilişiHZ. İsa; hahamların cemaatlerine hizmette kusurlarının olduğu, çalışmadıkları vealdıkları paraları hak etmediklerini söyleyince, hahamlar İsa’yı çarmıhagerdirdiler. Romalılara bu hamleyi yaptırırken, sonuçlarının Hristiyan dinini doğuracağını düşlerinde görseler inanmazlardı. Hele bu hamlenin Miladi Tarihi doğuracağını hiç düşünmemişlerdi.

PADİŞAHIN HAMLESİ

1821 yılında Osmanlı padişahı, Rusya çarlığıyla casusluk yaptığından şüphelendiği Rum Ortodoks Patriği Grigorius’u bir emriyle patrikhanenin kapısına astırdı.Günümüzde bu kapı hala kapalıdır. Padişah, Yahudi halkına, Grigorius’un ölüsünü Sarayburnu’ndan denize atmalarını emretti. Padişah’ın Yahudi halkı emri yerine getirdiler, aradan geçen zamanla bu hamlenin sonuçlarıyla Mora Yarımadası’ndaki Rumlar 6 bin Yahudi’yi katlettiler.

İnsanoğlu,dünyada çeşitli coğrafyalarda hamlelerini halen sürdürüyor. Yaptığı hamleler dünyanın değişik yerlerinde değişik sonuçlara yansıyor. Irak’ta ve Afganistan’daki satrancın sonuçları yüzyılımız sonlarına doğru, hatta belki deoraya kalmadan beklenmeyen sonuçlar yaratacak.

Hakan Er – www.twitter.com/aynaninsirri

Truva Gümüş Yayın Efendisi

Yazar : David Gemmell

Kitabın açıklaması

“Truva Savaşı’nın karakterleri yeniden canlanıyor! Yiğitliğin ve korkusuzca savaşmanın, şeref ve ihanetin, kazanılan ve kaybedilen aşkın dramına David Gemmell hayat veriyor.

 O, son derece şöhretli bir adam. Kimileri ona Altın Çocuk diyor; kimileriyse Gümüş Yayın Efendisi. Dardanoslular için o Prens Aeneas. Fakat arkadaşları ona Helikaon diyor. Güçlü, çevik, hızlı düşünen, cesur bir savaşçı. Düşmanları tarafından nefret edilen, Truvalı dostlarının bile ürktüğü bir adam. Çünkü Altın Çocuk kalbinde karanlık bir yan taşıyor. Bir vahşet, öyle bir vahşet ki bu bir kez uyandırılmaya görsün ancak kanla doyabilir.

 Mykeneli Argurios, eşi benzeri olmayan bir savaşçı, esnetilemez ilkelere ve kırılmaz bir dirence sahip. Tüm Mykene savaşçıları gibi fethetmek ve öldürmek için yaşıyor. Kral Agamemnon tarafından ‘altın şehir’ Truva’nın savunmasını düşürmek üzere gönderilen bu asker Helikaon’un yeminli düşmanı.

 Andromakhe, kendi rızası dışında Truva prensi Hektor’la evlendirilen Thera rahibesi. Geleneklerden bıkmış, savaş sanatına hakim ve mükemmeliyetçi Andromakhe istediği insanı sevmeye ve gönlünce yaşamaya ant içmiş.

Şimdiyse kader bu üçünü bir araya getirecek. Aşk ve nefretin tutkulu kıvılcımlarından tüm dünyayı saracak bir yangın yükselecek.”

Baştan sona müthiş akıcı dille anlatılmış bir kitap.

Olaylar Aenas, Andromakhe ve Mykeneli Argurios üçlüsünün üzerinde yoğunlaşmaktadır. Aenas’a insanlar tarafından Helikaon veya Altın Çocuk olarak çağırılmaktadır.

Argurios, Helikaon(Aenas)’un gemisinde Truva’ya gitmek için  yolculuk etmektedir. Fakat bütün Mykenliler Helikaon’a düşmandır. Gelişen olaylar sonucunda Helikaon ve Argurios beraber aynı safta savaşacaklardır, yani dost olacaklardır. Birlikte savaştıklarında karşılarındaki düşmanı öğrenince sizde şaşıracaksınız.

Kitap hakkında daha fazla bilgi verip heyecanınızı kaçırmak istemiyorum. Bu eşsiz eseri sıkılmadan okuyacagınızı tahmin ediyorum.

İskenderiye Feneri

-iskenderiye_feneriFenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede tunçtan yapılmış gizemli ayna duruyordu. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı.

Şimdi mimari bir harikadan söz edeceğiz; İskenderiye Feneri, her fener gibi denizcilerin limana güvenle dönmeleri için yapılmıştı. Çağında dünyanın en uzun yapısı olarak biliniyordu. Ama Fener’in gizemli yönü olan ünlü “Ayna” bilimcileri daha çok ilgilendirmektedir. Fenerin ışığını yansıtan aynanın 50 kilometre (35 deniz mili) uzaklıktan görüldüğünü kaynaklar yazmaktadır.

Yeri; İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.
Şimdiki İskenderiye kentinin önünde bulunan Pharos Adası (Faros Adası)‘nda. Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiş olan far (mesela otomobil farı) kökü bu adanın adıdır.

Tarih; Büyük İskender’in ölümünden sonra kumandanlarından Ptolemy Soter, Mısır’ı bir dönem yönetti ve İskenderiye’nin kuruluşuna tanık oldu. Kentin kıyısını Pharos Adası yani Firavun Adası kapatıyordu. Kıyıda ve liman girişinde su altı çok tehlikeli olduğundan bir fenerin yapılması gerekliydi. . İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fenerin Tasarım ve ilk çalışmalar Ptolemy Soter’e aittir ama fener, oğlu Ptolemy Philadelphus tarafından bitirilmiştir. Euclid’in çağdaşı olan mimar Knidos’lu Sostratus, fenerin ayrıntılı hesaplarını vermektedir. Fener, koruyucu tanrılara, Ptolemy Soter’e ve karısı Berenice’e adanmıştı. Limanın girişini belirtiyordu. İçinde geceleri ateş yakılıyor, gündüzleri ise güneş ışığı bir ayna yardımıyla yansıtılıyordu. Fener, Eski Yunan ve Roma paralarında gösterilmektedir. Araplar Mısır’ı ele geçirince İskenderiye’yi ve iklimini çok beğendiler ve fener yanmaya devam etti. Ama başkent Kahire’ye taşınınca fenerin bakımı ihmal edildi ve kazayla dev ayna kırılınca da bir daha yenisi yapılamadı. MÖ 956’daki depremde fener zarar gördü ama yıkılmadı. Fakat 1303 ve 1223’te Memlük Sultanı Kayıtbay İskenderiye’nin savunulması için bir kale yaptırmaya karar vererek (Kayıtbay Kalesi), yıkık fenerin tüm taşlarının ve mermerlerinin kalenin yapımında kullanılması emrini verdi.

harikaTanımlama; Yok olan altı harikadan en sonuncusu İskenderiye Feneri’dir. Bugün yeri tam olarak bilinmiyor. Strabo’ya ve Romalı tarihçi Küçük Pliny’e göre, kulenin dışı tamamıyla beyaz mermerle kaplıydı. Gizemli aynaların yansıttığı ışığın onlarca kilometre uzaktan görüldüğünü yine bu tarihçiler yazıyor. Bazı efsanelerde aynanın yansıttığı güneş ışınıyla düşman gemilerinin yakıldığı da yazmaktadır. 1166’da Arap gezgini Ebu Haccac el-Endülüsi feneri gezdi ve uzun uzun tanımladı.

 Modern uzmanlar, bu kaynaklardan yola çıkarak, fenerin üç katlı olduğunu söylüyor. En alt kat 55.9 metre yükseklikte ve kare şeklindeydi. Ortası yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi veya şaft vardı. Karenin üstünde 18.30 metre eninde 27.45 metre yüksekliğinde sekizgen bir kule, onun üstünde de 7.30 metre yüksekliğindeki üçüncü kat bulunuyordu. Fenerin toplam yüksekliği 117 metreydi ve bu yükseklik günümüzdeki 40 katlı binalara eşittir. Ortadan geçen şafta yakılan ateşin yakıtı konuluyordu. En tepede gizemli ayna duruyordu ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı. İlk yapımında fenerin damında veya tepesinde Tanrı Poseidon’un bir heykeli vardı. İskenderiye Feneri, sonraki yüzyıllarda yapılan birçok fenere mimari örnek teşkil etmiştir. . Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur. Bulunduğu adanın Pharos sözcüğü, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca’da “Fener” yerine kullanılmaktadır.Fenerin en büyük gizemi olan ayna hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor. Bu kadar büyük bir aynayı kimin, nasıl yapabildiğini ve hangi tekniğin kullanıldığını hala bilmiyoruz.

 www.bilgiportal.com ‘dan alıntıdır.

Truva’nın Ortaya Çıkışı

National Geographic’in hazırlamış olduğu belgesel.

Bölüm1

Bölüm2

Bölüm3

ODYSSEİA

odysseiaBatı Kültürünün Kaynağı Odysseia Destanı´nın Romanı

Ben Laertes´in oğlu Odysseus´um. Yurdum İthaka´dır. Benim yurdum kayalıktır; fakat yaşamak için iyi bir yerdir ve dünyada hiçbir yeri ona yeğ tutmam. Beni geniş mağarasında koca olarak tutmak isteyen tanrısal güzellikteki Kalypso´yu bile vatanım uğruna terk ettim. İnsana kendi yurdundan ve ana babasının yanından daha sıcak hiçbir yer olamaz. Yabancı bir ülkenin en zengin konağında yaşasa bile, insan gene uzaklardaki baba evini özler durur…

Truva savaşından dönen Odysseus’in başından geçen olayları anlatan bir kitap.

Akhilleus ve İskender

iskender_belgesel

Bu iki isim bize erken yaşta ölen ama dünyanın gördüğü en iyi komutanlarını, savaşçılarını hatırlatıyor .  Her ikiside günümüzde bir çok insanın kahraman olarak gördüğü kişiliklerdir. Yaptıkları şeyler bu ilgiyi hak ediyor.

Bir çoğumuzun bildiği gibi Akilleus Truva savaşında erken yaşta ölmüştür.  İskender ise henüz 33 yaşında sıtma hastalığından (Çoğularına göre aslında çok güvendiği komutanları onu arsenik ile zehirlenmiştir.)  hayata veda etmiştir. Bu iki tarihi karekter arasında birçok benzerlik vardır. Hatta İskender Akhilleus’un soyundan gelmektedir (İskender’in annesi Olympos Akhilleus’un soyundandır).

İskenderin kahramanı, Truva Savaşı’nın kahramanı Akhilleus’tur. İskender hemen hemen her gece Homerosun yazmış olduğu İlyada Destanını okumaktır. O’da İlyada da anlatılan destanlardan çok etkilenmiştir. Bir gün Akhilleus kadar tüm dünyada tanınan biri olmak istemiştir. Sonunda bunu başaracak hatta Akhilleus’u bile gölgede bırakacaktı. O daha da öteye gidecek ve yaşadığı dönemde tanrı olarak görülen ilk ve son kral olacaktı. Perslerin krallarının da tanrı olduğunu soyleyebilrsiniz ama onlar ve diğer krallar tanrı-kral olarak sıfat kazanmışlardır.

İskender dünyanın gördüğü en cesur insandır . O bütün savaşlarda ordunun en önünde savaşa girmiştir. Bir çok imkansız gibi görünen savaşı kazanmıştır. Bu savaşları kazanmasında düşmalarının zaafının etkisinin yanında İskender’in o inanılmaz inancı, cesareti bu zaferleri kendisine getirmiştir. O sonsuza kadar hep hatırlanacaktır.